Yoga Derken

,

Her Rüzgar savuracak bir toz bulur..
Her hayat yaşanacak bir can bulur…
Her umut gerçekleşecek bir düş bulur..
Bulunmayacak tek Şey senin benzerindir…

Yasemin Güller ile yurtdışına taşındığımdan beri neredeyse her gün bir kez bazen iki kez konuşuyoruz. Özlüyorum Türkiye’yi mi desem yoksa arkadaşlarımı mı ya da daha çok konuşma isteği ve yalnız kalmama isteği mi bilemiyorum.

Konularımız hep aynı kendimizi deşiyoruz. İkimizde Aile Dizilim meraklısı, öğrenme anlama meraklısı olduk. Aslında hayatı anlamayı ve hayata bir anlam vermeyi istiyoruz. Her ikimizin de çocukları büyüdü ve yalnızlığa doğru, yeni bir yaşama doğru ilk adımlarımızı atıyoruz. Yasemin çekirdek ailesini kaybedeli çok olmuş. babamı son yolculuğuna uğurlarken yanımdaydı hep. Bilmek istediğimiz ve anlamak istediğimiz nasıl bu hayatı sürdürülebilir hale getireceğimiz herkes bizden gittikten sonra….

– Robert De Niro’nun filminde yaşam sevmek ve çalışmaktan ibarettir diyordu, herhalde yarar sağlamalı bir işe döneceğiz kendimizi görebilmek için. Ne garip başka türlü anlamıyoruz kendimizi… dedim.
– Hani bir hikaye anlatmıştın ya sen Tanrı ile ilgili bize nefesinden üflemiş diye işte belki de bu yüzden göremiyoruz dedi Yasemin. Hani Tanrı görünmez ya biz de bizi görmüyoruz ya kendimizi, ancak başkaları aracılığıyla, onlar için yaptıklarımızla kendimizin farkına varabiliyoruz. Kendimiz kavramı ancak onlarla var oluyor…

Bir an düşündüm. Nedir kendim. kimdir kendim, ne işlevi var kendimin. Kendimi görünce ne
olacak ????

Karma yoga mutluluğun tanımını bulma ve hayat içinde varoluşta yaptığını neden nasıl hangi yolla yaptığını anlama ve bilme sanatı. Jnanayoga, içinde bulunduğumuz korunduğumuz bedenin sağlığının korunması ve sürdürebilirlik için içinde bulunduğumuz bedene bakabilme yollarını öğrenme, kendini parçalarının keşfi ve kendi gerçekliğinin ve özgünlüğünün arayışı, Rajayoga, kendi benlik parçalarımızın farkına varışla onları nasıl değişik şekillerde kullanabileceğimize dair farkındalık ve bu benlik parçalarının öteki ile alışveriş içinde nasıl şekillendiğinin anlayışı ve farklı bakış açıları geliştirme, Kundalini Yoga, kaynaktan gelen enerjiyi bilinçle ve farkındalıkla kirletmeden sözüme, özüme dikkat ederek kullanabilme hali, Hathayoga ise artık sözüme, bedensel halimin içindeki öze, kendime saygı göstererek bütün bu edinilmiş bilgiyi, farkındalıkları, ruhun zarafeti, duyguların farkındalığı, hareketlerin canlılığı, gücün çalıştırılması ve doğadan aldığım besinlerin farkındalığı ile birleştirerek üzerinde yaşadığımız dünya ile aynılığı kavrayabilmektir.

Kendimizi görmemekten bahsederken yaşadığımız evrenin kendimiz olduğunun farkındalığı, ancak elle tutulmayan benin yokluğu, ila karşıda algılanan bir benin gizemi… Kendimiz ile karşıyı ayırma eğilimi, hiçe sayarken kimi ve neyi hiçe saydığını bilmemek…

Yoga, ‘ Yaşama Sanatını ‘ aslına uygun haliyle uygulayabilmeyi bilmektir.

Namaste…!

Aslı Tamaç
Yoga Eğitmeni
www.yasamlayoga.com

An

,

“Şu bir gerçek ki her insan diğerleri için bir sır ve gizemdir” Charles Dickens

Anlamaya, çözmeye. dinleyip yorumlar çıkarıp, düşünceler geliştiriyoruz, kendimizi ne kadar anlıyor, hüzünümüzü, sevincimizi ne kadar tanıyoruz.

