Hareketlerdeki Tavır

,

Eylemi yapış şeklimiz, o an içinde bulunduğumuz enerji alanıdır.

Enerji alanımız hareketimizin kalitesini tamamen etkiler.

Eril-Dişil denge bakış açısıyla örnek verirsem eğer sanatla uğraşmak, sanat eseri yaratmak, renklerle vakit geçirmek dengeli dişil enerji alanına aittir.

Yani kişi sanatsal bir üretim içinde iken dengeli dişil alanda hareket ediyordur.

Ancak bu alanın enerjisinden faydalanabilmek için kişinin dengeli dişil alan özelliklerini de bünyesinde barındırıyor olması gerekir.

Yapacağı ürünün güzelliğine, renklerin uyumuna, başkaları tarafından beğenilip beğenilmeyeceğine yani sonuca fazlasıyla takılan kişi dengeli dişil alanda yıkıcı eril enerji tavrı sergiliyor olabilir.

Bu çakışma bir süre sonra kişinin yaratıcılığına, ilhamına ket vuracaktır.

Dengeli dişil alandaki renklerle vakit geçirirken ancak sonucu düşünmeden yaratım sürecinden keyif aldığımızda boyaların, malzemelerin dokusuna, kokusuna kendimizi bırakabildiğimizde bünyemize dengeli dişil enerji çekebiliriz.

Hareketlerdeki tavır bu anlamda çok önemlidir.

Yemek yaparken, çalışırken, çocuklarla vakit geçirirken, kitap okurken, yoga yaparken, meditasyonda tavrın nasıl?

Tavrını farkeden kişi tüm döngüsünü farkedebilir.

 

Kendini gözlemlemek isteyenler için;

Bir beyaz kağıt ve biraz boya alarak boyamaya başla.

Renklere takılıyor musun?

Süreçten sıkılıyor musun?

Sonuç senin için ne kadar önemli?

Ah bir de mavi boya olsaydı diyor musun?

Yaratıcılık senin için tam olarak ne demek?

 

Ben bugün için dengeli dişil alana ait olan yaratıcılık, sanat, renkler özelliğine ait bir örnek verdim

Örnekler sonsuz.

Dengeli Eril ve Dengeli Dişil alana ait her özellik için bu çalışma yapılabilir.

Ve elbette bu istikrar gerektiren bir çalışma şeklidir.

Belki de beyaz kağıtlar ve boyalar masamızda uzun zamanlar kalmalıdır.

 

Didem Öztabak

Hindolog ve Yaşam Koçu
www.didemoztabak.com

Kendimizi İfade Etme Şeklimiz

,

Eril-Dişil enerji dengemizin kendisini baskın bir şekilde gösterdiği alanlardan biri de kendimizi ifade şekillerimizdir.

Kişi anlamadan, dinlemeden ya da karşı tarafa hiç söz hakkı vermeden anlatma eğiliminde ise Yıkıcı eril enerji tavrındadır.

Genellikle yüksek bazen de oldukça yüksek ses tonu kullanır.

Ne kadar bağırırsam o kadar anlaşılırım gibi bir inancı vardır.

Zihni hep kendi söyleyecekleri ile doludur.

Günlük sohbet esnasında bile hep kendi konuşmak ister.

Hoşuna gitmeyen ya da katılmadığı fikirleri tamamen reddeder.

En son söylenecek sözü ilk başta pat diye söyleyebilir.

Kişi sürekli olarak söylemesi gerekenleri, fikrini söylemekten kaçınıyor, duygularını içine atıyorsa büyük olasılıkla pasif dişil enerji alanındadır.

Bu kişiler sıklıkla Boğazıma bir yumru oturdu, dilimin ucuna kadar geldi söyleyemedim deyimlerini kullanırlar.

Kimseyi kırmamak maskesi altında sürekli kendilerini kırarlar.

Sonrasında da kimsenin onları anlamadığı manipulasyonunu yapabilirler.

