Sahne Senin

,

Son cemre de düştü toprağa… Bahar kapımızda… Hoş “mart kapıdan baktırır kazma kürek yaktırır”ı da yaşadık” ama NİSAN ayı geldi çattı. Yaza 2 ay kala artık yüreklerimiz hoplamaya kıpraşmaya başladı.

Güneşi tenimizde hissettikçe, daha pozitif hislerle kucaklamaya başladık bile hayatı.

Kış boyunca çok karamsar gördüğüm birçok insanın, havaların ısınmaya başlamasıyla daha ılımlı, daha keyifli yaklaşımları, sohbetleri benim de içimi ısıtır oldu.

Zor zamanlar geçirdik. Toplum olarak pek çok sınavdan geçtik. Bireysel ne çok yükler aldık kim bilir, ama geçmez dediğimiz günler geçmedi mi, dinmez dediğimiz acılar dinmedi mi?

Geçer sevgili dostlar. Ömür varsa, nefes varsa bu hayatta tüketeceğimiz, hepsi geçer, gider… Belki daha ağır sınavlar çıkar önümüze. Belki su gibi akar geçer ömrümüz mutluluk ve keyifle, ama geçer gider hepsi göz açıp kapayana dek.

Biz ne aldığımıza bakalım hayat denen perdesi kapanana dek oynadığımız şu oyundan.

Bazen oyuncular değişir, bazen mekânlar… Bir tek sen başroldesindir. Figüranlar olur senin oyununda, görevi biter çıkar gider. Rolü iyi karakterdir kiminin, kimineyse kötü oyuncu olmak düşer senin hayat denen film karende.

Teşekkür et yolla, hayat oyununda karakter olmuş herkesi, her kareyi… Çünkü hepsi, her insan, her zaman dilimi, her mekân ayrı bir şey kattı senin bugünkü sen olmana.

Daha da güçlendirdi seni. Hani derler ya “öldürmeyen acı güçlendirirmiş”

Bak şimdi şöyle bir tepeden, biraz yukarılara çık, uçarmış gibi; gökyüzünde biraz özgür hisset. Kendini izle, hayatını, bir film şeridi gibi… Canını en acıtan ana git, canını en acıtan kişiyi şöyle bir tepeden izle, yargılamadan… Sadece o ana odaklan. Acı çeken, kırılan kırmamak için belki susan seni şöyle bir gözlemle…

“Aciz misin? Korkak mısın? Küçüldün mü? Değerin düştü mü?” karşındaki kadar acımasız ve riyakar olmadığın için.

İzle, gözlemle kendini. Belki bilmiyordun ama en doğrusuydu yaptığın aldığın rolde.

Suçlama kendini. Geçmişe dönüp dönüp ağlama, dövünme… Hayatta herkesin bir rolü vardır. Çoğu sahnesine göre değişir, kimi rolde KURBAN’sındır, kimi rolde KURTARICI bazense CANİ…

Lütfen sor kendine: kime göre? Neye göre? diye…

Cevabı bir tek sen bilebilirsin. Hayat öyle bir oyun ki; bazen rolün gereği KURBAN olman gerekmiştir, yaşadığın rol gereği KURBAN’ı oynamak düşmüştür kaderine. İsyan etme sakın. O an durum o idi. Kurban olarak çıktığın sahneden bir bakmışsın ki CANİ rolüne dönüşüp yakmışsındır her şeyi. Yıkmışsındır tüm gerçeklerini, değerlerini… Yeni bir perdede KURTARICI rolünde belki de kurtaracaksın tüm hayallerini, tüm hayatını…

Emin ol izledikçe, gözlemledikçe yüklerin daha da azalacak. Daha da hafife alacaksın hayatı. Gülüp geçeceksin o çok kızdığın olaylara.

Tahammül edemediğin insanların aslında bir figüran, altında ezildiğin hayatın bir sahne olduğunu ve anladığın an dinmiş olacak tüm kaygı ve ızdırapların.

