#kalbimlesohbetler

,

#85 ARA-LIK

Bazen, öyle “sebepsiz”, yüreğinize bir ağırlık çöker de, evin içinde oradan oraya ne yapacağını bilemez, savrulur musunuz? Kitap okurken, sayfalar bir bir akıp da, sonlarına geldiğinizde, aslında hiç bir kelimeyi görmediğinizi, sadece sayfaları çevirdiğinizi fark eder misiniz? Yoga yaparken, matın üzerinde ayaklar bacaklar, kafa dışarıda gezerken bulur musunuz kendinizi?

Hani hep nefesini, adımlarını, lokmalarını, aslında tüm hayatını “yavaşlat”, kendini “hafiflet” deriz ya; işte yavaşlamadığımızda, fizik beden ruhtan, ruh akıldan, akıl kalpten koptuğunda, farkındalığımızın üstüne toprak serpip, “hayat mücadelesi” verdiğimizde: … Hayat, mücadeleye dönüşür. Akması gerekenler akıp gidemez. Bedenlerimizin ve yaşamlarımızın boruları tıkanır. Herkes ve her şey üstümüze üstümüze gelir.

“Aralık” -adı ile yaşasın🙂-; eski ile yeni arasında aralanmış bir kapıdır. Eski kötü, yeni iyi demeye getirmiyorum sözü. Eskiyi at, yeniyi al’a da… Eskimiş olan üzerinde çok enerji birikmiştir. Ağırdır. Bundan sebep; onun o birikmiş, ağırlaşmış enerjisini hafifletmek gerekir. Yeni yıl öncesi, tüm mekanlarda; evde, işyerinde, ilk mekanımız: bedenimizde, “hafifleme” çalışmalarını, eski ile yeni arasındaki “Aralık” ayında yapmak istememiz bu yüzdendir. Peki bir ayurveda terapistine ( acaba kim olabilir bu🤔😜) gidip, tüm bedenlerde arınma sağlayan terapiler yaptırmanın dışında neler yapabiliriz?

* Öncelikle, ilk ve hep yapmamız gereken şeyi yapabilir; dolap ve çekmeceleri boşaltabiliriz. İhtiyacımız olmayanları (ki bir çoğu gerçekte öyle) ihtiyacı olanlarla buluşturabiliriz. Ama o eşyada gönlümüzü ne de gözümüzü bırakmadan

* Tüm mekanları (tabii yine bedeni de) sirkeli sularla düzenli temizleyebilir

* Tüm mekanları doğal tütsülerle tütsüleyebilir (pencereleri açıp ve tütsülerden dökülen toz ya da külleri açık havada toprağa savurup)

* Her akşam yatmadan ayak tabanlarımızı ılık yağlarla ovalayabilir (susam olabilir)

* Ve tüm sene, her tür enerjinin, duygunun en çok tutunduğu yer olan saçlarımızı, sakallarımızı biraz kesebiliriz. İçimin ferahladığını hissettiğim kadar keserim genelde. Geçen sene biraz fazla kesmişim👀. Olsun. Bir #tavsiyemdegiltercihim tarifiyle uzar… uzar uzar🤔😄🎄

#86 FİT?

Fit olmak için savaş mı veriyorsun? O zaman içsel barışın ve huzurun karşıtı bir araç kullanmaktasın, der Maharishi. Kesik kesik nefes, ya hasta kişilerde olur ya da yorgun. Veya korkmuş… Doğru egzersiz yapıldığında, nefes; yatağında telaşsız akan bir nehir gibi akar bedende. Bağımlılığın hiçbir türü ruhsallıkla bağdaşmaz. Egzersiz bağımlılığı da bünyeyi zehirleyen toksik bir etkendir. Beraberinde hırs, başkası ile olmasa bile kendi ile rekabet, içsel yaşam enerjisi ile karıştırılan mücadele ve bir türlü tatmin olamama hali getirir. 8 basamaklı yoga öğretisi uygulandığında, kişi hem fizik bedenle hem de sosyal, ruhsal, zihinsel ve duygusal bedenleri ile sağlıklı bir yaşam sürer. Yaşamda hep bir sonraki hedefe kilitlenmek yerine, zihnini şimdide, tam şu anda tutar. Hemen şimdi, bunun için yapılabilecek bir şey var:

Güneş Ağında Yoga Nefesi…

Yaz, kış, bahar… İçeride ya da dışarıda, fark etmez… Bir yere toplanmış güneş ışığı görünce ortasına otur. Güneşin ısısını, ışığını çekmeye başla bedenlerine. Yoga nefesleriyle zenginleştir bu harika enerjiyi. Sabah güneşiyse seni canlandıracaktır, akşam güneşi ise günün tüm yorgunluğunu alıp götürecektir. Karnı şişirerek aldığın nefesle ısı ve ışığı çek. Karnı söndürerek nefesi boşaltırken gündeminde içini sıkan, ağırlık veren ne varsa; duygu, düşünce, durum vb, güneşin güvenli kollarına bırak. 10-15 dakika, bahar güneşlerinde 15-20 dakika…

#87 KIŞ ŞŞŞ…

Toprak, beyaz battaniyesini örttü ise bahara uyuyan tohumlarının üzerine, kış gelmiş demektir. Artık, ne ağaçlar yemyeşildir, ne çiçekler reprenkli. Doğa, “Savasana”ya geçmiştir. Kimi hayvanların yaptığını sandığımız şey; derin uyku, değildir. Bilinçli derin gevşemedir. Isıyı içeride tutmak için alınmış, aklı başında bir karardır. Soğuk ve kuru havada, normalden daha kuvvetli beslenmek gerekir. Ortada yeterince besin yoksa, ikinci çözüm, bedeni “stand by”da, “bekleme”de tutmaktır. İnsana düşen de aslında, doğa ne yapıyorsa onu yapmaktır. Ama yapamaz, yapamıyoruz. Çünkü; bitirilmesi gereken işlerimiz, ödenmesi gereken faturalarımız var. O zaman, madem; şöyle bir kaç ay savasanada kalamıyoruz, ne yapabiliriz bu soğuk ve kuru kış günlerinden bahara sağlam ve güçlü çıkabilmek için? Birincisi, her şeyin soğuğundan ve kurusundan uzak durmalıyız. Yemektir, içecektir, sohbettir, insandır😌… Kış; soğuk özellikli arınma içecekleri zamanı değildir. Ya da salatalı. Ilık, sıcak ve iyi yağlı şeyleri yemek gerekir. Bu bir iki ay boyunca -baharda iade etmek şartı ile- bir iki kilo almak da iyi olabilir. Ekmekle börekle değil de, iyi yağlarla yapılmış yemeklerle alınacak kilo zaten kolayca da verilir. Bedenin, evin, işyerinin ısısını kaybettirmemek gerekir. Zencefil, darifülfül ve karabiber biraz gheede kavrulur. Kurutulur. Bu karışım ister azıcık hakiki balla yutulur, ister az az yemeklere katılır. Bedenin ateşini olması gereken seviyede tutar. Evinde şöminesi sobası olan her akşam tören yapar gibi yaksın bunları. Dualarla, mantralarla… Ee olmayan biz garipler ne yapalım? Mumlar, doğal tütsüler yakalım. Daha koyu doğa renklerinde, daha sıcak tutan, doğal iplikli, kumaşlı giysiler giyelim. Bir de şu elektrikli ocaklardan, su ısıtıcılarından, çay makinalarından kurtulalım. Alev üstünde pişmeyen şey midemizi doyurur ama gönlümüzü aç bırakır. Sık sık acıkmaların bir sebebi de, kimbilir; belki de budur. Alevsiz aş’tan aşı olmaz, demişler. Ben demedim, atalar demiş, yazıtlar demiş, hocalar demiş. Kış geldi, hoş geldi. Neyse ki; önümüz bahar idi.

