Aydınlanma

,

Aydınlanma nedir? Aydınlanınca ego, nasıl hâlâ yerinde kalır?

İlk defa tanımlayabildim bu soruları. Şimdiye kadar kafamda nasıl canlandıracağımı bilemediğim bu sorular, cevap bulur gibi oldular. Cevabın bulunduğu ve değişmeyeceği anlamını taşımamakla birlikte. Bu dönemde önümü aydınlatacak ve yolumda yürürken beni kör bırakmayacak.

Dün Ferhan Hocam, aslında gördüklerimin ben anlamayı bırakınca anlam teşkil edeceklerini belirtmiş gibi geldi. Ancak o anlamı da anlayabilmek için o dünyanın güzelliğinin de beni etkilememesi gerektiğini anladım. Zannedersem o dünyanın güzelliği içimizde barınan, tamamen ruhumuzun güzelliği. Oraya gittiğimizde bir zevk ve güzellikler âlemine girip “İşte benim istediğim de böyle bir yerde yaşamak” dediğimiz anda, egomuza kendimizi ben olarak teslim ediyoruz. Geri döndüğümüzde “Hey” ya da “Ah, ben oraları gördüm, ben gördüm, görebiliyorum ve çok güzel” dediğimizde ise hem diğerlerinden üstün olduğumuza kanaat getiriyoruz hem de orada olmak istiyor, yerimizden memnuniyetsizliğimizi belirtiyoruz.

Aslında hep dualiteden bahsederken orası dediğimizin içimizde zaten var olduğunu bilmek esas olan. İçimizde var olanı ise dışa yansıtmak… Bu ne demek?

“Egonun ölümü”, “nefretin yerine sevgi”, her bir laf yanı başımızda, büyük bir bavul ile yola çıkıyoruz. Bugün için benim anladığım, ben kolay aydınlanabilecek, yaşam gücü yüksek bir kişiyim. Mutlak sevgi denilen, bazen tüylerimiz ürperdiğinde “Şeytan yokladı” dediğimiz, nadiren her anımızda gözümü yaşartacak duyguyu, güzelliği hissetmek, hayat ile onu bağdaştırabilmek.

Dalai Lama bunu, insanlığa öğretmen olarak, Tchich Nhat Hahn keşişlerine mutlak sevgiyi öğretip dünyaya yaymalarını sağlayarak yapıyor. Her birimizin aydınlanışı da bu dünyada olacak. Her aydınlanış dünyada bir bölümü aydınlatacak ve sonunda içimizde görüntü olarak hayal ettiğimiz güzelliklerin ortasında duracağız. Böylelikle meditasyon yaparken bile farkında olmamız gerekmeyecek.

Namaste

Aslı Tamaç

http://www.yasamlayoga.com/

 

Hayal

,

Hayal etmen gerek, hayal etmezsen hayallerin nasıl gerçekleşecek….

Hayal etmeyi ancak çocukken yapabiliyoruz galiba.. Hayallerimiz boş verdiğimiz zaman güzel ne olduğuna bakmadan nasıl ve nerde gerçekleştiğini bilmeden. Büyüdükçe hayaller de büyüyor ve şeklini bir türlü veremediğimiz, tam bir cümlede anlatamadığımız bir karmaşıklığa dönüşüyor. Sonrasında “hayırlısı neyse” demeye başlıyoruz. Hayal etmeyi unutuyoruz. Olmamız gerekenleri ve olmak isteyip istemediğimizi bilmediğimiz şeyleri hayal etmeye başlıyoruz.

Olunması gerekenler hayallerimizi yıkıp geçiyor.

Olunması gereken var oluşumuzu oluşturan bir hikaye. Bu hikaye çocukken, bir bisikletim olsa ile başlıyor. Sonra arabam, evim, yazlığım, iyi bir işim, herkesin beğenisini kazanan bir eşim, mutlu bir ailem ile tanımsız hale geliyor. Duymuyoruz bile martıların şarkısını. Hayallerimizin de anlamını bilmiyoruz.

Dün bir yoga dersine gittim, çok güzel küçük bir stüdyo, “Yoga studio le Singe” hayallerimdeki basitlikte bir yoga dersi miydi. Evet. Basit, sade ve kolay. Yormadan bir saat. Yapabilirliğimi test etmediğim, yapabilirliğimi sorgulamadığım ve yapabildiklerimin içinde kendimle kalabildiğim bir ders.

