Hazırlık Atlama Sınavı

,

29 Temmuz itibari ile tercihler tamamlandı şimdi gözler İngilizce hazırlığı atlayarak doğrudan bölüme başlama olanağı veren sınavlara çevrildi. Her üniversite için farklı isimleri olsa da genel adıyla muafiyet (profiency) sınavı, gençlere bir yıl kazandırıyor.

Lisans çalışmaları için gerekli buldukları dil seviyesini yüksek kalitede tutan üniversiteler, aday öğrencilerin mesleki gelişimlerini destekleyebilmek için hazırlık atlama sınavlarını uluslararası geçerliliğe sahip sınavlar olarak belirlemişlerdir.

Dil öğrenmek için üniversite hazırlığını tercih etmek, devlet üniversitelerine kayıt yapanlar için geçerliliğini koruyor. Özel Üniversite de denilen Vakıf Üniversiteleri’nde ise durum farklı gelişebiliyor. Uluslararası sınavların kabulü yine kurumlar arası anlaşmaya bağlı olduğundan her üniversite, kendi yaptığı hazırlık atlama sınavı haricinde, her dış sınavı kabul etmiyor. Bu nedenle, hazırlık atlama sınavları genel olarak değil de üniversite bazında değerlendirilmelidir.

Bütün muafiyet sınavlarını incelemek mümkün olmadığından, ülkemizin ilk Vakıf Üniversitesi olan Bilkent’in hazırlık atlama sınavını örnek olarak inceleyelim:

Bilkent Üniversitesi, PAE (Proficiency in Academic English) sınavını uygular. Kendi işini kendi yapan araştıran ve çalışan öğrenciler için PAE sınavının formatı, çıkabilecek sorular hakkında bilgilendirme ve çalışma materyallerini web sitesinde bütün aday öğrencilere sunulmaktadır. İlk oturumunda akademik okuma ve dinleme, ikincisinde akademik yazma ve son bölümümde ise konuşma yetkinliği aranıyor. 12 Eylül 2019 tarihinde başlayacak PAE’nin ilk aşaması yüz seksen soruluk dilbilgisi ( vocabulary )seviyesini belirleme şeklinde olup, aynı gün akşamında öğrencinin mailine sonucu gönderilir. Başarı sağlayan adaylar, ertesi sabah okuma (reading) ve dinleme (listening) sınavına girerler. Dört yanlışın bir doğruyu götürme esası ile yüz üzerinden atmış neti olanlar, 14 Eylül PAE’nin üçüncü gününde kompozisyon yazma (writing ) sınavına alınırlar. Öğrencilere seçmeleri için iki konu verilir. Uzun bir kompozisyon yazmaları ardından, başka bir okuma metni verilerek yüz elli kelimelik kısa bir yazı yazmaları beklenir. Öğleden sonra konuşma sınavında her öğrenciye yaklaşık on beş dakika ile bire bir mülakat gerçekleştirilerek PAE tamamlanır.

Bilkent, PAE haricinde, ELTS sınavını Dil Okulu yetkililerince belirlediği Mayıs ve Temmuz ayları içerisinde yapılan ve kendi gözetmenlerinin de bulunduğu sınavları kabul eder. Kayıt aşamasında öğrenci tarafından elden verilen sınav sonuçları kabul edilmez, sadece dış sınav veren kurumlar tarafından gönderilen sınav sonuçlarını kabul edilir. Bu nedenle dikkat edilmesi gereken en önemli nokta, öğrencilerin doğrudan bölümlerine başlayabilmeleri için orjinal dış sınav sonuçlarının üniversitenin ders kayıtlarının son gününe kadar yetkililere ulaşmış olması gereğidir.

Hazırlık yılı için farklı seçeneklere ilgi gösterenler de oluyor. Bazı gençlerimiz üniversitelerin İngilizce hazırlık sınıfını Vakıf Üniversiteleri’nde okumak yerine kayıt yaptırıp, o yılı donduruyorlar. Çünkü kurs ücretleri üniversitenin bir yılına kıyasla çok daha ekonomik oluyor. Hazırlık atlama kursları da artık üniversiteler bazında yapılıyor. Aynı üniversiteyi kazanan öğrencilerden oluşan gruplara hazırlık sınıfı muafiyet sınavına yönelik hazırlanan özel programlar mevcut. Bu kurslarda gençler, ilk aşamada kazandıkları üniversitelerin müfredatına uygun hazırlık atlama sınavı uygulanıyor. Aynı YKS gibi birçok deneme sınavı yapılıyor eksiklikler tespit ediliyor. Eğitim koçları tarafından öğrenciye özel, hazırlık atlama sınavı eğitim programı bile hazırlanabiliyor.

İkinci bir yöntem ise yurt dışında bir dil okuluna gitmek, ülkemize en yakın ve en ekonomik dil okullarına sahip Güney Avrupa’da Malta olarak gösteriliyor. Değişik kültürleri tanıma ile birleştirilen dil eğitimleri oldukça popüler; sözün özüyle üniversite İngilizce hazırlık sınıfını atlayacak bir seviyede İngilizce dil öğrenme bütünüyle dil turizmi ve ticarete dönüşmüş durumdadır.

Elbette gençlerimiz arasında, lise son sınıftaki okul ve dershane-özel ders temposunda ölecek kadar (!) çalıştıklarını düşündüklerinden, hazırlık sınıfını “ lise beş ” okur gibi; hem gezip tozmalı, hem de üniversite hayatına giriş yaparak devam etmek isteyenler olabiliyor.

Y kuşağı jargonunda “kasmadan”; yıllar önce ODTÜ’de “balayı” şeklinde tabir edilen hazırlık yılını okumak da iyi bir seçenektir. Son karar, ailelerinin kendilerine tanıdıkları olanaklar çerçevesinde detaylandırılmalı ve iyice düşünülerek verilmelidir.

Sağlık ve huzurla,

 

Nurkan ZAİM

Ekonomist, Eğitim Koçu

YKS

,

Gençlerimiz, eğitim hayatının miladı sayılabilecek üniversite sınavına girdiler. İlgili olanların çok iyi bildiği gibi geçen yıl sınavın adı ile birlikte birçok değişiklik yapılmıştı. Bu yıl da sistem, yenilendiği üzere çift gün ve üç oturum halinde yapıldı. Aday öğrenciler, birinci gün 15 Haziran 2019 tarihinde, Yükseköğrenim Kurumları Sınavı birinci oturum Temel Yeterlilik Testini (TYT) verdiler. Ertesi gün ise ikinci oturum Alan Yeterlilik Testi (AYT) sonrasında üçüncü ve son oturum Yabancı Dil Testini (YDT) tamamlayıp, rahatladılar!

