Editör’den

Yıl içindeki iki ekinokstan ilki bu ay 21 Mart’ta. Gece ve gündüzün birbirine eşit olduğu ve baharın başladığı ilkbahar ekinoksu… O soğuk kış aylarını geride bırakmanın, yeniden uyanan doğayı kucaklamanın heyecanı… Bahar mevsiminin ilk ayı Mart… Bahar her şeyden önce bir mutluluk, bir yerinde duramama hali, bir gençlik hali sanki…

“Tüyden hafif olurum böyle sabahlar” diyen Orhan Veli gibi…

Tüyden hafif olurum böyle sabahlar,

Karşı damda bir güneş parçası,

İçimde kuş cıvıltıları, şarkılar;

Bağıra çağıra düşerim yollara,

Döner döner durur başım havalarda.

 

Sanırım ki günler hep güzel gidecek,

Her sabah böyle bahar,

Ne iş güç gelir aklıma, ne yoksulluğum.

Derim ki: “Sıkıntılar duradursun!”

Şairliğimle yetinir,

Avunurum…

Hava sıcaklıkları konusunda özellikle son yıllarda doğanın kafasını iyice karıştırmış olsak da, hala soğuk günlerin olacağını bilsek de, içimizde başlayan bahar kıpırtılarının, uyanmanın, yeniden doğmanın keyfini çıkarmanın heyecanı var. Ağaçların yeniden tomurcuklanmaya başlaması gibi, toprağın kokusunun mis gibi etrafa yayılması gibi, suların daha da coşkuyla akması gibi, kuşların daha da keyifle şakıması gibi uyanma, harekete başlama, yenilenme zamanı…

İçinizdeki baharı hissetmeniz, hissettirmeniz dileğiyle…

Ceyda Tezel
Editör

Editör’den

Şubat ayının en güzel yanı belki de; bazen görmezden bile geldiğimiz aşkı, sevgiyi yeniden hatırlatması olabilir diye düşünüyorum, tüm çevremde yavaş yavaş aşkı, sevgiyi anlatan temaları görmeye başladıkça… Sevgililer günü yaklaştıkça hatırladığımız, bir çok şey gibi sadece senede bir gün hayatımıza dahil ettiğimiz nice günlerden biri mi sadece sevgiyi, sevilmeyi, sevdayı hatırlamak…

Sizin için sevgi ne? Aşk ne?

Ne kadarına yetiyorsa yüreğin, yettiği kadar sevmek belki…

Aklını başından alacak kadar değil, aklı başında olacak kadar sevmek…
Her şeyi kendi içinde sevdiğini görmek ve kendini sevdiğinde görmek belki de sevgi…

Sonsuzluk, bencil olmamak…

Delicesine özlemek, sevdiğini onun yokluğunda… İliklerine kadar içinde hissetmek sevgiyi…

Halil Cibran, “Sevgi bir şey istemez, tamamlanmaktan başka” diyor…

Mevlana, “Sevgi karanlık bir tünelde yakılan mum ışığı gibidir; size yolunuzu gösterir ama uzakta ne olduğunu söylemez” diyor.

Sonunda ne olacağını bilmeden sevmek, diğer yarını bulmak, tamamlanmak, tamamlamak belki de sevmek. Karşılık beklemeden sevmek

Sevgi almak değil vermektir diyor Abraham Twerski’nin Muhteşem Sevgi Yorumunda

(https://www.youtube.com/watch?v=8W8s55rzFAg)

Senden çok onun ihtiyacı olan bir şeyi ona vermişsen, bu bir hediyedir. Ondan çok senin ihtiyacın olan bir şeyi ona vermişsen, işte bu sevgidir. Sevdalıya vermek, evladına vermek, arkadaşına vermek, dostuna vermek, işine vermek, toprağa, suya, havaya vermek ve kendine vermek…