Hayalimdekiler ise hep Baş, el duruşları ya da scorpion gibi daha zor hareketler. Odak noktam bu olunca kaçırdım zevkini bu kadar basitliğin. Kaçırdım zevkini kendi nefesimi dinlemenin. Kaçırdım bedenimdeki zarafeti.

Hayal etmek için kendini bilmek gerekiyor, kendinin her dakika değişebileceğini, isteklerinin anlık olduğunu, ihtiyacın karşılandıktan sonra yeni bir ihtiyaca kadar herhangi bir doyuma ihtiyacın olmadığını. Yapmak istediklerini sıraya koymak, istediklerin için ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri hayal etmek. Bu hayaller deneyimledikçe gerçek ihtiyaçlarının farkına varmakla gerçekleşiyor.

Yaşadıkça, deneyimleyip içine alıp hakikaten neleri kendince yapabildiğini anladıkça hayaller de hayat buluyor.

Deneyim, hayallerin hayat bulmasına yardımcı oluyor.

Namaste

Aslı Tamaç

http://www.yasamlayoga.com/

 

Değişim

,

Hep büyük değişimleri düşlüyoruz. Bu böyle gitmez, her şey tuhaf, dünya tam bir felaket, artık yetti…..Herşey değişsin isterken benliğimiz muhafaza ediliyor bir yönüyle.(www.biryudumkitap)

“Ne kadar saçma veya bozuk da olsa alışılmış düzeni kökünden değiştirmek daima zordur.” Machado de Assis

Meselenin zorluğu aslında değişmeyen biz. Değişim istiyorsak, o değişim için vazgeçişi, olmayanları oldurmak yerine düzen içinde nasıl yapılırı bulmak gene bize kalmış.

Değişim istedim, kalktım Toulouse’a geldim. Geldiğim ülkenin sınırları içindeki bu küçük 450.000 kişilik belki bizim anlayışımızla kasaba kıvamında olan bu şehirde, herşey yavaş, herşey saatli, herşey mevsimlere göre. Kendi bir düzeni var.

Yavaş ve sakin. Buraya uymak ya da uymadan yaşamak benim seçimim.

Düzeni değiştirmek için geldim buraya. Yeni bir düzene adapte olmak, düzeni değiştirmeyi gerekti. Hızlı olmaktan her şeyi yarım yamalak yapıp, sonrasında yapmış olmanın rahatlığını ve rahatsızlığını hissetmekten bir vazgeçiş benim için.

Nefes almak gibi, nefes alınca rahatlarız zannederiz. Nefes almak bir çaba ister ve bu çabadan sonra nefesi verip bir bırakmayı gerektirir. Bırakmak için ise bilgiyi tazelemek, alışkanlıkları ve olması gerekli olanları yani öğrenilmişlikleri hafızadan silmeyi gerektirir. Rahatlamak, bırakabilmeyi, kaybetmeyi, yok saymayı, yanlış ve doğruların yerine olanı sadece algılamayı gerektirir. Yani Yoga’nın deyimiyle Tanık olmayı gerektirir.

Sinir sistemimiz vücudumuzu kontrol eder. Kontrol için ortamdan bilgiyi alır, bilgiyi çözümler, merkezi sinir sistemine bu bilgiyi sinyal olarak gönderir, merkezi sistem bu bilgiyi işler, yaklaşık olarak tepkiyi tanımlar ve tepkiyi etkinleştirmek için kaslara ve/veya bezlere sinyal gönderir. Bu sinyal kaslara ulaştığında benim ortama dahil oluşum değişimleri engeller. Alıştığım şekilde nefes alışım ve verişim bilinmişlikle hareket etmeye neden olur kaslarda.

Tanık olamaz, kontrolü alışkanlıklara bırakır. Bir an durun. Sadece bir an değişim için kontrolü bir başkasına bıraktığınızı hayal edin. Sizi düştüğünüzde tutacak bir el, yanlış yaptığınızda sarılacak bir kucak ile hayal edin. Aynı bir alanda oturup, hiç bir şey yapmadan durmak gibi. Bir süre sonra dikkat çekersiniz veya bedeninizde rahatsızlıklar başlar ve hareket yeniden başlar ki siz bu rahatsızlıkları hissetmeyesiniz diye.