İlk gün yine geçen yıl olduğu gibi 40 soru Türkçe, 20 soru Sosyal Bilimler, 40 soru Temel Matematik ve 20 soru Fen Bilimleri testi olmak üzere 120 soru soruldu. 20 Fen Bilimleri içeriği 7 Fizik, 7 Kimya ve 6 Biyoloji sorusuydu. 20 Sosyal testinde ise 5 Tarih, 5 Felsefe, 5 Coğrafya ve 5 Din Kültürü ve Ahlak Bilgisiydi.

İkinci oturumda ise 40 soruluk Türk Dili ve Edebiyatı ve Sosyal Bilimler-1, 40 soruluk Sosyal Bilimler-2, 40 soruluk Matematik ile 40 soruluk Fen Bilimleri testleriyle toplam 160 soruydu. MF’ler, 40 Matematik sorusu ile birlikte Fen Bilimlerinde 14 Fizik, 14 Kimya ve 13 Biyoloji sorusunu yanıtladılar. TM’ler için ise 40 Matematik sorusunun yanında 24 Edebiyat, 10 Tarih ve 6 Coğrafya sorusu vardı. Yabancı dil sınavına giren adaylara seçimlerine göre; Almanca, Arapça, Fransızca, İngilizce ve Rusça dillerinde 80 soru yöneltildi.

Sınav sonrası yapılan ilk değerlendirmelerde genel olarak gençlerimiz; Türkçe sorularının uzun ve anlaşılması güç olduğu, şıkların birbirine çok yakın olması nedeniyle iki seçeneğe indirmek için çok süre harcandığını ve Matematiğe az zaman kalmasından zorlandıklarından bahsettiler.

2018 yılında yeni sistemin ilk sınavı olduğu için Matematik sorularının daha kolay olduğu da bir diğer genellemeydi. Fen bilimlerinde özellikle Fizik sorularında sıkıntı yaşanmamış, MEB tarafından yayınlanan etkinlik testleri, PISA soruları ve MEB müfredatına uygun kazanımlarına göre soruların hazırlandığı genel kabul gören fikir, elbette bu sistemli ve düzenli çalışan öğrencilere ait görüşlerden biri…

Her yıl olabilen değerlendirme dışı soru geleneği bu yıl da bozulmadı (!) TYT Temel Soru Kitapçığındaki Matematik Testinin yedinci sorusunun iptaline karar verildi. Dört yıllık fakülte tercih etmeyecek olan öğrenciler için ikinci oturuma girmeleri zorunlu olmadığından sınava giren aday sayısı Temel Yeterlilik Testi ’ne başvurular olarak değerlendiriliyor, bu da 2 milyon 515 bin 91 aday olarak açıklandı.

ÖSYM sınav takvimine göre, 2019 üniversite sınavının sonuçları 18 Temmuz 2019 tarihinde açıklanacak, geçen yıllarda olduğu gibi bir gece önce süprizi beklenebilir.

Son iki yılda yayınlanan Tercih Günleri ve Yeni Üniversite sınav sistemi yazılarım da tercih günleri için yararlı olmasını umarım.

Meslek seçimi için önemli bir adım olan üniversitelere girmek için çabalayan gençlerimiz sadece dört yıl okumak ile bu işin bitmeyeceğinin farkındalar artık!

Amerika’da meslek yüksekokullarına erişim sağlayan bir sitenin yayınladığı Güneş ve Rüzgâr Enerjisi Teknisyenliği gibi henüz iş konularından bile haberdar olmadığımız elli meslek tanıtımı epey ilgi çekti. Kentsel Tarım Uzmanı ve 3D Baskı Teknisyeni gibi son derece farklı mesleklerden bahsediliyor. Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) işin gelecek konulu çalışmasına göre 2030 yılında dünya genelinde sekiz yüz milyon iş, teknolojik gelişmelerden etkilenecektir. Küresel sendikalar gelişen koşulların işverene maliyetlerinde yüzde beş civarında düşüş sağladığını, işçilerin verimliliği artarken, işçilerin gelirlerinde iyileşme olmadığı gibi işsiz kalmalarının söz konusu olduğunu açıklıyor. Günümüzde yapılan pek çok işin kaybolacağı; tekstil, kimya ve boya sektörlerinde geliştirilmekte olan teknolojiler ile insan gücü kullanımı gittikçe azaltılacağı raporlanıyor.

Bütün bunlar sadece on bir yıl içinde olacak deniyor. Gelecek sanıldığı kadar uzak değil aslında. Ülkemizde de bu yıl, geleceğin mesleği olarak görülen Hibrid ve Elektronik Taşıtları Teknolojisi, Dijital Medya ve Pazarlama, Üç Boyutlu Modelleme Animasyon bölümleri ve kontenjanları YKS kılavuzlarında yerini aldı.

Gençlerimizin kendi kararları ve değerleri ile ileriye baktıklarında, gözlerindeki ışığın geleceklerini aydınlatmasını bütün yüreğimle diliyorum.

Sağlık ve huzurla

Nurkan ZAİM

Ekonomist, Eğitim Koçu

Yaz Tatili

,

Okulların kapanması ile birlikte, aileler için yabancı dil başta olmak üzere tatili verimli kılabilme amaçlı arayışlar sezonu açılıyor! Dolayısıyla, öğrenci koçu olarak en çok karşılaştığımız sorulardan biri tatilin nasıl değerlendirilmesi gerektiği oluyor.

Ailelerin yaz tatili için ayırabileceği bütçeye göre yurt içi ve/veya yurtdışı tercihi yapılabilir. Önemli olan uzun tatil günlerinin programlanarak hem dinlendirici hem de geliştirici olarak değerlendirilebilmesidir.