Teşekkür et hayatın sana kattıklarına, teşekkür et senin sen olmana sebep olan tüm figüranlara, teşekkür et yaşadığın dayanılmaz anlara…

Onlar sayesinde bugünkü SEN oldun!

Hepsi senin varoluşuna, hayata daha sıkı sarılmana sebep küçücük ayrıntılarda aslında görevlerini tamamlayıp minicik bir nokta oldular evren denen koca alemde.

Şimdi yavaş yavaş süzül aşağıya ve yaşadığın ana dön… Daha keyifle sarıl hayata…

Sarıl sımsıkı sevdiklerine… Seni olduğun gibi; eksiğin yada fazlanla yargılamadan, sınırlamadan seven, kabul eden herkese sarıl sımsıkı… Daha çok bil onların kıymetini artık. Ama onların sana verdiğinden daha fazlasını verme, sakın bozma dengeyi.

Mutlu olmak istiyorsan eğer, düşünmenin, savaşmanın, debelenmenin gereksiz efor ve yük olduğunu keşfettiğin an açılacak tüm kapılar sana…

Su gibi geçecek ömrün. Yeter ki berrak ol, yeter ki şeffaf ol. Çünkü sen doğallaştıkça yapay olan hiç bir şey barınamaz etrafında.

İşte şimdi bahar geldi. Güneşin nasıl parladığını, çiçeklerin nasıl güzel açtığını, misler gibi koktuğunu hissettikçe alacaksın alman gereken keyfi. İşte o keyif, mutluluk olarak akacak her bir zerrene. Sadece sen seç rolünü… Bu hayatta ne olmak istiyorsun? Hayattan ne bekliyorsun? Unutma başrol oyuncusu sensin, sahne sana ait…

Lütfen yap seçimini ve senin istediğin şekilde kapat perdeni.

Sevgi ve mutluluk bir ömür bizim olsun. Tabii ki sahnenin en önünde yüzümüzde kocaman gülümsemelerle…

 

Hülya Akman

Kadın

,

Kadın güneştir
Isıtır kalbini
Kadın aşktır
Yakar benliğini
Tutkudur kadın
Ne onunladır
Ne de onsuz
Kadın şarkıdır
Kadın şiirdir
Sevgilidir, annedir
Kardeştir kadın,
Dosttur sırdaştır
Erkeğin ardındaki başarıdır
Evindeki çiçeğidir
Kadın kokar ev
Anne kokar
Sevgili kokar
O yüzden kadınsız ev
Viranedir,
Kadınsız erkek ise avare,
Yani kadındır tek’i eş
Ben’i biz yapan
Yani kadın vazgeçilmezdir
Vazgeçilemeyendir…

Yıllar evvel yazdığım bu şiirle giriş yapayım istedim yazıma.

O zaman belki çok toydum, belki kadının gücünü keşfetmemiştim, neler becerebileceğinin çok da farkında değildim. Küçük yaşta eş olmuş, anne olmuş, aşka sevgiye çok inanan, hayatı romantizm üzerine kurulmuş  pembe dünyası olan bir yaşta yazdığım bir şiir sizinle paylaştığım.

Ama bugün yazmış olsaydım bu şiiri kadın başarıdır, kadın azimdir, kadın yöneticidir kadın yok’u var edendir,  kadın berekettir, kadın medeniyettir, kadın olmayan bir yerde yokluk  yoksunluk vardır diye birçok satır eklemiş olurdum, tabii ki bu kadar sert değil. Ama  tatlı tatlı olsa da girerdi sanıyorum mısralarıma.

Yıllar sonra bu şiiri sizlerle paylaşırken fark ettim kadına yaptığım haksızlığı. Mesela “kadın erkeğin ardındaki başarıdır ” mısrası evet bir bakıma doğru belki, ama kadın isterse zaten her yerde olabilir, bir erkeğin arkasındaki başarı olmasına gerek yok.

Gücünün, bilgi ve becerisinin farkında olan her kadın hayal ettiği başarı ve beceriye sahiptir zaten.