Hareketsizlik, incelemeyi, alışkanlıkları anlamayı, alışkanlıkların nelere yol açtığını görmeyi ve bunları başka ne şekilde kullanabileceğimi anlamayı içerir. Bu duruş, bir anlık nefesi tutuş ve nefesi bıraktığımda sadece bir esneyiş beni rahatlatır. Bütün beden açılır, sonrasında rahatlayan kaslar ile beden içindeki yumuşama başlar, denge bedende yerini alır. Öğrenilmişlik çözülür, kaslar yumuşar, yeni bir şekilde deneme imkanına yer açılır.

Sakin olmayı, temiz olmayı, yerli yerine koymayı, arayıp nasıl yaparım diye sormayı, hayatı annemin, babamın, arkadaşlarımın, ülkemin anlattığı gibi değil de bu ülkenin, bu kasabanın anlattığı gibi öğrenmeye başladım. Anlatılanları kendimce benimsemeye başladıkça Dünyanın her yerinde yaşayacak kadar yumuşak ve güçlü olmanın tadını çıkarmaya geldim.

Namaste…!

 

Aslı Tamaç

 

Hepimiz Kendi Masallarımızın Kurbanıyız!

,

Babam Almanya’da olsa bu adam sokağın ortasında durup da mallarını boşaltmaz derdi. Bu sabah kızımı okula götürürken bir kamyon yolun bir şeridinde durdu ve mallarını boşaltmaya başladı. Ardından yayalara yeşil yanarken, durdum ancak tramway geçişini kapattım ve tramway üstüme doğru gelip anca durdu ben de yayalara yeşil yanarken geçmek zorunda kaldım…

Bir olay yaşanır biz olayı olduğu şekilden farklı ve her zaman aklımızda olduğu gibi başkasına anlatırız. Sonrasında her o ülkeyi ziyarete gittiğimizde aynı imajı bize gösteren ve hatırladıklarımızı doğrulayan görüntüler gelir ya da gelmez gözlerimizin önüne ancak biz onu aklımızda kaldığı gibi hatırlarız. Sonra bunları çocuklarımıza olan ve olması gerekenler gibi anlatırız. Zaman değişti, şimdi nasıldır demeyiz.

Masallar da dilden dile anlatılırken böyle bir zaman ve anlatıcı gazabına veya yaratıcılığına uğramazlar mı ? İnsanın varlığından bu yana 300 ya da 350 bin yıl geçmiş. Profesör Hublin, insanlık tarihini yeniden yazmak gerekiyor bu bulgulara göre diyor. Bütün bilgiler 300 veya 350 yıl öncesinden kalma ve her biri fasyalarımızın, bedenimizin bir yerinde yazılı. Bütün bu bilgileri çıkarıp buldukça aynı bir arkeolog gibi bedenimize işlemiş izleri ortaya çıkarıyoruz. Hikayelerimizi aynı insanlık tarihini yeniden yazmaya başlamak gibi yeniden her gün yazabiliyoruz.

Yoga asanalarını yaparken bizler bütün bu kadar yıllık olduğunu aklımızla şimdi öğrendiğimiz tarihin ancak küçük kalıntılarını ortaya çıkarıyoruz. Bütünlüğümüzdeki, kalıpların sadece bir kaç tanesini. Bedenin hareketi bütün bir insanlık tarihinin içinde bulunduğu bir ağacın hareketine benzer. Hareket ettikçe amacımız bütün bu bilgilerin bulunduğu alanları keşfetmek. Parçalanmış şekilde anlayabildiğimiz insanlık tarihini, doğduğumuz ülkenin yapısı ile bağdaştırdığımız tipimiz ve doğduğumuz ülkenin sınırları içindeki ananeler ile bağdaştırdığımızdan fazlasını bu beden içinde saklıyoruz.

Bedenin dilini öğrendikçe, kapıları açıp, kapıların ardındaki yeni bilgilere ulaşabiliyoruz. Ne kadar istekliyiz bu bilgilere ulaşmak için? Bu bilgilere ulaştıkça kendimizi kaybedeceğimizi düşündükçe ve kendimiz yerine parçaları olmayan bir bütün içinde bulunmanın hafifliğini hissetmek nasıl bir duygu?

