Editör’den

“Rüzgârın yönünü tayin edemeyebiliriz ama her rüzgara göre yelkenlerimizi ayarlayabiliriz.” Seneca

Sizin rüzgarınız son dönemde nereden esiyor?

Hepimizin hayatında farklı hedefleri, amaçları vardı ve bir gün hepimiz fark ettik ki, evlerimizden bir çok şeye ulaşabiliyoruz, yine evlerimizden bir çok şeyi öğrenebiliyoruz.

Hayat bize bir çok ders veriyor, evet. Bununla birlikte hiç akılda olmayan, tahmin edilemeyen, beklenmedik durumlar engel teşkil edeceği gibi bizlere yeni fırsatlar da sunabiliyor.

Tüm imkanlardan faydalanıp, yaratıcılığımızı geliştirici uygulamalı çalışmalar, izlenebilecek müzik ve dans gösterileri, bedensel hareket içeren egzersizler, resim denemeleri, örgü, dikiş, nakış dersleri, kitap okumaları ve paylaşımları, tiyatro oyunları bizim için yeni rüzgarlar estirebilir. Bu tür uğraşlar bizlere yalnız olmadığımızı, başkalarının da bizimle olduğunu, desteklendiğimizi de hatırlatacaktır. Bizler için biraz yavaşlamak, yapmak istediklerimize karar vermek, kendi hayatımıza biraz daha geniş açıdan bakabilmemizi sağlayacaktır.

Yeni sayımızda yazarlarımızın yazıları içinde yol alırken, denizcilerin söylediği gibi; pruvanız neta, rüzgarınız kolayına olsun…

Sağlıkla kalın…

Ceyda TEZEL, MCC
Editör

Editör’den

Geçen yıl Nisan sayısında şöyle bir paragraf paylaşmışım;

Nisan ayının hayatımıza getirdiği bahar rüzgarını hayatımızda da hissetmek, kendimizi bu rüzgarın ritmine bırakabilmek hissi beni her bahar heyecanlandırıyor. Bize getirdiklerini de sevgiyle kabul etmek… Tüm renkleri, ritmi, temposu ve heyecanı ile…

“Fırtınanın gücü ne olursa olsun, eğer yağmura saygın varsa, seni bekleyen bir gökkuşağı mutlaka vardır”

 

Bu Nisan umudumuz yine aynı olsun diliyorum… Yeni dönemin bizim için hazırladığı tüm güzelliklerin, iyi, keyifli günlerin bir an önce hayatımıza dahil olmasını ve hastalıkla mücadele eden hastalarımıza acil şifalar diliyoruz. Destek veren tüm sağlık personeline, diğer tüm bizim hayatımızı kolaylaştırmak için çalışan görevlilere gönülden teşekkür ediyoruz. Tüm ülke olarak birbirimize destek olmamız çok değerli. Yeni yazılarıyla bize güç veren yazarlarımıza ve sizlere de çok teşekkürler.

En kısa zamanda sağlıklı günlerde, keyifle birlikte hayatı paylaşmamız dileğiyle…

Editör

Ceyda Tezel, MCC

Editör’den

Mutlu olmak için büyük nedenlere gerek yok. Cebimde 75 kuruşum var, havada bahar. Nazım Hikmet Ran

Tüm kışın etkisinden daha kurtulmaya var evet. Cemreler düşe dursun, güneşin etkisini hissettirmeye başladığı günler daha yakın artık.

Baharın ilk habercileri nedir sizin için?

Renkler mi, sesler mi, kokular mı? Bu soruya hepimizin cevabı farklı olabilir. Baharın başlangıcını çok seven Ahmet Hamdi Tanpınar ilk ipuçlarını bir renkte bulur: “Ben İstanbul baharının yarı hasta, havada, suda gizli ürpermeler, tereddütlerle dolu başlangıcını severim. Vapur dumanlarına kadar her şeyin hafif bir leylâk rengine büründüğü günler… İstanbul’da baharın müjdecisi bu renktir.” Bahara alıcı gözle bakan her kişi için özel bir “bahar rengi” vardır. Bazılarımız için beyazlı pembeli çiçekler açan badem ağaçları, denizin üstündeki güneşin pırıltısı…