 

Namaste

AslıCan

#kalbimlesohbetler

,

#83 “İntikam; taş atana taş atmak değil, taş atanı unutmak, atılan taşı saklamaktı benim dünyamda. Öyle yaptım. Göğsümün ortasına, kalbimin durgun sularına atılmış o taşı, hayali bir yakut gibi boynuma taktım.” demiş #göçüpgidenlerkoleksiyoncusu @serminyasarofficial. Belki de adına intikam demeden, kulaklarımıza, gözlerimize, boğazımıza akıtılan zehirin panzehiri oymuş gibi, aynısını yapmaz mıyız, kimi zaman, kimimiz? Atılan taşları saklamaz mıyız? Üstelik bir de akıttığı zehirinden ötürü, yakarak geçse de boğazımızdan yüreğimize, midemize; ilk toksik şoku atlattıktan sonra, şükretmez miyiz? Usturuplu zehirciler vardır. Gündelik yaşamlarımızın içinde, fark ettirmeden ya da öyle zannederek, ağır ağır zehirlerler. Kimi gözünün içine baka baka söylediği ve inandın sandığı yalanları ile, kimi sezdirmeden içeri sızıp, hayatına ettiği talanları ile. Zehirciyi hor görmemek gerek. Yaşamdaki görevi olabilir bu. Kıt notlu, kazık sorulu, sert mizaçlı bir hoca gibi; verdiği dersi kolay kolay unutmazsın. Hayat boyu kalbinin üzerinde taşır, dara düşünce ya da benzer bir zehirin tadını alır gibi olunca, çıkartır, hatırlar, şükredersin. Çünkü onun sayesinde, aynı ağuyu ikinci kez yutmazsın. Sınavını geçer, okulunu bitirir, zehirciye teşekkür edersin. #dolunaybekçileriiçin #geceyebirsözbırak #kalbimlesohbetler #asyayamirastır

#84 Deepak Chopra’nın bir öğrencisinin yazısını paylaştığı makale gelmiş epostama hafta sonu. Tam Pazartesilik bir yazı. Biraz çevirdim, biraz da kendimden bir şeyler ekledim. Çünkü yazmasam duramam. Dünya anne, Pitta dengesizliği ile uğraşmakta (sıradaki fotoğraflarda pitta dengesizliği halinde neler olabileceğini yazdığım eski bir yazımdan parçalar bulabilirsiniz). Savaşlar, çevre ve hayvan katliamları, karanlık enerjinin etki alanını her geçen gün genişletmesi… Dünya üzerinde yaşayan her bir bireyin ruhunda, yaşamında, eylemlerinde başlayan iltihaplanma, tüm dünyaya yayılır. Mikrokozmozda (birey) olan, makrokozmozda (evren) da olur. Yer kürede olan, seni de etkiler. Bir bireyin deneyimlediği öfke, çelişki ve agresif ruh ve duygu durumları, yer kürede olan bitenin yansımalarıdır. Tüm bunlar bozulmaya uğramış, dengesini kaybetmiş Pitta dosha halleridir. Öyleyse; her şey bu kadar bağlantılı, bu kadar iç içe ise… Bireyler olarak yapabileceğimiz şeyler var:

Kendinize sorun:

  1. Nerede hâlâ öfkeye tutunuyorum?
  2. Başkalarını nasıl yargılıyorum?
  3. Daha sabırlı nasıl davranabilirim?
  4. Kime merhamet, anlayış ve affetme duyguları ile yaklaşmalıyım?
  5. Kendime ve bütüne nasıl hizmet edebilirim?

Bireysel olarak Pitta dengesizliği halleri tespit edildiğinde şöyle deriz: serinletici nitelikte yiyecekler ye, lifli yeşiller gibi… Baharatlı gıdalardan, sarımsaktan ve kahve gibi uyarıcılardan uzak dur. Yağlanmak için hindistan cevizi yağını tercih et. Ateşli konuşmalardan, ortamlardan, böyle kişilerden uzaklaş… vs.

Yukarıdaki soruları cevaplayıp, bunlar üzerinde çalışırsak, kendimizde pitta dengesizliği sezinlediysek ve bahsedilen önlemleri aldığımızda iyi hissetmeye başlarsak, aynılarının kendimizden ailemize, ailemizden etrafımıza, ve gittikçe daha da genişleyen bir alana, nihayetinde tüm evrene yayılacağını hatırlayalım. Haftanın bu ilk gününde teşekkür etmemiz gerekenlere teşekkür edelim. Özür dilememiz gerekenlerden özür dileyelim. Sevdiklerimize “seni seviyorum” diyelim. Kendimize iyi bakalım. İçi serin bir ay dilerim…

#ayurveda #kalbimlesohbetler

Aslı Can
Yoga Eğitmeni

#kalbimlesohbetler

,

#81 OJAS 🍁 Fiziksel iyilik, zihinsel berraklık, ve tam sağlık için elzem 3 ana öğeden biri, Ojas’tır. Kimi zaman, bağışıklık sistemi diye adlandırıldığına ya da güç/kuvvet diye çevirildiğine denk gelebiliriz. Dr Vasant Lad, Ojas’ı, sindirimin son ürünü diye tanımlar. Doshalardaki artış, hastalıklara neden olurken, Ojas’taki artış, iyilik ve sağlığın kapılarını açar. •••
🍁Ojas’taki azalma, kişide; korkulu, kaygılı bir ruh hali ve güçsüz ve sağlıksız bir bedene neden olur. Duyu organlarında zayıflama başlar. Yaşama karşı isteksizleşebilir. •••
🍁Ojas’ı dengede tutmak ya da artırmak için neler yapılabilir?
* En azından günde 1 kez, beden tipine uygun, taze pişmiş/hazırlanmış bir yemek yemek
* Bu yemeği oturarak, sessizlik içinde, telaşsızca, farkındalıkla ve bir tören gibi yemek
* Yemekleri doğru saatlerde yemek
* Her gün, bir kaç dakikalığına da olsa, doğada vakit geçirmek. Toprakla bağlantı kurmak.
* Çevrede olup biteni farkındalık ile izlemek, günlerin ve mevsimlerin akışının farkına varmak. * Gündüzleri güneş, geceleri ay duşu almak:)
* İçsel dinginliği ve kalbin telaşsız alanını yakalamayı sağlayan sakin ve dingin yoga ve meditasyon çalışmaları yapmak
* Doğru zamanda ve yeterli miktarda uyumak
* Toksik her şey ile (yiyecek, içecek, kozmetik, ortam, ilişki vb) nazikçe vedalaşmak…😌🍁

#82 Kendimizi şifalandırdığımızda, atalarımızı şifalandırırız, soyağacında akan derin yaralardan.
Atalarımızı şifalandırdığımızda, Yerküreyi/ Yuvamızı şifalandırırız, tüm insanlığın derin yaralarından…. demiş, Nilgün Arıt hocam. Çok güzel demiş. Ne yapacağız? Nasıl yapacağız? Sadece kendi bildiklerimi anlatabilirim. Kendi bildiğimi okuduklarımı😌. Aşağıdaki liste, başucu kitabım olan Aidin Salih/ Gerçek Tıp’ın kapağına yazıp, yapıştırdığım kendime notumdur:

1. Tüm bedenlerini;

a. Vücudunu (içini: gerçek yiyecek ye, güzel su iç, güzel uyu, ve dışını: mümkün olduğunca kimyasalsız yaşa, hareket et. Nerede hareket, orada bereket…)

b. Aklını (düşüncelerin eylemlerine dönüşecek, ona göre, iyi düşün)

c. Ruhunu (dua et, meditasyon yap, ataların ruhuna hayır işle, ağaç dik, tohum ek)

d. Kalbini (çocuklarla ve hayvanlarla vakit geçir, hayvan satın alma, sahiplenme de. Dost ol onlarla, onların neşesini ve huzurunu yaşa) ve

e. Etrafını (evini, eşyalarını, ilişkilerini sadeleştir. Az eşya, öz insan) temiz tut.