Söylenmesi, ifade edilmesi gereken durumları, hisleri iş işten geçtikten sonra belirtme eğilimi vardır.

Doğru zamanlamayı asla yakalayamaz.

Ses tonu çok düşüktür.

Çoğu zaman karşı taraf konuşan kişiyi duymakta zorlanır.

Denge; ifade etmemiz gerekenleri süzebilip doğru zamanda doğru ses tonuyla ifade edebilmektir.

Sözlerimiz büyülüdür.

Yaratma gücü vardır.

Ağzından çıkanı kulağın duysun…

Söylediklerimizle yaptıklarımızın bir olması yine 5. çakra hakimiyetindedir.

Özü, sözü bir olmak dedikleri tam da burasıdır.

 

Didem Öztabak

Duygularda Sonbahar Etkisi

,

Bu aralar sonbaharın etkisi ile birlikte duygulara takılıp kalıyorum tarzında çok sık yorum ya da soru geliyor.

Sonbaharın duygularla çalışmak için en uygun doğa zamanları olduğunu yazmıştım ki bu durum dengeli dişil enerji alanıdır diye de eklemiştim.

Duyguların içinde uzun sürelerce takılı kalmak (ki herkesin uzun süresi kendine has) pasif dişildir.

Pasif dişil hayatın atıl alanıdır.

Atalet doludur.

Kişi kendine acımaya bayılır.

Şikâyet en sevdiği sohbet konusudur.

Çözümleri reddeder.

Bir tek kendisi müthiş zorluklar içindedir ve kimse onu anlayamaz.

Kendisini sürekli negatif duygularla tanımlar.

O kadar mutsuzum ki ne yapsam olmuyor…

Kurban psikolojisi en sevdiği hayat tarzıdır.

Şunun yüzünden böyle oldu, bunun yüzünden ben şimdi bu durumdayım.

Bu alandan çıkmak için kişiye Dengeli Eril alanı gerekir.

Örneğin;

Küçük yürüyüşler yapmak.

Açık havaya çıkmak.

Ayaklarla ilgili her türlü bakım, refleksoloji, çıplak ayak gezmek…

Zıplamak.

Ayakta durmak.

Et tüketmek (abartmadan)

Dengeli beslenmek.

Düzenli saç kestirmek. (Benimle çalışmış olanlar bu maddeyi çok iyi bilir☺)

Kırmızı renkte giysiler tercih etmek.

Kök çakra hareketleri içeren yoga serileri yapmak.

Küçük hedef çalışmaları yapmak.

Sabahları erken uyanmak haliyle akşamları makul bir saatte uyanmak.

Pasif dişil alanından çıkmadan ve kendisi ile çalışmadan uzun süreler orada kalan kişi bir süre sonra enerji sistemi gereği yıkıcı erile savrulur ki bu da ayrı bir adı üstünde yıkıcı-kavurucu bir alandır.

Savrulma; merkeze gel.

Didem Öztabak
Hindolog ve Yaşam Koçu
www.didemoztabak.com

Enerji Potansiyeli

,

Kişilerin günlük enerji potansiyelleri vardır.

Bu potansiyel çoğunlukla gereksiz yere harcandığı ve tüketildiği için kişinin gerçekten yapmak istediği harekete harcayacak enerjisi kalmaz. Erteleme, kısır döngüye girer.

Kişi, yarın olunca enerjisi artacak zanneder ancak enerji tasarrufu yapmadığı ve gereksiz yere tüketmeye devam ettiği sürece enerjisi asla olmayacağı gibi, tembellik ve umutsuzluk kişiyi iyice dibe çeker.

Enerji vampirliği yapan davranışlardan ve tutumlardan birkaçı şöyledir.