Yurt dışı yaz okulları öğrencilerin dil becerilerine katkı sağlamasının yanı sıra kültürü tanımaları açısından da önemlidir. Aileler için firma seçimi en zor karar verilen noktadır zira piyasada bu işi yapan firma sayısı çok fazla. Kadrosunun gençler ile iyi iletişim kurabilen kişilerden oluşması, program çeşitliliği, grup liderlerinin seçimi, ulaşım ve konaklama için seçilen markalar ve referansları firma seçilirken göz önüne alınması gereken kriterlerden bazılarıdır. Aileler tarafından, çocukların yalnız olması ve yaşlarının on sekizin altında olması nedeniyle bireysel değil ama toplu katılımlı planlar tercih ediliyor. Yurt dışında yaz okulu düzenleyen Cambridge, Oxford, Essex gibi üniversitelerin yaz okulu programları, yaş grupları, süreleri, konaklama yerleri ve ücretleri birbirinden farklı oluyor. Dolayısıyla aile tarafından seçilen firmaların rehber görevlendirme, çözüm ortakları, sürecin takibi konusunda tecrübeli olması tercih edilme sebebi olabiliyor.

Referans konusu ise yurt dışı yaz okullarında göreceli olabiliyor. Kurum ya da kişisel tavsiyeler ile hizmet satın aldığınız firmada, istenmeyen olumsuzlukların yaşanması durumunda, tavsiye edenin sorumluluğu olamayacağı için kurumdan memnun kalanların bile tavsiye vermekte çekinceleri olabilir. Son seçim bütünüyle aileye aittir. Ailelerin bütün sorumluluğun firmaya ait olduğu bilinciyle sözleşmeleri imzalaması gerekmektedir.

Benim değinmek istediğim konu ise bu tür gezilerin gençler üzerindeki etkisi. Ülkemizde İngilizce öğrenmek başlı başına bir sorun olabiliyor. Üç dört haftalık bir yaz okulu elbette dil öğretemez ama pekâlâ öğrenilen bilgileri pekiştirebilir. Dünyanın başka bir yerinde kendi yaşıtları ile birlikte olabilmenin, farklı kültürleri tanımak açısından en az yabancı dil öğrenmek kadar geliştirici bir deneyim olduğu aşikârdır.

Yurt içi olanaklarına gelince, ülkemizde de özellikle büyük üniversitelerin mezunlar dernekleri tarafından hazırlanan yaz okulu programları değerlendirmeye alınabilir. ODTÜ ve Hacettepe Üniversitesi Eğitim fakülteleri hocalarının desteğiyle hazırlanan, çeşitli üniversitelere ait çocuk yaz okulları var. Genellikle, bütün yazı kapsayacak şekilde üçer haftalık dört dönem halinde düzenleniyorlar. Yüzme, tenis, eskrim, futbol, basketbol, voleybol, İngilizce, jimnastik, satranç, masa tenisi dans, paten, drama, sanat, sinema, kitap okuma, badminton, takım oyunları, karınca çiftliği kurma, satranç, yemek ve pasta atölyeleri gibi birbirinden farklı aktivitelerle tatili değerlendirme olanağı sağlanıyor.

Dijital dönüşümün şekillendirdiği gelecekte başarılı olabilmeleri için gerekli olan düşünce yapısını ve yetkinliklerini kazandıracak; robot ve kodlama atölyesi, tasarım odaklı düşünme, üç boyutlu yazıcılar, büyük problem çözme teknikleri, dijital düşünme çalışmaları da yapılabiliyor.

Bir başka alternatif ise gençlerimizin doğa ile bağlarını yeniden keşfedebilecekleri AKUT tarafından düzenlenen doğa yaşamı konulu, doğada yön bulma, kampçılık eğitimi de olabilir.

​Uzay kampları ise başka bir seçenek, İzmir uzay kampı yedi- on beş yaş aralığına hitap ederken Hacettepe Üniversitesi Mars Kampı daha geniş bir kitleye hitap edebiliyor. Mars’taki olağanüstü koşullar üzerinden öğrencilerin problem çözme, sürdürülebilir modeller kurma, disiplinlerarası düşünme gibi beceriler kazanmalarını sağlama amacı taşır. Uzayda yiyecek üretimi ve topraksız tarım gibi çocukların ilgisini çekebilecek çeşitli etkinlikleri vardır.

​Bilim insanların yaklaşımlarını ve yöntemlerini kullanarak bilimsel malzemelerin tasarımı ve üretiminin yapılacağı Uygulamalı Bilim Tarihi atölye çalışmaları da gençlerin ilgisini çekebilir.

Nesin Matematik Köyü ise yaş sınırlaması olmaksızın ilkokuldan yüksek lisans öğrencilerine kadar her yaştan gençlere matematik, programlama, felsefe, arkeoloji, sosyoloji disiplinleri odağında atölye olanakları sağlıyor. 2007 yılından beri Şirince’deki Nesin Vakfı, bağışlar ve gönüllüler ile birçok başarıya imza atmaya devam ediyor.

Üniversite sonrası çalışma temposunun ağırlığı, günlük telaşlar, aile kurma belki çocuk büyütme ile hiçbir zaman hobi edinmeye vakit bulamamış biz yetişkinler… Çözüm erken yaşlarda saklı!

Sağlık ve huzurla

Nurkan ZAİM
Ekonomist, Eğitim Koçu

Kızarmış Yeşil Domatesler

,

Doksanlarda oldukça ciddi bir hayran kitlesi olan Simpsons çizgi dizisini anımsarsınız. Ünlü animasyonda Homer ve Marge’ın komşuları, Hint asıllı karakteri Apu’nun nikâh töreni sahnesini çok sevmiştim

-Sana karşı dürüst olmak isterim, seni hiç tanımıyorum.

-Bu devirde böyle evlilik mi olurmuş, beşik kertmemle evlenmeyi pek istemiyorum.

-Birbirimizi hiç tanımıyoruz bile!

-İkimizde Amerika’da okuduk, Hint usulüne göre evlilik de neymiş!

-Tamamen yabancı biriyle evlenmek, tam bir delilik!

-En sevdiğin film, kitap ve yiyecek ne, hiç bilmiyorum.

Apu’nun sürekli söylenmesi karşısında gelin zor duyulan bir sesle “Kızarmış Yeşil Domatesler” diye cevap verir. Apu şaşkın şaşkın anlamaya çalışırken güzel Manjula gülümser ve “Üçünün de cevabı” der ve rahip nikâh törenini başlatır.

Fannie Flagg’ın ünlü romanı, Kızarmış Yeşil Domatesler, 1929 yılından 1985’e; yeniden 1985’den 1924’e yaşanan olaylar arası geçişlerinde çok başarılı; kanımca diğer dönem dramlarından farkı, zaman örgüsünün güçlü kadın karakterler ile işlenmesidir.

