Bir çimen gibi alçakgönüllü ol…

,

Eğitimlerde sıklıkla üzerinde durduğumuz şeylerden biri şudur: eğer değişim istiyorsan değişen taraf sen olmalısın. Birisiyle daha iyi bir ilişki kurmak istiyorsan eğer, bu daha iyi ilişki için ilk adımı sen atmalısın, sonra ikinci adımı sonra üçüncü adımı, sonra dördüncü… Belki de uzunca bir süre bütün adımları senin atman gerekir çünkü farklı bir sonuç almayı bekleyen sensindir. Sonra hemen her seferinde aynı soru gelir: iyi de sürekli ben çaba sarf edersem olmaz ki, sürekli ben mi ödün vereceğim, hep ben mi iyi bir dinleyici olacağım, hep ben mi bakış açımı değiştireceğim? Karşı tarafın da çabalaması gerekmiyor mu? Evet gerekiyor elbette, eğer o da böyle bir şeyin farkındaysa. Ve o da daha bir dinleyici olmanın ya da bakış açısını değiştirmenin ilişkiyi geliştireceğini, daha iyiye taşıyacağını biliyorsa ve bunu yapmak istiyorsa, o da yapar. Burada bana en önemli gelen nokta şu: ben ‘bu ilişkiyi iyileştiren taraf olmak istiyorum’ dediğimde eğer kastettiğim gerçekten buysa, sürekli olarak ödün veren taraf olmaktan rahatsızlık duymam, en azından eğer duymazsam sonuç alma şansım olur. Ama eğer bir ay dikkat edip, bir ayın sonunda beklediğim tepkiyi almayınca “ben bunu bunu yapıyorum sense hiç bir şey yapmıyorsun, sadece ben uğraşıyorum” diye o son bir ayı karşımdakinin kafasına kakacaksam, o dediğim şeyleri yapmaya hiç başlamayayım daha iyi.

Çok sevdiğim bir laf var ‘bir kere bildin mi bilmemezlik yapamazsın!’. İşte o ‘hep ödün veren taraf ben mi olacağım?’ diye soranlara bunu hatırlatırım: “Artık sen, nasıl daha iyi bir ilişki kurabileceğini biliyorsun. Karşındaki kişi bunu bilmiyor olabilir, bilmek istemiyor da olabilir ama sen biliyorsun ve bir kere bildin mi artık bilmemezlik yapamazsın!”

Bu aslında biraz da bir şeyleri koşulsuz yapmamamızla ilgili sanki, hep bir karşılık bekliyoruz, çocuklarımızı çok seviyoruz ve okullarında çok başarılı olsunlar istiyoruz, arkadaşlarımızı çok seviyoruz ve bize destek olsunlar istiyoruz, eşlerimizi çok seviyoruz ve bize iyi baksınlar istiyoruz… Bu listeye aklınıza gelen her şeyi koyabilirsiniz. Bunları istemekte bir sorun var demiyorum, elbette bunlar bize iyi gelen şeyler, sorun bunlar karşılanmadığı zamanlardaki tavırlarımız. Karşımdakini her koşulda sevgiyle kabul edebiliyor muyum yoksa hani hem severim hem döverim misali, ben seni çok seviyorum ama … cümleleri kuruyor muyum?

Çok yenilerde Şivaram Svami dinlemeye başladım. Spritüel lider – Bhakti Yoga gurusu, bir konuşmasında alçakgönüllülükten bahsediyor: çimenleri örnek veriyor, “Üzerine basarsın, üzerinde yürürsün, yere yatar, sonra yine kalkar. Üzerine nasıl bir basınç uygularsan uygula tekrar eski haline dönmeyi başarır. Alçakgönüllüdür. Sen, bir ottan daha alçakgönüllü ol, hoşgörülü ol, başkalarına karşı son derece saygılı ol ve bunu başkalarından saygı görmeyi bekleyerek yapma. Bu o kadar güçlü bir niteliktir ki alçakgönüllü olmayanlar bile onu takdir edeceklerdir.”

Daha iyi bir ilişki istiyorsan, bunun için ihtiyaç duyduğun adımları sen at ve bunu başkaları da aynı adımları atsın beklentisi ile yapma. Sürekli ödün veren taraf olmakla ilgili değil konu, ‘kendi’ arzuladığın sonuçları almak için ‘kendi’ tercih ettiklerini yapmanla ilgili. Sen karşılık beklemeden hareket ettiğinde, zaman sana meyvelerini toplaman için imkan verecektir. Bu tam olarak senin arzuladığın zaman olmayabilir, sen yine kendine güven, yaşama güven ve her neyse yaptığın, karşılıksızca ve sevgiyle devam et yapmaya…

 

Ebru Oğuş, PCC
Profesyonel Koç – Koç Eğitmeni

www.optimalkocluk.com.tr