 

1-Önyargılı olmak

2-Dedikodu yapmak

3-Gereksiz yere konuşmak

4-Tek hamlede çözülebilecek bir durumu karmaşık hale getirmek

5-Olaylara yorum yapmak

6-Varsayımda bulunmak

7-Kıskançlık

8-Yalnız kalamamak(Yanında hep birilerini istemek)

9-Bedenin ihtiyacından fazla ya da az yemek yemek

10-Bedenin ihtiyacından fazla ya da az uyumak

11-Zihnen geçmiş ya da gelecek zamanda yaşamak

12-Alıngan olmak

13-Beklentili olmak

Ve tabii daha bir sürü madde eklenebilir.

Enerjinizi boşa tüketmeyin.

Tasarruflu olun…

 

Didem Öztabak
Hindolog ve Yaşam Koçu
www.didemoztabak.com

 

Dış Gözlem

,

Dış gözlem;
Dışarıda neler olup, bitiyor?
Dışarıda insanlar ne ile meşgul?
Dışarıda insanlar ne seviyor ya da sevmiyor?
Dışarıda ben kimlerle kendimi kıyaslayabilirim? Eleştirebilirim?
Dışarıda olarak adlandırılabilecek ve aslında benim müdahale edemeyeceğim herşey dış gözlem.
Ben varım bir de başkaları var.
Ayrılık illüzyonu var.
Genellikle yorum var.
Ve elbette bir miktar dış gözlem yapabilmek gerekli.
Dışarıdan bilgi alabilmek önemli.
Kendimizi konumlandırabilmek için dış gözlem becerisini kullanmalıyız zaman zaman.
Ancak kişi sürekli dış gözlem halinde olduğunda, tüm enerjisini dışarıya akıttığında dengesizlik başlıyor.
Kişi kendisini sürekli başka kişilerle ve başka kişilerin yaşadıklarıyla kıyaslıyor.
Sürekli dışarıdan gelen bilgi ya da onay gibi etkilere ihtiyaç duyuyor.
Ve dış gözlem yapmak iç gözlem yapmaya göre oldukça kolay.
İç gözlem yapabilmek sorumluluk almak ve evettt tüm bu olan biten olayların ben tam olarak neresindeyim diye kendine sorabilme cesareti gerektiriyor.
Ic gözlem yapabilmek zaman zaman yalnız kalmak ve hiç birşey yapmadan sadece durabilmek demek.
Kendi duygularını tanımlayabilmek demek.
Ben ne istiyorum?
Bu bana uygun mu?
Hayatım tam olarak benim hayatım mı?
Dışarıda gördüklerimin ne kadarı benimle alakalı?
Kendimi geliştirmek için neler yapabilirim?
Şu anda ne hissediyorum?
Bu kişinin bu davranışı karşısında ben ne hissediyorum?
Gibi sorulara sadece içinden gelen bir sesle, hisle, vizyonla cevap aramak demek.
İç gözlem yapabilmek yavaşlamayı gerektirir.
Meditatif çalışmalar iç gözlem yetisini destekler, zamanla miktarını ve kalitesini arttırır.
Ne de olsa neydi?
Dışarıda ne varsa içeriden geliyordur.

Didem Öztabak
Hindolog ve Yaşam Koçu
www.didemoztabak.com

Dolunay

,

Hayatımda hiç bir dolunaydan etkilenmemiştim bu kanlı dolunaydan etkilendiğim kadar. 2 gündür sırtım, omuriliğim ve nefeslerim kilit durumda. Kalp çakrasının bedendeki izdüşümleri.
Kalp açıcı egzersizler yapmak, yogada ki geriye eğilme duruşlarına öncelik vermek bu dolunayın bedendeki etkilerini hafifletmeye yardımcı olabilir.

Her zaman söylediğim gibi kalp çakra çalışırken eş zamanlı olarak kök çakra da çalışmalı, ayaklarımızı yere sağlam basmalıyız. Kök çakrayı temsil eden ayaktaki duruşlarla başlayan sonrasında kalp açıcı duruşlarla devam eden ve nefes egzersizleriyle kalbi destekleyen bir yoga serisi can kurtarıcı olabilir. “Ay” dişil enerjiyi temsil ediyor. Duygularımızı fark etme, tanımlama, ifade etme hep dişil enerji hakimiyetinde.