Bilmiyorum kelimelerin anlamını. Bilemiyorum, her gün değişiyor. Tanımlarım bile aynı kalmıyor. Bedenimi bile tanımıyorum, bir gün yaptığını ikinci gün yapamaz hale geliyor. Değişiyor her an.

Duyduğum, dokunduğum, gördüğüm, tattığım, kokladığım için var bu dünya..
Farkında olduğum için.. Kendim yazdım, kendim oynadım en başından beri..

O yüzden ki bir dünya yarattım, roller verdim sahnedekilere..
Sevdim; sevgilim, paylaştım; dostum dedim..
En derinimde hissettim; annem, kızdım da kıyamadım; babam dedim..
Geçer dediklerimi geçirdim..
Biter dediklerimi bitirdim..
Nefret ettiklerimi sildim, geçtim..
Gün oldu; silkindim, yeter dedim..
Geride bıraktıklarım hesap sormaya kalkmasın o yüzden bana..
Farkında olduğum için var oldunuz, vazgeçtiğim için bugün yoksunuz… Mevlana Cellalettin Rumi

Değişen, bir anı bir anına uymayan, içinde var olanı hiç bilmediğim bir dünya tanımaya başladım sosyal işlerde çalışmaya başlayınca. Kendi derdini anlatamayanların, dili olmak yaptığım. Onların ihtiyaçlarına cevap aramak.. Tercümanlık yapıyorum, her gün başka bir kişi için, derdi için, ihtiyacı için, öğrenmesi için…

Her kesin kendi ihtiyacı, karşılanmasını istediği şekli, karşılanmasına kadar bekleme şekli, karşılanmadığında üzülme, sevinme şekli varmış. İhtiyaçlar bile değişikmiş benimkinden. Farkında olduklarım, bildiklerimi zannettiklerim, yargıladıklarım, anladığımı zannettiklerim değişiyor.

Kendimi anlayamazken, kendimi anlatamadığımı düşünürken şimdilerde başkalarının diliyle, başka bir dilde anlaşılmanın, soruları sorabilmenin, cevap aramanın dilini öğreniyorum. Soruları farklı, ihtiyaçları farklı anlatıyorum.

Kendimce farkında olduğum dünyadan farklı bir dünya olduğunu, dilin gizemini, anlatılanın ne kadar da insanın kendi içinde derin anlam ifade ettiğini görüyorum. Özlemin, mutluluğun, acının, var oluşumuz diye adlandırdığımızın nasıl da değiştiğini yenilendiğini, dönüştüğünü ve yeni bir hayat içinde başka hallerde meydana çıktığını görüyorum. Sevincin bile anın getirdiklerine bağlı olduğunu anlıyorum.

Asanalarla bedenin dilini anlamaya çalışmaya başlayalı 5 yıl oldu. Her anın içinde değiştiğimi, isteklerimin, ihtiyaçlarımın her an değiştiğini, bedenimin ihtiyaçlarının alışkanlıklarım içinde nasıl gözden kaçırdığımı şimdilerde fark ediyorum. Tanımadan, değişimi dikkate almadan, anın içindeki sadeliğin, yalınlığın, samimiyetin güzelliğini, yapabilme isteğiyle, başarabilme hırsı ile nasıl da uçup gittiğini gözlemliyorum.

Mutluluk diye aradığımın, sadece bir anlık, bir tebessüm olduğunu ve vazgeçilenin yok olduğunu öğreniyorum, dünyanın keşfinde.

Bedenimin tercümanı olmak, onunda benim gibi değişebilirliğini, yeniden değerlendirilebilirliğini, dönüşümünü, anlamakla mümkünmüş.

Her anı, bir nefesin sonunda başka bir gözle görebilmek dileğiyle…

 

Namaste…!

Aslı Tamaç
Yoga Eğitmeni
www.yasamlayoga.com

İnsan

,

Paris’te Dali’nin sergisine gittim geçenlerde, insan aklının, doğal olarak bize verilen yetenek, nicelik ve güçlerin sanatla bir birleşimi. Dali’nin sergilenmemiş eserleri, çok ünlü eserleri her birinin iç içe geçtiği bir sergi idi. 300 parça, mobilyaları çizimleri ve heykellerinden oluşuyordu.