2. Bir eylem yap, mesela gül… (Che Guevara)

3. Üçe gerek yok şimdilik. Önce ilk ikiyi tamamlayalım😊🍀

👣Ayak sürümeyelim, yağlayalım çünkü;

1. Ayak ve bacaktaki yorgunluk hissi ve ağrıya iyi gelir

2. Ayak güçlenir, yere sağlam basar

3. Böylece omurga güçlenir

4. Vizyon genişler

5. Vata dengelenir (ki; neredeyse tüm rahatsızlıklar ilk Vata dengesizleştiğinde oluşmaya başlar)

6. Doku, lif ve bağlar rahatlar

7. Doğru adımlar atılır •••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••

👥Kafa ütülemeyelim, yağlayalım çünkü;

1. Saçlar beslenir, canlanır, parlar

2. Duyu organları daha hassas çalışır, güçlenir

3. Yüzdeki çizgiler azalır, oluşmaz

4. Kafa ne geçmişte takılır, ne şu anı kaçırır, ne de gelecekten kaygılanır •••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••

👂Kulak kabartmayalım, yağlayalım çünkü;

1. Vata artışına bağlı (iç ve dış) kulak rahatsızlıklarının önüne geçer (vertigo, derinin pul pul dökülmesi vb)

2. Katı boyun yumuşar

3. Çene yumuşar

4. Yumuşak çeneden sert sözcük çıkmaz
•••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••

Kim hangi yağı kullansın, kim yağ kullanmasın? İşte bunlar hep Ayurveda ve hepsi ve daha fazlası: ( 30 Kasım-2 Aralık ) Bolu / Yeni Yıla Hazırlık Kampı’nda. Pek yakında @haryogayurveda 💚

#kalbimlesohbetler
Aslı Can
Yoga Eğitmeni

#kalbimlesohbetler

,
#78 Umutsuzluk bir lükstür. Kült filmlerden “Fight Club”da şöyle bir replik geçer: “Umudunu kaybettiysen, tamamen özgürsün”. Beklenti yoktur artık, beraberinde getirebileceği hüsran ihtimali de kalmamıştır. Ma’şeri vicdan ya da kolektif bilinç, toplumun fertlerinin tek bir ruh ve duygu etrafında birleşmelerini sağlar, böylece toplumların devamında önemli bir rol oynar. Kökenimiz, ilgi alanımız, uzmanlıklarımız, sevdiklerimiz ya da sevmediklerimiz ne olursa olsun; tek bir bilince sahip olmamız gerekli, o da kendi neslimiz için, gelecek nesiller için daha iyi bir dünya yaratma bilinci. Korkuyor musun? Bir başkasına cesaret ver. Mutsuz musun? Bir başkasını gülümset. Umut etmekle kalma, umut ver. Ferahlık yay etrafa. Begonvil kokulu bir akşam sofrası, tüm zamanların ruhu ile dolu bir şiir gibi…
“Yarın farklıdır bugünden,
Adı değişir hiç olmazsa.
Kara bir suyu
Geçiyoruz şimdilerde
Basarak yosunlu taşlara.
Sen bugünden yarına
Birazcık umut sakla.”
••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••
Kızıma, Bodrum’a, kekikli rüzgârlara, yaza, sevdiklerime, güzel hem de çok güzel ülkeme, umuda🌸
••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••
#şiir Metin Altıok #kalbimlesohbetler
#79 Adapt, adjust, accommodate… Değiştiremeyeceğimiz durumlar için barışcıl ve huzur verici bir silah: adapte olmak… Şikayet edip, sızlanabilirdik Nepal dönüşü, on günlük yorgunluğun üstüne mecburi Doha konaklamamız nedeni ile. Oteldeki kurabiyeli ve “Kalak Çaylı” karşılama, güzel manzaralı, konforlu odalarımız ve Doha’nın eski pazarındaki Türk türk kahvecisi ile neşelenmeyi seçmeyebilirdik. Nepal’de birikmiş onca güzel anıyı, stres ve sinirle harcayabilirdik. Yeni durumumuza adapte olduk, zihnimizi; muson yağmurlarından çöl sıcağına geçişimiz ve evlerimize hemen gidemeyecek oluşumuzla uyumlayınca, bedenlerimiz de işbirliği yaptı. Uyumlanmayı, kontrol edemediğimiz koşullar ile uyumlu ilerlemeyi seçtik. Nemli, terli, bir ıslak bir kuru, bir sıcak bir soğuk ve her daim neşeli bir yaza veda oldu. Şimdi, yeni mevsime geçerkenki adaptasyon araçlarını ve daha fazlasını konuşacağımız ilk buluşmamız için geri sayım başladı. Hayat, aslında çok basit. Adapte ol, dönüştürebileceklerini dönüştür, mutlu olmayı seç ve yaşa… #kalbimlesohbetler
••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••
#80 RtuCharya / Mevsime Uyum
Bugün Asya’nın okulunun açılması ile birlikte, bizim eve sonbahar resmen gelmiş bulunmakta. Zaten akşam üstü soğukları başlamıştı evimizin. Mevsimlerdeki değişmeler, doshalarımızın (beden ve zihin tiplerimizin) dengelerini oynatabilir. Agni yani sindirim ateşimizin alevlerini kaybetmemek için yaşam tarzımızda sonbahar modasına uygun olarak bazı değişiklikler yapmak gerekir çünkü agni azaldığında hastalanırız. Eylül ve Ekim aylarında, fiziksel gücümüz orta seviyede olur. Sindirim ateşimiz ise ılımlı bir seviyede yanmaya devam eder. Sonbahar, kurumaya başlama dönemidir. Yapraklar gibi bedenlerimizde de bunu hissetmeye başlarız. Dosha dengesini kaybetmemek için doğayı gözlemlemek, onun yaptıklarını yapmak yeterli olur. Örneğin;
🍁Nasıl ki; ağaçlar renk değiştiriyor ve kuruyan yapraklarını döküyor; bizler de, giysilerimizin rengini ve kumaşlarını değiştirmeli, kuruyan derilerimizi her sabah kuru vücut fırçalayarak dökmeliyiz.
🍁Kuru vücut fırçası sonrası, saçlardan ayak tabanlarına kadar tüm beden ılık yağ ile ovulur. Kimlerin hangi yağı kullanacağını, kimlerin hiç yağlanmaması gerektiğini daha önce anlatmıştım. Ana sayfada, öne çıkanlar bölümünde, YogaAyurveda başlığı altında bulabilirsiniz.
🍁Bu yağı vücutta 10-15 dk tutup, sonra sabunsuz, şampuansız ılık duş alınır. Böylece yağ vücuda yerleşir.
🍁Bu dönemde gündüz uykusundan, rüzgardan ve sisten uzak durmak gerekir. #kalbimlesohbetler
Aslı Can
Yoga Eğitmeni

#kalbimlesohbetler

,

#75 Her insanın karşısındaki alıcıya göre bir konuşma üslubu olabildiği gibi, evrenin de bizlerle çeşitli dillerde konuşması mümkün… Bağışıklık sistemin yeni güçleniyor, biraz az çalış, dinlen, der ve sen anlamazsan ya da anlamazdan gelirsen; otur ulen, diyebilir ve mesela, bir vertigo ile devirebilir seni. Hayır yani şimdi ne gerek vardı buna, zaten seminerlerimi bitirmişim, derslerimin bitmesine 2-3 hafta kalmış, eğitimin son iki ayı, desen de dinlemeyebilir. Serumdaki ilaç, fır fır dönen başımı durdururken, başımın içindeki aklımı daha çok döndürmeye başladı. 15-16 yıl önce yediğim ilk ve tek vertigo vurgunu senesine gittim. Neler olmuştu o sene? Nasıl devrilmiştim, diye düşünürken, eteklerimdeki taşlar, boğazımdaki yutulamamışlar birer birer dökülmeye başladı. O ilk vertigo senesindeki sivrilmiş hayat deneyimlerimle bu senekiler ne kadar da benzerdi:

  1. Tanıdığını düşündüğün insanları hiç tanımamış olduğunu anlamak ve beraberindeki kısa( bu senekiler kısa sürdü) süreli şok dalgaları✔
  2. Fiziksel ve zihinsel güç sınırlarını fazla zorlamak✔(o zaman yoga öğre/n/t/mek için çabalıyordum, şimdi ayurveda)
  3. Yeni ve büyük bir adımı atmanın hazırlığında olmak, ve bundan biraz(epey😁) çekinmek✔(sürpriz)
  4. Bir de – Vata olmamdan mütevellit – çok fazla seyahat etmiş olmak✔

Bunları ilk sefere göre şimdikinde çok daha güçlü karşıladım ama fiziksel olarak çok yorulmuşum. Yoksa belki de vertigosuz kırardık döngüyü ama dedim ya; şansımı zorladım. Şimdi bu puslu aklımla anlatıyorum bunları ki; belki sabahtan beri , aynı şeyi yaşadığını yazanlardan birinin işine yarar… Aradan geçen 15-16 yıl ve bu süreçte yaptığım “Sadhana”lar elimden tutup nazikçe kaldırdı beni bu sene… Daha çabuk toparlamamı sağladı. Sadhana nedir? Nasıl yapılır? Anlatacağım ama vertigo için son söz; Bir süredir yaslandığın alışkanlıklarını bırakmak zorunda olmak güvenlidir.

Yeni bir yaklaşım yolu seçmen yeterlidir.

Zihinsel kargaşa ile baş etmenin en iyi yolu düzenli meditasyondur. #kalbimlesohbetler

#76 Daha sessiz, daha canlı… Hayatın temeli, büyüme ve ilerleme ise; hayat, mücadele içinde geçmemelidir. Aslında çok az çaba ile çok yol alabilmeliyiz. Zihnin doğal eğilimi, daha fazla mutluluk, enerji ve zekaya doğru gitmektir. Günlük yaşamın oyalayıcıları, bizleri bu doğal iyilik halimizden uzaklaştırmakta ve kendimiz bile fark etmeden, saatler, günler ve yıllar, koşturmaca içinde, kaygı ve telaşla birbirini kovalamaktadır. Beynin bütüncül çalışması, daha az çaba ile daha yaratıcı ve tatmin dolu bir yaşamın kapılarını açar. Bunu sağlamanın en etkili yollarından biri ise düzenli ( günlük ) ruhsal pratik yapmaktır. Her gün yoga çalışması yapmak, sadece asanada gelişme amacı taşımaz. Nefes, asana, meditasyon ve tefekkürle harmanlanacak 15-20 dakikalık ( başlarda ) bir programı, her gün, mümkünse aynı saatlerde uygulamak, bizi hayatın özüne, kendimizi gerçekleştirebilmeye götürecek olan yoldur. Yapılacak şey basit: Bir program oluştur ve uygula. Yüzyılın filozofu Nike’ın dediği gibi: Just do it✔#kalbimlesohbetler

#77 Adıma herkes bir şey der… Aslıcan hanım, Aslı hanım, Aslıcan, Can hanım, Aslı Can Ünal hanım… Adım soyadım sorulup da, Aslı Can dediğimde, mutlaka soyadımı bekler karşıdaki. Can derim, soyadım Can. Esasen adımı, sanımı, tüm adlandırılmışlıklarımı bırakmak isterim. Ama bu dünya öyle bir dünya ki; tutuyor iki elinden, yetmiyor; iki de ayağından. Adın oluyor, soy adın oluyor, yetmiyor… İşin oluyor, işinin adı, işinde adın oluyor… Söylemeye, yazmaya mecbur oluyorsun. Başka türlü hiçbir şey olamıyorsun. Hiç olmak istesen de olamıyorsun. Eş dost arada ittirir beni… Daha büyük bir yere geçsene, reklam versene, kendinden bahsetsene… Öyle ısmarlama elim kolum kalkmaz, ayağım adım atmaz. Hele ki olduğum hâl, tam olmak istediğim hâlse. Mesela haftamı Salı’dan başlatırım. Pazartesileri yan gelip yatarım. Bugüne değin, yaptığım hiçbir şeyi aklımla yapmadım. Zaten o kadar aklım da yoktur. Kalbimi dinledim hep. Onu dinlerken azar yediğim de oldu, dayak ve de kazık yediğim de, kalabalık içinde kaldığım da oldu, yapayalnız da. Ne var ki; onun sesi sayesinde kendim oldum, kendimi yaşadım. Birileriyle yarışmadan, rekabete girmeden, hesap kitap, plan program yapmadan… Kimseyi taklit etmedim. Kimse beni bir yerden alıp bir yere koymadı. Öyle kendi kendime, bodoslama yaşadım. Kaybettim sandığım ama aslında kazandığımı anladığım tüm anlarımın, hayatımın tam şimdi olduğu gibi, tam olmasını istediğim gibi olmasının sebebidir, o. Ve lakin; onu dinlemek için susmak gerekir. Sessizliğimi sağlamam için gözlerimi kapatmam yeterlidir. İnzivam kapalı gözlerimin ardında gerçekleşir. Ne güneye inmem gerekir bunun için, ne kuzeye çıkmam, ne de uzak doğulara gitmem. Gün içinde böyle bir kaç inzivaya kaçırdığımda kendi kendimi, duymam gerekeni duyar, görmem gerekeni görürüm. Kalbim, kalp olmakla yetinmez; kulağım olur, aklım ve de gözüm. Öyle atarız birlikte, güm güm güm güm. Ayakta durup, gözlerinizi kapatın. Vücut gevşek, nefes sakin… Topuklarınızla kalbinizin ritmini yakalayın. 5-10 dk birlikte atın. Bakın neler olacak… güm güm güm güm #kalbimlesohbetler

 

Aslı Can
Yoga Eğitmeni

#kalbimlesohbetler

,

#73 Şer birliği sadece dizilerde mi olur sanıyorsunuz? Yanılıyorsunuz…🙂 Bir sabah kulağımda Gayatri Mantra ile uyandım. Uyanınca gece boyu zihnimde dönüp durmuş olduğunu fark ettim. Gün boyu, ne iş yapsam, dilimde Gayatri Mantra… Bizim Gayatri’den sorumlu bakanımız @gayatrisenem e sordum…😇”Vardır bir diyeceği”, dedi… Varmış. İnsan, bazen bile bile lades diyor. Ben de demişim. 11. ayın 8. gününe denkledi bunu anlamam. Günü unutmuyorum çünkü üç gün sonrası doğum günümdü. Yoksa, dün ne yediğimi bile hatırlamam🙈. Her ayılma gibi, bu da zorlu oldu ama mantra ile çalışmak, evime, işime, ilişkilerime sakin, sessiz ve derinden sızan karanlığı, benim hiçbir şey yapmama gerek kalmadan, kendi eli kendi dili ile çekip çıkardı hayatımdan. Bu zorlu deneyim, bir değil birçok eşim-dostum var rüyasından da uyandırdı beni. Gayatri bana dedi ki; ne çabuk unuttun dergâhı, bu dünyanın bir rüya olduğunu, herkesin eninde sonunda tek bir sahici dostu, sırdaşı, limanı kaldığını. Onun da zaten başından sonuna kadar, hep orada Ol’an olduğunu. Senem dedim; Gayatri görevini, kalbimi, ruhumu, nefsimi zımparalayarak da olsa tamamladı. Şimdi ne yapmalı? Her zehirin bir panzehiri vardır, değil mi? Ad Guray Nameh ile devam et bir süre, dedi. İşte videodaki mantra odur. Bu yaşadığım zehirli deneyimin sonrasındaki birkaç ay boyunca uykularım ve nefes alış verişim bozulmuştu. Panzehiri alınca toparlamaya başladım. İyi bir yaşamın en önemli unsuru dengedir. Çakralarımızın, doshalarımızın, yer ile gök arasındaki yerlerimizin dengesini kurabilmek için her zaman mantralardan faydalanabiliriz. Mantraların tınıları yayıldıkça kulaklardan bedene, tüm bedenlere ve tüm yaşama; yere basması gerekenler yere basar, yükselmesi gerekenler yükselir… Sessizliği en büyük erdem mi sanıyorsunuz? Yanılıyorsunuz. Haklı olan sessiz kalınca, hakkı olandan mahrum kalıyor. Yaşayınca anlıyorsunuz. #kalbimlesohbetler #mantrapower

