Yaşamak Bir An Yaşanınca Kaybolan

,

Doğaya açılmak, açık havada yürümek insanın en önemli tutkusudur.Her anı yoğun ve stres altında geçen günlerin bir bölümünde fırsat oluşturup yapılan yürüyüşler yaşama sevincimizi çoğaltır. “Mutluluk Yürüyüş Gurubu”adını verdiğimiz arkadaşlarla her akşam, düzenli olarak evin yakınındaki “Kardeşlik Parkı’nda” yürürüz. Zaman kavramı sanki kaybolur,bir saatlik süre su gibi akıp geçiverir. Öyle ki, çoğumuz attığımız tur sayısını fark etmez, “bu kaçıncı tur” diye birbirimize sorarız. Bu yürüyüşler şimdiden hayatımızın en zevklive en tatlı anlarını oluşturur.Akşamları aynı saatte buluşur, adımlarımızı şen şakrak biçimdehızlandırır,gündüzden arta kalan fikir ve duygularımızı paylaşarak sohbet ederiz.Hareketsiz iş saatlerinden sonra,günün bu kısmını canlandırıpmutluluğa dönüştürmeye çalışırız

Yine böyle bir akşam, sağanak yağmurun dindiğisırada, yürüyüş pistine gidip grubu bekledim. Yağmurluhavada kimse gelmeyincetek başıma yürüyüşe koyuldum.Park lambalarının ölgün,loş ışıkları altında her zamanki yürüyüşümüzü yapmaya koyuldum. Sanırım insan tek başına yürürken daha iyi düşünüyor. Nitekim, uzmanlar yüksek makama geçenlerin fikir verimsizliklerinin bir nedeninin de makam koltuğundafazla oturmak olduğunu ileri sürüyorlar.Birçoğunun koltuktan kalkıncasanki makamlarının ellerinden kayıp gideceğinden endişe duyduklarını düşünenler de yok değil. Neyse, yağmur kokusuylabirlikte içimden gelen sese kulak vererek kendi iç yolculuğuma geçip derin düşüncelere dalıyorum.Kimi dönemler hayata dairzihnimi kurcalamışolan sorular peşpeşe aklımdangeçmeye başlıyor:

  • İnsan hayattan ne ister?
  • İnsan yaşadığı hayatını bir sanata dönüştürülebilir mi?

Yağmur hala çiselerken, her insanın hayattan isteklerinin farklı olacağını, hatta bunların hayatın belirli dönemlerine göre değişikliğe uğrayacağını düşündüm.Benim de isteklerim dönem dönem değişmiştir. Ancak, ilk sırayı daima sağlığın aldığını söyleyebilirim. Daha sonra sıralamada mutluluk ve huzur yer alır.Sağlık sorunları olan bir kişide mutluluk buruklaşmakta, sağlıkla mutluluğun olmadığı durumlarda ise huzuryerine acılar varlığını göstermektedir.Üstelik huzuru bulmak hem kolay hem de sadece kendimize bağlı değildir.

Kitap aşığı olduğumdan; kitaplarla dolu bir odada adeta kendimi cennette hissederim. Yeni moda kitap-kafeler, çay ve kahveleri bol olduğundan en mutlu dakikalarımın geçtiği mekânlardır. Buralarda okumaktan tarifsiz keyif alırım. Ama bir başkasıbir kitaba göz gezdirmek şöyle dursun, odada oturmaktan bile çok sıkılabilir.Ünlü Fransız şairi Baudelaire, Paris Sıkıntısı Kitabı’nda, bu doyumsuz şehirde insanın nasıl sıkılabileceğini anlatır. Ayrıca, “Can Sıkıntısı” şiirinde Paris’te mutsuz geçen çocukluğunumısralara şöyle yansıtır:

“Sanki bin yaşındayım, o kadar hatıram var.

Bıkkınlığın yemişi, dinmez can sıkıntısı,”

İnsanların hayattan isteklerini düşünürken yağmur inceden yağışını sürdürüyor.Yığınla insan mal, mülk, para, iktidar, güven, statü, adalet, sevgi, barış istemez mi?Hayatının aşkını bulmak, muhteşem bir işe kavuşmak, hayalindeki evdemutlu yaşamak isteyenleri azımsamayalım.Kimileri iyi bir arkadaş grubu, çevre edinerekkendini daha iyi hisseder, hayatını bir sanata dönüştürüp ona yeni anlamlar kattığını düşündürebilir.Yaşama sevincive hevesini son derece önemli görenler çoğunlukta olduğu gibi yaşamak istemeyenler de var.

Ruh ve bedenin bütün olduğuna inanlar; mutluluğa, beden, zihin ve ruh sağlığını oluşturarak kavuşurlar.Allah insanı yaratmış, insanoğlu yeryüzünde çoğalmış, birtakım imtihanlara maruz kalmıştır. İnsanın yaratılışıyla ilgili ayetlerdeki temel amaç Allah’ı tanıyıp bilmek ve O’na inanıp itaat etmek, şükretmek gerektiğine yöneliktir.İnsanların varoluş amacının Yaratıcıya kulluk etmek olduğu birçok dini kitapta yer alır. Belirli bir dine inanan kişi çok fazla sorgulamadan ibadetini yapar mutlu, huzurlu olmayı diler.