Bu heykeli yani çekmeceli kadın heykeli, yoga’nın yaşamın kendisi olduğunu hatırlattı bana. Yaratıcılık, Oluş, Güç ve Aşk. Bütün bunların içine sığdırıldığı, dünyanın ilmini içine alan bu kadında nasıl da güzel anlatmıştı psikolojimizi, nerelerde üzüntülerimizi, sevinçlerimizi, öfkelerimizi, utançlarımızı, suçluluklarımızı sakladığımızı, görünmeyen, gizli çekmecelerimizde.

Görmek yaratmaktır demiş Dali. Yaratıcılık, gördüğümüzü, derinine, incelemek, meraklanmak, nerden ve nasıl bakacağımızı, nesini sevip, nesini sevmeyeceğimizi, bazen sevmediklerimizle nasıl ilgilendiğimizi, sevmedikçe şekillerinde farklıklar yaratmaya uğraştığımızı görmektir.
Oluş ele tutulur hale gelen, düşüncelerimizdir. Yaratımın, şekil aldığı haldir. Görmenin yanı sıra, duyabildiğimiz, tadına varabildiğimiz, dokunabildiğimiz, hissedebildiğimizdir.
Güç, merakın içindeki iyi ve kötüyü birbiriyle harmanlayıp, yeni bir oluşu içimde oluşturabildiğim, içimdeki ateşi yönlendirebildiğim, dengeyi kurabilmenin kendisidir.

Aşk ise merakı, içimdeki iki ucun her bir halini, iyi ve kötüyü, güzel ve çirkini, harmanlayarak ortaya koyduğum beni anlatır. Bilincin, zihnin ve düşüncenin derinlerindeki birlikteliği bildiklerimle değil, benimsediklerimle ortaya koymayı, kendi özgünlüğümün doğasını anlatmayı getirir.

Anlatmanın kendini bin türlü yolu var. Bazen heykellerle, bazen binalarla, bazen formüllerle, bazen Asanalarla, bazen yazılarla, bazen fotoğraflarla… bazen de sadece seçimlerimizle…

Seçimlerimiz sadece bize aittir ve seçimlerimizle sadece kendi hayatımızı değil, bütün hayatları etkileriz. Seçişlerimizin hayat buluş şekli ile ancak ifade ve özgünlüğümüzü ortaya koyma imkanına sahibiz. Onları yıkıcı ya da yapıcı hale getirmek sadece gördüğümüz noktanın genişliğine ya da darlığına bağlıdır.

Bugün bedenime tekrar bakıp, çekmecelerimi açtım, içlerinde yıkanlarla, yaratanlarla ve beni ben yapanlarla, elimde olanlarla kendim yeni bir gözle baktım.

Havalandırın çekmecelerinizi içinde neler var daha…!

Namaste..!

 

Aslı Tamaç
Yoga Eğitmeni
www.yasamlayoga.com

 

Fasya

,

Vücudun bütünün de işlev gören tek organ. Vücudun tümünde var olan ve her bir organ, kemik, ligament, eklem ve bedenin içerisin de en bulunan hücreleri bile saran, bedenin annesi, babası ve ailenin tümünü toplayan ve bizim dış görünüşümüze de şekil veren tek organ.

1596-1650 yılları arasında yaşayan Descartes’ın “düşünüyorum demek ki varım” ilkesi ile XVII. yüzyılda ortaya çıkan rasyonel düşünce, beden ve zihin ve ruh üçlüsünü birbirinden ayırdı. Bu ayrım tıbbı da etkiledi ve beden sanki kendi içinde bir bütün olarak ele alındı, ne onu saran fasya, ne bedeni etkileyen düşünceler, ne beden de yaralar açan, duygular artık bedende oluşan hastalık ve yaraların bir uzantısı olarak görülmemeye başladı.

Beden içindeki algılayıcı sinirler, beden de olan her baskıyı, büzülme, kasılmayı, durumu, genişlemeyi, büyümeyi algılar ve olan en küçük detayı kaydeder. Beynimize bütün bu bilgiyi an içinde en ufak detaya kadar haber verir. Yani iç algı ya da Latincede proprius – kendinin, recipere- almak, halini gerçekleştirir.