AAD GURAY NAMEH

JUGAT GURAY NAMEH

SAT GURAY NAMEH

SİRİ GURU DAYVAY NAMEH

İlk bilgeliği selamlıyorum

Asırlar öncesinden gelen bilgeliği selamlıyorum

Gerçek bilgeliği selamlıyorum

Görünmeyen büyük bilgeliği selamlıyorum

#74 Popüler kişisel gelişim kitaplarından biri olan Tanrılar Okulu’nda geçen bir sözü çok kereler söylemiş ya da duymuşuzdur: “Az ye, az uyu, az öl… “ O sözün Mesnevi’deki bir benzeri şöyledir: “Bu dünyevi hissin sıhhati, vücudun sağlığına; ten binasının yiyecek ve içeceklerle onarılmasına bağlıdır. Hâlbuki manevi hissin sağlık ve sıhhati; sadece az yemeye, az içmeye, az uyumaya bağlıdır.” ••• Mânâda oruç, nefsin terbiyesine açılan bir kapıdır. Terbiyesizliğine değil. Trafikte, evde, işte terör estirip, önüne gelene hakaret edip, orucu öfkeye, uykuya, atalete bahane etmeden geçireceğimiz bir Ramazan olmasını dilerim. Yine Mesnevi’de şöyle geçer: “ “Demek ki bizim yaşayışımız, manevi gerçek hayata kavuşmamız; memeden kesilmeye yani nefsanî gıdalardan vazgeçmeye bağlıdır.” #kalbimlesohbetler

 

Aslı Can
Yoga Eğitmeni

#kalbimlesohbetler

,

#70 Geçenlerde dolunay uykusuzluğunu konuştuğumuz bir derste, grubumuzdan @banuyasinn enteresan bir konuya değindi. Okuduğu bir makalede şöyle yazıyormuş: Taş devri insanları, dolunaylı aydınlık gecelerde yırtıcılara yem olmamak için mağara ağzında bekçi- nöbetçi bırakarak uykuya çekilirlermiş. Nöbetçi, az hareket, az sesle geceyi geçirirmiş. Bilinçaltı aktarımları ile günümüze kadar bunun geldiği ve dolunaylı gecelerde koruma içgüdüsüyle uykuya dalamamanın normal olduğu düşünülüyormuş. Yani, biz, dolunayda uykuyu kaybedenler klubü, birer karmik gece bekçisi olabiliriz. Bu durumda ne yapabilirize gelince de, astrolog arkadaşım @astrolojiterzisi Yıldız’ın bir önerisi var. Bir bardak suyu al. Tibet çanağını 5-10 dk kadar çalarken, su seni dinlesin. Sonra suyun yarısını iç, yat. Suyun diğer yarısı ile sabah, elini yüzünü yıka. Ağzını çalkala. Belki yine bekleyeceksin sabahı uyanık gözlerle, ama en azından gerilmeyeceksin. Sakin ve huzurlu yıkanacaksın ay ışığında. Kim bilir kaç yıldır yaptığın/ım/ız gibi… İyi şeyler gelsinler, kötü şeyler gitsinler… #kalbimlesohbetler

#71 İnsanın 3 ruhu vardır. Duygulardan, 3. ruh olan özüt sorumludur. Özüt, hareketi sever. Bu nedenle biri sinirlendiğinde: “çık biraz yürü” denir. ••• Zira hareket yoksa, bedendeki olumsuz duyguları atma olanağı da yoktur. Yeryüzünde yaşayan her canlının bir mizacı vardır. Yani, mutlak bir yeteneği, özelliği ve bu özellikle doğaya katkı sağladığı bir vasfı mevcuttur. Doğada hiçbir varlık, yerinde oturarak yaşamını sürdüremez. ••• Masa başında çalışmak, doğanın yaşam “stiline” uygun olmadığı için bu kişiler her geçen gün duygusal ve fiziksel açıdan daha sorunlu hale gelirler. ••• … bu kişiler doğal yeteneklerinin ne olduğunu bilemezler. Oysa doğal yetenekler kesinlikle bilinmelidir. O kişinin yeryüzüne gelme nedeni anlaşılmalıdır. Yeteneğini bilen kaplan, kafesin kapısının açılmasını beklemez. Kapıyı kırıp çıkar.••• “ (alıntı Asu Mansur / Kham Karak). Benim içimdeki kaplan da tam 14 yıl önce, 8 yıllık çalışma hayatının sonunda, 3 saniyede, kapıları kırmadan belki ama menteşelerini epeyce oynatarak özgürlüğüne kavuşmuştu. Onun kaplan değil “Geyik” olduğunu yıllar sonra idrak ettiğimde, istifamı verdiğim gece, rüyam boyunca sırtında, o orman senin, bu şelale benim, gezdiğim geyik de anlam kazanmıştı. Ölmeden önce ölmeyi, sevmediği işte, sevmediği insanların içinde azar azar ölmekle karıştırmamalı insan. Ölmeden önce ölüşüm, aslında doğuşum olmuştu. Düzenli maaşımı, tatillerimi bırakıp, bir kuru matın üzerine kapaklanmıştım. İkisi arasındaki süre ise rugan babetlerimi çıkarıp çarıklarımı giymem kadar bir zamandı. Bu, kimine göre 14 sene, bana ise 14 saniye gibi idi. Toprak ana, uykusunu aldı. Uyanıyor. Yer artık hiç hasta edecek kadar soğuk olmaz. Her gün 5-10 dk çıplak ayak yürüyün. Mayıs ortasına, sonuna kadar güneş gözlüğü takmayın. Bol su için, oturarak ve yudum yudum. Dışarı çıkın, hareket edin… İlaç niyetine #kalbimlesohbetler

