Aşk Sadece Ten Değil

,

Su perisi Daphne evlenmemeye yeminlidir. Apollon, Peneus Irmağı’nın kıyısında Daphne’yi görüp ona vurulur. Tutkulu aşk, Apollon’a Daphne’nin peşini bıraktırmaz. Daphne kaçar, Apollon kovalar. Bitkin düşen Daphne, Toprak Ana’ya saklaması için yalvarır. Bu çaresiz yakarışı duyulur, toprakla bütünleştirilip bugün adına Defne dediğimiz ağaca dönüşür.

Aşk böyle büyüleyici bir duygudur. Kalplerin aynı anda vurması ve zamanı gelince gün yüzüne çıkmasıdır. Her şey canların birbirini görmesiyle başlar, hoşlanma ve hayranlık duygusuyla devam eder. Sevgi kendini bir cana adamakla zirveye ulaşır. Kalp, kimi zaman sevilene karşılıksız, gözü kapalı biçimde teslim olur. Sevgi yavaş, aşk hızlı akan duyguların paylaşımıdır. Hesap, kitap karışmaya görsün; aşk ölür, sevgi sendeler değerinden ödün verir.

Sevilmek nefes gibi can verir. İnsan bir kişiye karşı ilgi duyunca, bağlanır, içten yakınlık duyar, derinden sever. O kişinin iyiliğini ister, kapılıp ona gönülden tutulur. Seven ve sevilenin enerjisi asla tükenmez. İnsanın kendini bedenen, ruhen ve zihnen zenginleştirmesinin kolay ve pratik yolu sevgidedir. Sevgi ise onun kendi ellerindedir. Koşulsuz seven kendine ve karşıdakine gerçek duyguları yaşatabilir.

Sevgi varlığıyla kendisini çoğaltan mucizedir. Sevenlerin gönülden ürettiği bir güçtür. Kendisini olduğu gibi sevebilen insanın, yüreğinde biriken iyi duygular, tılsımlı bir şekilde sıkıntılarını giderir, hayatını iyileştirir. Bu his sanki bir kuş şakıması gibi heyecan ve coşku doludur. İnsana kendini rahat hissettirir. İçinde sevgi olmayan, sevemeyen insanın ne kadar zengin, güçlü ve itibarlı olursa olsun mutlu olamayacağı bir gerçektir.

İyiliğin izini sürmekle her türlü mutluluğa ulaşılabilir. İyiliğin izini sürmek tüm bariyerleri aşa aşa içerdeki sevgiye kavuşmakla gerçekleşir. Çıkılan yolda teker teker engeller aşılınca, her aşamada kişinin yakaladığı huzur, ona iyi hissetme halini tattıracaktır. Sevginin gölgesinde neşe, kahkaha, dinginlik ve olumlu düşünceler barınır. Yetenekler ve beceriler gelişir, verimlilik artar hayata anlam ve katkı sunumu fazlalaşır.

Berniéres aşk ve sevgi arasındaki farkı ortaya koyarken, sevgiyi insanın köklerinin birbirine karışması ve ayrılmayacak kadar kaynaşması olarak ifade eder. Aşkı sevgiden ayıran durumu ise “Sevgi, aşk ateşi sönünce geriye kalan duygudur; hem bir sanat hem de bir kaza.” diye dile getirir. Aşk sanki hayat çakmağının yeniden parlaması, kalbin yüce zirvesinde gezinerek seven kişilerin, kimi zaman bedel ödeyerek, bir süre yahut bir ömür mutlu olması olarak algılanabilir. Ömrü az olan aşk şiddetli bir duygu, sevgi ise çoğalıp sürekliliği olan duygudur. Louis Aragon “Mutlu aşk yoktur” şiirini yazarken, hayatı her an acı dolu bir ayrılığa benzetir. İnsanın her şeyi hiçbir zaman elinde tutamayacağından bahseder.