Bilemediğimiz için bu duygunun tanımını, bedenin ne izlerini taşıdığını ve hangi dili konuştuğunu ne kadar öğrenmek istiyoruz?

Bütün bu mirastan bize kalacak sadece bir tek parça. O parça dünya içinde yanlışları ve doğruları ile bütünün bir parçası olacak ve bütün içinde tek olacak ancak bütünün bir parçası olacak. Bu kadar yaş alabilmeyi göze alabiliyor muyuz ? Bu kadar az olabilmeyi ve çokluk içinde yer alabilmeyi benimseye biliyor muyuz?

Namaste….!

Aslı Tamaç
Yoga Eğitmeni
www.yasamlayoga.com

Yoga Derken

,

Her Rüzgar savuracak bir toz bulur..
Her hayat yaşanacak bir can bulur…
Her umut gerçekleşecek bir düş bulur..
Bulunmayacak tek Şey senin benzerindir…

Yasemin Güller ile yurtdışına taşındığımdan beri neredeyse her gün bir kez bazen iki kez konuşuyoruz. Özlüyorum Türkiye’yi mi desem yoksa arkadaşlarımı mı ya da daha çok konuşma isteği ve yalnız kalmama isteği mi bilemiyorum.

Konularımız hep aynı kendimizi deşiyoruz. İkimizde Aile Dizilim meraklısı, öğrenme anlama meraklısı olduk. Aslında hayatı anlamayı ve hayata bir anlam vermeyi istiyoruz. Her ikimizin de çocukları büyüdü ve yalnızlığa doğru, yeni bir yaşama doğru ilk adımlarımızı atıyoruz. Yasemin çekirdek ailesini kaybedeli çok olmuş. babamı son yolculuğuna uğurlarken yanımdaydı hep. Bilmek istediğimiz ve anlamak istediğimiz nasıl bu hayatı sürdürülebilir hale getireceğimiz herkes bizden gittikten sonra….

– Robert De Niro’nun filminde yaşam sevmek ve çalışmaktan ibarettir diyordu, herhalde yarar sağlamalı bir işe döneceğiz kendimizi görebilmek için. Ne garip başka türlü anlamıyoruz kendimizi… dedim.
– Hani bir hikaye anlatmıştın ya sen Tanrı ile ilgili bize nefesinden üflemiş diye işte belki de bu yüzden göremiyoruz dedi Yasemin. Hani Tanrı görünmez ya biz de bizi görmüyoruz ya kendimizi, ancak başkaları aracılığıyla, onlar için yaptıklarımızla kendimizin farkına varabiliyoruz. Kendimiz kavramı ancak onlarla var oluyor…

Bir an düşündüm. Nedir kendim. kimdir kendim, ne işlevi var kendimin. Kendimi görünce ne
olacak ????

Karma yoga mutluluğun tanımını bulma ve hayat içinde varoluşta yaptığını neden nasıl hangi yolla yaptığını anlama ve bilme sanatı. Jnanayoga, içinde bulunduğumuz korunduğumuz bedenin sağlığının korunması ve sürdürebilirlik için içinde bulunduğumuz bedene bakabilme yollarını öğrenme, kendini parçalarının keşfi ve kendi gerçekliğinin ve özgünlüğünün arayışı, Rajayoga, kendi benlik parçalarımızın farkına varışla onları nasıl değişik şekillerde kullanabileceğimize dair farkındalık ve bu benlik parçalarının öteki ile alışveriş içinde nasıl şekillendiğinin anlayışı ve farklı bakış açıları geliştirme, Kundalini Yoga, kaynaktan gelen enerjiyi bilinçle ve farkındalıkla kirletmeden sözüme, özüme dikkat ederek kullanabilme hali, Hathayoga ise artık sözüme, bedensel halimin içindeki öze, kendime saygı göstererek bütün bu edinilmiş bilgiyi, farkındalıkları, ruhun zarafeti, duyguların farkındalığı, hareketlerin canlılığı, gücün çalıştırılması ve doğadan aldığım besinlerin farkındalığı ile birleştirerek üzerinde yaşadığımız dünya ile aynılığı kavrayabilmektir.