Dolunay zamanları duygusal yoğunluğun arttığı zamanlar. Duyguların taştığı belki de ifade edilememiş, görmezden gelinmiş hislerin kendini göstermek için fırsat kolladığı anlar. Ailemizdeki, etrafımızdaki kadınların bize ayna görevi yaptığı bu günleri iyi değerlendirirsek naif ve nazik bir şekilde dönüşüme kucak açabiliriz. Dolunayın dişil özelliği sembolik olarak “kurt” ile simgelenir. Kurt aynı zamanda otantik olanı da sembolize eder.
Bizi gerçekten var eden, özümüze yaklaştıran, yaratıcılığımızı arttıran her şey otantik bize aittir. Hayatımızda ki otantik alanlarımızın arttığı, fazlalıkların kaybolduğu eskilerin yeniye yer açacağı bir dolunay diliyorum.

 

Didem Öztabak
Hindolog ve Yaşam Koçu
www.didemoztabak.com

 

Karma-II

,

Evrende var olmuş olan hiçbir şey yok olmaz. Yaşamlar boyu süregelen olaylar, hastalıklar, talih ve talihsizlik gibi gözüken talihler hep “Karma”dır. Bugün yaşadığımız hayat realitemizi annemizden, babamızdan bir önceki kuşaklardan bildiğimiz ve bilmediğimiz hücre bağlarımızdan almamız da karmanın sonucudur. Ancak ve ancak bu hastalık bende genetik, karmamda var anneannemde de vardı demek ve kenara çekilmek tavrı kurban bilinci tavrıdır ve gerçek karma felsefesiyse bir alakası yoktur. Genetik olanın ve kuşaklar boyu tekrar edenin hastalık değil hastalığı yaratan duygu durumu olduğunu bilmek ve bu zinciri kırarak hem kendini hem de kendinden sonraki kuşakları şifalandırmak için çaba göstermek Karma felsefesinin en önemli değerlerindendir. Karma, yeniden doğuma inanır. Yeniden doğumdan kastım; kendini, kendinden yeniden yeniden doğurmak ve her an bir zinciri kırmaktır. Her fark edilen duygu durumu, her alınan sorumluluk, her şikayetten vazgecip çözüme yöneliş bir zincir kırmaktır. Ve tüm bunları gerçekleştirmek için “eylem” gerekir. Sen bir şeyleri değiştirmek için harekete geçtiğinde tüm evren seni alkışlar.

Karmaya inanan birlik bilincine inanır. Kendini arındırmak; ruh, beden ve zihnini hizalandırmak için gösterdiği çabanın tüm varoluşa hizmet ettiğini bilir. Karmaya inanıyorum demek ayrılık illüzyondan kopmayı gerektirir. Ayrıştıran, bölen zihin karmadan çok uzaktadır. İnsanları her ayırıp, böldüğünde ve yargıladığında karma yasası gereği sen de başkaları tarafından ayrıştırılır, bölünür ve yargılanırsın. Kendini fark ettiğin, kendine dürüst olduğun, cesaretle bazen destekle harekete geçtiğin her an Karma yasasına hizmet edersin. Yoganın bir kolu olan “Karma Yoga” içinde Karma felsefesini taşır. Gönlünle hizmet etmektir Karma Yoga. Birlik bilincinde; diğer insanlara, hayvanlara, var olmuş tüm canlara hizmetinle, eyleminle yer tutarsın. Meyvesini beklemediğin ve diğer ‘Can’ lara hizmet amacı taşıyarak gerçekleştirdiğin her eylem karma yoga’dır. Hizmet et… Sen sadece gönlünle hizmet et…

 

Didem Öztabak
Hindolog ve Yaşam Koçu
www.didemoztabak.com

 