İç algı, bazen bizi hareketsiz kalır belli bir andan itibaren, bazen duygulara duyarsız kılar. Bazen olanın yarattığı etkiyi uzatır, baskıya karşı koyma hali geliştirir, kendi içinde bedeni korumak adına yapar. Bazen de, olayların, durumun, hareketin kendisine ateş yükselmesi, acı ve baskı ile hem cevap verir, hem de bir uyarı olarak sistemimize yerleştirir.

Beden içinde oluşan iç algının eşit dağılımı, gerekli alanlarda sindirimi, hastalıklı alanların tekrar canlandırılması ise sadece hareket ile gerçekleştirilebilir. Bedenin arkasında bulunan fasya, bedenin arka kısmını korumakla görevlidir. Bedenin ön kısmında bulunan fasya ise, korumayı gerçekleştirmek için hızlı davranmamızı tetikler. Korku anlarında başımızı koruma altına alır. Bedenin her iki yanında bulunan fasya ise, bedeni dengede tutar, ön ve arka arasında aracı görevi görür. Bedeni biçim bozulmasına karşı korumaya çalışır ve biçim bozulması sırasında bedende zarar verilmemesi gereken organları korur. Sarmal fasya ise, bedenin her bir parçasını birbiri ile ilişkilendirir ve gerilim bütünlüğünü dağıtır.

Bedenin içindeki bu uyum aslında bizim yaşamla uyumumuzun göstergesini oluşturur. Kendini bilmek, ne ölümsüzlüğü, ne de ölümü getirir. Kendini bilmek bilinmeyen bu boşluk içinde bizim yaşam şeklimizi, yaşama olan inancımızı, yaşam içindeki yerimizi belirler. İçimizdeki Enerjiyi dengeli bir biçimde koruyabilmek bir sanattır. Sanatı ifşa edebilmek, sanatın anlamını kavrayabilmek ise insanın doğasıdır.

Sanat uygulamadır, sanat deneyimdir, sanat renklerin ahengi içinde bir bütünlük yaratmaktır. Sanat, insanın doğasıdır. Doğamızı dengelemek ise kendini bilmekten geçer….!

 

Namaste…!

 

Aslı Tamaç
Yoga Eğitmeni
www.yasamlayoga.com

OM ya da AUM

,

İlk ses!

İlk ses olarak anlatıldı bana.

Sesli harflerin birleşimi ile bir sessiz harf. O sessiz harfte ise ses halen devam ediyormuş bedende titreşim olarak. Sonra titreşim bittiğinde hala bir ses, sesten kalan duygunun, hissin sesi, sonra bir an o boşlukta olan ve olmayan sesin duyumu, görümü, tadı ve dokunuşu.

İşte her gün bu anı kelimelerimizde, sözlerimizde bir anlık hissediyoruz ve bilinen anlamını değil de, o bir anlık boşlukta oluşan anlamını ifade ettiğimizi düşünüyoruz. En azından benim için şu sıralar bu böyle.

Beden terapisi öğretiminde konun söylenmesinden sonra yapılan çalışmalarda yan yana oturduğumuzda öncelikle bedende ne hissettiğimizi anlatıyoruz. Sonra bu duygunun yanımızdaki kişiden kaynaklı olup olmadığını anlamak için seninle aramızda konuşulmamış bu ana kadar dile getirilmemiş herhangi bir bilinmezlik oldu mu diye soruyoruz.

Oysa ki günlük hayatta ne zaman kendimize zaman ayırıp, neden şu anda sigara yaktım ya da neden bu şekilde anlattım, bedenim sana ne oldu, karşımdaki sana dediklerimden ne anladın diye soruyoruz.

Kelimelerin anlamlarını kendimizce mi ortaya koyuyoruz yoksa anladıklarımız ve öğrenmiş olduklarımızla mı ortaya koyuyoruz.

Yoga, mutluluğu ve sağlığı getirir mi? Et yemeyince daha pozitif olur muyum? Matın üstünde yapabildiklerimle dünya yaşamında nasıl esnek düşünürüm? Bilmiyorum.

