Şirketiniz Kime Benziyor?

,

Çeyrek asır önce, bir önceki yazımı ilk 45’liğimle ilgili yazmış olmamın verdiği özgüvenle bu kadar rahat kullanıyorum bu ifadeyi 🙂 , üniversite sıralarındayken bir öğretim görevlisinin sınava giren biz öğrencilere sarf ettiği şu sözler, hep aklımda kalmıştır. “Cesaret ile cüret birbirinden bıçak sırtıyla ayrılır” diye. O zamanlar için büyük ölçüde gülüp eğlendiğimiz güzel sohbetler arasında bahsi geçen bu sözün, şimdilerde gerçek derinliğini daha iyi anlıyorum.

Hayat da hep bıçak sırtı tercihler arasında geçip gidiyor, öyle değil mi? Kimi zaman bu tercihler konusunda bilinçliyiz, kimi zaman da adım atmakta zorladığımızda, şartlar bize başka tercih bırakmadığı noktada önümüze geleni yaşayacak kadar çaresiziz. Bir tarafta mutsuz olduğu, değiştirmek için çaba harcadığı halde değiştiremediği bir durum veya ortamdan çıkma cesaretini ve cüretini gösterenler var. Diğer tarafta, bu tercihini kullanmayı devamlı erteleyenler, hep daha doğru zamanı bekleyenler, neden olamayacağına ilişkin sebepleri konu edenler… Tüm bu gelgitler içinde kaçırdığımız çok önemli bir detay var, çabasız kaldığımız her an, sorunlarla yüzleşmekten kaçtığımız ve kaybettiğimiz zaman değil midir? Her ne sorun varsa, biz anlamamakta veya gereğini yapmamakta ısrar ettikçe, daha büyüğü ve daha zorlayıcı versiyonuyla sınanıyoruz.

Ha bir de tabi yaşadığı sorunla ilgili hep dışarıda bir suçlu veya sorumlu arayanlar var. Kimdir bu suçlular, kimi zaman performansı kötü çalışanlar, kimi zaman istikrarsız ekonomi ve siyasi ortam, kimi zaman da hiç memnun olmayan müşteriler ve yıkıcı rekabet. Peki sonuç, uzun veryansın sohbetleri, sonu gelmez neden olmaz senaryoları, umutsuzluk girdabı…

Ne zamanki, sorunlarla yüzleşip, sorumluluğunu alıp, kendimize ve paydaşlarımıza hesap verebilirlikle ilgili adım atıyoruz, o zaman kasvet bulutları yavaş yavaş dağılmaya başlıyor. Öncelikle artık, neden olmazlara takılıp devamlı pili bitik bedbaht bireyler ve iş sahipleri olmaya son veriyoruz. Bunun yerine koyduğumuz ne yapabiliriz sorusu bize çözüm seçenekleri getirmeye başlıyor. Çözümlere odaklanmak ve çevremizdeki olasılıkları fark etmek de işte bu süreçte mümkün olabiliyor. Ancak göz ardı edilmemesi gereken gizli bir tehlike var. Modumuzu değiştirdik, çözüm ve olasılıklara açığız ancak o kadar keskin çizgilerimiz var ki en ufak bir tökezlemede tekrar başladığımız karamsarlık ve umutsuzluk girdabına düşebiliriz. O halde elbette hedefler koyalım ve bu hedeflere ulaşmak düsturumuz olsun ancak bunun bir süreç olduğunu ve küçük de olsa istikrarlı adımlar atmanın ve vazgeçmeden azimle devam etmenin hayati olduğunu unutmayalım derim. Bugünden yarına hemen her şey mükemmel olmayabilir ancak bugün başlamazsanız, ya hep ya hiç arasında, hiçlikten nasıl uzaklaşacaksınız?

Çocuklarımızda deneyimlediğimiz gibi, söylediklerimizi yapsınlar istiyoruz ancak onlar bizim yaptıklarımızı örnek alıyorlar ve sonuç olarak ebeveynliğimizi sorguluyoruz. Dolayısıyla patronlar olarak siz nasılsanız şirketinizin de, ekibinizin de sizin gibi olacağı muhakkak. Ekibinizin çözüm getirmesini, olasılıklara odaklanmasını ve verimli çalışmasını istiyorsunuz. Şimdi size ayna tutalım. Peki siz, bu konularda nasıl bir örneksiniz? Hadi söylediğim gibi yapın diyen mi? Bizzat söylediğini yaparak örnek olan mı?

Sevgiyle kalın,

Belma Öztürk Gürsoy

ActionCOACH İşletme Koçu