Yürüyüş gurubu arkadaşlarım, üniversiteden başarılı bir şekilde mezun olmuş, sonra işegirmiş, daha sonra evlenmiş, bir aile kurmuş ve hepsi torun sahibi olmuş elinden tutarak parka götürmeye başlamışlardır. Böyle yaşam hikayeleri, geleneksel amaçların en başında olanıdır. Biraz tasarruf edip emekliliğini yaşamak isteyen kişiler, tüm birikimlerini çocukların evlenmesine harcamakta vehemen torunlarını ellerine almak istemektedirler. Fakatzamanla hem çocuklar ve hem de torunlar kendi hayatlarına yönelirler. Toplumun çoğunluğu hedeflerinikendi istekleriyle belirleyememekte, başkalarının, ebeveynlerin, çevrenin onlardan bekledikleri çerçevede hayata tutunmaktadırlar. Sonra dönüp kendi hedeflerine dair bir fikre sahip olamadıkları gerçeği ile karşı karşıya kalınca hayatın son döneminde bocalama başlar.

O halde kendi arzu ve hedeflerimizle yaşantımızı bir sanata dönüştürebilmek kolay mıdır?Yaşam sanatını mutluluk ekseninde yazan düşünürlerden Zygmunt Bauman, bir düşünce şöleni olarak bizlere sunduğu “Yaşam Sanatı” kitabında en can alıcı soruyu şöyle sormaktadır: “Mutluluğu ararken, kader dediğimiz şeyin ağlarında debelenen bir piyondan mı ibaretiz, yoksa seçimlerimiz sayesinde kendi yaşamlarımızı “yaratan” sanatçılar mıyız?” Bu soruya “Evet” diyebilmek için insanıngeçen dakikalarını bir film şeridi gibi geriye sarıp izlemesi gerek. Eğer, bir piyondan ibret değilsek ve sorunun ikinci bölümüne olumlu cevap verebiliyorsak demek ki; kendi hayatımızı düzenleyen sanatçılar olma yoluna girmişiz. Ancak, iş burada bitmiyor. Yaşam sanatının inceliklerini bilmek ve daha iyi ve kaliteli bir yaşam düşünü kurup bunu gerçekleştirebilmek çokkolay görünmemektedir. Ayrıca, tüm bu güzelliklere erişmek insanın çoğu kez tek başına yakalayacağı bir hedef olamayabilir. Kimi insanın yaşam sanatına doğru yolculuğuve hedefine ulaşması tek başına daha isabetlidir.

Kişinin kendisini en iyi yine kendisinin bildiğine inanan ünlü psikolog Carl Rogers “İyi bir yaşam bir süreçtir; bir oluş değil. İyi bir yaşam bir yöndür, bir varış değil” der. Aklı başında olan herkes yaşamın bir sanata dönüştürülebileceğini kabul eder ve bu uğurda doğru yolu bulmaya çalışır. Şüphesiz bu durumda karşımıza “Doğru yaşam biçimi nasıldır?” Eğer seçimlerimizi kendimiz yapamıyorsak, içinde bulunduğumuz toplum bize farklı yaşam tarzları empoze ediyorsa, hangimiz an itibariyle doğru yaşadığımızı kabullenebiliriz.

Mis gibi yağmur kokusunu içime çekerken, yaşam sanatını; insanın hayata kendisini vererek, imkânlarını en uygun biçimde kullanması, bulunduğu çevre ile bütünleşmesi, gündelik hayatsürecini ustalıkla yaşam sanatına dönüştürmesi diye düşünüyorum. Nasıl ki, kimi kültürlerde çay içmek, avlanmak, yemek-içmek bir sanata dönüşmüş ise hepimiz özümüze dönerek gündelik hayatımızı yönlendirip,engelleri aşıp, kendi hayatımızın sanatçısı olabiliriz.

Unutmayalım ki, insanların bir yaşam sanatına giden yolda iyi hislerle ilerlemesi için yaratılmış doğa, teknolojiye ve günümüz şehirlerinde olduğu gibi beton yığınlarına kurban edildikçe insanlar kendilerinimutluluğa götürecek yolları kendileri tıkamışlardır. Vaktiyle doğayla iç içe mutlu beraberlikten kopan insan onun yerine geçecek ve yaşamına anlam katacak başka şeyler, yeni bir hareket alanı,farklı bir özgürlük boyutu arayışındadır.

O halde hayatta insanı en fazla mutlu eden şey, yaşamını sürdürürken, bir sanat icra eder gibi, titizliklehayatını mutluluğa yönlendirmektir.Böyle olursa, insan hayatının gayesini keşiftutkusuyla tüm güzellikleri an be an yaşayıp mutluluğa ışık tutan yollarda şimdidenkendini bulacaktır.Yaşamı bir sanat inceliğinde hissettiğimiz an; mutluluğunkusursuz sarayların pürüzsüz merdivenlerinde gizliolmadığını da gözlemlemiş oluruz.Zaten mutluluk, sevinç ve hüznün belirli oranda birleşimiyle iyi olmamız, insanın kendini hoş hissetmesi değil midir?