Karma-I

,

Karma kelime anlamı olarak iş, eylem demektir. Mastar hali olan “Karna” ise “yapmak” demektir. Sanskritcedir. “Karm karna” mesela, Hintçe’de iş yapmak anlamına gelir. Yani Sanskritçe olan Karma kelimesi Hintçe’de, sonda ki “a” harfi düşerek “Karm” halini alir. Kişi bir eylemi gerçekleştirirken tavrı, duyguları ve beklentileri de eylemin içindedir. Ve her eylem başka bir eylemi doğurur ve her eylem kendinden önceki eylemin izlerini, tavrını taşır. İnsanlardan sıkça duyduğum kötü karma yaratmak, bu benim karmamda var gibi tavırlarda aynı yukarıda anlattığım gibi kişinin tavır ve duygularıyla ilgilidir. “Kötü ” karma yaratmak gibi bir inanışta olan bir kişi kötü diye anlamlandırdığı durumlarla yüzleşecektir. Sistem ve o kişinin bilinç düzeyi bunu gerektirir çünkü. Oysa ki, “Karma” felsefesini tam olarak anlamış, kavramış, özümsemiş bir kişi iyi veya kötü karma diye bir şey olmadığını bilir. Karma çok derin ve katman katmandır. Üzerinde çalışılması gereken (bence) herhangi bir eylemi yaparken sonuca odaklanmamak, tüm tavır ve duygu bütünlüğüyle eylemin içinde olmaktır. Bhagavadgita’da Karma yogayı anlattığı gibi eylemi yaparken meyvesini bekleme… Sen eylemini bütünlükle yap gerisini “Karma” ya bırak!

Karma yasasına göre “Eylem” insan olmanın en temel kavramlarındandır. Düşünmek de bir eylemdir dolayısıyla karma yasasına tabidir. Karmaya inanmak büyük sorumluluk gerektirir. Her yaptığından, bazen yapmadığından, düşündüğünden sorumlusundur. Karma, tüm varoluşu tek bir organizma olarak ele alır ve der ki: sen, bir takım eylemler içindeyken başkaları da başka eylemler içindedir ve bu eylemler sonucu seninle aynı frekansı üretenlerle kesişirsin. Etrafında olan bitenler, insanlar her şey senin bir yansımandır ve eylemlerin sonucu bunu tam da sen yarattığın için bu senin “Karma”ndır. “Karma”, gücünü eline alarak eylemlerini değiştirerek vizyonunu değiştirme şansını sana daima verir. Eylemlerini değiştirmek zamanla tavrını ve duygu durumunu da değiştirmeyi beraberinde getirir ki gerçek değişim buradadır. Günlük işlerine odaklan… Sonuca bağlanma, mükafat, övgü bekleme. Sen sadece işini yap… Yemek yap, uyu, çalış, üret, düşüncelerini arındır, sağlıklı beslen, yoga yap, yürüyüş yap, cesaret et, şefkat göster, kitap oku, yaz, resim yap, gül, ağla, duygularından bahset, kendine sıklıkla “şu anda ne hissediyorum?” diye sor, üret, gereksiz tüketme, adım at, yardım iste, yardım et, doğada vakit geçir… Ödül bekleme sadece yap… Yaptığın her şeyi gönüllü yap, kalpten yap… Kalp ol…

 

Didem Öztabak
Hindolog ve Yaşam Koçu
www.didemoztabak.com

YOGA nedir?