Kimimize göre de, kokular renklerin önüne geçer. Zihnimize işlemiş o kokular, hiç beklemediğimiz bir anda, uzun yılların ötesinden çıkar gelir karşımıza. Bazen yeniden yeşermeye başlayan çimenlerin, doğanın kokusu, yağan yağmurdan sonraki toprak kokusu… Bazen de bir koku bizi alır geçmişteki bir bahara götürür. Geçen gün beni alıp götüren yasemin çiçeği kokusu gibi…

Kimimize göre de baharın sesidir ilk duyduğu. Kahvesinden bir yudum alıp, gözlerini kapadığında baharı müjdeleyen bir kuşun sesi, çocukların heyecan ve sevinçle dışarıdan gelen sesleri, vapur düdüğü ve çocukluğundan bir satıcının sesi.

Bahar her şeyden önce bir mutluluk, bir yerinde duramama hali değil midir?

Orhan Veli Kanık, “Tüyden hafif olurum böyle sabahlar,” diyerek anlatmaya başlar. ‘Baharın İlk Sabahları’ adlı şiirinde ve devam eder;

Karşı damda bir güneş parçası

İçimde kuş cıvıltıları şarkılar,

Bağıra çağıra düşerim yollara,

Döner döner durur başım havalarda.

Sanırım ki günler hep güzel gidecek,

Her sabah böyle bahar,

Ne iş güç gelir aklıma ne yoksulluğum.

Derim ki: Sıkıntılar duradursun!

 

Mart ayının ilk sabahında yeni sayımızda bize katılan iki yeni yazarımıza aramıza hoş geldiniz diyoruz.

Yeni ayda, baharın renklerini, kokusunu, sesini keşfetmeniz dileğiyle…

 

Editör

Ceyda Tezel, MCC

Editör’den

Tadını Çıkarmak…

Yılın ilk ayını bitirdik bile. Kışın her şey daha yavaş olması gerekir diye düşünmeme rağmen her geçen gün sanki daha hızlı akıp gidiyor…

Hayat böylesine birbiri ardına hızlıca akıp giderken bazı anların içinde kalabilmek mümkün olabilse nasıl olurdu sizce de?

Yağmurun camda bıraktığı izini, güneş batarken her saniyesini izlemek, büyüleyici renkleri fark etmek, bu anın tamamen tadını çıkartmak, ya da kar yağdığında içinde yürümek, sıcacık kahvenin eşliğinde zamanları paylaşmak ve bunun eşsiz bir an olduğunu iyice hissedebilmek.

Bunun gibi yüzlerce belki de binlerce muhteşem an yaşıyoruz ama gerçekten kaç tanesini hatırlıyoruz? Hangi birinin gerçekten farkındayız.

Sosyal psikolog Fred Bryant, bu konuda çok fazla araştırma yapmış ve “savoring” (tadını çıkarmak) konusunda bir de kitap yazmıştır.

Daha mutlu, daha huzurlu ve daha sağlıklı olabilmek için size “savoring” için birkaç örnek;

Hayatınızda yaşadığınız iyi ve güzel anlarınızı anlatın.

Mutluluk anlarınızın mutluluğunu artırmak ve daha uzun süreli hatırlayabilmek için tekrar tekrar anlatın. Özellikle de bu mutluluğu anlattığınız kişiler, onu sizinle paylaşmaktan heyecan duyan insanlar olsun.

Hatıralarınızı yaratın.

Bazen gidilen tatillerden minik de olsa bir anı alırız, orada bol bol fotoğraf ve video çekeriz, kumsalda bir deniz kabuğunu, küçük bir taşı cebimize atarız. Bize o mutlu zamanı hatırlatacak her türlü renk, koku, müzik, hepsi hatıralar yaratmak içindir bize. İşte bu getirdiğiniz şey ne olursa olsun, döndüğünüzde de gerçekten arada sırada açıp bakın, elinize alın dokunun, hatta gözlerinizi birkaç saniye kapatın ve anı tekrar zihninizde canlandırın.