Biz kadınlar, belki atasözleri belki vecizelerle yıllarca geride kalmayı statümüz ne olursa olsun bir erkeğin önüne  geçmememiz, sağlam, dik ama bir adım arkada olmalı desturuyla avutulduk. Tabii ki bu şartlarda yetişmeyen, yetiştirilmeyen en büyük başarılarla belki onlarca erkeği birkaç adım arkasına saygı ve hayranlıkla ya da statüsü gereği mecburen almış hemcinslerimi kastetmiyorum.  Ayrıca onlarla gurur duyuyorum.

Bugünkü hayata bakış açımdaki en büyük değişikliğin sebebi, yeniliklere açık olmam kendimi geliştirmek için gösterdiğim çabam, örnek aldığım o başarılı ve mutlu kadınlardır. Bahsini ettiğim “çocuk da yaparım kariyerde” sözüdür. Artık bizim başarılarımız gururu olsun hayatımızdaki erkeğin. İşte yıllar sonra şunu fark ettim ki KADIN olmak öyle güzel, öyle özel öyle değerli bir duygu ki lütfen asla unutmayalım KADIN olduğumuzu. Bakışımızla, gülüşümüzle, yürüyüşümüzle, hayata sımsıkı sarılışımız, tutkuyla bağlanışımızla…

Başarılarımız, isyanlarımız, haykırışlarımız, kahkahalarımız KADIN olduğumuzu cümle alemin gözüne soksun.

Önce biz kendimizle gurur duyalım, biz kendimizi sevelim, biz kendimize hayran olalım, kadın olabilmenin gururunu sonuna kadar yaşayalım. Sonrası zaten gelir.  Başarıdır devamı, mutluluktur, keyiftir, hayattan zevk almaktır. Yaptıklarınla gurur duymaktır, sevinçtir, iyi ki varımdır. Daha sonrası da iyi ki varsındır, sensiz olmazdır, olamazdır. Eeee olmasın da zaten kadınsız ev, kadınsız iş, kadınsız ortam, kadınsız hayat, çünkü kadının olmadığı yerde ne medeniyet ne gelişim ne de üreme olur. Alma verme dengesi bozulur. Vesselam demem odur ki: İyi ki KADINIZ, İyi ki varız, iyi ki dokunuyoruz hayatın her noktasına,  iyi ki dokunuyoruz eğitime, sanayiye, üretime, teknolojiye, çoluğumuza çocuğumuza, kocamıza, sevdiceğimize, eşimize, dostumuza. Seviyorum hem cinslerimi. Seviyorum KADIN olmayı, KADIN gibi bakmayı, hayatı bir KADIN sevdasıyla kucaklamayı. Hazır mart ayı gelmişken ve 8 Mart biz emekçi, biz fedakar ve biz vefakar kadınlara adanmışken  kutlu olsun diyorum. İyi ki varız,  iyi ki KADINIZ diyorum.

Sevgiyle kalın. 8 Mart Dünya Emekçi KADINLAR Günü’müz kutlu olsun.

 

Hülya AKMAN

Aşk Olsun

,

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Havalar soğuk renkler sürekli gri ve beyaz arasında değişiyor kar çamur sürekli birbiri ile yarışta.
Kimle konuşsam mutsuz depresif hep bir arayışta üstelik aradığı şeyin ne olduğunu da bilmiyor. Yalnız olan aşk istiyor ilişkisi olan yılmış bıkmış şikayeti hiç bitmiyor.

Herkesin gözü bir diğerinin hayatında, kendisi hariç herkes mutlu herkes mesut “hayat sanki ona oynuyor”.

Anlaşılmıyor sevilmiyor istenmiyor takdir edilmiyor…

Aşık Veysel’in dediği gibi;

BENDEKİ AŞK OLMASA
Güzelliğin on para etmez
Bu bendeki aşk olmasa
Eğlenecek yer bulaman
Gönlümdeki köşk olmasa

Tabirin sığmaz kaleme
Derdin dermandır yareme
İsmin yayılmaz aleme
Aşıklarda meşk olmasa

Kim okurdu kim yazardı
Bu düğümü kim çözerdi
Koyun kurt ile gezerdi
Fikir başka aşk olmasa

Güzel yüzün görülmezdi
Bu aşk bende dirilmezdi
Güle kıymet verilmezdi
Aşık ve maşuk olmasa

Senden aldım bu feryadı
Bu imiş dünyanın tadı
Anılmazdı VEYSEL adı
O sana aşık olmasa.