#72 Işıkla birlikte sessizlik gelir, dememişlerdi. Deselerdi, karanlığına tutunmaya devam etmez miydin? Ederdim. Ama şimdi, ışıktan çok beraberinde gelen sessizliği seviyorum. İnsan böyle bir şey… Yaşayıp anlayan türden. Evet… İnsan olduğum kesinleşti:) (Alıntı: Aslı Can / Yolcu #yolcu) Satya, Yoga’nın 5 olmalılarından biridir. Doğruluk, dürüstlük diye tercüme edilebileceği gibi “Hakikat”e de işaret eder. Çağımızın geneline baktığımızda, Satya ya da Hakikat, sanki biraz uzaklarda… Hayaller ya da Aslolan; ne sen varsın, ne de ben, demekken; Hayatlar ya da Var olan; sen yoksun, ben varım, tadında. Kendini anlatmayı çok seven yazılarla dolu şu instagram sayfalarında gezinirken, aklımdan geçen sözcükler içimi daraltırken, yine aklımdan geçen bir şarkı güldürüyor yüzümü. Peki peki anladık, sen neymişsin be abi… Şarkıyı mırıldandıkça ışık yükseliyor tepemden, bu tiyatro gözüme hoş bile görünüyor. En güzel hareketi sen yaptın, peki peki anladık… Artık gülümsemem bayağı bayağı kahkahaya dönüyor. En bilge lafı sen ettin… Üstüne bir de dans etmeye başlıyorum. Hayatın anlamını sen buldun, hem de instagramda… Şarkı bitmeye yaklaşınca, ekran kapandığında, sessizlik nasıl da hoşuma gitmeye başlıyor. Ahha diyorum; işte bu. Huzur… Sessiz sessiz, süssüz püssüz gelip, konuyor yüreğime. Bunca fotoğrafın, kelamın manasızlığı bir anda beliriveriyor ruhumun derininde. İnanmayın burada her gördüğünüze, okuduğunuza. Kendinizi kıyaslayıp, bir de üzmeyin. Hakikat, kalbinin en derininde. Kendine, şu ekrana bakmadan duracağın 1 saat vermekle başla. 1 gün yap onu, belki birkaç gün… Kendi yolunun yolcusu ol. Çünkü senin ruhun, okudukça; ben neden öyle yapamıyorumu sana hissettiren, kendi doğanın güzelliklerini görmeni engelleyen tüm bu yazılardan çok daha yükseğini; bir başkasının ilüzyonunu değil; “kendi hakikatini” hak ediyor. Kendini oku, kendini yücelt, kendini sev. Ama bunu kendine aşık olmakla karıştırma. O, ayrı bir yazı konusu. Hadi, dön kendine. Şimdi ve burada, Tada İma… #kalbimlesohbetler

 

Aslı Can
Yoga Eğitmeni

#kalbimlesohbetler

,

#66 Dikkat! Bu uzun bir yazı olacak, muhtemelen devamı yorumlar bölümüne sarkacak. Bu yazımı, hayatımın çok zor bir döneminde, ustalıkla sorduğu soruları ve yargısız yönlendirmeleri ile ayağa kalkmamı sağlayan “Yaşam Koçu” arkadaşıma, slm, cnm, mrb gibi girizgâhlara, tüm kısaltılmış sevgi sözcüklerine, ve şifacı hayvanlara ithaf ediyorum. Her insanın, her mesleğin, her işin iyisi de var kötüsü de. Mesele; kötüyü eleyip, ardında bırakıp, iyi ile yol alabilmekte. Elbette, bunun için de az biraz zeka, hissi kalbel vuku, ve belki de deneyim gerekmekte. Dün hikayemde paylaştığım bir yazıdan sonra, “Şifacı Yılan” hikayelerini merak edenler oldu. Hikayemdeki konu, bir psikiyatrın yazdığı; vay efendim millet niye yaşam koçlarına gidiyor, niye bize gelmiyor, niye herkes yogayla mogayla bozdu kafayı, minvalinde bir yazı ile ilgiliydi. Yazıdaki, bu yazıya ilham olan bölüm ise; bu holistik yaklaşım sahibi meslek erbablarına “sürüngen” deniyor oluşuydu. “Şaman öğretilere göre herkesin kendisine doğumdan itibaren yoldaşlık eden en az bir Erk Hayvanı vardır. Bu hayvanlar ruh ve enerji bedenlerimizle bağlantılı haldedirler ve bizlere kendi ruhsal güçlerinden, enerjilerinden ve karakteristik özelliklerinden bazı parçalar, dersler ya da deneyimler verirler. Bu hayvanlardan, “Yılan” derin şifayı, ezoterik bilgilerin aktarımını, Şamanik çağrıyı, dönüşümü ve yeniden doğmayı temsil eder.” 2006 Haziran’ı idi… 2000 yılından beri yoga dersleri vermekte idim. Yogayı yeni yeni tanıyan bir toplumda, bu çok da kolay olmuyordu. Hindistan’dan gelen bir hocamızın verdiği eğitimin son günü, hoca beni yanına çağırdı. Bu yaz, en büyük korkularından biri ile yüzleşeceksin. Bu, senin yaşam deneyimindeki en büyük dönüşüm kapılarından birini açacak, dedi. Eyvah dedim, galiba annemi kaybedeceğim. Düşünmek istemediğim şeylerle ya da görmek istemediğim insanlarla vb durumlarla arama hemen bir eterik duvar örerim. Hocanın söylediği şeyi unuttum bir iki gün içinde ve tatile çıktım. Bir öğleden sonra güneşlenirken, biraz uzağımda bir kadın donakalmış bir sesle şöyle diyordu: yılan, yılan, yılan… Ne oluyor diye arkama dönmemle, kocaman gri bir yılanın şezlongumun arkasından hızla geçişini gördüm. Yılan, adını bile söyleyemediğim, ortaokul biyoloji kitabımda, fotoğrafını görmeyim diye o sayfaları yapıştırdığım, olur da canlısını görürsem kesin ölürüm, dediğim bir hayvandı. O gün, titreyerek terk ettiğim otelden ayrılırken, hocamın bahsettiği konunun bu olduğunu anladım. O yaz, en büyük fobimin kaynağı olan bu esrarengiz hayvan, okuduğum kitaplarda, seyrettiğim filmlerde bolca çıktı karşıma. Aramızdaki buzlar erimeye başlamıştı. Bir gün, çocukluk anılarımdan bir görüntü geldi aklıma. Hıdırellez’de kaynatılıp, bahçelere konulan süt dolu kaplar… Gece, yılan sütü içmeye gelir, süt konulan evi ve ev ahalisini şifası ile kutsarmış. Hastalık, bereketsizlik, huzursuzluk olmazmış orada, o sene boyunca. Hıdırellez geçmişti ama yine de bunu yaptım. Yaz sonu, bir buçuk yıldır açık olan stüdyomdaki tüm yoga sınıflarım dolmuştu. Belki de kendi enerjimdeki değişim ve yükseliş, dışarıya yansımaya başlamıştı. Demem o ki; birine “sürüngen” diyerek hakaret ettiğini düşünen bir kimse, büyük bir yanılsama içindedir. Hele ki bu kişi; sembolü yılan olan Batı Tıbbının bir parçası ise…İşini hakk’ıyla yapan, insana insan gibi yaklaşan, hastayı daha da hasta etmeye değil de iyileştirmeye niyet eden tüm şifacı doktorlarımıza saygı ve de sevgimle#kalbimlesohbetler

#67 Çok çalışarak başını ayaklarına kadar indirmenle övünüyorsan, yoga yolunda iki noktada kalmışsındır. Başlama ve bitişte… Aradaki mesafeyi nasıl atladın? Odağın o ara neredeydi bilemem. Ama yoganın tadı, tam da o es geçtiğin yolda çıkar. Tüm bedenlerini, tıpkı en görünürde olan fizik bedenin gibi, matının üstüne getir, derim öğrencilerime. Böylelikle tamlanır, tamamlanırsın. Egona değil, en gerçek özüne hizmet edersin. Ve ancak böyle telaşsız iken, çabadan uzak farkındalığa sahipken, sessizce gelen kendi baharını karşılar ve kendi badem çiçeklerinin serpilişine mest olursun. Jai Ma #kalbimlesohbetler