Kendinizi tebrik edin ve kutlayın.

Bir işi bitirdiğinizde, bu ne olursa olsun, sizi mutlu, iyi ve başarılı hissettiren olayların üstüne küçük ya da büyük kutlamanızı eksik etmeyin. Ne kadar uğraştığınızı ve sonunda bitirdiğinizi kutlayın.

Duyularınızı güçlendirin.

Keyif okulu aynı zamanda bir duyu antrenmanı okuludur da aynı zamanda. Özel ve güzel bir şey gördüğünüzde, güzel bir koku aldığınızda, sizi keyiflendiren, ruhunuza dokunan bir müzik dinlediğinizde, tadına doyamadığınız bir yemek yediğinizde duyularınızın size yaşattığı keyif ve haz o anın tadını iyice farkına vararak çıkarın.

Çocukları mutlu anlarında gözlemleyin ve taklit edin.

Bol kahkahalar, mutluktan havalara zıplamalar hoplamalar, alkışlama, yüksek sesle şarkı söyleme… Çocukları izleyin, nasıl mutlu olduklarını, nasıl hissettiklerini ve nasıl ifade ettiklerini…

Aslında, tadını çıkarmak sizi geçmişe veya geleceğe bağlamak için kullanılabilir, diyor Bryant. Bu, iyi bir zamanı hatırlayarak ve yeniden yaratarak veya gelecekte iyi anılarla geriye bakacağınız bir zamanı hayal ederek yapılabilir.

“Bir hedefiniz üzerinde çalışıyorsanız, geçmiş başarınıza bakmak için zaman ayırın” diyor. “Deneyiminize bakın ve bununla geleceğe nasıl bakacağınızı kendinize söyleyin ve şunu da söyleyin kendinize “Bu çok güzel bir gün ve iyi anılarla geride bakacağımı biliyorum.”

Hayatın tadını çıkarmanız dileğiyle…

Editör

Ceyda Tezel, MCC

Editör’den

2020… 2020… Yeni yılda hepimize başkalarının istek ve beklentilerinden bağımsız, kendimizi tanıyabileceğimiz, kendimizi gerçekleştirebileceğimiz, sevdiklerimizle daha sık zaman geçirebileceğimiz, birbirimizi daha iyi dinleyeceğimiz, daha çok eğlenebileceğimiz, daha çok paylaşacağımız, özel günleri beklemeden daha çok birbirimizi hatırlayabileceğimiz, her güne umutla başlayabileceğimiz, her anın kıymetini bilerek hayatı ertelemeyeceğimiz bir yıl diliyorum… Mutlu seneler!

 

Ceyda Tezel, MCC

Editör

 

 

Ben senin için tuttum…
Haydi sen de, yeni yıla girerken…
Bir dilek tut… Cesaret ile adım at…
Değişimlere aç kendini… Kendine güven…

Yaşam değişirken sen de değiş…
Kendini yeniden yarat… Farkındalıkla yaşa…
Kendine, hayata olan sevgin, inancın ve güvenin sana ve sevdiklerine tüm kapılarını açsın… Kendin ol sadece… Sen ol… Değişimi hisset…
Ve 2020 senin yılın olsun…
Herkese Mutlu Yıllar…

 

Editör’den

Aralık ayı yeni başlangıçlar için hazırlandığımız, en heyecan verici aylardan birisi. Yeni yıla girmeden önce istediğimiz değişimleri hayal ettiğimiz, planlarını yaptığımız, umut ettiğimiz ay…

Yeni yıla 1 kala siz de kendi değişim sürecinizi başlatabilirsiniz. Bu başlangıç için küçük öneriler;

– Şimdiye kadar ki tüm listeleri gözden geçirin ve sizin için en heyecan verici olan güncel listenizi yazın,

– Kendinize değer verin, kendinizi sevin,

– En sevdiğiniz özelliklerinizi yazın,

– Kendinizi daha önce yaptığınız hatalardan dolayı bağışlayın,

– Hayatındaki tüm fazlalıkları fark edin ve sadeleşmeye başlamak için bir adım atın,