Bu harika Şubat ayı beklediğiniz, özlediğiniz, hayal ettiğiniz sevgiyi getirsin sizlere… Sevgiyi paylaşmanız, paylaştıkça çoğaltmanız ve tamamlamanız, tamamlandığınızı hissetmeniz dileğiyle…

Ceyda Tezel
Editör

Editör’den

Ben senin için tuttum…

Haydi sen de, yeni yıla girerken…

Bir dilek tut… Cesaret ile adım at…
Değişimlere aç kendini… Kendine güven…

Yaşam değişirken sen de değiş…
Kendini yeniden yarat… Farkındalıkla yaşa…
Kendine, hayata olan sevgin, inancın ve güvenin sana ve sevdiklerine tüm kapılarını açsın… Kendin ol sadece… Sen ol… Değişimi hisset…
Ve 2018 senin yılın olsun…
Herkese Mutlu Yıllar…

 

Ceyda Tezel
Editör

Editör’den

Özlemler büyütürüz içimizde…

Sevgiliye özlem, memlekete özlem, anneye özlem, babaya, kardeşe, evlada özlem… Belki de özgürlüğe özlem, denize, martılara özlem…

Neye olursa olsun; bakmak lazım bu özlem ne getiriyor bize… Bazen umut, bazen heyecan bazen de tutku… Ne getirirse getirsin besleyen, büyüten olmalı bizi…

Bir resmin renkleri, figürleri gibi, bir şarkının notaları, sözleri gibi, bir hikâyenin bizi sarıp sarmalayan, alıp götüren kahramanları, olayları gibi… Tüm bu güzelliklerin tadını çıkararak, farkında olarak, dokunarak, işiterek, görerek hayatı yaşamak…

Bu yılın son ayına girerken ve yepyeni bir yılı karşılamaya hazırlanırken, birbirimizi dinleyerek, değer vererek hayatı paylaşmak…

 

İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine
Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına
İnsan balıklama dalmalı içine hayatın
Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe, bütün evrene karışırcasına
Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır
Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana…

A.Behramoğlu

2018 yılının hepimize tüm mucizeleriyle, güzellikle, keyifle, sağlıkla, huzurla, umutla, mutlulukla neye ihtiyacımız varsa onların tümüyle gelmesi dileğiyle…

Mutlu yıllar…

Ceyda Tezel

Editör

Editör’den

CoachTeam Magazin olarak geçen yıl başladığımız yayın hayatımızda bir yılı geride bırakırken, her ay yeni yazarların da bize katıldığı büyük bir aile olduk. Yazılarımıza gelen yorumlar bizi daha da heyecanlandırarak yol almamızı sağladı. Değerli paylaşımlarıyla bizimle birlikte olan tüm yazarlarımıza çok teşekkür ediyoruz.

Bu ay bir de buradan paylaşmak istediğim bir kitap haberimiz var. 24 koç harika bir amaç için bir araya geldi ve harika bir kitap ortaya çıktı. Benim de yazarları arasında olmaktan büyük heyecan duyduğum kitabımız “Teoriden Pratiğe Koçluk” artık satışta. Farklı şehirlerden hatta yurtdışından bu projede yer alan tüm koçlar, tek bir yürek olarak bir kitap oluşturdu. Bölümler paylaşıldı, sorumluluklar alındı, bilgiler çoğaldı. Kitabımızın koçlar ve koç olmak isteyenler, koçluğu merak edenler için bir başucu kitabı olduğunu düşünüyorum ve tüm katkısı olan koçlarla, heyecanla şimdi kitabımızın okuyucularıyla buluşmalarını bekliyoruz.