Aşk bir kıvılcımla başlar, giderek bariyerlerini çoğaltan bir süreç içinde kendi lezzetiyle sarıp, ruh ve bedenin birleşimiyle, yüreği gizemli bir yola koyar. Öyle ki, aşkı “Hastalığından zevk alınan bir durum” olarak ifade edenler vardır. Oysa İbn-i Arabi’nin ifadesiyle sevgi “varoluşun aslıdır”. Sevgi zorları kolaylaştırıp yaraları onarıp mutluluğa yelken açarken, aşk tutkusu uğruna ölümü göze aldıracak kadar kendi önüne engelleri yığdıkça yığar.

Ateşlenen tutku fitili sınırsız ve hesapsız yollarla sevgiye bağlanır. Aklın işlemesi yavaşlar, bu derin his hali; insanlar arasındaki duygu seli ve aynı anda yaratıcıya olan sarsılmaz bağlılıktır. Sevginin serinletici, heyecanlı, hoş, tatlı ve huzurlu hali varken; aşk biraz söz dinlemez yakabilir. Aşk ne kadar uzunca sürüp giderse o kadar onurlu ve soylu bir hale kavuşur. Hayatın akışında kişi kendini kişiye teslim ettiğinde fiziki aşka; Yaradan’a teslim ettiğinde ilahi aşka yönelmiş olur. İlahi aşkın yolu kutsallık meşaleleri ile aydınlatılmıştır. Aşk sonu acı ile biten mutluluktan daha büyülü bir yolculuktur. Karacaoğlan’ın umutla umutsuzluk arasında salınan aşkını “Yaylanın karından beyazdır döşün/Uzanıp üstüne ölesim geldi” dizeleri anlatmıştır.

Aşk güzel ve tatlı olduğu kadar fazla çıt kırıldım olabilir. Acıya gark eder, kalpte yara açar, fakat daima âşıkta iz bırakır. Çoğu zaman sağduyuyu unutturur. Aşklar çoğu kez çıkmaz sokağa girer, ölümlüdür, gözyaşlarıyla beslenir; sevgi ise şefkat ile örtülü esnek ve dayanaklı bir sığınaktır. Sevgi dünyanın iyi yanı ise, aşk harika görünümüdür. Dostlar aralarında koşulsuz sevgiyle en iyi iletişim aracına ulaşırlar. Sevgi her zorlukta bir kolaylık oluşturur. Aşk da sevgi de ömür boyu bir yastıkta sürüp gidebilir.

Aşkın gölgesi, heyecanı, gerilimi ve coşkusu her yerde bulunur. Hangi surette olursa olsun, derinden bakıldığında aşk her zaman her şeyin tam göbeğinde atan bir nabızdır. Aragon bir şiirinde; aşkın üzerine “Yangın halinde yasak çıkış kapısı” yazılmış, diye söz eder. Ülkemizin ilk kadın felsefecilerinden Semiha Cemal aşk ile ilgili şöyle der: “Aşk beni arif etti, inceltti zarif etti/ Ben aşk bilmez idim, içerim tarif etti.” Aşk, insanı kalpteki hakikate ulaştırır.

Gönül perdesini açarken aşk sabırla, sevgi emekle yoğrulur. Aşk insan olmanın sırrıdır. Bu yüzden onu yıllanmış bir maya gibi canlı tutmak için her an özenle beslemek gerekir. Mevlana öğretisinde, sevgi pişince hamlıktan kurtulur ve ilahi aşkı anlayabilir. Her şeyi senin için yarattım diyen Allah’a, âşık her şeyi senin için terk ettim diyebilendir.

Tutkulu, ideal aşkının peşinde koşanlar aynı anda sevgiyi de yaşayanlar, hayata katkı sunup, paylaşımı artıranlardır. Hakiki aşk sadece vermeyi, sevgi hep bir şeyler beklemeyi bilir. Aşk sadece tene dayandırılmaz ise, uzun soluklu zamanlarda korunabilir. Tutkunun ateşi sönse bile, gönül aşk ve sevgiden oluşturduğu o güzel köprüden geçmekten zevk alır.

İnsan aşkını koruduğu ve onun gözlerinde büyüdüğü sürece, mutluluğun elinden tutup huzur yolunda tüm badireleri atlatacaktır.

Dostlukla…

Ali AKÇA