Kendimizi görmemekten bahsederken yaşadığımız evrenin kendimiz olduğunun farkındalığı, ancak elle tutulmayan benin yokluğu, ila karşıda algılanan bir benin gizemi… Kendimiz ile karşıyı ayırma eğilimi, hiçe sayarken kimi ve neyi hiçe saydığını bilmemek…

Yoga, ‘ Yaşama Sanatını ‘ aslına uygun haliyle uygulayabilmeyi bilmektir.

Namaste…!

Aslı Tamaç
Yoga Eğitmeni
www.yasamlayoga.com

An

,

“Şu bir gerçek ki her insan diğerleri için bir sır ve gizemdir” Charles Dickens

Anlamaya, çözmeye. dinleyip yorumlar çıkarıp, düşünceler geliştiriyoruz, kendimizi ne kadar anlıyor, hüzünümüzü, sevincimizi ne kadar tanıyoruz.

Bilmiyorum kelimelerin anlamını. Bilemiyorum, her gün değişiyor. Tanımlarım bile aynı kalmıyor. Bedenimi bile tanımıyorum, bir gün yaptığını ikinci gün yapamaz hale geliyor. Değişiyor her an.

Duyduğum, dokunduğum, gördüğüm, tattığım, kokladığım için var bu dünya..
Farkında olduğum için.. Kendim yazdım, kendim oynadım en başından beri..

O yüzden ki bir dünya yarattım, roller verdim sahnedekilere..
Sevdim; sevgilim, paylaştım; dostum dedim..
En derinimde hissettim; annem, kızdım da kıyamadım; babam dedim..
Geçer dediklerimi geçirdim..
Biter dediklerimi bitirdim..
Nefret ettiklerimi sildim, geçtim..
Gün oldu; silkindim, yeter dedim..
Geride bıraktıklarım hesap sormaya kalkmasın o yüzden bana..
Farkında olduğum için var oldunuz, vazgeçtiğim için bugün yoksunuz… Mevlana Cellalettin Rumi

Değişen, bir anı bir anına uymayan, içinde var olanı hiç bilmediğim bir dünya tanımaya başladım sosyal işlerde çalışmaya başlayınca. Kendi derdini anlatamayanların, dili olmak yaptığım. Onların ihtiyaçlarına cevap aramak.. Tercümanlık yapıyorum, her gün başka bir kişi için, derdi için, ihtiyacı için, öğrenmesi için…

Her kesin kendi ihtiyacı, karşılanmasını istediği şekli, karşılanmasına kadar bekleme şekli, karşılanmadığında üzülme, sevinme şekli varmış. İhtiyaçlar bile değişikmiş benimkinden. Farkında olduklarım, bildiklerimi zannettiklerim, yargıladıklarım, anladığımı zannettiklerim değişiyor.

Kendimi anlayamazken, kendimi anlatamadığımı düşünürken şimdilerde başkalarının diliyle, başka bir dilde anlaşılmanın, soruları sorabilmenin, cevap aramanın dilini öğreniyorum. Soruları farklı, ihtiyaçları farklı anlatıyorum.

Kendimce farkında olduğum dünyadan farklı bir dünya olduğunu, dilin gizemini, anlatılanın ne kadar da insanın kendi içinde derin anlam ifade ettiğini görüyorum. Özlemin, mutluluğun, acının, var oluşumuz diye adlandırdığımızın nasıl da değiştiğini yenilendiğini, dönüştüğünü ve yeni bir hayat içinde başka hallerde meydana çıktığını görüyorum. Sevincin bile anın getirdiklerine bağlı olduğunu anlıyorum.

Asanalarla bedenin dilini anlamaya çalışmaya başlayalı 5 yıl oldu. Her anın içinde değiştiğimi, isteklerimin, ihtiyaçlarımın her an değiştiğini, bedenimin ihtiyaçlarının alışkanlıklarım içinde nasıl gözden kaçırdığımı şimdilerde fark ediyorum. Tanımadan, değişimi dikkate almadan, anın içindeki sadeliğin, yalınlığın, samimiyetin güzelliğini, yapabilme isteğiyle, başarabilme hırsı ile nasıl da uçup gittiğini gözlemliyorum.

Mutluluk diye aradığımın, sadece bir anlık, bir tebessüm olduğunu ve vazgeçilenin yok olduğunu öğreniyorum, dünyanın keşfinde.

Bedenimin tercümanı olmak, onunda benim gibi değişebilirliğini, yeniden değerlendirilebilirliğini, dönüşümünü, anlamakla mümkünmüş.

