Bir çiçek herkese aynı mı kokar?

,

Dünyayı duyularımızla algılarız. Peki duyularımız ne kadar güvenilir?

5 duyumuz nasıl çalışırdı hatırlayalım

Dış kulak, çevredeki ses dalgalarını kulak kepçesi aracılığıyla toplar ve orta kulağa iletir; orta kulak kendisine gelen ses titreşimlerini güçlendirerek iç kulağa aktarır; iç kulak da bu titreşimleri elektrik sinyallerine dönüştürerek beyne iletir ve böylece duyarız.

Dışarısı ne kadar gürültülü de olsa aslında beynimizin içi tamamen sessizdir.

Tat alma dile temas eden nesnelerdeki kimyasal maddelerin kemoreseptörler, koku alma ise burun içerisini kaplayan epitelyum adlı sinir hücrelerinin kokuyu algılayıp elektrik sinyalleri şeklinde beynimize iletmesi sonucu gerçekleşir.

Dokunmada da mantık aynı, deri altında bulunan sinir hücreleri gelen uyaranı algılar, elektrik sinyalleri halinde beynin ilgili bölgesine iletir ve dokunduğumuz nesnenin sıcaklığını, dokusunu vs. algılarız.

Görme esnasında ışık göz merceğinin içinden kırılarak geçer ve gözün arkasında bulunan retinaya ters olarak düşer, buradaki hücreler tarafından elektrik sinyallerine dönüştürülür ve yine nöronlarla beyindeki görme merkezine ulaşır, bir dizi işlemden sonra beyin tarafından görüntü olarak algılanır.

Aslında görme olayı, gerçekte beynin arkasında bulunan küçük, ışığın hiçbir şekilde giremediği, kapkaranlık bir noktada yaşanır.

Yani algıladığımız her şey duyu organlarımızdan beyne iletilen elektrik sinyallerinin beyin tarafından işlenerek yorumlanması sonucu bilince ulaşır. Gördüğümüz, duyduğumuz, tattığımız, kokladığımız, dokunduğumuz her şey gerçeklerin kendisinden çok beynimizdeki yansımalarıdır.

Aynı yemeği yiyen herkesin aldığı lezzet aynı mıdır? Bir sesi herkes aynı mı duyar? Renkleri herkes aynı mı görür? Ya da bir çiçek herkese aynı mı kokar?

Tüm bu duyumların tamamen fiziksel olduğunu varsaydığımızda bile herkesin algısı farklı olurken bir de buna geçmiş deneyimleri, yanımızda getirdiğimiz DNA’yı kattığınızda her şey herkes için farklı anlam kazanacaktır. Yaşadığımız dünya aynı olsa da herkesin deneyimlediği dünya bambaşkadır. Hal böyleyken algılanan şey davranış olduğunda; bir de şimdi bakın algıların nasıl da farklı, eşsiz olduğuna. Bir ses değil de bir söz olduğunda artık duyduğunuz ona yüklenebilecek anlamların sonsuz olasılığını görün, ya da gördüğünüz bir davranışın dünyada var olan her birey için nasıl da farklı şeyler ifade edebileceğini. Üstelik 5 duyunun salt fiziksel algısından çıkıp söz ve davranış algısına geçtiğimizde sisteme giren veriler sınırlıdır, eksiktir. Dikkate alınması gerekenler sadece duyulanlar, görülenler değil, sözü söyleyenin, davranışı gerçekleştirenin algısı, deneyimi, duygusu ve daha bir sürü etkendir de… Bilmediğimiz, fark etmediğimiz etkiler vardır algılarımız üzerinde hüküm süren. Tüm bunları bir matematik denklemi olarak düşünürsek her denklem eşsiz ve her çözüm kişiye özeldir. Çünkü denklemin değişkenleri her birey için eşsizdir. Hatta öyle eşsizdir ki aynı denklem farklı zamanlarda farklı sonuçlar bile verebilir. Üstelik biz bu denklemleri çözerken değişkenlerimizden bazılarını görmeyiz, duymayız, bilmeyiz. Dolayısıyla eksik veriyle denklemi çözmeye çalışırız. Böyle bir durumda ancak çıkarımda bulunabiliriz. Hiçbir zaman kesin sonuca ulaşamayız. Özellikle ilişkilerimizde yargılarımızı katarak yaptığımız bu çıkarımlar çözümsüz yeni denklemlere dönüşür. Aslında farkında olmadan hep yaptığımız şey budur; hayatı, insanları, ilişkileri anlamlandırırken. Eksik bilgiyle, eksik algıyla bir şeylerin öyle olduğunu var sayarız. Peki, gerçekte de öyle midir?

Karşımıza çıkan denklemlerin çözüm yolu; yargısız, tarafsız, empatik dinleme ve açık iletişimden, anlamaktan geçer.

Ancak o zaman denklemdeki eksik değişkenler değerlerini bulur, ortak çözüme ulaşılır, her defasında sonuç değişmez.

Ulaştığınız sonuç sevgiyse çözüm doğru demektir… ❤️

Şencan Y. Gültutan
Profesyonel Koç
www.12kocluk.com