Sen ne kadar takdir ediyorsun sevdiğini, ne kadar kıymet biliyor, seviyor ve sevdiğini sonuna kadar hissettiriyorsun ona…

En son ne zaman sevdiğin için bir şey yaptın karşılık beklemeden zamansız, sebebinin sadece mutlu etmek olduğu.

Şöyle sımsıkı sarıldın mı nefesini kesecek kadar, tuttun mu ellerini sımsıkı asla bırakmam dercesine…
Gözlerin kaybolana dek içten ne zaman gülümsedin sevdiğinin gözlerine bakarak.
Ne zaman gülümseme sebebi oldun sevdiğinin.
Beraber bir şarkı seçmeyeli ne kadar oldu çılgınca bağıra bağıra söylediğiniz,
Baş başa kaçmayalı uzaklara kalabalığın o yorucu ızdırabından.
Kadın yada erkek hiç fark etmez cinsiyetin, aşkta cinsiyet olmaz ama kazanan ve kaybeden olur,   aslında savaşa girdimi savaşın hiç bir kazananı yoktur.
Ben, sen derken BİZ gitmiş aşk bitmiş yalnızlık sarmıştır ruhunu.
Bazen çok geç olmuştur ne aşk kalmıştır ne sevgi ne saygı ne huzur.
Kocaman bir hiç ile baş başa kaldığında anlar insan ne çok şey kaybettiğini ve o kaybın nasıl büyük bir boşluk nasıl büyük bir acı ile kaplı olduğunu.
Aslında en büyük kayıplarımız en kaybetmeyeceklerimiz sandıklarımız değil midir?
Bizi en çok sevendir hep garanti gördüklerimiz en az emek harcadıklarımız zaten hep var sandıklarımız…
Hiç bir şey sonsuza kadar sürmez ve her şeyin bir sonu vardır.
Bir şarkıda dediği gibi sanatçının “mutlu son değil mutlu sonsuzluk olsun”
Kısacası mutlu olmak için mutlu etmek gerektiğini bilmek lazım.
Sevdiğine sımsıkı sarılmak, gerek hayatı gerek dertleri gerek hatalar ile beraber sırtlamak ve engelleri beraberce aşmak gerekir, grilerden toz pembe renklere kavuşmak için.
Yani demek istediğim şudur ki; aylardan şubat, 14’ü kıymetli gün sevdiğimize kendini özel hissettirmek bir gün dahi olsa tüm sıkıntıları bir kenara bırakıp kendimizi aşka teslim edip mutluluk verip mutluluk almak için.
Belki de kaybettiğimizi sandığımız sevdiğimize kavuşmak yada kıymetlimize kıymetini anlatmak için.
Belki aradığımız aşkı bulmak, bulmak için ise bakmak ve gerçekten görmek gerektiğini anlamak gerek.
Aslında işin özü kıymet bilmek, değer vermek çaba harcamak.
Ve karşılığını sonuna kadar alıp, çok geç olmadan kaybetmeden eyvah demeden kendini aşka teslim etmenin ödün vermek değil mutlu yaşamak için ödül kazanmak olduğunu anlamak için.
Çok geç olmadan bakalım sevdiğimizin gözlerine ve gözlerimiz kaybolana dek gülümseyelim onun gözlerine.
Aşk dolsun göz bebeklerimiz aşkla baksın birbirine.
Yani kısacası “mutlu son değil mutlu sonsuzluk olsun” umarım herkesin kaderinde AŞK OLSUN❤
14 Şubat sevgiler günümüz kutlu olsun…
Sevgi ile kalın

 

Hülya AKMAN

 

 

Akıl Tutulması

,

Çok zor günlerden geçiyoruz sanki her günümüz bir sınav, olmaz dediğimiz her şeyin olabildiğini gördükçe akıl tutulması yaşıyoruz. Ama hayat akıyor zamana yetişemiyoruz, Kaldıramayacağım artık dediğimiz her olayın başka bir boyutu başka bir şekli ile gün ve gün karşılaşır ve kabul eder olduk.