Her anı, bir nefesin sonunda başka bir gözle görebilmek dileğiyle…

 

Namaste…!

Aslı Tamaç
Yoga Eğitmeni
www.yasamlayoga.com

İnsan

,

Paris’te Dali’nin sergisine gittim geçenlerde, insan aklının, doğal olarak bize verilen yetenek, nicelik ve güçlerin sanatla bir birleşimi. Dali’nin sergilenmemiş eserleri, çok ünlü eserleri her birinin iç içe geçtiği bir sergi idi. 300 parça, mobilyaları çizimleri ve heykellerinden oluşuyordu.

Bu heykeli yani çekmeceli kadın heykeli, yoga’nın yaşamın kendisi olduğunu hatırlattı bana. Yaratıcılık, Oluş, Güç ve Aşk. Bütün bunların içine sığdırıldığı, dünyanın ilmini içine alan bu kadında nasıl da güzel anlatmıştı psikolojimizi, nerelerde üzüntülerimizi, sevinçlerimizi, öfkelerimizi, utançlarımızı, suçluluklarımızı sakladığımızı, görünmeyen, gizli çekmecelerimizde.

Görmek yaratmaktır demiş Dali. Yaratıcılık, gördüğümüzü, derinine, incelemek, meraklanmak, nerden ve nasıl bakacağımızı, nesini sevip, nesini sevmeyeceğimizi, bazen sevmediklerimizle nasıl ilgilendiğimizi, sevmedikçe şekillerinde farklıklar yaratmaya uğraştığımızı görmektir.
Oluş ele tutulur hale gelen, düşüncelerimizdir. Yaratımın, şekil aldığı haldir. Görmenin yanı sıra, duyabildiğimiz, tadına varabildiğimiz, dokunabildiğimiz, hissedebildiğimizdir.
Güç, merakın içindeki iyi ve kötüyü birbiriyle harmanlayıp, yeni bir oluşu içimde oluşturabildiğim, içimdeki ateşi yönlendirebildiğim, dengeyi kurabilmenin kendisidir.

Aşk ise merakı, içimdeki iki ucun her bir halini, iyi ve kötüyü, güzel ve çirkini, harmanlayarak ortaya koyduğum beni anlatır. Bilincin, zihnin ve düşüncenin derinlerindeki birlikteliği bildiklerimle değil, benimsediklerimle ortaya koymayı, kendi özgünlüğümün doğasını anlatmayı getirir.

Anlatmanın kendini bin türlü yolu var. Bazen heykellerle, bazen binalarla, bazen formüllerle, bazen Asanalarla, bazen yazılarla, bazen fotoğraflarla… bazen de sadece seçimlerimizle…

Seçimlerimiz sadece bize aittir ve seçimlerimizle sadece kendi hayatımızı değil, bütün hayatları etkileriz. Seçişlerimizin hayat buluş şekli ile ancak ifade ve özgünlüğümüzü ortaya koyma imkanına sahibiz. Onları yıkıcı ya da yapıcı hale getirmek sadece gördüğümüz noktanın genişliğine ya da darlığına bağlıdır.

Bugün bedenime tekrar bakıp, çekmecelerimi açtım, içlerinde yıkanlarla, yaratanlarla ve beni ben yapanlarla, elimde olanlarla kendim yeni bir gözle baktım.

Havalandırın çekmecelerinizi içinde neler var daha…!

Namaste..!

 

Aslı Tamaç
Yoga Eğitmeni
www.yasamlayoga.com

 

Fasya

,

Vücudun bütünün de işlev gören tek organ. Vücudun tümünde var olan ve her bir organ, kemik, ligament, eklem ve bedenin içerisin de en bulunan hücreleri bile saran, bedenin annesi, babası ve ailenin tümünü toplayan ve bizim dış görünüşümüze de şekil veren tek organ.

1596-1650 yılları arasında yaşayan Descartes’ın “düşünüyorum demek ki varım” ilkesi ile XVII. yüzyılda ortaya çıkan rasyonel düşünce, beden ve zihin ve ruh üçlüsünü birbirinden ayırdı. Bu ayrım tıbbı da etkiledi ve beden sanki kendi içinde bir bütün olarak ele alındı, ne onu saran fasya, ne bedeni etkileyen düşünceler, ne beden de yaralar açan, duygular artık bedende oluşan hastalık ve yaraların bir uzantısı olarak görülmemeye başladı.