Tren istasyonunun kaldırılmasıyla günümüzde artık yaşam olmayan bir kasabada geçen olaylar, siyahi beyaz çatışmalarının en dramatik olduğu zamanlardaki kadınlar arasındaki dostluğun, romanın kahramanı olan diğer kadınlara verdiği ilhamı anlatıyor.

Başkahramanlardan biri olan Evelyn, çocukları büyüdükten sonra yolunu kaybetmiş, “kadınların özgürlük istediği o dönem beni çok geç buldu” sözleriyle kendini anlatan, çocukları büyürken değişen dünyaya ayak uydurmakta zorlanan orta yaşlı Amerikalı bir anne…

Eveyln’nin eşinin bakımevinde yaşayan annesine yapılan zorunlu pazar ziyaretleri sırasında sohbet ettiği yaşlı kadın, Ninny’nin gençlik anılarını dinlerken yirmili yıllara uzanan bir yolculuk…

Tren kazasında kolunu kaybeden oğullarına kolu için cenaze töreni düzenlemeleri, bu olaydan sonra ona çolak (kitapta kütük diye çevrilmiş) diye seslenmeleri ve Çolak’ın yaşıtları ile girdiği acımasız yarışlar okuyucuyu derinden etkileyen bir anlatıma sahip.

Annesine çok düşkün, babadan şiddet gören bir çocuğun, annesini aşığı ile yakalamasıyla yetişkin hayatında, savaş madalyalarına sahip, toplumda saygın bir yer edinmesine rağmen annesinde yaşadığı hayal kırıklığı yüzünden bütün kadınlardan nefret eden, onlara şiddet uygulayan bir adama dönüşmesi ve hiç beklenmedik, sıra dışı sonu…

Drama ve komedi unsurlarını başarıyla taşıyan roman Hollywood için de çok cezbedici bir senaryo olduğundan filmi, Aralık 1991 gösterime girmesiyle beyaz perde de epey ses getirmişti.

Sosyal medyada sıkça karşınıza gelebilecek park etme sahnesi ise Evelyn’i canlandıran Kathy Bates oyunculuğu ile çok beğenilmişti. Alış veriş için gittiği markette park etmek için beklediği yeri iki genç kız çevik bir hareket ile kapar. Evelyn’nin içinde yaşadığını düşündüğü Towanda’nın geri vitese takıp arabayı parçalaması ve çığlıklar atan genç kıza “senden daha yaşlıyım ve sigortam daha sağlam” diye bağırması izlenmeye değer gerçekten…

Önce kitabı okuyup sonra filmi izleyenler için film, oldukça başarılı sayılabilir. Benim gibi önce filmi izleyip yıllar sonra kitabı okuma sansını yakalarsanız, kadınlar arasındaki güçlü bağların kitapta çok daha derinlemesine işlendiğini anlarsınız. Kitabı elinizden bırakamama nedeni de kendinizi sürükleyici olaylar örgüsünün içinde hissetmenizdir.

Roman adını, bizim turşu için kullandığımız henüz kızarmadan toplanan yeşil domateslerin un ve yumurtaya bulanarak kızgın yağda kızartılması ile hazırlanan bir tariften alıyor. Elbette bütün zararlı yiyecekler gibi çok lezzetli olduğu kesin…

Günlük koşuşturma içinde hızla geçen zamana ayak uydurma çabası hepimizi yoruyor. Okumak bize, devam edebilme gücünü bulmamız için gerekli olan derin nefesi aldırıyor.

 

Sağlık ve huzurla

Nurkan ZAİM

Profesyonel Koç

Gençlerle Çalışmak Güzel!

,

Gençlerle Çalışmak Güzel!

Birlikte çalıştığınız yaş grubunun dinamiğini alırsınız.

Okul öncesi öğretmenlerinin saçlarındaki renkli tokaları ile cıvıl cıvıl konuşmalarını düşünün. Üniversite öğrencileri ile vakit geçiren öğretim üyelerinin akademik fanusun içinde gelişirken, geçen yıllara rağmen her daim genç kalabilmeleri nedeni de bu olsa gerek. İş hayatında olanların ise y kuşağının bulaşıcı etkisiyle teknolojinin birçok kolaylaştırıcılığından faydalanabilmesini de unutmamalı…

Kendi adıma birlikte çalıştığım öğrencileri dinlerken, içsel yolculuklara ne kadar erken başlanırsa gelişimin o kadar etkin ve sürdürülebilir olduğunu gözlemliyorum. Gençler ile çalıştığım saatlerde onları dinlerken söylediklerinin beni şaşırtmasına bayılıyorum!

Çocuklarımıza iyi bir eğitim verebilmek için, evinde ebeveyni veya diğer aile büyükleri, okulunda öğretmenleri “bunu yap”, “onu yapma”, ya da “öyle yapma”, “böyle yap” gibi yaklaşımlarda bulunurlar. Sınav önceleri bir saat içinde kaç soru çözüldüğünün skorlarının tutulduğu testlerle sarmalanmış telaşlı günlerdir. Gençlerin eğitim hayatları dışında başka bir görevleri olmadığı ve ebeveynlerin “sadece okusun başka bir şey istemiyoruz“ sözlerinin gençlerin omuzlarına yüklediği “ebeveyni gururlandırma arzusu” nun yanı sıra ergenlikle mücadelesi, aslında hiç de kolay bir dönem değildir.

Koçlukta verilmek istenen acilen sonuca varmak değil, kişinin kendi potansiyelinin farkında olarak adım atması, ilk taşı yerinden oynatmasıdır. Öğrenci Koçu olarak yapılan çalışmalarda ise hedeflenen, öğrencinin okul ve yaşamının diğer alanlarını düzenlemesinde yeni bakış açıları geliştirmektir. Öğrenci Koçluğu; koç ve öğrenci arasında kurulan, istenilen performansa ve hedefe ulaşmak için yürütülen planlı bir gelişim ilişkisidir. Öğrenciyi bulunduğu yerden olmak istediği noktaya sistematik şekilde taşınmasına yol arkadaşlığı yapar.

Öğrenci Koçu danışanına “doğru bu”, “bunu yap”, “şunu yapma” gibi telkinlerde bulunmaz. Öğrenciye neler yapmasını ya da yapmamasını söylemek yerine, öğrencinin neler yapması gerektiğine ya da yapmaması gerektiğine kendisinin karar verme sürecine girmesi ve çözümleri kendisin üretmesini amaçlar.