#68 İyileşmek ne güzel… Mehmet Arap adını duymayanlar duysun. Üç boyun fıtığı ile neredeyse felç olmuş sol tarafım ve çok ağrılı sancılı bir üç ayın sonunda, iki manuel masaj terapisi ve yüzde altmışa yakın hareket kabiliyetinin geri dönüşü. Soru sormadan ya da cevap vermeden, akıl almadan ya da vermeden önce en az 30 saniye düşünmek gerek. Yüzlerce yıldır dayatılmış tüm bilgi kalıplarını alıp kabul etmeden önce de… Bugün, bir iki hafta önce çok ağır bir omurga ameliyatı geçirmesi gerektiği söylenen bir öğrencim, dün gittiği başka bir doktordan ameliyata hiç gerek olmadığını, sadece yaptığı şeyi yapmaya devam etmesi gerektiğini öğrendi. Yıllardır çok düzenli ve disiplinli bir yoga pratiği olan bir kişi olması nedeniyle ilk öneri hepimizi şaşırtmıştı. Sordu, sorguladı ve bambaşka bir sonuca ulaştı. Herkesin bir ilacı var. Seninki benimkinden ya da onunkinden farklı olabilir. Önemli olan, içimizde, hepimizde, kalbimizin en derininde yerleşmiş olan bilge ile konuşmak. O, herkese kendi ilacını söyler. Onu duymak gerek. Ve duyabilmek için de dinlemek. Dinleyebilmek içinse sessizlik gerek. Bunca görsel ve işitsel tetikleyicinin olduğu çağımızda, ara sıra düzenli sessizliklere çekilebilmeliyiz. Bunun için Himalaya’lara gitmeye gerek yok. Gözlerini ve kulaklarını gerçekten kapatabildiğin her an, telaşsız nefesine odaklan. Bir süre sonra nefesteki odağı da kaldır. Sadece ol ya da yok ol, hiç ol… O bilgeyi duyacak ve o ilacı bulacaksın🖤 #kalbimlesohbetler

#69 5N 1A ♡♡♡ Ayurveda’ya göre; 1. Ne zaman uyanıp, fiziksel ve sübtil bedenlerle harekete geçilmeli? (dinacharya, egzersiz, meditasyon vb) 2. Ne zaman öğlen yemeği yenmeli? 3. Ne zaman işlevsel ve yaratıcı zihinle yapılacak işlere koyulmalı? 4. Ne zaman akşam yemeği yenmeli ve uykuya hazırlık başlamalı? 5. Ne zamandır günün en değerli zamanı? (uykuda, duada, meditasyon vbde şifalanma için en uğurlu, kutlu ve elverişli aralığı)

  1. Güneş kaçta doğuyorsadan 10:00a kadar
  2. 12:00-13:00 (sindirim ateşinin en kuvvetli olduğu zaman)
  3. 14:00dan güneş kaçta batıyorsaya kadar
  4. 18:00-19:00 (yemek) / 22:00 (uyku)
  5. 02:00-06:00 (evrenin tüm kapılarının açıldığı zaman) #kalbimlesohbetler #ayurveda

 

Aslı Can
Yoga Eğitmeni

#kalbimlesohbetler

,

#64 YEMEK vs TIKINMAK: Maharishi Ayurveda der ki; * Yemek yerken, bir şey seyretme, dinleme ve söyleme. Yemeğini bir tören düzenler gibi hazırla ve ye. Oysa; bizler sofrada, yemeğe sohbeti değil de, sohbete yemeği katmayı çok severiz. Dost sofrasında muhabbet diye, Ferzan Özpetek filmlerindeki neşeli, bol kahkahalı, gürültülü yemek masası sahneleri diye bir gerçeğimiz var. Öyleyse, bir şey seyredecek, dinleyecek ya da söyleyeceksek, bunların iyilik, güzellik, neşe ve huzur içermesine dikkat etmek gerekir. Çünkü yemek yerken, sadece yiyecekleri değil, ortamdaki birçok şeyi yutarız. Duyduklarımızı, örneğin. * Yemek masasından yiyebileceğimizin 3/4ünü yemiş olarak kalkmalıyız. Ne çok aç, ne de çok tok. Açlığın aşırısı ağızı, tokluğun aşırısı ***ı kokutur, diye bir lafı vardı nenemin. * İyisi mi nenemi bırakıp, Maharishi’ye dönelim şimdi. Der ki; yeni bir şey yemeden önce, sindirimin tamamlanmasını bekle. En az 3-6 saat. Bir çilek mesela; 4 saatte sindirilir. * Özellikle kabızlık çekenlerin, bağırsak boşalmazken, sürekli ve sık sık yemek yememeleri ya da atıştırmamaları gerekmektedir. Kısaca, önceki yenilenlerin fazlaları atılmadan, yenileri alınmamalıdır sisteme. * Yemekten 1 saat önce, yemek sırasında ve 1 saat sonrasında fazla su/içecek önerilmez. * Akşamları yoğurt ve peynir yenmesi önerilmez. * Ne yemeyi seviyor oluşumuz sorun olmayabilir ama kimi zaman, o en çok yemeyi sevdiğimiz şeyden zarar gördüğümüzü unutmamak gerekir. Örneğin, bir türlü geçmek bilmeyen şişkinlik ve gaz, çok sevdiğin ve her yerde faydalarını okuduğun avokadodan olabilir. Mesela, avokado derken bile midem bulanır benim. Olabilir yani böyle şeyler. * Ve 6 tadın hepsinin beslenmeye dahil edilmesi önerilir. #kalbimlesohbetler #ayurveda

#65 TADA İMA Her gün belli sürelerde yaptığınız meditasyonu bütün gününüze yayabilirseniz uyku ihtiyacınız azalır. Kısa süreli uykularla bile dinç kalabilirsiniz. Bu meditasyonu yayma işlemi temel zen prensiplerinde “tada ima” yani ” Now and here” – “şimdi ve burada” olarak geçen ve her yaptığını, “orada olarak” en mükemmel şekilde yapmaya çalışmak (ve bunu yaparken sadece yapılan şeyi düşünmek, orada olarak yapmak, sadece yapılan şeyde olmak) olarak da kısa bir şekilde açıklanabilir, der güzel bir Zen yazısı. Bence bunun için akşamı, yarını, önümüzdeki haftayı beklemeye de gerek yok. Ol’mak yeterli. Tada ima, şimdi ve burada olmak. Mesela şimdi (araba kullanmıyorsan) gözlerini kapa… Güzel bir nefes al, farkına var nefesinin. Nefes alabiliyor olmanın idrakinde, şükrederek bırak. Yağmuru dinle bir süre, dinlediğini duyacaksın sonunda. Göğe, öyle boş boş bak, puslu gri maviye… baktığını görebileceksin. Yaratılışın her bir güzelliğini, daha önce hiç görmeyip, duymadıklarını fark edeceksin. Şükürü iliklerine değin hissedeceksin. Bunu yaptıkça güçlenecek, yaşam enerjisiyle dolup yanacaksın. Yandıkça etrafına saçılacak ışıkların. Kara bulutları dağılırken zihninin, bedeninden evine, evinden şehrine, şehrinden ülkene, dünyaya akacaksın ışığınla. Bunu yapmayı bir başkasına da öğreteceksin. Bir mum diğerini yakacak. Bir mum, bir mum daha, bir mum daha… Çağın tüm karanlığı diz çökecek önünüzde. Eriyip, yok olacak. Şimdi ve burada #kalbimlesohbetler

 