Arka kapaktaki yazıyı da buradan paylaşmak istiyorum…

“Bu kitap, profesyonel koçluğu merak edenler, mesleğe yeni başlayan veya meslekte yol kat etmiş koçlar için bir el kitabı olması amacıyla; “Koçluk için Bir Arada” diyen 24 koç tarafından, koçluğu ‘teoriden pratiğe’ taşıyan süreci anlatan yalın bir dille yazıldı. Kitapta profesyonel koçluğa ilişkin temel kavramlar, koçluk yaklaşımları, koçluğun odak alanları, koç-müşteri ilişkisi, koçluk hizmetinin sınırları, araç ve yöntemleri, sık rastlanan yanlış uygulamalara açıklık getiren ayrıntılar ve mesleki yeterliliklere yer verildi.”

İnternetten Sipariş vermek isterseniz aşağıdaki adresleri ziyaret edebilirsiniz:

http://www.dr.com.tr/
http://www.kitapyurdu.com
http://www.pandora.com.tr
https://www.kitapsihirbazi.com
#teoridenpratigekocluk #atlantisyayınları #peon

Keyifli okumalar

Ceyda Tezel
Editör

Editör’den

Sonbahar… Bir başka deyişle hazan…

Kısalan günler, sararan yapraklar, yağan yağmurlar ve esen serin rüzgârlar…

Bazen hüzün bazen de umut olur bize. Kimimiz keyifle geçen güzel yaz günlerinin özlemini duyarız, kimimiz göçmen kuşlar olmayı dileriz…

Kışa hazırlanan doğayı hissetme, onun tekrardan doğuşuna kadar kendini dinlenmeye hazırlamasını izleme zamanıdır. Yağmurun, sıcaktan kuruyan toprağı ıslatmasını izler, mis gibi yayılan toprak kokusunu koklarız…

Sonbahar aslında yeni başlangıçların, yeni yolculukların, yeni umutların da habercisidir…

Öyle bir ilkyaz ol ki korkut yaprakları,

Öyle bir son yaz ol ki tut yaprakları,

Sararıp dökülürken güz rüzgârlarında

Ardında savrulsunlar, unut yaprakları.

Sevinçlerinde onlar vardı, hüzünlerinde onlar

Seninle yeşerdiler, seninle soldular…

Olsunlar senden sonra da umut yaprakları.

Özdemir Asaf

Editör’den

Keyifler değil hayatı değerli yapan,
Hayattır keyif almayı değerli kılan…
Bernard Show

Bazı zamanların, bazı yerlerin, bazı kişilerin sizin için özel olduğunu hissedersiniz. Bazen çok tanıdık, bildik bazen çok da bilmediklerinizdirler. Bununla birlikte çok özel dediğiniz zamanları paylaşırlar sizinle. Üstelik bazen haberleri bile olmadan.

Hepimizin hayatımızda böylesine zamanlar olmuş mudur acaba?

Bir güne uyanırsınız, bir sabahı paylaşırsınız, bir şarkıyı, bir duyguyu, bir tebessümü…

Bazen sevdiklerinizle, bazen bilmediklerinizle…

Bir şarkı sözü, bir film karesi, bir kitap bölümü, bir şiir mısrası alıp götürür sizi denizin mavi sularına.

Bazen de kanatlanır uçarsınız uçsuz bucaksız gökyüzünde.

İster bildik olsun sizinle olanlar ister olmasın; güzel anları paylaşmak değerlidir, kendi yolumuzda giderken kesişen yollarda.

Kendi yolunuzda bulduklarınızla yürürken öğrendikleriniz ve keşfettikleriniz de sayısız taç yaprakları olan lotus gibi açılır ruhunuzda…

Dileriz, keyif almayı değerli kılan bir hayatınız vardır. Ve bu hayatı bu bayramda da özel olduğunu bildikleriniz ve belki de bilmediklerinizle keyifle yaşarsınız…

İyi bayramlar…

Editör’den

Dili dışarıda yorgun Ağustos

Kapladı yüreğimizin yangınını

Karanlığı giyinip hiç olduk yazında

Keyfimiz kelebeklerle dost,

Karıncaların geceye yol aldığı tatlı bir sonsuzluk

Artık düşebilirim

Düşebilirim göğün hafifliğinden yere…

 

