Eylül Sonbaharla Büyülenir

,

Güz yağmurlarıyla birlikte yaprak dökümü başlar. Dışarıda sonbaharla büyülenen eylül güneşinden yayılan ışınlar altında, solgun ve sarıya dönen bir dünya oluşur. İnsanın içinde derinden derine romantik bir güzellik canlanır. Yaşama olan yolculuğumuzda hayranlıkla yaptığımız sonbahar gezileri çoktan başlamıştır. Yenidünyalar keşfetmemizi sağlayan ve farkındalığımızı pekiştiren bu yolculuklar; doyumsuz manzarasıyla doğanın eşsiz şöleniyle sonsuz bir zaman dilimine doğrudur. Sonbahar koynunda bir melek dokunulmazlığında bembeyaz bir kış; daha derininde diriliş barındıran sımsıcak bir ilkbahar coşkusu saklamaktadır. Bu mevsimde efsunlanan eylül, bize geçmişi ve sevdiklerimizi hatırlatırken tatlı bir hüzün; sevgi ve aşk hayatımızı canlandırıp neşelendirir, güzel bir renk konfetisi sunar.

Sıcaklar azalır, yumuşayan gökyüzü yavaş yavaş havayı serinletir, günler de dakika dakika kısalır. Nereye baksak orada bütün cazibesiyle doğa kendini gösterir. Ağaçlarda sararıp kızıllaşan titreyerek sağa sola savrulup uçuşan yapraklar masalsı bir canlılığa bürünerek insanı mest eder. Yeşilin bin bir rengi yerini sarı ve kızılın tonlarına bırakır, altın sarısına dönüşüp rengârenk bir cümbüş içinde parıldar. Ağaçların eteklerinde sanki bir Afgan halısı gibi kehribar rengi yapraklar birikir. Sonbahar, bende duygunun ve aşkın en yoğun yaşandığı bir tatlı hayranlık oluşturur. Bir kez daha baharların aşk mevsimi olduğuna dair inancım güçlenir.

Düşen yaprakların üzerinde yürürken çıkan seslerden mutluluk duyarım. Sokaklarda, uzun yürüyüşlerle sonbaharı yaşamak, bu mevsimin yeşil ve pembe renkli meyvelerinden bol bol yemek bana huzur verir. Turuncu renge boyanan doğaya heyecan ve şaşkınlıkla bakıp, parkın yakınındaki koruluğun havasını ciğerlerime çekip doldururum. Yaşadığım andan zevk almak, özgür olmak ve sevmek, geleceği sadece zamansızlığı yaşamak bu mevsimde de bana son derece keyif verir. Rüzgârların peşine takılıp giderken eylül, yağan yağmurlar, esen rüzgârlar, nemli kaldırımlar, sis ve uzun duman dalgaları hepsi bir hazinenin parçaları gibi gözlerimi kamaştırır. Sokaklarda gördüğüm sararmış uçuşan yapraklar düşlerimin içinden yol alarak doğanın özüne dönüşür.

Bu serin sabahlarda, göçmen kuşlar birdenbire çekip giderler. İlkbaharda gelen bu kuşlar, havaların serinlemesiyle daha iyi barınma ortamını bulabilmek için sıcak bölgelere doğru yola çıkıp düzenli biçimde gökyüzünde kâh süzülüp kâh kanat çırparlar. Çoğunluğu leylekler, kırlangıçlar ve bülbüller oluşturur. Kimi güneşe göre, kimisi yıldızlara göre yönlerini bulurlar. Ülkemiz onların bu yolculuğunda bir köprü gibi geçişlerini sağlar. Uzun kanatlı kuş sürüleri ayrılırken boş kalan yuvalar, engin ovalar, ormanlar, dağlar ve gökyüzü ılık ve tatlı bir hüzünle dolar. Bu göçler ve güz mevsimi kendini hatırlattığında; ruhumda yıllardır yerleşmiş olan ilham perilerinin kimi zaman doyumsuz bir neşeye, kimi zaman yoğun bir hüzne gark olduğunu hissederim. Sis ve uzun dumanlar dağların zirvesine yerleşir, taze bir sonbahar rüzgârı solmuş yaprakların kokusunu taşır.

