İki İnsan İki Aşk

,

Adamın siniri tüm limitlerini zorlayarak zirve yapmışken, kendini dışarı attı ve sokak kapısını her şeyi uyandıracak şekilde hızla çekip kapattı. Tam o anda arkasındaki ani sesi duyup göz ucuyla baktı. Pencerenin önündeki menekşe yere düşmüştü, daha yeni açmıştı diye düşününce içi acıdı. Biraz daha yan dönse, perdenin ardına saklanmış ve içleri yüzülebilecek kadar dolu o derin iki kahverengiliğe bakarsa gidemeyeceğini düşündü. Bir adım ileri doğru attı, elindeki yarım yamalak doldurulmuş valiziyle… O anda ayağında terlikler ile fırladığını gördü, hafiften gülümsedi ama bu bile onu geri döndüremeyecekti… Kim gidiyor kim kalıyor, kimin kimi terk ettiği bilinmiyordu. Referansın neyse o taraftan bakıp, ona göre düşünüyordun. Koyu kahverengilerin sahibi kadınsa, asla geri çağırmayacağına söz vermişti, kendine! “-Yeter” dedi, bu kaçıncıydı… “-Sevgi depolarım zaten boşalmak üzere, bari saygım kalsın!” İç sesiyle konuşmaya devam ediyordu… “-Neden ve nasıl bir bencilliktir bu! Hayat sadece, senin etrafında dönmüyor ki! Üstelik ikinci çocuğu da daha çok sen istedin. Umarım büyüdüğünde sana benzemez.” Bunu söylemekle haksızlık mı ediyorum diye düşündü bir an! Çocukların babasını o seçmişti. Çook sevmişti bir zamanlar üstelik! Adam değişmemişti aslında! Peki, ne olmuştu bu geçen yıllar boyunca? Kadındaki yanılgı değişir umudu ve en başında benim sevgim ikimize de yeter inancıydı. Yılların onu yalancı çıkarmasına rağmen çok inat etmiş ama son damlaların fırtınaya dönmesine artık direnememişti. Ne olmuş yani şimdiye kadar hiç mi ayrı fikirde olmamışlardı? Neydi bu sefer çılgına döndüren onları? Bulamadılar… Aslında, kısacık ana bakıp karar vermenin yanılgısına düştüler ikisi de! Sorun anda değil, yıllardaydı! Birikimler, söylenemeyen/söylenmeyen sözler, sabrettiğini anlamayan karşı taraf ve hep en büyük fedakarlığı kendinin yaptığını düşünen iki farklı cins… Tam da buradaydı sorun… Doğru iletişimi kuramamak ve bunu fark edememek, duygularını düşüncelerini kaygılarını gelecek planlarını söyleyememek! Üstelik tüm bunların en büyük nedeni de çok basitti! Korku… Kaybetme korkusu… Aslında bu korkulan sonu yaşatan şey, korkunun kendisinden başkası değildi… Kaybetmekten korkulduğu için yapılan yanlışlar kaybettiriyordu. Kendini gerçekleştiren kehanet gibi… Bu yüzden yüzleşmekten kaçınıp biriktirilen her durum biraz daha sona yaklaştırdı ve damlanın fırtınaya dönmesine ve ikisinin de bu fırtına da alabora olmasına neden oldu. Masum iki küçükle beraber… Katlanmanın ağırlığını sevgi taşıyamaz olduğunda, hiç yüklenmemiş gibi göze batan çıplaklığıyla karşılarında durduğunda bile anlamadılar… Hem de hiç! Soru klasikti. Ne ara yitirdik bu sevgiyi! Oysa taaa en başta biraz daha beklenebilseydi… Yalın gerçeklerin kapanmasına izin vermeyecek bir şekle dönüşmesine izin verilseydi. Sevgilerinin coşup taştığı anlardan geriye kalan tortunun gücüne bakılabilseydi, şimdi hiçbir fırtına gemilerini alaşağı edemezdi. Oysa bu iki kişilik bir oyundu. Ne yaparsan yap tek başına yüklenecek bir sorumluluk değildi. Beni biz yapmak gerekiyordu… Nitekim kaçınılmaz sonu yaşamalarına da engel olamadı… Dünyanın birçok birlikteliğinde yaşananlar gibi… Kadın/erkek iki dünya iki aşk! Aşkın, iki kişilik değil, tek kişilik olduğu sürece asla AŞK olarak yaşanamayacağı gibi… ‘’AŞK’’ la kalın!

Belma Kafadar KARAÇAM

Profesyonel Koç

Belma Kafadar Karaçam

Belma Kafadar Karaçam

Yazarın Diğer Yazıları