,

Yoga, kelime anlamıyla birlik demektir. Burada söz konusu olan birlik öncelikle bireyin zihin, ruh ve beden birliğidir.
Yoga sisteminin meydana getirilme sebeplerinden belki de en önemlisi Hint felsefesinde olan doğum-ölüm döngüsünü kırmak ve en üst tekamül seviyesine ulaşarak( Nirvana) bir daha bedenlenmemektir.
Yani amaç ruhun kurtuluşudur.
Beden; bu üçlü içinde kişinin sahip olduğu tek görülebilir olandır.
Ruh ve zihin sonsuz kaynağa bağlı iken, beden ancak kapasitesi kadar titreşerek, zihin ve ruhun bağlı olduğu kaynağı süzer ve dünya realitesine aktarır.
Bedeni bir ampül gibi düşünecek olursak sonsuz elektrik kaynağından ampülün watt gücü kadar elektrik çekme ve yansıtma becerisine sahiptir. Daha çok ışık yansıtmak isteyen ampülünün yani bedeninin kapasitesini arttırmak durumundadır.
Yoga; kişinin eş zamanlı olarak ruh-zihin-beden üçlüsünü hizalayarak kendi içinde “Bir” olma halidir. Bir olmak kişinin yaptıklarının, düşündüklerinin, tavrının, bedeninin aynı yöne bakması ve tutarlı olması demektir. Yoganın en mükemmel tarafı bütünsel bakış açısıdır. Kişinin; bedeni, zihni ve ruhu hizalandıkça “RUH” tekamül için kendine en uygun alanı bulmaya başlar.
Yoga günümüzde anlaşılanın aksine sadece beden hareketlerinden oluşmaz. Asanalar (duruşlar) 8 basamaklı yoga sisteminin sadece 1 basamağıdır ve yoga tamamen içsel bir yolculuktur.
Her türlü öğretide olduğu gibi yoga için de iyi bir hoca çok önemlidir.
Hocalık yapan kişinin aynı yollardan geçerek edindiği tecrübe, olgunluk ve anlayışla öğrencisine alan tutması önemlidir.
Asanalar esnasında kullanılan mat alanımızı belirler ve simgeler.
Bedenimizde bu dünya realitesindeki alanımızdır.
Bedenin kapasitesi arttıkça alanına daha çok ışık alarak yaşamında daha üst tekamül seviyelerine geçecektir.
Zihin bu üçlü içerisinde bazen kötü çocuk gibi gösterilse de bence en önemli olanıdır. Zira kişi hayatını tamamen zihin yapısından yaratır ve gerçek değişimde ancak zihin algısı değişimiyle mümkündür.
Yoga asla bir din değildir.
Kişiyi daha sağlıklı, dengeli, verimli bir yaşama götüren bir yoldur.
Herhangi bir yoga atölyesine gidememe durumunda internette birçok iyi ve deneyimli hocanın videoları takip edilebilinir.
İddialı ve ileri seviye hareketler yerine sade, temel hareketleri esas alan videolar başlangıç için uygun olabilir.
Yoganın ana vatanı olan Hindistan’da birçok yoga sınıfı sade duruşları, nefes egzersizlerini ve meditasyon tekniklerini tekrarlayarak dersler yapmaktadır.
Ne de olsa sade her zaman makbuldur.
Yogada en çok yanlış anlaşılan kavramlardan biri düşüncelerden kurtulmak, zihni durdurmaktır.
Oysa ki zihnin görevi düşünmektir.
Düşünmeyen bir zihin ancak bedeni terk etmiş bir zihindir.
Nefes almayanlar; düşünmez.
Yogada niyet düşünmemek değil düşüncelere takılı kalmamaktır.
Yoga yolunda olmak, kişiyi ilk önce kendi içinde birliğe ulaştırarak ardından esas niyet olan tüm varoluşla ayrı olduğu illüzyonundan kurtararak tekliğe, gerçek birliğe götürür. Ancak bu mertebeye erişebilmek için ilk önce kendi birliğimiz için çalışmak, çaba göstermek gerekir.
Bu yol sanılanın aksine her zaman huzurlu, mutlu, rahatlatıcı değildir.
Yolda taşlar, karanlıklar, engeller her zaman olacaktır.
Sistem her zaman kararlılığımızı sorgular.
Emin misin tamam mı devam mı? diye sorar…
Yolun sonundaki “Kurtuluş” yol boyu kendini gösterir.
Yüklerden, rollerden, bedendeki her türlü fazlalıktan kurtulmak yolun sonundaki ışığın yol boyunca kendini gösteren yansımalarıdır.
Yoga yolunda ki kişi her an küçük nirvanalar yaşar ve bir döngü kırar.
Yoga; dengeli ve sistematiktir.
Yoga; iyi gelir…