Matın üstünde çok esnek olanın hayatta katılık içinde yürüdüğünü görmek, et yemeyince sadece bağırsaklarımın iyi çalıştığını ancak tiroidlerimin alınması gerektiğini bilmek, aslında sindirme ve dışarı atmanın tam olmadığını anlamak.Mutluluğu ve sağlığı aynı alanda ne demek istediğimi bilmeden tutabilmek mümkün mü?

Yoga duruşlarını yapabilmek için her hareket içinde bir karşıtlık ilkesi ile çalışır bedenimiz. Esnetirken bir alanı, gerer ötekisini, iyice basmak için bütün kaslar bir anda kasılmaz, bazıları serbesttir diğerleri daha katı. Kelimelerimizin içinde de bu karşıtlıklar vardır. Tam olarak ne yapmak istediğimizi bilmez, söyleyemezsek ne beden duruşu yapabilir, ne ben hayat içinde bir duruş sergilerim, ne de karşımdaki cana destek olurum.

Bir an seslerin arasındaki sesi, seslerin içindeki titreşimi ve boşluğun bilinmezliğinin içinde var olabilmek mi yoga?

Namaste….!

Aslı Tamaç
Yoga Eğitmeni
www.yasamlayoga.com

Ben ve ben…

,

Kendinize hiç yakından bakmayı denediniz mi ? Taa gözlerinizin en derinliklerine. En derinlerde neler yattığına. Karşısına geçip oturabildiniz mi bedeninizin?

Dinlediğiniz hayalleri, söylenişleri onun muydu yoksa sizin kafanızdakiler mi ? Dokunduz mu yaş alan bedendeki ağrılara? İnce, bazen derin ve kalın çizgilere?

Yapamadınız, yapmadınız o sizinle her yerde bulunan, “yatağınızın başucundan eksilmeyen hiç okunmamış bir kitap gibi sakladığınız” demiş instagramda ethereal_yogagirl, bedene.

Hiç okumadığımız, açmanın gereksiz olduğuna karar verdiğimiz, tanıdığımızı sandığımız bu beden neler gizliyor, neleri anlatıyor, nerelerde hiç deneyim yaşamamış, nerelerde çökmüş, nerelerde zayıflamış, nerelerde hala diri!…

Asanalarla bedeni anlamayı öğreniriz, içine yerleştirdiğimiz bunca bilginin yükünden, yanlış anlaşılmışlıklardan, sıkışmışlıklardan kurtarırız bedeni. Karanlıkta kalmış alanlarımıza bir ışık tutarız bedendeki hareketlerle. Gün ışığına çıkar bedenimizdeki dünyanın yükü.

Amaç bedeni yönetmek değildir. Beraberce nasıl en rahat şekilde hareket edebildiğimi gözlemlemektir. Bedenle birlikte hareket etmeyi öğrenmektir. Küçük adımlarla, her sayfanın kenarından tutup, merakla içindekileri öğrenme yetisidir. Bazen bölümlerde, bazen sayfanın bir cümlesinde takılı kalmak ve orada anlamak için saatlerini geçirmektir.

İlişkiler öteki ile başlar, öteki ise bana benden yakın, aynı zamanda bende olan, ve benim göremeyeceğim bir alandaki benle başlar. Gözlerden ırak beni hatırlamanın bir yoludur Asana, ne istediğimi bütünlüğüm içinde fark etmemin, anın içinde nelere şahit olduğumu anlamanın yoludur. İçimdeki ve içindeki fırtınaları dindirmenin gerçek bilgisini taşımaktır. Hastalanınca yatmak yerine onu dinlendirmeyi bilmektir, hastalanınca söylenmek yerine neye ihtiyacı olduğunu sorabilmektir. Sorumluluk alıp, korksam da yeni diyarlara gidebilme yetisidir güvenle.

Başka ile ilişkiye girmenin en gizemli yoludur, gözle görülmeyen ile ilişkide olmak.

Namaste…!