Beden içindeki algılayıcı sinirler, beden de olan her baskıyı, büzülme, kasılmayı, durumu, genişlemeyi, büyümeyi algılar ve olan en küçük detayı kaydeder. Beynimize bütün bu bilgiyi an içinde en ufak detaya kadar haber verir. Yani iç algı ya da Latincede proprius – kendinin, recipere- almak, halini gerçekleştirir.

İç algı, bazen bizi hareketsiz kalır belli bir andan itibaren, bazen duygulara duyarsız kılar. Bazen olanın yarattığı etkiyi uzatır, baskıya karşı koyma hali geliştirir, kendi içinde bedeni korumak adına yapar. Bazen de, olayların, durumun, hareketin kendisine ateş yükselmesi, acı ve baskı ile hem cevap verir, hem de bir uyarı olarak sistemimize yerleştirir.

Beden içinde oluşan iç algının eşit dağılımı, gerekli alanlarda sindirimi, hastalıklı alanların tekrar canlandırılması ise sadece hareket ile gerçekleştirilebilir. Bedenin arkasında bulunan fasya, bedenin arka kısmını korumakla görevlidir. Bedenin ön kısmında bulunan fasya ise, korumayı gerçekleştirmek için hızlı davranmamızı tetikler. Korku anlarında başımızı koruma altına alır. Bedenin her iki yanında bulunan fasya ise, bedeni dengede tutar, ön ve arka arasında aracı görevi görür. Bedeni biçim bozulmasına karşı korumaya çalışır ve biçim bozulması sırasında bedende zarar verilmemesi gereken organları korur. Sarmal fasya ise, bedenin her bir parçasını birbiri ile ilişkilendirir ve gerilim bütünlüğünü dağıtır.

Bedenin içindeki bu uyum aslında bizim yaşamla uyumumuzun göstergesini oluşturur. Kendini bilmek, ne ölümsüzlüğü, ne de ölümü getirir. Kendini bilmek bilinmeyen bu boşluk içinde bizim yaşam şeklimizi, yaşama olan inancımızı, yaşam içindeki yerimizi belirler. İçimizdeki Enerjiyi dengeli bir biçimde koruyabilmek bir sanattır. Sanatı ifşa edebilmek, sanatın anlamını kavrayabilmek ise insanın doğasıdır.

Sanat uygulamadır, sanat deneyimdir, sanat renklerin ahengi içinde bir bütünlük yaratmaktır. Sanat, insanın doğasıdır. Doğamızı dengelemek ise kendini bilmekten geçer….!

 

Namaste…!

 

Aslı Tamaç
Yoga Eğitmeni
www.yasamlayoga.com

OM ya da AUM

,

İlk ses!

İlk ses olarak anlatıldı bana.

Sesli harflerin birleşimi ile bir sessiz harf. O sessiz harfte ise ses halen devam ediyormuş bedende titreşim olarak. Sonra titreşim bittiğinde hala bir ses, sesten kalan duygunun, hissin sesi, sonra bir an o boşlukta olan ve olmayan sesin duyumu, görümü, tadı ve dokunuşu.

İşte her gün bu anı kelimelerimizde, sözlerimizde bir anlık hissediyoruz ve bilinen anlamını değil de, o bir anlık boşlukta oluşan anlamını ifade ettiğimizi düşünüyoruz. En azından benim için şu sıralar bu böyle.

Beden terapisi öğretiminde konun söylenmesinden sonra yapılan çalışmalarda yan yana oturduğumuzda öncelikle bedende ne hissettiğimizi anlatıyoruz. Sonra bu duygunun yanımızdaki kişiden kaynaklı olup olmadığını anlamak için seninle aramızda konuşulmamış bu ana kadar dile getirilmemiş herhangi bir bilinmezlik oldu mu diye soruyoruz.

Oysa ki günlük hayatta ne zaman kendimize zaman ayırıp, neden şu anda sigara yaktım ya da neden bu şekilde anlattım, bedenim sana ne oldu, karşımdaki sana dediklerimden ne anladın diye soruyoruz.

Kelimelerin anlamlarını kendimizce mi ortaya koyuyoruz yoksa anladıklarımız ve öğrenmiş olduklarımızla mı ortaya koyuyoruz.