Öğrencinin kendi öğrenme stilleri hakkında bilgi sahibi olmasına ışık tutar. Birçok teknik kullanarak, çoklu zeka kuramı, temsil sistemleri, sağ-sol beynin dengeli kullanımı gibi uygulamalarla öğrencinin en etkili nasıl öğrenebileceğinin farkına varmasını sağlar. Hafıza ve hızlı öğrenme tekniklerinden haberdar eder. Kaynaklarını planlama yollarını ve hedef belirlemesini sağlar. Güçlü yönlerinin farkına varmasına yardımcı olur ve önceliklerin belirlenmesi hedeflenir. Öğrenci bu sayede iletişim becerilerini geliştirirken, hobileri ve dersleri arasında denge kurabilmeyi öğrenir. Alternatif düşünce modellerini geliştirir ve en önemlisi benlik değerini fark eder. Zayıf bulduğu yönlerini nasıl geliştireceğine sistematik olarak karar verir. Sözün özü, kendisini gerçekleştirmeye doğru ilk ve en önemli adımı atar ve benliğinin farkına varır.

Çağımızın gençlerin yeniliğe duydukları ilgi, yaşamın her alanında çabuk tüketmeyi de beraberinde getiriyor. Bu durum devamlı değişen ve gelişen iç dünyalarının, ilişkilerine kimi zaman hayatlarındaki önemli olaylar üzerinden anlam yüklemeleriyle ortaya çıkıyor. Değişimlerinin gelişim üzerine kurulmasının en sağlam tabanı ise sınırlayıcı düşünce kalıpları yerine olumlu düşünce kalıpları geliştirebilmelerinden geçiyor. Örneğin öğrencilik günlerinde yaşanan sınav kaygısının giderilebilmesi, yetişkinlikte hayatın her alanında yaşanacak kaçınılmaz baskının strese dönüşmeden yönetilmesini öğretebilir.

Anne babalar çocuklarının iyiliğini herkesten çok istese de çoğunlukla onlara nasıl yol göstermeleri gerektiğinden emin olamazlar. Fiziksel olarak günden güne değiştiğini gözlemlediğimiz çocuklarımızın zihinsel gelişimini aynı kolaylıkta gözlemleyemeyiz. Öğrenci koçunun bir başka görevi de gizlilik prensibinden taviz vermeden anne babayı da sürece dâhil etmektir. Öğrenci ile koçun görüşmesinin içeriğiyse genelde öğrencinin yaşamındaki başlıca dinamikleri, ailesi, okulu, sosyal çevresi, yakın arkadaşları, kişisel memnuniyeti, ikili ilişkileri, sağlığı, kişisel bakımı, nasıl görünmek istediği, merakları, hobileri ile ilgili yaşam alanlarını kapsar. Sohbet dinamiğinde olan görüşmelerde, yaptığımız çalışmalar zamanla farkındalığı ve gelişimi hedefler.

Yapılan tüm çalışmalar birbiri içine geçer. Bu bağlantılı çalışma sayesinde öğrencinin içinde bulunduğu her duruma, konuya, alana yönelik çalışmalar yapılmakta ve zaten sahip olunan potansiyelin farkındalığı ortaya çıkartılmaktadır. Bu aşamalara tanık olmaksa insanın kendi içine yeniden bakmasına neden olacak kadar yapıcı ve gençleştirici oluyor.

Gençlerin yüksek enerjilerini seviyorum ve onların kendi potansiyellerinin farkına vardıklarında engel tanımayacaklarına yürekten inanıyorum. Fırsat buldukça, çocuğunuzla, etrafınızdaki gençlerle, genç iş arkadaşlarınızla sohbet edin. Onların da size katacakları sizi de şaşırtacak!

Sağlık ve huzurla

Nurkan ZAİM
Ekonomist, Eğitim Koçu

Varoluşsal Zeka

,

Psikologların geliştirdiği Çoklu Zeka Kuramı eğitimciler tarafından benimsenerek, “Ancak tek bir zeka tipi olsaydı, eğitim sistemi adil olurdu” fikri üzerinden geliştirilmiştir.

Konu ilginizi çekerse, Harvard Üniversitesinden Prof.Dr.Howard Gardner tarafından ortaya atılan Çoklu Zeka Kuramı’nı Google ile aratarak bir çok makale okuyabilirsiniz. Gardner, 1983 yılında yazdığı Zihin Çerçeveleri (Frames of Mind) kitabında orijinal yedi zeka alanı tanımlamış; takip eden yıllarda yayınlanan kitaplarında iki zeka alanından daha bahsetmiştir.

Kişisel gelişime ilgi duyanların sık karşılaştığı bir kavram vardır; insan zihni, mutluluk için tasarlanmamıştır, sadece hayata tutunmak için tasarlanmıştır. İşte, Gardner tarafından sekizinci zeka olarak tanımlanan zeka türü, hayatta kalabilmek için gereken zeka, doğa zekasıdır (naturalistic). Elbette günümüz koşullarında doğa zekasını evirilmiş olarak kullanıyoruz. Doğa zekası güçlü olanlar, tüketici bir toplum içerisinde nelerin alınması, hangi ürünlerin alınmaması gerektiği bilen, ekolojik çevreyi ve dünyayı önemseyen kişilerdir. Toprakla uğraşmayı ve hayvanları beslemeyi seven, doğa içinde yaşamını sürdürebilen, hayvanları ve doğal çevredeki diğer parçaları (taşlar, kabuklar, ağaçlar, bulutlar, vb) tanımlayabilme ve sınıflandırabilme yeteneğine sahip, dış dünyayla güçlü bağları bulunan, soyu tükenmekte olan türleri araştırmaktan zevk alan, açık hava sporları yapmayı seven kişilerde doğa zekası güçlüdür, denilmektedir.

Benim ilgimi çeken ise henüz kesinleşmemiş olan son zeka alanı; Gardner ‘ın son on yıldır üzerinde çalıştığı zeka türü (existential), varlıkla ve varoluşa ilişkin büyük sorunlar ile ilgili olduğundan Varoluş Zekası veya Büyük Sorun Zekası veya Varoluşsal Zeka adlarından birini alabilir.
Nedir bu son zeka diye merak edenler için kısa bir açıklama; mantık çerçevesinde inanması zor olup aynı anda ihtiyaç duyulan kavramların anlamlandırılması ve insan zekasına uyumlu bir şekilde sunulması konuları ile ilgilidir.

