Mücevher Gözler

,

(Bu kez kısacık bir öykü paylaşayım dedim, kelime limitim yettiğince… Bakalım beğenecek misiniz?) Ağır adımlarla ayaklarını sürürcesine giderken durdu. Yavaşlığından sıkılan gölgesi bile neredeyse onu geçecekti. Bir an gözlerini kapattı. Tekrar açtığında düşündü gidiyor muydu dönüyor muydu? Hangi yöne devam etmeliydi bilemedi. Aslında hepsi aynı ama nedense her içişinde tatları farklı olan sigara paketinden bir tane aldı.

Bu sefer hangi duygu yüklü acaba diye yakıverdi. İlk derin nefesiyle beraber başı döndü. Kaçıncı bırakışı kaçıncı başlamasıydı bu kim bilir… Her bir nefesinde tütünün küle dönüşmesi gibi düşünceleri ışık hızıyla değişse de, hatta bir kısmı duman olup uçuverse de, tüm bu karmaşaya rağmen, dışardan bakıldığında son derece sakin ve kendinden emin görünüyordu.

Oysa gözlerinin içindeki telaş ve kararsızlıksa son derece netti. Sanki son kalan enerjisi sadece gözlerinde toplanmıştı. Çok gürültülü müzik yapılan yerin kapısı misali, gözlerinin her açılışında karmaşa her kapanışında dinginlik vardı. Kendisini bir yabancıyı izler gibi izliyordu. Öyle derin öyle sakin öyle fırtınalı…

Hangi duyguya tutunacağına, ne yapacağına, ne düşüneceğine karar veremiyordu. Kararsızlık kötüydü! Bir yerlerde okumuştu ‘’En kötü karar bile kararsızlıktan iyidir ‘’ diye, ama bu doğru mu değil mi ona da karar verememişti bugüne dek! Şu miskinlik gitse…

Vücudunu ödünç bir elbise gibi taşımasa…

Tüm hareketli aksamlarını başkasının elindeki iplerle hareket ettirdiği kukla olmaktan bir kurtarsa kendini! Tüm bağlarını bir solukta koparıp koşabilse koşabilse…

Özgürlüğüne doğru! Karşısına çıkan bir kahveye oturdu o söylemeden masasına gelen çayı içmeye başladı. Bir çocuk gördü cılız, çevik, soluk renkli elbiseli, yüzü kirden ve güneşten kararmış… Boş bardakları alıp, kül tablalarını boşaltıyordu… O kadar hızlıydı ki sanki aynı anda iki yerde olduğunu sanıyordunuz. Adamın yanına geldi. Bir anlığına bakıştılar. Gözleri mücevher gibi parlıyordu! Öyle uzun bakışmalara bile zamanı yoktu çocuğun! Onu bekleyen son derece ciddiyetle yaptığı bir görevi vardı! Bir an! O kısacık anda çocuk baktı, anladı, sordu ve çözdü… Tüm yanıtları, adamın hakkını vererek okuması için havada asılı bırakıp gitti…

-Tecrüben benim ömrümden uzun be adam! Ne işin var burada? O içini karartanlar var ya, benim dünyamda limon kabuğundan yapılan toplar misalidir. Çabucak şekil verilir birkaç şut oynanır ve atılır gider… Benim bile tutunduğum umutlarım var! Her şeyi yapacak gücüm var! Bu da öyle dışardan beslenmedi. Taaa özümden kökümden geliyor dedi.

Aylardır aranan soruların yanıtı hiç beklemediği anda hayatın yetiştirdiği çocuk kimliğindeki olgun insandan geldi… Ani bir kararla sigarasını eline aldı. Sanki tüm sorunları o izmaritteymiş gibi baktı. İçinde kalan en vahşi yanını kullanırcasına, aklı yüreği bedeni bir noktada toplanmış gibi olan başparmağının olanca gücüyle sigarasını sıkı sıkı söndürdü. Tüm kararsızlıklarını çelişkilerini kül tablasına bırakıp kafasını kaldırdığında, gözlerindeki kavga da yok olmuştu. Şimdi bakışları net, keskin ve hatta içinden çıkmaya çalışan sabırsız yaramaz bir çocuk gibi masum neşeli kıpırtılarla doluydu. Tüm kararlılığı adımlarına da yansıyarak dimdik kalktı. İstemediği her şeyi, üzerindeki son giysi parçasını yavaşça yere bırakır gibi, kuruyan derisinden kurtulan yılan gibi bıraktı. Üzerinde ödünç elbise misali duran miskinliği ve yorgunluğunu da çıkarıp atarak yürüdü aydınlığa doğru…

Pırıl pırıl ve tazeydi artık! Şimdi parlayan dışardaki ışık mı, kendisi mi bilmiyordu. Yüzünde alaycı bir gülümsemeyle, başını dimdik kaldırarak yürüdü özgürlüğüne doğru…

Belma KARAÇAM
Profesyonel Koç

Belma Kafadar Karaçam

Belma Kafadar Karaçam

Yazarın Diğer Yazıları