– Size zarar verdiğini düşündüğünüz şeylerden uzaklaşın,

– Sizi engelleyen şeyleri fark edin,

– Kendinizi sevin,

– Hayal kurun,

– Harekete geçin…

Başladığınız bu yolculukta kendinize açık ve net olun ve tüm sorularınızı cevaplarken yazılı şekilde kağıda aktarmaya özen göstermelisiniz. Yazılı olan çalışmalar insan zihnini her zaman daha net şekilde etkilemektedir. ‘Hayatımda gerçekten nelerin olmasını istiyorum?’ sorusu bu noktada iyi bir başlangıç olabilir. Bu soruya düşünmeden akla gelenleri arka arkaya sıralayarak cevap vermek etkili bir yöntem olacaktır.

Tüm bu değişim sürecinizde kendinize cesur olmanız dileğiyle…

 

Ceyda TEZEL, MCC

Editör

Editör’den

Sonbaharın son ayı, Kasım ayını yaşamaya başlıyoruz. Kış gelmeden önce, doğanın tadının çıkarabildiğimiz, yeşilini, sarısını, turuncu ve kırmızısını bir arada görebildiğimiz son ay Kasım ayı. Sonbahar bitmeden, kış gelip kendimizi kapalı alanlara kapatmadan önce, tadını çıkara çıkara yaşamalı bu romantik ayı…

Dökülen yaprakların arasında yürüyerek, sıcak çayımızı kahvemizi yudumlarken dışarda yağan yağmura karşı kitabımızı okuyarak eşlik etmemiz gibi. Sessizliğin içinde huzuru, umudu ararız güz mevsimi boyunca. Huzur ve umut sevilenin varlığından kaynaklanmaktadır kimine göre. Kimine göre ise, sevilenin varlığı yanı başında olmasa dahi öyle güçlüdür ki aşk…

Sarısın,
Kızılsın,
Turuncusun,
Renklerin her tonusun.
Bir Kasım gecesi…
Yağmurlu hava,
Islak sokakları yine sokağımın.
Hayatımın…
Mutlu bir çocuk sevinciyle,
Başladım yaşamaya seni.
Sen hazansın,
Sen kasımsın,
İyi ki varsın…

Bu keyifli ve romantik ayda, yaşadığınız semtte veya şehirde yeni açılan kafeleri keşfedin… Kafelerin kalabalığı içinde kitabınız, kahveniz eşlik etsin size. Adeta dünyayı kendiniz için durdurarak önünüzden hızlıca akıp giden hayatı ve şehrin insanlarını izleyin… Dost olun, tiyatroya, baleye, sinemaya, sergiye gidin, hiç aramadığınız eski bir dostu arayın. Kasımda kendiniz ile ilgilenin. Sevginizi paylaşın…

Sevgiyle kalın…

Ceyda Tezel

Editör

Editör’den

Neyse ki biz Ekimdik.

Sırasız, dengesiz, yapraksız öyle.

Hem vardık, hem de yoktuk.

Edip Cansever

 

Sıcak havaların yavaş yavaş etkisinin azaldığı, sonbaharı yaşadığımız Ekim ayı… Benim için daha da anlamlı olan, doğduğum ay… Yaşama dair pek çok alışkanlığımızı değiştiren bu mevsim içinde, ruh halimiz de değişkendir. Bazen melankolik bazen romantik bazen de dingin. Ağaçların yeşilden sarıya, sarıdan turuncuya ve hatta kimi zaman kırmızıya doğru dans edişini gözlemlemek, doğanın değişimine eşlik etmek… Doğanın yavaş yavaş yeniden uyanıncaya kadar, tamamlanmaya, yenilenmeye hazırlanması için dinlenmeye geçişine biz de ruhumuzla uyum sağlarız…