Konuyu biraz daha açalım; varoluşsal zeka, insan varlığı ile ilgili daha geniş ve derin sorular sorma, sorular açısından düşünme ve metafizik cevapları arama eğilimidir. Hayatın anlamı ve hayatın başlangıcı gibi insanın varoluşu hakkındaki sorulara karşı duyarlılık olarak tanımlanmaktadır; Bize ne olacak? Gelecekte bizi ne bekliyor? Nereden geliyoruz? İnsanlar neden kavga ediyorlar? Neden savaş var? Hayat neden var? Ölüm neden var? Var olmak, ölüm ve gerçekliği sorgulamayı, hayatın anlamının irdelenmesi, doğum – ölüm, başlangıç – sonların nedenleri gibi, mantık yürütmenin zor olduğu ve duyulup hissedilemeyen konularda düşünme ve etkin yorum yapabilme becerisiyle ilgilidir.

Dünyanın yüzyıllar önce neye benzediğini, başka bir gezegende hayat olup olmadığını, ölümden sonra yaşamın olup olmayacağını, başka bir boyutun olup olmadığını, paralel evrenleri, sonsuzluk ve sonsuzluk ötesi olgular üzerine düşünebilen insanların bu zeka alanında güçlü olduğu ileri sürülüyor.
Aynı zamanda, bu zeka türündeki insanların hayatın ve ölümün ötesinde neler olduğu konusunda düşünce yürütebilecek kapasiteye ve duyarlılığa sahip marjinal, en uç noktalara değinen kişiler olabileceği söyleniyor. Varoluşsal zekaya sahip insanlar, diğerlerine göre bu konularda fazlaca düşünüp, günlük yaşantılarını kendi varlık sebepleri hakkında kafa yorarak sürdürürler. Bu düşünceler yaşam ve ölümün nedenlerini ve nasıllarını içerebilir. Birçok insan bu düşünceleri hiç dikkate bile almazken kendi varlıkları ile ilgili insanlar neden doğduğu, hayata nasıl geldiği ve neden öldükleri gibi soruların yanıtlarını keşfetmeye çalışırlar.

Süren araştırmalarda, son zeka alanının meslek türlerinin; evren bilimciler, filozoflar, kuantumcular, fizikçiler, matematikçiler, din adamları, yoga eğitmenleri gibi sonsuz büyüklüğün ve sonsuz küçüklüğün ötesini hayal edebilen meslekler olabileceği üzerinde fikirler öne sürülüyor.

Ruhsal zeka da varoluşsal zekanın bir parçası olarak görülebileceğinden, varoluşsal zeka, ruhsal ve zihinsel deneyimlere sahip olan kişilerde güçlü olduğu varsayımıyla meditasyonda daha yetenekli kişiler olduğu söylenebilir.

Konu epeyce derin, okudukça daha fazlasını öğrenme isteği uyandırıyor. Benim merak ettiğim konu ise; yeni bir zeka alanının nasıl bulunduğudur.

Zeka üzerindeki çalışmaların sonsuz bir süreç olmadığını özellikle vurgulayan Gardner; biyoloji, psikoloji, antropoloji, beyin cerrahisi gibi birçok disiplinden faydalanarak başka zekaların da var olabileceğini üzerinde çalıştıklarını anlatıyor. Aslında beyinde yeni yerler, daha önce kullanıldığını fark edilmeyen bölgeler keşfedilmediğini söylüyor. Bu farklı disiplinlerden gelen bazı kriterlerin hepsi bir noktaya doğru işaret ediyorsa ancak yeni bir zekadan bahsedilebileceğini ve en önemlisi beynin hangi bölgesinde bu bilgilerin işleme konduğunu araştırarak yeni bir zekanın olup olamayacağına karar verildiğini açıklıyor.

Beynin herhangi bir kısmının felsefi ve varlıkla ilgili sorularla uğraştığına dair bir kanıta henüz ulaşılamadığından bu zeka, henüz literatüre girmemiştir. Bir çok kriter yerine getirilmesine rağmen beynin hangi bölgesinde bu bilgilerin işleme konulduğu henüz araştırma aşamasındadır.

Varoluşsal zeka alanında yürütülen çalışmaların sonuçlandırılması beklenirken, zihnimizde yarattığımız ütopyada yönetenlerin sahip olduğunu düşlediğimiz bir zeka türü olduğu aşikardır.

 

Sağlık ve huzurla,
Nurkan ZAİM
Ekonomist, Profesyonel Koç

 

Değerlerimiz

,

Sahip olduğumuz değerler, özümüzü ve yaşam biçimimizi oluşturur. Yaşamımıza yön veren ve hakkında şüphe duymadığımız inançlarımız vardır. Aklımız ile bilimselliği kanıtlanmış olmasa da yüreğimiz ile inanırız. Değerlerimiz ise inançlarımızın bir tür yansımasıdır.

Farkında olsak da olmasak da aslında kararlarımızı değerlerimize göre alıyoruz. Eğer verdiğimiz kararlar ile değerlerimiz uyumlu değil ise “sıkışmışlık” hissi yaşarız.

Değerler Listesi (values index); temel değerler, varoluş, ilişki değerleri listesi olarak Google ile aradığınızda karşınıza yüzden fazla değer gelir.

Arkadaşlık, aile, aşk, güven, disiplin, sevgi, desteklenme, huzur, sadakat, yaratıcılık, uyum, sabır, mizah, risk almak, para, özgürlük, zeka, sağlık, güven, cömertlik, düzenlilik, güç, kendini ifade etme, zindelik, esneklik, yardımseverlik, beceriklilik, üretkenlik, barış, gelişme, eğitim, kesinlik, doğruluk, neşe, maneviyat, paylaşım, gelenekselcilik, kişisel gelişim, görsellik, uyum, vatan sevgisi, dünyada iz bırakma isteği, kalite, sadelik, mükemmellik, farklı olma duygusu, verimlilik,…

Değerlerimiz bütün kararlarımızı ve yaşamımızı etkiler. Başlangıçta aldığımız karar, ilk beş değerimiz içinde yoksa mutlaka sorun sıkışmışlık hissi olarak döner. Bunu bilmek çok önemli kazanımlar sağlar, hem karar alma sürecini kolaylaştırır hem de verilen kararlardan alınan sonuçlardan mutlu tatmin olma olasılığını yükseltir. Öncelik sırası olmaksızın kendiniz için önemli olan değerleri bilmek kendimizi tanımak adına büyük önem taşır. Çünkü kararlarımızı değerlerimize göre veriyoruz.

