“Ben” Olabilmek Vakti

,

Bir süredir bir denge ve kök terimleri üzerinde düşünüyorum. Hayatın dengesi, bedenin dengesi, duyguların dengesi… Tüm bunların birleştiği ben olmamdaki denge…

“Bir ben vardır bende, benden içeri”

Hepimizi biz yapan tüm değerler, duygular dışında bir de enerjilerimiz ve bizdeki, hayatımızdaki etkileri. Eril ve dişil yönlerimiz…

Aslında eril enerji sadece erkeği, dişil enerji de sadece kadını anlatmıyor. Hepimiz dişi ve erkek enerjilere zaten sahibiz. Sadece çoğunlukla bunun farkında bile olamıyoruz. İstediklerimizin, eylemlerimizin hangisinin dişi, hangisinin eril enerjiden geldiğini de bilmiyoruz.

Yaşamımızın özünün, her zaman dengede olmaktan geçtiğinden bahsediyoruz. Davranışsal olarak tek bir tarafı temsil ettiğimizi düşünsek de, yani erkeklerin eril ile kadınların dişil ile anlatılması gibi, tek başına bu yeterli değildir. Doğu felsefeleri  Yin (kadınsı-alıcı) ve Yang (erkek-aktif) adı ile evrendeki tüm enerjinin bu iki güçten meydana geldiğini söylemişlerdir. Batıda ise Carl Gustav Jung, Anima(dişi), Animus (eril) kavramlarını yaratmıştır. Her erkeğin içinde anima, her kadının içinde de animus olduğunu söyleyerek, çoğu insanın bunu bastırdığını ifade etmiştir. Bu enerjilerin birbirleri ile uyumunu sağlayabilmemiz yani bir başka deyişle dengede olması için çalışmamız gerekmektedir.

Bir ressama tabloları için ilhamını dişi tarafı verirken, eril tarafı harekete geçerek o ilhamı ortaya çıkarması için harekete geçmesini sağlar.  Hem eril hem de dişil enerjilerimizi fark etmek, her ikisinin de güçlü yönlerini beslemek, yaşam içinde çok daha kolay yol almamızı sağlayacaktır.

Herkes için her iki enerjinin de aşırı ucu, hem kişiye hem bütünlüğe zarar verebilmektedir. Yani kadın ve erkek herkesin kendini dengede hissetmesi için, yapması gereken ilk şeylerden biri; kendi içindeki dişil ve eril enerjiyi dengeye getirmesidir. Biri iyi diğeri kötü değildir, biri diğerine üstün değildir, biri diğerini tamamlar, tamlık ve bütünlük onların dengeye gelmesi ile olur. Dengeye gelebilmek için de öncelikle fark etmek, ardından fark edilenleri eyleme dönüştürmek gerekmektedir.

Sezgi ve eylem birlikte yaratımı meydana getirir. Dişil enerjinin doğal işlevi yol göstermektir. İç dünyanıza açılan kapınız, sezginiz yani dişil enerjinizdir. Dişi enerjinin arzusunun ve evrenin bilgeliği olduğuna inanan eril enerji, hemen uygulamaya gider ve yaratım gerçekleşir. İşte bu yaratımı engelleyen tüm duygular ve eylemler de bastırılmayı getirir ve hastalıklara, duygusal sıkıntılara neden olmaktadır.

Peki, ne yapmak gerekir?

Nefes almak…

Durmak…

Fark etmek…

Kendini dinlemek…

Kendini duymak…

Beslenmek…

Köklenmek…

Yol almak gerekmektedir!!!

Tüm bu saydıklarım için bundan sonraki yazılarımda da yazmak, paylaşmak istiyorum da asıl burada kısaca not düşmek istediğim “kök salmak”.  Kök salmak aslında ilk duyduğumda bana hissettirdiği ve birden tepki vermeme neden olan, bir yere sabitlenmek, orada kalmak değil, kabul etmektir. Kabullenme, yargılamadan anlamak, dinlemek, öğrenmek, beslenmektir. En derinlerden, geçmişimizden de ders almak, onların bize bıraktığı bilgi mirasını da alarak kendi yolunu seçmek, bilmek ve yol almaktır…

Haydi, hep birlikte bu bahar; toprakla, doğayla birlikte uyanma vakti…

Kendinizi fark ederek, köklerinizden yepyeni güçle beslenerek, hevesle, umutla yeni filizlerinizden çoğalma vakti…

Yeni yolculuklara adım atma vakti…

 

Ceyda TEZEL
Aile Danışmanı – Profesyonel Koç