Bizler için de kendimize yeni hayaller, yeni yollar belirlemek, bahara kadar yeni değişimleri planlamak, dostlarla birlikte olmak, beraberce oturup yağmuru seyretmek, uzun sohbetler etmek ve günün sonunda eve dönünce battaniyenin altında kahvenin bize eşlik ettiği zamanlar… Yağan yağmuru izlemek, izlerken düşünmek, arınmak ve ruhumuzun değişimine de eşlik etmek… Değişimler bazen sancılı olabilir bununla birlikte her değişim bize yol gösterir. Sonuç bizim için olumsuz olsa bile bu değişimden, nasıl dersler almamız gerektiğini öğretir bize. Kendimize yolculuğumuzda, doğayla da daha derin bir bağlantı kurarız ve evrenin sonsuz döngüsü içindeki varlığımızın biraz daha farkında oluruz. Kendimize yaptığımız her yolculukta, hayatta bizi ne kadar çok şeyin desteklediğini ve onlarla ahenk içinde yaşayabildiğimizde etkilerinin neler olduğunun daha net farkına varırız.

Hayattaki küçük şeylerin bile bize kattığı neşeyi fark ederek, içimizi ısıtan keyifli dostlukların sohbetinde bir Ekim geçirmeniz dileğiyle…

Editör

Ceyda Tezel, MCC

 

Editör’den

Eylül ayı, bir başka deyişle hazan mevsiminin başlangıcı… Daha henüz çok da sıcakların azalmaması, tatillerin yeni yeni bitmeye yüz tutması nedeniyle tam olarak sonbaharı hissetmeye başlamasak da; adı Eylül… Yaz günlerinin o kavurucu sıcakları yerini tatlı bir serinliğe terk ediyor yavaş yavaş. Doğa bir başka bahara kadar vedaya hazırlanıyor, sarının, kızılın her tonu yavaş yavaş daha da gösterecek kendisini… En önemlisi de aslında göç zamanı. Kuşların daha sıcak yerlere, farklı şehirlerde okullarını kazanmış gençlerin de yeni şehirlerine göç ettikleri, biraz daha büyüdükleri zaman…

Bazen siz gidersiniz, bazen de sizden giden olur. Tüm gidişlerin bir anlamı, bir değeri vardır aslında. Bizi büyüten, bizi güzelleştiren. İster bir yuvadan gidin, ister bir rutinden gidin, ister bir yürekten gidin… Bazen körü körüne tutunduğumuz, bırakmadığımız şeyleri bırakmak, onlardan gitmek zor olsa da; zamanı gelmişse gitmelerin, adım atabildiğimizde, gittiğimizde, yaşanmışlıklarımız ışık olur, yol olur bize…

Eylül ayında tüm renkleri görerek, duyarak, hissederek, yaşayarak, mutlu olarak, kahkaha atarak değişimi kucaklamak. İşte tam da bu ay bu nedenle göç mevsimi… Siz nerelerden gitmeye, uçmaya, yol almaya cesaret gösterecekseniz… Sevgiyle…

Editör
Ceyda Tezel

Editör’den

Sabahın erken saatlerinde pencereden içeriye giren güneş ve manolya, limon, kekik kokan mis gibi Ege havası ile uyanmak. Biliyorum çok kışkırtıcı ama şu sıra büyüdüğüm topraklar, eski dostlar, çocukluk anıları…

Evde olmanın keyfi…

Hani çocukken, annenizin yaptığı en sevdiğiniz kurabiyeyi fırından çıkarmasını beklemek gibi…

Anın tadını çıkarmak…

Toprağı hissetmek…

Denizin sesini duymak…

Büyüklerinizle yan yana olmak…

Dostlarınızın varlığı ile tamamlanmak…

Şimdi bundan sonra yapmak istediklerime odaklanmak… bilmek… yol almak için hazır olmak…

Durmaksızın yürüyorum bu kıyılarda…

Kumla köpüğün arasında,

Birazdan silecek belki,

Yükselen deniz, ayak izlerimi.

Rüzgar köpüğü önüne katacak,

Ve hep denizle kıyı orada benimle olacak…

 

Her daim köklerinizi bilmeniz, bulmanız ve hissetmeniz dileğiyle…

Bize değer katan tüm yazarlarımıza da minnetle, keyifli okumalar dileriz…

 

Editör

Ceyda Tezel