İnsan olmayı öğretiyor belki hayat bize, belki de geçmişle hesaplaşma yarına bu kadar kaptırma diyor. Günü yaşamalı, anı yaşamalı, anın kıymetini bilmeliyiz. Çünkü yarına geldiğimizde bugün düne geçmiş ve gitmiş oluyor hayatımızdan.

Ülkemiz için çok zor geçişler içerisindeyiz dünyada kocaman bir kaos. Algılar hep ne yaşayacağız boyutunda. Biraz tevekkül zamanı teslimiyete ve kadere sığınma zamanı.

Mahatma Gandhi’nin öyle güzel öyle değerli bir sözü var ki her aklıma geldiğinde  beni kendime getiren, şöyle bir derinden nefes alarak yeniden daha sağlıklı düşünmeme neden olan, benim için değerli bir rehberdir;

“Söylediklerinize dikkat edin; düşüncelere dönüşür…

Düşüncelerinize dikkat edin; duygularınıza dönüşür…

Duygularınıza dikkat edin; davranışlarınıza dönüşür…

Davranışlarınıza dikkat edin; alışkanlıklarınıza dönüşür…

Alışkanlıklarınıza dikkat edin; değerlerinize dönüşür…

Değerlerinize dikkat edin; karakterinize dönüşür…

Karakterinize dikkat edin; kaderinize dönüşür…”

Kaderimizi değiştirmek ne kadar mümkündür bilemiyorum ama huzur ve sükunete düşüncelerimizi değiştirerek kavuşacağımıza inanıyorum. Kaybettiklerimize ağlamak yerine elimizde olanlara şükretmek mesela.

Aldığımız her nefes, kimseye ihtiyaç duymadan ayaklarımızın yere basması, kiminin az kiminin çok ama mutlaka kendi çabası ve gücü ile kazandığı parasının olması, bir kahve içimi sohbet yapacağı dostunun olması, evli ise ona sarılacak bir eşe sahip olmak, anne ve baba ise canından çok sevdiği bir evladının olması ya da bunların hiç birine sahip olmasa da bir insanın dua’sında olması mutlu olmak için, yaşama sarılmak şükretmek için sebep değil midir?

Bir küçücük gülümseme, bir çocuğun başını okşamak sevdiklerimize sımsıkı sarılmak menfaatimizin olmadığı bir insana minicik dahi olsa bir faydamızın dokunması  güzelleştirir hayatımızı umut olur bir saniye sonramıza.

Başka bir insanın acısını paylaşmak, mutluluğuna ortak olmak insan olmayı hatırlatır bize ve biz insan olmayı hatırladıkça unuttuğumuzu sandığımız değerler daha güçlü daha içten sarar benliğimizi ve  dediğim gibi kaderimizi değiştirir mi bilmem ama huzur verir içimize, mutluluk getirir hayatımıza.

Kabul etmek vazgeçmek değildir, susmak ise korkmak hiç değildir. Sadece bunları yaparken ne hissettiğimiz önemlidir eğer o hislerin içinde huzur ve dinginlik varsa bazen böylesi daha makbuldür.

Eğer ki mücadele istiyorsa değerlerimiz o da yaşamın gereği elbette ki mücadele edeceğiz,

Ama insanlığımızı hatırlayarak, ama kimsenin hakkına girmeden birbirimizden güç alarak, insan harcamadan zamanı boşa tüketmeden, azalarak değil çoğalarak, dünümüzden yarınımıza güzellikler getirerek yaşayalım hayatı.

Sevgi ve huzur hayat felsefemiz olsun ve dilerim ki bundan sonra güzel ülkemde ve dünyada dökülen gözyaşları sadece ve sadece mutluluktan olsun.