Yoga, mutluluğu ve sağlığı getirir mi? Et yemeyince daha pozitif olur muyum? Matın üstünde yapabildiklerimle dünya yaşamında nasıl esnek düşünürüm? Bilmiyorum.

Matın üstünde çok esnek olanın hayatta katılık içinde yürüdüğünü görmek, et yemeyince sadece bağırsaklarımın iyi çalıştığını ancak tiroidlerimin alınması gerektiğini bilmek, aslında sindirme ve dışarı atmanın tam olmadığını anlamak.Mutluluğu ve sağlığı aynı alanda ne demek istediğimi bilmeden tutabilmek mümkün mü?

Yoga duruşlarını yapabilmek için her hareket içinde bir karşıtlık ilkesi ile çalışır bedenimiz. Esnetirken bir alanı, gerer ötekisini, iyice basmak için bütün kaslar bir anda kasılmaz, bazıları serbesttir diğerleri daha katı. Kelimelerimizin içinde de bu karşıtlıklar vardır. Tam olarak ne yapmak istediğimizi bilmez, söyleyemezsek ne beden duruşu yapabilir, ne ben hayat içinde bir duruş sergilerim, ne de karşımdaki cana destek olurum.

Bir an seslerin arasındaki sesi, seslerin içindeki titreşimi ve boşluğun bilinmezliğinin içinde var olabilmek mi yoga?

Namaste….!

Aslı Tamaç
Yoga Eğitmeni
www.yasamlayoga.com

Ben ve ben…

,

Kendinize hiç yakından bakmayı denediniz mi ? Taa gözlerinizin en derinliklerine. En derinlerde neler yattığına. Karşısına geçip oturabildiniz mi bedeninizin?

Dinlediğiniz hayalleri, söylenişleri onun muydu yoksa sizin kafanızdakiler mi ? Dokunduz mu yaş alan bedendeki ağrılara? İnce, bazen derin ve kalın çizgilere?

Yapamadınız, yapmadınız o sizinle her yerde bulunan, “yatağınızın başucundan eksilmeyen hiç okunmamış bir kitap gibi sakladığınız” demiş instagramda ethereal_yogagirl, bedene.

Hiç okumadığımız, açmanın gereksiz olduğuna karar verdiğimiz, tanıdığımızı sandığımız bu beden neler gizliyor, neleri anlatıyor, nerelerde hiç deneyim yaşamamış, nerelerde çökmüş, nerelerde zayıflamış, nerelerde hala diri!…

Asanalarla bedeni anlamayı öğreniriz, içine yerleştirdiğimiz bunca bilginin yükünden, yanlış anlaşılmışlıklardan, sıkışmışlıklardan kurtarırız bedeni. Karanlıkta kalmış alanlarımıza bir ışık tutarız bedendeki hareketlerle. Gün ışığına çıkar bedenimizdeki dünyanın yükü.

Amaç bedeni yönetmek değildir. Beraberce nasıl en rahat şekilde hareket edebildiğimi gözlemlemektir. Bedenle birlikte hareket etmeyi öğrenmektir. Küçük adımlarla, her sayfanın kenarından tutup, merakla içindekileri öğrenme yetisidir. Bazen bölümlerde, bazen sayfanın bir cümlesinde takılı kalmak ve orada anlamak için saatlerini geçirmektir.

İlişkiler öteki ile başlar, öteki ise bana benden yakın, aynı zamanda bende olan, ve benim göremeyeceğim bir alandaki benle başlar. Gözlerden ırak beni hatırlamanın bir yoludur Asana, ne istediğimi bütünlüğüm içinde fark etmemin, anın içinde nelere şahit olduğumu anlamanın yoludur. İçimdeki ve içindeki fırtınaları dindirmenin gerçek bilgisini taşımaktır. Hastalanınca yatmak yerine onu dinlendirmeyi bilmektir, hastalanınca söylenmek yerine neye ihtiyacı olduğunu sorabilmektir. Sorumluluk alıp, korksam da yeni diyarlara gidebilme yetisidir güvenle.

Başka ile ilişkiye girmenin en gizemli yoludur, gözle görülmeyen ile ilişkide olmak.

Namaste…!

 

Aslı Tamaç
Yoga Eğitmeni
www.yasamlayoga.com