Bir Dahinin Aklına Muhteşem Bir Bakış – At Eternıty’s Gate

,

Vincent van Gogh’u düşündüğümüzde, genellikle ilk bildiğimiz şey onun sağ kulağını kesmesidir. Bildiğimiz ikinci şey ise ayçiçeği tablolarının şimdiye kadar satılan en pahalı tablolar olduğu… Bunların hepsi doğru fakat At Eternity’s Gate’de yönetmen Julian Schnabel, Vincent van Gogh’un karakter derinliğine özel bir yaklaşım getiriyor.

Prömiyerini Venedik Film Festivali’nde gerçekleştiren film, bu sezonun en dikkat çeken filmlerinden olabilir. Film boyunca umutsuzca sevilmek ve takdir edilmek isteyen yalnız bir adama şefkatle bakıyoruz. Schnabel, baş döndürücü gerçeküstücülüğün yanında van Gogh’a karşı duyduğu hayranlık ve şefkati tüm ayrıntısıyla bize sunmuş. Schnabel’in filmini, sanatçı hakkında tarihsel bir biyografiye dönüştürmek istemediğini açıkça söyleyebilirim. Daha derine inmek ve inanılmaz yeteneğinin nedenlerini araştırmak istiyor, bunu yaparken de diyalogları minimumda tutup iyi bir tablo gibi görsellerin konuşmasını çok başarılı bir şekilde sağlıyor.

Film boyunca van Gogh’un sanatına paralel, fazlaca ilham veren; doğal ve aydınlık Fransız kırsalları ile muhteşem bir sinematografi var. Sinematografinin bu kadar başarılı yaratılması kocaman sinema perdesinde van Gogh tablosuna bakıyormuşuz hissi yaratıyor. Filmin bütününe hakim olan sarı renk kullanımı o kadar başarılı ki sizi filmin içinde çekiyor.

“I can’t change the fact that my paintings don’t sell. But the time will come when people will recognize that they are worth more than the value of the paints used in the picture.”

” Resimlerimin satmadığı gerçeğini değiştiremem. Ancak insanların, resmin değerinin, resimde kullanılan boyaların değerinden daha değerli olduklarının farkına varacakları zaman gelecek.”

Vincent van Gogh

Diyalogların bir kısmının van Gogh’un kendi mektuplarından alınmış olması ve izlediğimizde sanatçının eserlerini seven herkesin aşina olacağı manzaralar arasında ilerlemek filmle aramızda duygusal bir bağ kuruyor. Aynı zamanda portrelerinden anında tanınabilir karakterleri görüyoruz. Bir anda Emmanuel Seigner mükemmel bir Madame Ginoux’a dönüşüyor. Bizi alıp o döneme götüren kostüm seçiminden arka plandaki sıva lekelerine kadar detaylara gösterilen dikkat, filmin ne kadar kusursuzca bir çalışma sürecinden geçtiğini kanıtlıyor.

37 yaşında hayatını kaybeden ressamın, Güney Fransa’daki son yıllarına yoğunlaşan bu etkileyici biyografide Vincent van Gogh’u Willem Dafoe oynuyor. Willem Dafoe’un, van Gogh kadar zarif olduğunu söylemeliyim. Bana kalırsa Dafoe, kariyerinin en etkileyici performanslarından birini At Eternity’s Gate’de veriyor. Kısaca, Paris sokaklarının gri maviliklerinden Arles’in parlak sarılarına uzanan bu çarpıcı filmi sanat sever herkesin görmesi gerektiğini düşünüyorum.

 

Damla TEZEL