En klasik örneklerden biri; kadın, anne olmayı ister, bebeğini kucağına aldığında çok mutludur, çocuğuna bakıp, büyütüp, gözetmesi gerekiyor. En temel değerinden birinin özgürlük olduğunu bilmiyor ise çocuğuna bakarken ister istemez özgürlüğü kısıtlandığında annelik vicdanı ile çakışır. Özgürlük değeri ile çakışan bir hayat yaşadığında ise sıkışmışlık hissine kapılır.

Değerlerinizi anlamak için iş hayatınızda, özel yaşamınızda ve bütün ilişkilerinizde nelerin önemli olduğunu sorun kendinize ve listeden önce on tanesini seçin. Önce not alın seçtiğiniz değerleri, önemine göre eşitliğe bakın ve sıralayın, etraflıca düşünerek ilk seçtiğiniz on değeri beşe düşürün;

İrade, kararlılık, liderlik, sosyal yaşam, tanınmak, takım çalışması, odaklanma, girişimcilik, tatminkarlık, yetenek, sorumluluk, irade, nezaket, ahde vefa, zafer, saygınlık, iş birliği, katılım, kesinlik, bilgelik, cesaret, sanat, konfor, romantizm, güven, hizmet, hayaller, sıcakkanlılık, estetik,…

İlk beş değerinizi koruyarak mı karar alıyorsunuz? Eğer seçtiğiniz değerlerin içinde risk alma varsa ve yıllardır aynı şehirde yaşayıp aynı işi yapıyorsanız sıkışmışlık hissi yakanızı bırakmaz. Tam tersi de söz konusu olabilir, seçtiğiniz değerler arasında risk almak bulunmuyor ise yurt dışına yerleşmeyi bir daha düşünmelisiniz. Kesinlikle ilk üç değeri tehlikeye atmadan karar almalıyız.

Listenize baktığınızda aldığınız kararlarda bunlara önem veriyor musunuz?

Bazı değerlerin anlamları ayrı olsa da sizin için aynı şekilde değer taşıyabilir. Güç ve para; yaratıcılık ve kendini ifade etmek gibi

İki insanın değerleri ne kadar çok ortaksa olaylara bakış açıları o kadar yakın olur. Birlikteliklerimiz için verdiğimiz kararlar, evlilik veya iş ortaklığında, süreklilik için ilk beş değerinizin karşınızdaki kişinin en azından ilk on değeri içinde bulunması gereklidir.

Her neye değer veriyorsak sonunda ona döneriz.

Değerlerimiz ile uyumlu sürdürdüğümüz yaşamlarda mutlu oluruz.

Sağlık ve huzurla,

 

Nurkan ZAİM

Profesyonel Koç

Cam Tavan

,

Kasım ayı sayımızda öğrenilmiş çaresizlikten bahsederken yeni bir pencere açmıştık; “… biz insanlar çaresizliğin, bizden onlarca kat ağır bir devi bile kırabilecek acımasız bir silah olduğunu bilirken nasıl aynı tuzağa kendimiz de düşüyoruz? Demokrasilerde oy vermenin kişiye bir tehdit oluşturmadığı ülkelerde, yüzde elliye kadar düşen katılım oranları bize ne anlatıyor? Peki ya “cam tavan”a çarpan kadınlar? Bu da bir başka yazının konusu olsun.” Yeni yılın ilk gününde, bıraktığımız yerden devam edelim bu konuya.

Beyaz yakalı yönetici konumunda çalışan kadınların, bir aşamadan sonra terfi etmelerinin önünde duran ve iş yaşamında yükselmelerini önleyen faktörler için “cam tavan” benzetmesi yapılıyor.

Kadınlara, iş hayatlarında yazılı olmayan kurallar nedeni ile çoğunlukla ancak bir yere kadar yükselmeye olanak tanınıyor ancak oradan sonra görünmez cam bir tavana çarpıp durduruluyorlar, aynı pire deneyindeki gibi.

Cam tavan metaforu, görünmez bir elin kadınlar için iş ve sosyal alanda önceden çizilen sınırlar anlatılıyor. Örneğin öz geçmişleri ve yetenekleri göz önünde bulundurulduğunda birbirlerinden farklı olmayan bir kadın ve erkeğin bir iş için değerlendirmeleri yapılırken, kadının ileride doğum yapıp işten izin alabileceği düşünülerek fırsat eşitliği ilkesine karşı gelinmiş olunuyor.

Yaşamda her zaman zorlukların üstesinden gelme mücadelesi veren, sonuca ulaşmasını önleyen sorunların ortadan kaldırmak için bir hayli çaba sarf eden kadınlar… Çocukları olan kadın – anne, evladı olan boşanmış kadın bekâr anne, eşi vefat etmiş kadın dul kadın, ev hanımı, çalışan kadın; kendilerinden önce gelenlerin mücadelelerini devam ettirmeye çalışan kadınlara, her biri farklı etiketli roller biçilmiştir. Cam tavanın kadınlar tarafından bireysel çabalarla aşılabiliyor olması hala bütün görkemiyle bizlere yukarıdan bakmadığı anlamına gelmiyor.

Kendi adıma, kariyer yolunun henüz başlarında, rekabet yarışlarının yoğun olduğu ve farklılıkları yok sayarak, tek tip insan yaratma modeli içinde çalışılan banka teftiş kurullarında başlamanın yüksek cam tavanları olduğunu söyleyebilirim. Denetleme alanında da sabite geçiş denilen basamakta çarpılır bu cam tavana! Her kurum için farklı yüksekliği de olsa cam tavanın varlığı söz konusudur. Benimki cam tavana çarpmaktan çok aslında “kariyer de yaparım çocuk da” sloganını gerçek yaşama uyarlamamak olabilir. Elbette asıl önemli olan özgür irade ile karar verebilmek ve tercih edebilmektir.

2019 yılının gözle görünür görünmez, elle tutulur tutulmaz her tür engeli aştığınız ve özgürce yaşayabileceğiniz bir yıl olmasını dilerim.

Sağlık ve huzurla

Nurkan Zaim
Ekonomist, Profesyonel Koç

NLP

,

Kişisel gelişim ile ilgilenenlerin sıkça duydukları NLP, pratik becerilere dayanır.
Neuro Linguistic Programming, anadilimizdeki tam karşılığı Sinir Dilbilimi Programlamasını kelime bazında inceleyelim. Nöro (Neuro), beyin ve sinir sistemini temsil eder. Merkezi sinir sistemimizde beş duyu organımız ile gördüğümüz, işittiğimiz, kokladığımız, tattığımız ve hissettiğimiz duyular sayesinde dış dünya ile iletişim kurarız.