Eylül’ün hazanları ardına bırakmış, canlanıp tazelenmiş aşklarından da bahsetmek yerinde olur. Eylül aylarında aşk başka türlü büyülenir. Âşıklar sevgilisine eylülde gel diye çağrı yapar. Mutluluk hayatımıza sonbahar esintisi gibi girer, yüreklerimize sevinç dolar. Doğa, Yedi Göller, Abant ve Kazdağları romantik çiftlere adeta zamanı durduran efsanelerin yeniden yaşanır olan en güzel yanlarını sunar. Sessizliğe bürünen bu doğada âşıklar kendilerini masalsı bir diyardaymış gibi hisseder. Elbette ayrılıklar ve hüzün de sonbaharı çağrıştırmaktadır. Atilla İlhan “Adım Sonbahar” şiirinde sonbaharın tatlı hüzünlerini şöyle betimlemiştir:

oysa ben akşam olmuşum

yapraklarım dökülüyor

usul usul

adım sonbahar.

Kuşların göçü gibi, yolculuk da ruhumuza sunulan bir hediye olup yolda olmaktan alınan haz ve keyfi tarif edemiyorum. Bize hayatımızın değerini, zamanın kıymetini yola koyulmanın tutkusunu öğreten eylül ile yolculuklar başlıyor. Bu mevsim geçişinde seyahat etmenin; hayal gücünü, bilgelik ışığını yaşatmak, olgun ve güçlü, erdemli ve kişilikli insanların yoluna yönelmek olduğunu düşünüyorum. İçimizdeki iyiliğin ortaya çıkacağına olan inancım artarken kendimiz gibi yaşayabilmenin sevinci çoğalıyor. Sonbaharda hayatın ve zamanın kıymetini bizlere bildiren; bizi düşünmeye, yola koyulmaya sevk eden son derece güzel yol güzergâhları var.

Sonbaharda uzun yol tutkunları gibi olur, mutlaka yola çıkarım. Bu defa, Türkiye’nin en güzel deniz ve doğa manzarasından birine sahip olan Çanakkale-Ezine yolu üzerinde ilerliyorum. İçimde yolculuk sevinci, bazen mola verip, kimi zaman iç kısımlara sapıp ören yerlerini de gezerek Kazdağlarına doğru ilerliyorum. Yolun bir yanında deniz, diğer yanında ağaçlar, harika bir atmosferde geride iz bırakarak yaprakların ve yolun tadını çıkarmaya çalışıyorum. Yeşilyurt köyüne ulaşıp, şirin bir butik otelde birkaç gün konaklayıp, efsanesini okuduğum Kazdağlarının büyülü manzarasını doya doya gezip içimde sevgiler yeşersin istiyorum. Ege üzerinde esen serin rüzgârlar havayı değiştiriyor. Mekân değişikliği ile gelen berrak düşünceleri, duyguları, hisleri ve umudu yaşıyorum. Yahya kemal Beyatlı’nın “Sonbahar” şiirinden birkaç mısra aklımdan geçiyor:

yaprak nasıl düşerse akıp kaybolan suya,

ruh öyle yollanır uyanılmaz bir uykuya,

Nazım Hikmet’in “Mevsim Sonbahar”” şiirinde sonbaharın sevgilisine anlatışını şu mısralarla anımsıyorum:

nemli, ağır kızıltılar…

sevgilim, sevgilim,

mevsim

sonbahar…

Necip Fazıl Kısakürek “Bahçedeki İhtiyar” şiirinde sonbaharı nasıl da güzel betimliyor:

Yapraktan saçını yerlere yaymış,
Sonbahar ağlıyor ayaklarında.

Çanakkale’nin Bayramiç İlçesi sınırlarında kalan Kazdağları’nın kuzey yamaçlarında görülecek manzara, bölgenin sonbahar mevsimindeki tüm güzelliklerini gözler önüne seriyor. Göknarlar, meşe, kestane ve gürgenlerin oluşturduğu ormanlık alanda; mitolojik dağlar şeridi, egzotik renklerde çiçekler ve nihayet bir tepe üzerinden Ege’ye bakmak doyamıyorum. Görsel doğanın hüzün mevsimi içinde yollarda uçuşan sarı kızılyapraklar yerde renkleri bitki özünden yapılan ipek bir Isfahan halısı gibi yollarda renk cümbüşü oluşturuyor.