 

Aslı Tamaç
Yoga Eğitmeni
www.yasamlayoga.com

Sebepler

,

“Artık ödevimizi, ödevlerimizi yerine getirmek bizi tatmin etmiyor. Onları yerine getirmek bir çeşit duygusuzluğa yol açmakta, ödevler yerine getirildikten sonra içimizde bir rahatlama olmuyor. Sebebi de bu ödevler artık çok eskimiş şeyler, çok eski ve çok kolaylaşmış sorumluluklar. Bunlar gerçek vicdanın ihtiyaçları değil artık…”

Dünya her gün, ihtiyaçlar her gün, istekler her saniye, arzular her an… değişiyoruz. Değiştiriyoruz olma şeklimizi. Dünyayı değiştiriyoruz. Dünyada bizi değiştiriyor. Düşüncelerimiz bedenimizi, bedenimiz ise düşünme şeklimizi.

Bizler bütün bu küçük değişimlerin farkına varmadan yaşarken, sürekli mutsuzluğun peşinden bir gidişte can buluyoruz. Can bulmak mı, her gün ölmek mi? Onun kararını bile vermekten kaçınıyoruz, çekiniyoruz.

Korkularımız, utançlarımız, söylediklerimiz ve söyleyemediklerimizle kendimizi ödevlerimizin arasında var etmeye çalışıyoruz.

“Bir şeyi iyi yapmak istemek ile o şeyi iyi yapmak için bir sebep olması aslında temelden farklı iki şeydir.” Fazıl Say- Akılla bir konuşmam oldu.

Bizler sadece geçici hayatlar yaşamadığımızı, geçiciliğin rahatlama getirmediğini, geçiciliğin özenden yoksunluk getirdiğini anlamaya çalışırsak farkındalıkla yaşayabiliriz.

Farkındalık, bize bedenimizin dilini hatırlatır, farkındalık konuşmanın ve bazen sessiz kalmanın müziğini dinletir. Karşımızdakini dinlerken gerçekte ne demek istediğini duymamızı sağlar. Farkındalık bir fincan kahvenin bedendeki titreşimlerinin ne kadar da çok şey ifade ettiğini hatırlatır.

Farkındalık neyi neden yaptığımı bilmeme yardım eder. İster devam ederim, ister vazgeçerim. Seçim hakkımın olduğunu her ne yaparsam yapayım kontrolün bende olduğunu hatırlatır. Varlığımın bilincini getirir. Ben olmazsam hiç bir şeyin olmayacağının inancını getirir.

Ben olmanın ve yaptıklarımı bilmenin ve sebeplerini anlayarak yapmanın hafifliğini anlayabilmek niyetiyle…

Namaste..!

 

Aslı Tamaç
Yoga Eğitmeni
www.yasamlayoga.com

Çokluk

,

Çocuk dünyaya geldiğinde sevgi, besin ve bakım ister. Sormaz ‘siz ne istersiniz?’ diye…

Sormaz ‘sizin de bir ihtiyacınız var mı?’ diye….

Düşünmez ‘bana verdiği sırada, onun ne düşüncesi, ne derdi var’ diye, sadece ister…

Çocuklarımı çok istedim. İsteğim beklentilerle doluydu, yalnızlığımı gidersinler, bana sevgi versinler istedim, ben sarılınca onlar da bana sarılsın istedim, ağlayınca benle ağlasınlar, gülünce benle gülsünler istedim. Olmadı…

Onlar istedi, ben verdim, onlar istemeyi kesince ve ben de her zaman istediğimi alamayınca…

İlk defa annemi, sırtımdaki yüklerin ağırlığını, hangi olayların beni zorladığını, ne zaman ne istediğimi, ne zaman ne istemediğimi, sınırlarımı, sınırlarımı nasıl ihlal ettiğimi, anladım. Sadece vermeyi beni sevsinler diye yaptığımı ancak verince hep istenilen sonuncun alınmadığını anladım.

Yaşamın bizden tek istediği evrimleşmemiz. Evrimleşmek için ne yaptığımı görmem, görürken beklentimin sonucunun bin bir türlü olabileceğini anlamamdır evrimleşmek diye düşünüyorum bugünlerde. Yaşamın kendi bedenim kadar sınırlı bir alan, sınırlı bir zaman içinde cevap vermediğini anladım. Evrimleşmek, yaptığım veya istediğim şeye ne kadar kalbimi koyduğuma bağlı. Kalbimdekini tam olarak dile, harekete geçirdiğimde işte o zaman zaman kısalıyor, mekan genişliyor.