 

Didem Öztabak
Hindolog ve Yaşam Koçu
www.didemoztabak.com

Frekanslar ve “İNSAN”

,

Hayatı yaşadığımız seviye yani işimiz, eşimiz, maddi durumumuz, fiziksel sağlık ve görünümümüz ait olduğumuz frekansa yani yayın yaptığımız alana bağlı. Kendimizi bir radyo ya da tv kanalına benzetecek olursak hangi frekanstan yayın yaparsak etrafımızda gördüklerimizde ancak onlar olur.

Birçoğumuz gün içerisinde en düşük frekans seviyesi olan “Beta” frekansından yayın yapıyoruz. Beta frekansı aşırı hareket halinde, çoğunlukla stresli, güven problemi yaşayan, korkuları olan bir frekans alanı. İşimizi yaparken özellikle sevmediğimiz bir işte çalışıyorsak, gerginsek, çok fazla sonuç odaklıysak tüm bedenimiz “beta” yayını yapıyor sonuç olarak da betayı pekiştirecek durumlar hayatımıza geliyor. Kocaman bir mıknatıs olduğumuzu düşünürsek… Rekabetçi, her zaman haklı olmak isteyen insanların yayın ortamı beta. Hepimiz gün içerisinde beta alanına girip çıkıyoruz bence zaten her zaman olduğu gibi niyet hiç betaya düşmemek gibi ütopik bir yaklaşım değil. Düştüğümüzde bunu fark edip, çıkabilmek… Negatif duyguların alanı da beta frekansı… En başında da öfke, korku gibi temel duygular var. Kişinin kendisini diğer insanlardan ayrı, üstün ya da aşağı görmesi de betanın en sevdiği durumlardan. Günümüzde birçok hayatının büyük kısmında betada titreşiyor.

Alfa denilen yüksek frekans ancak kişi bedenen ve ruhen sakinleştiğinde, zihnini gözlemlemeye başlayabildiğinde kendini gösteriyor. Yapılan meditasyon, sanat, kaliteli müzik gibi aktiviteler alfa seviyesini bedene hizalamak için yapılan çalışmalar. Sevgi, merhamet, birlik gibi duygular ancak kişi alfa seviyesinde titreşiyorsa var oluyor. Gün içinde enerjimizin kavgacı, agresif betaya düştüğünü hissettiğimizde yapılabilecek en hızlı çözümlerden biri nefes egzersizi. Burundan derin ve sayarak aldığımız nefesi yine sayarak aldığımızdan daha yavaş bir şekilde geri vermek. Bunu birkaç kere tekrarladığımızda beden, her şey yolunda mesajı alarak titreşimini alfaya en azından yakın bir yere çekmek için çaba gösteriyor. Gün içinde klasik, yumuşak müzikler dinlemek te bulunduğumuz alanın frekansını etkileyerek bize yardımcı oluyor. Doğaya çıkmak, yeşile bakmak yine alfa frekans alanı…

Olumsuz kelimeleri hayatımızdan çıkartmaya çaba göstermekte bence çok önemli. Sözün gücünü kullanarak bile frekansımıza katkıda bulunabiliriz. Şikayet ettiğimizi her fark ettiğimizde kendimizi şikayeti bırakmaya yerine çözüme odaklanmaya teşvik etmek te alfa için kısa bir yol. Her yerin, şehirlerin, ülkelerin, yemeklerin, insanların frekansları var. Frekansın ne ise etrafında o aslında. Kalp, yüksek alfa frekansının başlangıç yeri… Kalple yapılan her iş, yemek, kahkaha alfa frekansı barındırır. Ve “İNSAN” alfaya layıktır…

 

Didem Öztabak
Hindolog ve Yaşam Koçu
www.didemoztabak.com