Bu güzel rota ’da, arabanın camını açarak içeriye rüzgârların girmesine izin veriyorum. Uzayıp giden bu canlı sahil yolunda tuzlu nemli havayla ciğerlerimi doldurup bayram yapıyorum. Mutluluk bazen bu kadar saf ve temiz bir nefesimizde Ege’yi hissetmektir. Mutluluk esas olarak kişinin hayatına anlam vermekle ilgilidir. Bize daha köklü bir şekilde sahip olduğumuzdan gelen bir duyum, bizi insan yapan şeyin özüdür. Ve yolculuk bizi bu öze geri getirir. Seyahat bir noktadan diğerine geçmekten daha fazlası olduğu için, bizi bırakmayan ve günlük olarak bu sürekli yenilenme, keşif ihtiyacını bize ilham veren bir durumdur. Eylül, sonbahar ve yolculuk, bu üçlü birlikte, bende tükettikçe çoğalan bir türlü bitmek bilmeyen bir hazinedir.

Oksijen zenginliği ile Fransız Alpler’inden sonra dünyanın nadir bölgeleri arasında sayılan ve her mevsim baş döndürücü güzelliklere bürünen Kazdağları’nın, bu özelliğiyle pek çok hastalığa da şifa kaynağı olduğu biliniyor. Özellikle sonbahar mevsiminde, su kaynakları, ormanlardan oluşan bitki örtüsü ve müthiş oksijeni ile sanki cennetten bir esinti ve sarı ve kızılın tonlarıyla müthiş bir görsel şölen oluşturuyor. Doğadaki birçok çaylar buralardan sağarak evlere içme suyu olarak geliyor.

Güz mevsiminde tabiatın oluşturduğu tüm bu güzellikleri yaşayıp fotoğraf karelerine işleyerek gezi anılarını ölümsüzleştiriyoruz. Ardıçbaşı, Yedikardeşler ve Koçara Deresi’nde çekilen güzel fotoğraflar, yörenin ortaya çıkan tüm renklerini yansıtıyor. Parkurdaki kuş ve su sesleri, Naneli Pınar’dan yayılan mis gibi nane kokusu bizlere adeta cennetten esintiler getiriyor. Dağ çileğinin güzelliği, şelalelerin etrafına dökülmüş kırmızı yapraklar, büyüleyici havada insan sevdiğiyle birlikte, el ele, gönül gönüle yepyeni duygular içinde zaman geçiriyor.

Eylül güneşiyle kızıl bir alev olup parlayan yapraklar içimizdeki birikmiş gizli hazları uyandırıyor. İnsan düşünsel yaratıcılık ve ruhsal zenginlik kazanıyor. Ege’nin soğuk suyunda yüzerken olumsuz enerjiler vücudumuzdan arınıp gidiyor. Sanki ruhumuz giysilerini değiştirir, hafifler yeğinleşiriz. Doğal yöresel yiyeceklerden tadarız. Yemyeşil doğa bizlere, dereleri, gölleri ve yaban hayvanlarıyla unutulmaz bir deneyim yaşatır. Bu maceralar, yorucu ama bir o kadar da huzur ve heyecan doludur. Zengin ve karmaşık bir deneyim, mutluluk için yapılacak en iyi yatırımlardır. Zaman ve tecrübe ile ufuklar genişler. Hayatta olduğu gibi yolculukta da mutluluk bir denge meselesidir. Doğanın şekillendirdiği ve insanın yarattığı güzellikler karşısında gerçekten gözümüzü açmak zahmetine katlanırsak ruhumuzun mırıltılarını dinleyerek teslim oluruz. Kırılgan omuzlarımızdaki sorumluluğun yükünü ve zayıflığımızı algılarız.

Yol boyunca şehirleri, kasabaları ve köyleri keşfederken insan kendini oluşturuyor. Bilinmeyen manzaraları gezdikçe uyumu yakalayıp, uçsuz bucaksız ufku izlemeye zaman ayırıp; renkler, çeşitlilik ve doğanın dengesini anlamaya çalışır. Mutluluk burada, bir yolun bükümünde, bir günbatımında, kuşların uçuşunda, bir plajda veya bir ağaçta yani her yerde. Kendiliğinden oluşan öngörülmemiş sevinçler, şaşkınlıklar, heyecan, özgürlük duyguları burada. Tüm bu değişim, yenilikler ve keşiflerin bolluğu duyularımızı canlandırarak bizi her zamankinden daha istekli yapıyor. Seyahatte, beyin sürekli olarak öğreniyor ve aynı zamanda iç bahçe genişliyor, yapılandırılıyor, hareketlenip sonsuzluğa uzanıyor. Çünkü yolculuk insanı dışarıda olduğu kadar iç dünyasında da özgür bırakıyor. Her sonbahar gelişinde büyüleniyorum…

Ali AKÇA

Ali Akça

Ali Akça

Yazarın Diğer Yazıları