Sevgi ile kalın

 

Hülya AKMAN

Karma Karışık

,

hulyaakmanYine her şey beni buldu, insanın korktuğu bu kadar başına gelir mi?

Offff sevmediğin ot dibinde bitermiş bu kadar mı çekiyorum böylesi insanları, mıknatıs gibi etrafıma.

Allah’ım asla yapmam diyordum nasıl yapabildim bunu galiba onu çok kınamıştım eyvah! Şimdi ben yaptım aynısını…

Ne kadar tanıdık cümleler değil mi, hepimiz şu kısacık hayatta belki de onlarca belki de yüzlerce kez bunları tekrarlarken bulduk kendimizi.

Peki gerçekten dillendirdiğimiz gibi haksızlığa mı uğradık, yoksa daha önceden aynı haksızlığı biz başkasına yaşatmış mıydık?

Kim o sevmediğimiz ot?

Onda bizi rahatsız eden hangi duygu?

Aslında bizim de sahip olduğumuz özellik…

Kimleri yargıladık, kimleri hesapsızca astık kestik hüküm verdik, şimdi aynısı bizim başımıza geldiğinde neden bunun  haksızlık olduğunu düşünüp hayıflanıyoruz.

Oysa öyle kolaydı ki insafsızca yargılamak karşımızdakinin ne yaşadığını neden öyle davrandığını anlamadan sadece biz öyle düşünüyoruz diye yaftalamak;

Bakmak ve görmek arasındaki farkı algılamadan gerçekten görmek istediğimize inanarak eleştirmedik mi herkesi, ta ki düşündüğümüz hatta yaşattığımız her şeyi gün gelip de biz yaşarken bulduğumuzda  eyvah ben ne yaptım derken buluyoruz kendimizi.

Benim için çok anlamlı çok önemli bulduğum Mevlana’dan değerli bir alıntı ile bağlamak istiyorum konuyu.

Benim hayatımı yargılamadan önce, benim ayakkabılarımı giy ve benim geçtiğim yollardan, sokaklardan, dağ ve ovalardan geç.

Hüznü, acıyı ve neşeyi tat. Benim geçtiğim senelerden geç, benim takıldığım taşlara takıl. Yeniden ayağa kalk ve aynı yolu tekrar git, benim gittiğim gibi. Ancak ondan sonra, beni yargılayabilirsin. Geçer dediklerimi geçirdim, biter dediklerimi bitirdim. Nefret ettiklerimi sildim, Artık yeter dedim. Geride bıraktıklarım hesap sormaya kalkmasın o yüzden bana. Farkında olduğum için var oldunuz, vazgeçtiğim için bugün yoksunuz…” HZ.MEVLANA

O yüzden kendimizin yaşamak istemeyeceği hiç bir şeyi başkasına yaşatmayacağız. Başımıza geldiğinde kaldıramayacağımız hiç bir yükün altına kimseyi sokmayacağız.

Affedeceğiz, af isteyeceğiz,  üzmeyeceğiz, üzülmeyeceğiz, yargılamayacağız, yargılanmayacağız.

İşin özü karmamızı temiz tutacağız ki hayatımız KARMA KARIŞIK olmayacak.

 

Hülya AKMAN

Mucize Sensin

,

ha-y1

Ne çok bekleriz “bir mucize gerçekleşse”, “sihirli bir değnek olsa”, “Alaaddin’in sihirli lambasından cin çıksa”, “gökten 3 elma düşse bize hayallerimizi verse”… O sihirli değnek değer mi bize bilmem ya da lambadaki cin bulur mu bizi? O gökteki üç elma kafamıza düşse mutlu mu eder bizi ya da yarar mı kafamızı? Hani derler ya dileğini tam dile sonra pişman olmayasın.

O yüzden ne istediğimizi bilirsek, gerçekten arzularsak ve bizi hayallerimize kavuşturacak yolda sağlam adımlar atarsak işte o sihirli değnek muhteşem yollar açar bize yeter ki biz o yoldan sapmayalım.

