Almak Vermek Alda(T/N)Mak

,

Hiçbir iyilik cezasız kalmaz.

– Clare Boothe Luce

Yaşlı, güngörmüş bir adam, çölde devesinin üzerinde ilerlerken açlık ve susuzluktan ölmek üzere olan genç bir adama rastlar. Hemen devesinden inip adama biraz su ve yiyecek bir şeyler verir. Su ve yiyecekle kendine gelen genç, bir çırpıda deveye biner ve uzaklaşmaya başlar. Yaşlı adam, deveyi çalan gencin ardından seslenir: “Ey genç, yapma bunu! Çaldığın deve değil gücüme giden. Asıl mesele şu ki, korkarım sen içimdeki insanlara yardım etme isteğimi öldüreceksin!”[1]

***

“Ders çalışırken bana çok yardım etti, ama sınavda ben geçtim, o ise kaldı” 🙂 Bu cümle size hiç de yabancı gelmedi değil mi? Hatta belki bu cümleyi bizzat siz birisi için kurdunuz veya başka biri sizin için. “Garip ama gerçek” türünden anlattığımız bu tuhaf durumun sandığımızdan da yaygın olduğunu biliyor muydunuz?

İnsanların yardımlaşma ve işbirliğine ilişkin tutumlarını “alıcılar” ve ”vericiler” olarak iki uçta sınıflarsak, sizce hayatta hangileri daha başarılıdır? “Alıcılar elbette” diyorsanız, gerçeğe (tersinden) yaklaşmış olabilirsiniz. Zira, Vermek ve Almak: Başarı İçin Devrimsel Bir Yaklaşım[2] başlıklı kitabında, alıcılar ve vericilerin hayat başarısını derinlemesine inceleyen Adam Grant’a göre, başarı basamaklarının en altında yer alanlar, hep verici olanlar. “Birçok önemli meslek dalında, vericiler hep dezavantajlı konumdadırlar: Başkalarının daha iyi konuma gelmesine yardımcı olurlar ama bu esnada kendi başarılarını feda ederler” diyor Adam Grant. İşte birkaç örnek:

  • Kaliforniya’da 160’tan fazla mühendisin birbirlerinden aldıkları yardım ve verdikleri desteği değerlendiren bir araştırmaya göre, “en başarısız” mühendisler aldıklarından fazlasını verenlermiş. Başkalarına yardım etmek için, işlerinin başından ayrılmak, kendi işlerini bitirmelerine engel oluyormuş.
  • Belçika’da 600’den fazla tıp öğrencisiyle yapılan çalışmaya göre, en düşük notlara sahip olan öğrenciler genelde vericiler olmuş. Vericiler sınıf arkadaşlarının derslerine yardım ederken zamanlarını, kendi eksiklerini tamamlamaya harcamak yerine, zaten bildikleri şeyleri başkalarına aktarmakla geçirmişler.
  • İş hayatında, alıcılara kıyasla vericilerin %14 oranında daha az gelir elde ettikleri… %22 oranında daha az güçlü ve dominant olarak görüldükleri yönünde deliller mevcut.

Yeterince açık: Vericiler kaybeder. İkna oldunuz mu? Acele etmeyin, zira tüm hikaye bundan ibaret değil. Zira, henüz asıl soruyu sormadık.

“Vericiler başarı merdivenlerinin en dibinde yer alıyorsa, en tepede kimler var?” diye soruyor Grant. İşte cevabı: “Yine vericiler!”.

Yani, başarı merdivenlerinin en altında da en üstünde de vericiler var!

Ya alıcılar? Onlar, dengeleyicilerle (aldığı kadar vermeyi seçenler) birlikte ortalardalar.

Hep verici olmak kaybettiriyorsa, en üsttekiler içinde vericiler olmamalı veya az olmalı, değil mi?

O halde, başarılı olan vericilerin avantajları, alıcıları da bir süre sonra yolda bırakan etkenler neler?

Adam Grant’ın kitabı baştan sona bu soruların cevabıyla ilgili. Çarpıcı örnekler ve son derece zekice araştırma ve argümanlarla sizi ikna ediyor: Hayır, yaygın kanının aksine, vericiler kazanır!

Pekiyi, baştaki onca tersini gösteren örnekler varken, bu nasıl oluyor? Bunun için en iyisi kitabı okumanız; Zira, özet cevap, (asıl kazancınız olacak olan) bu kitabın açacağı geniş ufku size veremeyecektir.

Ancak, bu yazı da boşuna yazılmadı sevgideğer okurlar 🙂 İşte size kitaptan özetleyerek verebileceğim kısa cevap: Hep alan ama vermeyi hiç düşünmeyen alıcılar, başlangıçta hızlı ilerleseler de, bir süre sonra hikayemizdeki gibi, “deveyi çalarak” bulundukları ortamda yıkıcı rekabeti başlatırlar. Zamanla, hep alıcı oldukları anlaşılan bu insanlara karşı vericiler ve dengeleyiciler (yani, herkes 😊) adeta “sessiz bir ambargo” başlatır. Oysa vericiler başta kaybediyor görünseler de, bulundukları ortamın toplam verimliliğini ve en önemlisi “paylaşılacak pastayı büyüttükleri” için, yavaş yavaş dost ve müttefik kazanıp, networklerini oluştururlar.

Bu kadar mı?

Elbette değil! Adam Grant’ın tezi, gerçekten de “devrimsel bir yaklaşımı” temsil ediyor ve en azından vericilerin aldatılmaktan nasıl korundukları, toplam verimliliği ve pastayı nasıl büyüttükleri ve daha da önemlisi bulundukları ortamda iyilik rüzgarı estirerek zaman zaman alıcıları bile dönüştürmeyi nasıl başardıkları… gibi çok önemli ayrıntıların da üzerinde durmamız gerekir. Ama yazıyı uzatmamak için şimdilik burada kesiyorum.

Gelecek yazıda, hem kendi mutluluğumuz hem de çevremiz için umulmadık sonuçlar doğurabilecek bir konu üzerinde sohbet edelim: Bir iyilik rüzgarı başlatmak.

Bu vesileyle, burada üzerinde duramadığımız soruları da tartışmak üzere, sevgiyle kalın.

Not: Neticede tarafımız belli oldu 🙂 bizce vericiler/iyililer kazanır. O halde “Hiçbir iyilik cezasız kalmaz” sözüne katılıyor muyuz? Gelecek yazıda konuşacağımız üzere, tedbirsiz vericiler için bu söz bir dereceye kadar doğru. Ama bizim burada yaptığımız küçük bir söz oyunu sadece: Arapçadan dilimize geçen ceza kelimesi aslında nötr olarak “karşılık” demek. Yani, “(aslında) hiçbir iyilik karşılıksız kalmaz” sevgideğer okurlar 🙂

 

Mehmet Murat

 


 

[1] Maalesef bu hikayenin kaynağını hatırlamıyorum. Hoşgörünüze sığınarak, aklımda kaldığı şekliyle özetledim.

[2] Orijinal adı Give and Take: A Revolutionary Approach to Success olan eser Acar Erdoğan tarafından tercüme edilip, Modus Kitap tarafından yayınlanmıştır. 3. Baskı, 2017.