Kuş sesleri arasında yürürken, Fransız düşünür Jean Jacgues Rousseau’nunşu sözlerini paylaşmalıyım:“Birçok insan matematiğin yasalarını bilir ve güzel sanatların birçoğunda da beceri sahibidir. Fakat çoğu insan yaşamı yöneten yasalarla, yaşam sanatı denilen o güç sanat hakkında az şey bilir. Bir insan bir uçak yapabilir ve onunla bütün dünyayı baştanbaşa dolaşabilir. Fakat nasıl mutlu, başarılı ve memnun olunacağını öğreten o basit sanatın tamamıyla cahilidir. Sanatları öğrenirken listenin en başına yaşam sanatını koymayı unutma!”

Unutmayalım. günümüz insanı hem bugünkü hayatında mutluluk aramakta, hem de ebedi mutluluğa sahip olmanın yollarını aramaktadır. İnsan kendi cennetine yolculuk yapmayı keşfederse işte o zaman yaşamını bir sanat inceliğinde ve doyumsuz bir biçimde gerçekleştirmeye başlamış olacaktır.Kendimizi sevmemiz, bana göre cennete girişin ilk adımlarını atmak gibidir. Bu dünyada mutlu olmak isteye kişinin zihninin başköşesinde; aklın ve hayalin alamayacağı güzellikte, sınırsız nice nimetlerin var olduğu ebedi ve esenlik yurdu olarak ifade edilen cennet bulunmaktadır.

Hayatımızı mutluluğa yönlendireceksek, değişime karşı hazır olmak, kendimize değer vermek, dolu dolu bir hayat sürdürmek için çabagöstermeliyiz. Bunun için kalbimizde yeni yollar açalım.Eğer kendimizi sevmeyi başarırsak dünyaya güven ve sevgi dolu bir yer olarak görmeyi de başarabiliriz. Hayata sevgi penceresinden bakabilirsek, iç yolculuğumuzu yapabilirsek yeryüzündeki mutluluktan cennete uzanan kutsal yola girmiş oluruz. Hayatın akışına kendimizi bırakabileceğimiz ölçüde kendimizi değiştirmek ve hayatı daha farklı bir şekilde kucaklamak, doyuma ulaşmak, yaşanan her anın keyfini çıkarmak mümkündür. İşte o zaman çoğunlukla zamanın ve değişimin gücüne yetişebiliriz.

Yürürken baharın müjdecisi güllerin yavaş yavaş patladığını görüyorum, sonra goncalar oluşacak güller açacak diyorum. Düşüncelerime Mevlana’nın bir insana “Sen düşünceden ibaretsin. Gül düşünür gülistan olursun, diken düşünür, dikenlik olursun” sözükarışıyor, bu sözler tam da esasen yaşam sanatından bahsediyor.Yaşam sanatına giden sürecin ilk adımları düşüncelerimizle atılacaktır.Kendi döneminde yaşamın binbir zorluklarıyla mücadele eden büyük şair Nazım Hikmet “Yaşamaya Dair“ adlı şiirinde yaşamın önemini ve ciddiyetini bize şöyle vurguluyor:

Yaşamak şakaya gelmez,

büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın

bir sincap gibi mesela,

yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,

yani bütün işin gücün yaşamak olacak.

Hayat denilen şey bize sunulmuş bir armağan olup imtihanlarla dolu bir oyundur. Bu oyunun bir sanatçısı olup, her anını farkına vararak yaşadığımız ömrümüzü daha kaliteli geçirmek gerekir.Eğer, şu an yaşadığımız hayat tarzını tam olarak yeterli bulmuyorsak; düşünce yapımızı, bakış açımızı, beslenme alışkanlığımızıve çevremizi değiştirerek dingin, mutlu ve huzurlu biryaşantıyıdengeli biçimde sürdürmek yine kendi ellerimiz olacaktır.

Yürüyüşün sonuna yaklaşırken, etrafta yükselen ağaçların gölgelerinin geride kaldığını, beynimdeki düşüncelerin yavaş yavaş akıp kaybolduğunu,aynı andavücudumda serotonin molekülü oranınıngitgide arttığını, hayat enerjiminyükseldiğini hissettim.Biraz ıslanmıştım ancak kafamda bazı şeylerin rahatladığını hissettim.Yaşamın anlamı günümüzdepek çabuk değişiyor. İçinde acılar var, sevgi var, hüzün ve mutluluk var. Öyleyse, hep birlikte haydi mutluluğun önündeki engelleri kaldıralım.

Zira,“yaşamak bir an, yaşanınca kaybolan…”

Ali AKÇA

Ali Akça

Ali Akça

Yazarın Diğer Yazıları