Yoga matı da sınırlı bir alan… Kalbime dokundukça yoganın anlamı, yogayla matın dışına taştım. Hareketlerim zarafete, sözcüklerim ifade bütünlüğüne, dinlemem farklı bakış açılarına, anlayışım yaratıcılığa dönüştü.

Bir beden içinde ne kadar çok ben olduğunu anladıkça, kendime bakışım, başkalarını anlayışım, dinleme yeteneğim gelişti. Yalnızlığım yok oldu, çocuklarım, ilişkilerim ve benim bütünümle çoklu bir nüfus oldum.

Namaste…!

Aslı Tamaç
Yoga Eğitmeni
www.yasamlayoga.com

Gülümseyin

,

Hepimiz, canlılığımız yok olana ve rahatsızlıklarımız iyice kendini belli edene kadar, yaşamsal güçlerimizi, tamamen kendi zevklerimize, para kazanmaya, alışkanlıklarımızı korumaya, korkularımızı beslemeye harcıyoruz.

Korkularımız gerçeğe dönüşüp kazandığımız paraları hastane ve ilaçlara harcamaya başladığımızda ise pek çoğumuz, “Bu işleri yapacak vaktim olmadı”, “Çocuklar o kadar zamanımı alıyordu ki” veya “Yapmak lazım ama bizim zamanımız çocuklarımız için aktı gitti, neyse …” gibi kurban söylevleri ile geçiştirmeye çalışırız.

Aslında bütün bu çalışmalara başlamak kendini anlayabilmekten geçtiği için sağlıklı yaşama geçiş bizi korkutur. Kendimizi anlamaya, tanımaya başladıkça içimizdeki duygu sistemleri, sonra duygularımız ve ardından da organlarımızla bağlantıya geçmeye başlarız.

Eğer zihnimiz, kalbimiz, bedenimiz, organlarımız veya duyularımız dingin değilse, biz dengemizi yitirdiğimiz gibi bağlı olduğumuz çekirdek sistem olan ailemiz başta olmak üzere, iş yerimizdeki arkadaşlarımız, onların aileleri ve devamında bütün çevre ve evren de zarar görür.

Bir nefesi alıp vermek, nefesi yaşamak, nefesin içinde nefes alıp verdiğimizin farkına varmak, bizim enerjimizin tamamıyla dönüşümünü sağlamak için Tanrı tarafından bahşedilen en büyük mucizedir.

Nefes alın, aldığınızı fark edin.

Nefes verin, geleni evrene bırakın.

Gülümseyin.

Dudaklarınızda, kalbinize dokunan sevgi dolu enerjiyi hissedin.

 

Namaste

Aslı Tamaç
Yoga Eğitmeni
www.yasamlayoga.com

Sabah Duası

,

Tanrım

Olmama ve olmamama izin ver

Sadeliği hatırlat bana.

Olma ve olamamanın olasılığını

Renk olmayı

Boş olmayı

Olmamayı

Sevgi olmayı hatırlat,

Bütün olmayı

Sadece…

Her an seçim anıdır yoga. Asanada da, meditasyonda da bir seçim anı. Nefes alıp vermek bile bize verilmiş bir seçim.

Seçimlerimiz yolu belirlemese de, yardım eder yok veya var olmamıza.

Varoluş da yok oluş da bir kavram sadece, içimizde olmak ya da olmamak. Beden içinde kendini sınırlayan varlıklarız biz.

Bedeni tanıyıp kullanmayı öğreniriz yoga ile. Omurganın nasıl ve nereye kadar uzayabileceğini, kalçalarımızın hareketlerini, ayaklarımızı nasıl basacağımızı, ellerimizi bilekleri acıtmadan nasıl kullanacağımızı…

Bedenin sınırsız ve sonsuzluğunu yakaladığımız her an ise olmama anını yakalayıştır. Olmadan olmanın; sevgi, renk, madde, atom, hava, ateş, toprak olmanın, su olup buharlaşmanın ve yeniden doğmanın anıdır.

 

Namaste

Aslı Tamaç
Yoga Eğitmeni
www.yasamlayoga.com