Çöpe mi Atalım?

,

Ülkemizde  son 5-6 yıldır bilinen ve özellikle son 2-3 yıldır da toplumda burun kıvrılarak hafif alaycı bir tavırla karşılanan koçluk son günlerde yaşanan bazı  olaylar nedeniyle hak etmediği tavrı ve yeri almaya devam ediyor. Bu nedenle artık yazmanın kaçınılmaz olduğunu düşündüm. Çünkü koçluk, benim hayatımda her durumda yanımda, olanı daha kolay yönetmemi ve çözümleri daha çabuk ve pratik bir şekilde hayatıma aktarabilmeyi sağlayan inanılmaz bir sistem. Bu öyle bir sistem ki adeta bir cevher ve ülkemde şu anda en çok faydası olacak bu kavram, bu cevher bir kenara hatta çöpe atılıyor.

Hiç şüphesiz koçluğa bu şekilde tavır alınmasında haklılıklar var. Toplumda genel olarak koçluk, daha çok  işi gücü olmayanların yaptığı psikoloji ve psikoterapi arasında sıkışmış,  ne işe yarıyor ki diye sürekli olarak sorgulanan bir meslek. Meslek  diyorum, çünkü 29 Haziran 2013 tarihinde ülkemizde meslek olarak kabul edildi (merak edenler bu tarihli resmi gazeteye bakabilirler).

Maalesef bizim toplumumuzda değeri olan şeyler o kadar hızlı tüketiliyor ve o kadar çabuk kirletiliyor ki, koçluk da bunlardan nasibini alıyor tabii. Amerika’daki ekonomik kriz sırasında en çok kullanılan ve fayda sağlayan mesleğin koçluk olduğunu söylesem inanır mısınız? İster inanın ister inanmayın, bu gerçek.

Yazmaya başlamadan önce bir bilim kadını olarak önce araştırmanın ve ‘dünyada neler oluyor’un cevabını vermenin peşine düştüm. Araştırmalarımdan pek çok bilgiye ulaştım. Paylaşılacak çok şey var. Ancak hepsini bir arada vermeye imkan yok. O nedenle öncelikle toplumlardaki koçluk farkındalığına odaklanmayı tercih ettim. Çünkü bence bizim ülke olarak koçluk mesleği ile ilgili farkındalığa ve netliğe ihtiyacımız var.

2010 yılında ICF (Uluslararası Koçluk Federasyonu) koçluk farkındalığıyla ilgili bir araştırma yapmış. Bu araştırmaya 25 yaş ve üzeri;  Afrika, Asya, Avrupa, Güney Amerika ve Kuzey Amerika’nın olduğu 20’den fazla ülkeden 15000 kişi katılmış. Araştırmanın sonuçları şöyle:

Öncelikle katılımcıların yarısından fazlası yaklaşık yüzde 51’i koçluk  farkındalığına sahip olarak belirlenmiş. Bu %51’in %12’si bilinçli ve detaylı koçluk farkındalığına sahipken geri kalanı bir şekilde koçluğu bilen olarak elde edilmiş. Sıkı durun, sırada çok ilginç bir sonuç var! Güney Afrika’nın %92’sinin en yüksek koçluk genel farkındalığına sahip olduğu, en düşük farkındalığın ise yüzde 20 ile Almanya’da olduğu sonucu elde edilmiş. Ne dersiniz? Güney Afrika, yanlış okumadınız. Yorumu size bırakıyorum!

Devam edelim: Koçluk deneyimi yaşayan bu 15000 katılımcının beşte ikisi yaklaşık %42.6’sı bireysel ve/veya ekip performansını optimize etmede koçluğun faydasını deneyimlediklerini belirtmişler. Ayrıca koçluğun profesyonel  kariyer fırsatlarını geliştirmede %38.8, iş yönetimi stratejilerini geliştirmede %36.1 fayda sağladığı sonucu elde edilmiş. Koçluğun faydalarında dördüncü sırada benlik saygısı ve kendine güveni arttırma gelirken beşinci sırada ise iş ve yaşam dengesini sağlamada koçluğun en iyi motivasyon alanı sağladığı sonucuna varılmış.

Koçluk sürecindeki memnuniyet açısından bakıldığında ise katılımcıların %83’ü koçluktan memnun olduklarını belirtmişler. Ve koçluğu, çevrelerine tavsiye etmede de on üzerinden yedi buçuk olarak puan vermişler. Bu puanları verenlerin  % 31’i de koçluğu kesinlikle ve mutlaka herkese tavsiye etmiş.

Sizi daha fazla istatistiğe boğmak istemiyorum. Bu istatistikler bize çok şey söylüyor. Bunlardan en önemlisi değişime adaptasyonda koçluğun önemli olduğu gerçekliği! Ve ülkelerin koçluğu değişim sürecinde ustalıkla kullanıyor oldukları.

Dünya hızla değişiyor, işletmeler yıl içinde piyasaya sürdükleri birçok şeyin bir ay sonra eskimiş halde olduğunu fark ediyor. Düşünsenize  IPhone 7 yeni yeni piyasaya çıkacakken arkasındaki yeni model konuşulmaya başlandı bile. Değişim hızla sürüyorken ve dünya buna adapte olmada koçluğu kullanırken biz niye kullanmıyoruz?  Koçluk bir nevi değişim uzmanlığı gibi; çünkü koçlar, koçluk yaptığı kişilerin veya kurumların ulaşmak istedikleri sonuçları net bir şekilde tanımlamalarına yardımcı oluyor, bulundukları yer ile olmak istedikleri yer arasındaki boşluğu değerlendirmeye ve tanımlamaya yardımcı oluyorlar.

Bu noktada koçluk mesleğini yapanlar ve koç yetiştiren eğitim kurumları olarak sorumluluğumuz büyük!  Koçluğun terapiden farklılığı öncelikle topluma kazandıracağımız bilgi. Elbet bunu yapmada koçluk görüşmelerini terapi adı altında psikoloji ve psikiyatrinin alanlarına girmeden yapmak çok önemli. Ha bi de enerji terapistliği adı altında yapılan pek çok çalışma ile koçluğu yan yana sunmamak da en önemli görevimiz olmalı. Evet, beden, zihin ve ruh bir bütün ama koç olarak haddimizi bilmek ve usta koçluk yetkinliklerimizle bilimsel süreç ve teknikleri kullanarak kişinin kendi yolculuğunda katalizörlük yapmak ilk önemli yetkinliğimiz olmalı. Elbette bu hem bireysel hem de koç yetiştiren kurumlar için sorumluluk getiriyor. Uluslararası sertifikalar peşinde koşmak yerine usta koçluğun bir öğrenme ve değişim süreci olduğunu bilerek ilerlemek önemli. Tabi bana göre; çünkü “bu” benim için vatanıma en iyi hizmet vermenin yollarından hatta en iyi yollarından biri!

Evet, artık toparlama zamanı. (Hiç şüphesiz yazacak çok şeyin içinde buradakiler çok az bir kısmı).

Peki tüm bu bilgilerden ne alıyoruz? Bireysel olarak bunu size bırakıyorum. Yorumlarınızı ve önerilerinizi duymak birlikte çözüm üretmekte bir kapı açabilir. Ne dersiniz?

Ve son söz: 2017 yılı insanlığa barış, sevgi ve huzurla gelsin.

Assoc. Prof. Betül SAF
Profesyonel Koç

www.bestproacademy.com

Betül Saf

Betül Saf

Yazarın Diğer Yazıları