 

Ağustos sayımızı keyifli okumalar…

 

Editör
Ceyda TEZEL

Editör’den

Bir harika sayı daha. Bu defa yazın ortasında kıpır kıpır Temmuz ayı…

Sabahın erken saatlerinde pencereden içeriye giren manolya, limon, kekik kokan mis gibi Ege havası ile uyanmak. Biliyorum çok kışkırtıcı ama şu sıra aile yanı, çocukluk anıları…

Tatilin o dayanılmaz tadı…

Hani çocukken, biriktirdiğiniz o en sevdiğiniz şekerleri en sona bırakmak gibi.

Anın tadını çıkarmak…
Orada olduğunuz zamanı hissetmek…
Büyüklerinizle yanyana olmak…
Onların varlığı ile tamamlanmak…

Şu kısa zamanda yogayı hayatıma katmanın bana öğrettiklerinden deneyimlediğim; ağaç pozunda ayakların yere bastığında içindeki ağacın köklerini hisset, köklerin ne kadar sağlamsa sen o kadar sarsılmaz bir duruş sergilersin, kollarını başının üzerinde gökyüzünde birleştir. Artık tüm dikkatin kendindedir… Tüm içsel kurduğun bağı hissedersin. Yukardan gelen enerjiyi alabilmek için köklerinden beslenirsin. Sana gereken şey de denge ve yakaladığın içsel uyumdur…

Şimdi bundan sonra yapmak istediklerimize, olmak istediklerimize odaklanmak… bilmek… yol almak.

Durmaksızın yürüyorum bu kıyılarda…
Kumla köpüğün arasında,
Birazdan silecek belki,
Gelen dalga, ayak izlerimi.
Kabaran köpüğünü önüne katacak,
Ve hep denizle kıyı orada benimle olacak…

Her daim köklerinizi bilmeniz, bulmanız ve hissetmeniz dileğiyle…

 

Editör
Ceyda TEZEL

 

Editör’den

Yıllardır önce İstanbul’dan Ankara’ya taşınma kararı verdiğimiz zaman alışmak nasıl olur diye düşünürdüm. İstanbul’dan ayrılmak, başka bir yere yerleşmek…

İstanbul’u özlemek!

Aradan şimdi yıllar geçti. Geçen hafta yine İstanbul’dan yeni dönmüştüm ve akşam eğitime gidiyordum. Arabada radyodan yayılan Michael Bolton – When a Man Loves a Woman, camdan içeriye giren hafif rüzgar…

En sevdiğim yol, sakin trafik ve birden beni benden alan, tüm arabanın içine yayılan mis gibi iğde kokusu… Bahar zamanı burcu burcu kokan ve seni kokusuyla mutlu eden iğde kokusu. “Ya evet iyi ki buradayım!!!” dedirten. Özellikle de ODTÜ’nün önünden geçerken, insanı nedensiz mutlu eden, yine yaz geliyor dedirten iğde…

Sonra düşlersin eski mahalle arası, ta çocukluğuna gidersin, taş yol, yolun iki yanında iğde ağaçları. Yolun en başından sana ulaşan iğde kokusu. Kokuyla birlikte yürürsün, yürürsün, bir kısmı yerlere serilmiş ama çoğu dalında çiçekleri ile her yere kokular saçan bu kadife ağaca yaklaşırken ince bir yaz yağmuru başlar, hafiften yıkar iğdeyi, o koku o yağmur taneleri ile oynaşır, kaynaşır ve iğde kokusu yazı müjdeler…

Tüm kışın yorgunluğunu, karamsarlığını geride bırakarak, içimizi, ruhumuzu rengiyle, huzuruyla, umuduyla, kokusuyla dolduran iğde zamanına merhaba…

 

Editör
Ceyda TEZEL