Bazen düşebiliriz ayağımıza taş takılır ama kalkmayı bilirsek daha da dikkatli adımlarla daha sağlam basarız yere. Bazen farklı levhalar çıkar önümüze istikamet bellidir fakat kafa karıştırır işte. Acaba deriz hangi yol beni kestirmeden ulaştırır hedefime? Hızlıca ve heyecanla düşünmeden hareket ederek belki o kestirme sandığımız yol aslında zaman kaybettirir bize. Yorabilir, hedefimizden uzaklaştırabilir. Bir de bakmışız ki o yol aslında bir tuzakmış.

İşte o noktaya geldiğinde insan bazen karanlıkta bulur kendini. Dipsiz kuyulardadır. Bildiğini sandığı her şeyin aslında tamamen bilinmezlik olduğunu gördüğünde ürkebilir. Cesareti kırılmıştır, korkular isteklerin hayallerin önüne geçmiş gölgeler sarmıştır etrafını.

Halbuki iç sesimizi dinlesek, o kocaman levhalar aklımızı bulandırmasa, belki de çoktan varmıştık olmak istediğimiz yere. Ama hayat zaten bir yolculuk değil midir? Farklı iklimlerin yaşandığı, dağların tepelerin aşıldığı, bazen çukurlara düşülüp ardından yamaçlara uzandığımız.

Her gecenin bir sabahı olduğu gibi her hüznün bir sevince bıraktığı anlar vardır. Aslında başarısızlık yahut kayıp olarak gördüğümüz hayatımızı alt üst etti diye baktığımız her yaşanmışlık bizi başarıya mutluluğa götürecek bir kutlamaya dönüşür.

Sadece şu soruyu soralım kendimize “kime göre, neye göre?” Böylece bir başka pencereden, belki bir üst seviyeden hayatımızı gözden geçirme şansına sahip oluruz. Böylece ne istediğimizi gerçekten bilerek çıkarsak yola, engeller minicik bir kum tanesine dönüşür, biz izin vermediğimiz sürece asla engel olamaz bize.

Artık güvenli alanlarımızı terk etme zamanı gelmiştir. Başlamak bitirmenin yarısıdır ya biz o yolu yarılamışızdır artık. Başarısızlıklarımızı kutlayarak bizi yeni başarılara götürecek yollar açtığı için güzel tecrübelere dönüştürdüğü ve bize biz olmamızda bir katkı sağladığı için teşekkür ederiz tüm tecrübelere.

Hazırızdır artık; tecrübelerimiz bizim yoldaşımızdır, yaşanmışlıklarımız yol arkadaşımız, hayallerimiz ise pusulamız. İşte o yüzden çıktığımız her yolda pusulamız olmalı. Yönümüzü şaşırmayalım diye, işte o zaman hiç bir tabela şaşırtmaz, aklımızı karıştırmaz, yolumuzu kaybettirmez ve saptırmaz hedefimizden.

Kendimizden daha emin daha sakin buluruz yolumuzu, arafta kalmayız, kaygıya kapılmayız, hedefimizi şaşırmayız. Yola daha sakin, daha dingin, daha emin çıktığımızda varacağımız istikamet gerçekten istediğimiz yerdir ve o yer bizim mucizemizdir. Çünkü oraya ulaşmayı hayal ettik, bunun için yardım aldık engellere takılmadık.

Şimdi bizi hedefimize ulaştıran o değerli pusulayı elimize alalım. Gözlerimizi kapatıp tüm enerjimizi ellerimizin sıcaklığında sahip olduğumuz o pusulaya akıtalım ve sevgi ile kalbimize yerleştirelim sıkıca bastıralım. Onu çalıştıran mekanizma biz olalım, özümüz hislerimiz duygularımız… O zaman hep akışta kalırız yolumuzu hiç şaşırmayız. Çünkü kalpten istediğimiz her şey bizim olur, belki de bizim sihirli değneğimiz pusulamızdır. 

Mucize ise özümüz.

Yeter ki nasıl kullanacağımızı bilelim

Hülya Akman