Aslı Can
Yoga Eğitmeni

#kalbimlesohbetler

,

#60 Şimdi böyle pis pis bakınca, Madonna gibi cool oldum sanıyorum ya; işte “gibi” sanmak, yapmak, olmak, hep bir yanılgıya sürüklüyor bizleri. İnstagramda birini takip ediyorsun, kadın/adam müthiş bir motivasyon kaynağı. Her gün yediklerini, içtiklerini, yaptıklarını görüyorsun. Sen de aynısını yapıyor, yapmaya çalışıyor ya da yapıyor gibi yapıyorsun. Gel gör ki; ona bu denli yarayan juice, sana yaramıyor. Onun kaslarını patates gibi şişiren tatlı patates, senin göbeğini şişiriyor. Kombucha, chia, goji berry ve daha niceleri… Havada super foodlar uçuşuyor. Ben de yesem superfood, olsam superman diyorsun. Kombuchayı yapıp içiyorsun. Uçuyorsun da… Ama süpermenlikten değil, süper gazdan uçuyorsun. Çünkü, mizacını bilmiyorsun. O kadın/adamla senin mizacınız tamamen farklı olabilir. Onu süpermen yapan seni süpürebilir. Yoga yolculuğum Astanga Yoga ile başlamıştı. 2000lerin başında, Mysore sınıflarına katılıyordum. Headstandlerde dakikalarca kalıyor, matın arkasından önüne uçuyordum. Zayıf, fit ve mutluydum. Bir gün çocuk sahibi olmak istedim. İki yıl sürdü hamile kalabilmem. Sürekli tepe üstü durmaktan muhtemelen, prolactin seviyem çok yükselmişti. Çocuğum olması için önce hormonlarımın dengelenmesi gerekiyordu. Şimdi aradan geçen yıllardan, yürünen yollardan sonra, hocamın dediğine geldim; evet, Yoga bir deniz ama Ayurveda bir okyanus… Beden tipi tespiti, yiyip içtiğimizden, yaptığımız yogaya kadar, doğru olanı bulmak için elzem. Beden tipi tespiti dediğimiz şeyi çok da gözünüzde büyütmeyin. Ortalık harika ayurveda kitapları ile dolu. Bir uzmanla çalışmak elbette daha düzenli, bilinçli ve disiplinli bir yola girmenize yardımcı olacaktır ama kitaplar da en azından ayurveda okyanusunun birazında ıslatıyor bizleri. Mesela, yukarıdaki kendi hikayemi aklıma getiren, okurken “aaa resmen beni anlatıyor” dediğim Ulli Allmendiger’in kitabının girizgâhı oldu. Oldukça güzel bir Türkçe kaynak olmuş: Ulli Allmendiger / Ayurveda #kalbimlesohbetler #ayurveda

#61 Anlata anlata bir hâl oldun… Anlaya anlaya başka bir hâl. Yoga yapmak bir hâldir, yoga yaşamak başka bir hâl. Kendi kelimelerini kullanmak bir hâldir, başkasınınkini sahiplenmek başka bir hâl. İçinde hâlâ çok yabancı hissettiğim “yoga” dünyasının içindeki 16. sene dönümümde, 3. Can, Nefs ve Nefes atölyemi yaptım. Yaptığım her ders gibi bunda da kendime bir ders çıkardım: yoga matım kesinlikle en iyi şifacım. Uzun yol yapmış tır lastikleri topraklanırmış ya benzinliklerdeki toprak sahalarda…. İşte benim uzun “yıl” yapmış kalbimi de yoga matım topraklar öyle. Hafiften sokulup göğsüne, bir gülüverirsem; bin gül açtırıverir dünyamda. Sanki hiç katakulli görmemiş gibi masumlaşır dünyam. Sanki hiç ağlamamışım gibi neşelenir, hiç öfkelenmemişim gibi huzurla dolarım. Biter geri kalan, geride kalır. Her şey saflaşır, dua gibi tertemiz olur. Duam hep aynıdır. Bazen, duruma göre, belki beddualaşır “Herkes ne yaşatıyorsa onu yaşasın.” Atölyemin adındaki Can; görünür, Nefs; görünmez, Nefes ise olmazsa olmaz yanımızı temsil eder. Beden, zihin ve ruh… Kalp eksik mi kalmış? İşte onu da atölyeye gelenler tamamlar. Bir kalp, bir kalp daha, bir kalp daha… #kalbimlesohbetler

#62 Hızla giden bir araç camından dışarı baktığımızda, etrafın birbirine karışmış renkleri ile siluetini görürüz. Araç yavaşladığında ise, çevrede olan biten, ağaçtan buluta, her şeyin farkına varırız. Düşüncelerimizde, sözlerimizde, hareketlerimizde, su içerken, yemek yerken, konuşurken yavaşlamak işte bu idraki yaratır. Yavaşlamak, yaşamımıza zerafeti, nezaketi ve şefkati getirir. Bu üçünün içinde olmadığı hiçbir şey barınamaz artık hayatımızda… Yavaşlamak güzeldir. “Tanrım…! Beni yavaşlat, Aklımı sakinleştirerek kalbimi dinlendir. Zamanın sonsuzluğunu göstererek bu telaşlı hızımı dengele. Günün karmaşası içinde bana sonsuza kadar yaşayacak tepelerin sükunetini ver. Sinirlerim ve kaslarımdaki gerginliği, belleğimde yaşayan akarsuların melodisiyle yıka, götür. Uykunun o büyüleyici ve iyileştirici gücünü duymama yardımcı ol. Anlık zevkleri yaşayabilme sanatını öğret; Bir çiçeğe bakmak için yavaşlamayı, Güzel bir köpek ya da kediyi okşamak için durmayı… Hülyalara dalabilmeyi öğret. Her gün bana kaplumbağa ve tavşanın masalını hatırlat. Hatırlat ki, yarışı her zaman hızlı koşanın bitirmediğini, yaşamda hızı arttırmaktan çok daha önemli şeyler olduğunu bileyim… Tanrım, Bana değiştirebileceğim şeyleri değiştirmek için CESARET, Değiştiremeyeceğim şeyleri kabul etmek için SABIR, ikisi arasındaki farkı bilmek için AKIL ver…” Bu bir Hitit duasıdır. #kalbimlesohbetler

#63 A CHAT 90’ların sonundan beri, dünyanın ve de ülkenin dört bir yanında yoga ve ayurveda öğrenmek için, onlarca hocaya, eğitime gitmişken, artık eğitim alma, yeni bilgi öğrenebilme limitimi doldurdum sanırken; bu hafta sonu, 7 ay sürecek çok yoğun bir “Ayurveda’da Uzmanlaşma” eğitimi için yola çıktığım andan itibaren kendime notlar almaya başladım. Birkaçı şöyle: *İnsan, yaşamında yeni bir pencere açmak istiyorsa, emek vermeli. İki sokak ötedeki yoga stüdyosuna gitmeye üşenmemeli, mesela. Burnum ağrıyor, yağmur yağıyor, ya da pahalı buluyorum deyip, yoga yapmamak için nedenler (bahaneler) üretmemeli. Hele ki; aynı burun ağrıyorken avm gezebiliyor, ya da yoga dersine vermek için çok fazla bulduğu ücrete 7. siyah kazağını alabiliyorsa.*Her gün iç içe, dip dibe olup da, dedikodudan başka bir muhabbete giremezken, dostuz sanan da olabilir, kırk yılda bir bir araya gelip de kırk yıllık hatır yaratan da. *İnsan, bir hocasını çok sevebilir, çok sayabilir… Bunlar o kişi iyi bir hoca ya da iyi bir insan olduğundan olabilir. Ama öğrenci, başka hocalardan öğrendiği her yeni kelimede, minnetle anıyorsa o ilk hocayı, işte o, belki yine iyi bir insandır ama kesin olan şu ki; o, çok iyi bir hocadır. *3 günlük yoğun programın yarattığı beyin yangını sonrası son notum şöyle idi: Tüm zorluğuna rağmen, buraya gelerek harika bir iş yapmışım! Bu pekiştirmekte olduğum bilginin insana fayda sağlamaması mümkün değil! Bugüne değin yapmış olduğum tüm Can, Nefs ve Nefes Atölyeleri ve sonrasında her bir katılımcıya hazırladığım “İyi Yaşama Programları” yogik ve ayurvedik yaşama giriş için harika anahtarlarmış! Ve gerçekten; yoga bir denizse, ayurveda bir okyanusmuş. #kalbimlesohbetler #ayurveda

 

Aslı Can
Yoga Eğitmeni