Dilbilimi (Linguistic), iletişim için kullandığımız sözlü ya da sözsüz dili temsil eder. Sohbet eden iki kişinin aralarındaki iletişimin yüzde yedisi içerik, yüzde otuz sekizi ses tonu ve yüzde elli beşi de vücut dili aracılığı ile gerçekleşir. Bu oranlara bakarak yüzde yedi ile en düşük orana sahip olan içerik, ne söylediğimizin pek de öneminin olmadığını gösteriyor. Nasıl söylendiği veya davranıldığı önem kazanmasının nedeni beynimizin ilk önce sözsüz sinyalleri algılamasındandır.

Programlaması (Programming), kişisel zihin yazılım programımızı temsil eder. Bir başka deyişle beyni yeniden programlama işlemi diyebiliriz.

En özlü tanımı ile NLP, zihinsel potansiyel ile dil becerilerini en üst düzeyde kullanmayı öğretir.

NLP eğitimini tamamlarken yaptığım sunumda, NLP’yi iç dünyamızı arındırabilecek bir temizlik ürününe benzetmiştim. Kendimizi tanıma, duygusal engellerimizi aşabilme ve iletişimlerimizi düzenlemede NLP’nin ne denli yararlı bir araç olduğunu anlatmak için kir çıkarıcı metaforu, kestirme bir yol olmuştu benim için.

Nasıl, evlerimizde temizlik malzemelerini kullanarak lekeleri yok ediyor, çamaşırlarımızda kalıcı parlaklık sağlıyor ve ovalamadan çitilemeden tertemiz yapıyorsak, zihnimizde aynen böyle hırpalanmadan pirüpak olsa…

Peki, içimizdeki sıkıntılardan örselenmeden kurtulmak olası mı sizce?
Sıkın lekenin tam üzerine iki fıs NLP, tamam!

Çim lekesi, kahve ve yağ lekesi kolay da ya iç dünyamızda ki isler pisler?
En etkili malzeme olarak NLP’yi kullanın, pırıl pırıl olsun her yer…

Projelerinizin sonunda ışık var mı, merak mı ediyorsunuz?
Harekete geçmek için sizi engelleyen ne?
Çamaşırların dokusuna derinlemesine işleyen deterjanınız nasıl defalarca yıkamadan sonra bile parlak beyazlık sağlıyorsa karşınıza çıkan zorluklarla mücadelenizde NLP ‘yi kullanın!

Bu huyumdan kurtulmak istiyorum!
Mantığınız ve duygularınız hep çatışma içinde mi?
Ne dedi şimdi bu bana? İlişki sorunu yaşıyorum.
Üç fıs fıs NLP yeterli!

İçsel Tepkilerinizi yönetmek ister misiniz?
Bazen aşırı sinirleniyorum, ağzımdan çıkanı kulağım duymuyor mu, dediniz?
Unutmamak için alarm mı kuruyorsunuz? Şarjınız bittiğinde ya da cep telefonunuz olmadığında hafızanızı doğru zamanda tetiklemek ister misiniz?
Hayatınızın renklerini soldurmadan, benliğinizde lekesiz temizliğe ulaşın!

Bırakmak istediğiniz alışkanlıklarınızdan bir türlü kurtulamıyor musunuz?
Dikkatiniz dağınık mı, odaklanma sorunu mu yaşıyorsunuz, dikkatinizi yönlendirmek ister misiniz?
İçinden çıkamadığınız bir döngünün içerisine düğüm atmak istemez misiniz?
Uzun vadeli projelerinizde enerjiniz mi tükendi?
Kendinizi nasıl görüyorsunuz?
Bir gece önceden NLP’ye yatırın sabaha kadar kafanızın içi tertemiz olsun!

Kendi adıma günlük koşuşturma içinde hiç fırsat bulamadığımız ama sağlıklı yaşamın en temel gereksinimlerinden biri olan kırk dakikalık yürüyüşü bir NLP tekniği sayesinde uygulayabiliyorum.

Hayatı öyle çok ciddiye alıyoruz ki bazen, hiç gerek yok ki!

Sağlık ve huzurla

Nurkan Zaim
Ekonomist, Profesyonel Koç

Öğretilmiş/Öğrenilmiş Çaresizlik

,

On yıl önce artık beni çok rahatsız eden omuz ağrım nedeni ile doktora gitmiştim. Doktorum ile diyaloğumuz şöyle gelişti:

– Şikâyetiniz nedir?

– Sağ omzum ağrıyor.

– Çalışıyor musunuz?

– Evet

– Evli misiniz?

– Evet

– Çocuğunuz var mı?

– Evet

– Araba kullanıyor musunuz?

– Evet

– Bilgisayar kullanıyor musunuz?

– Evet

– Eee, o zaman olur!

İçimden “Kamera şakası mı bu?” diye düşünürken, doktorum ağrı kesici yazdığı reçeteyi bana uzatıyordu bile! Sonrasında “ nasılsa herkeste oluyormuş” diye hiç doktora gitmedim. İki yıl önce sağ omzumun ağrısı yaşam kalitesini epey düşürünce yeniden doktora gittim. Eski MR’ları istedi. Daha önce hiç çektirmediğimi söyleyince epey şaşırdı. İlk kez çektirdiğim MR’da boyun fıtığının sağ kola yaptığı basının bu ağrının sebebi olduğumu öğrendiğimde ise “çaresizliği” de öğrendiğimi anladım. Doktorlarımızı tenzih ederim, kötü doktora denk geldim şeklinde yorumlamak değil elbette niyetim, “ağrı ile yaşamam gerektiğine ikna olma” ile ilgili durumundan bahsediyorum. Bu duyguyu bir şekilde öğreniyoruz.

Öğrenilen çaresizlik, içinde olduğunuz durumu değiştirilemeyeceğine ikna olmanız demektir.

İlginç olan ise bu kavramın yalnızca modern insanlara özgü bir dert olmaması, aynı zamanda hayvanlarda da karşımıza çıkmasıdır. Örneğin tropik büyük balık cinsinden barakuda, geniş bir oda büyüklüğündeki cam havuza konur, yandaki havuzda da küçük balıklar vardır. Yemek için her saldırdığında cam duvarlara çarpan iri balık, yirmi gün sonunda cam duvarlara çarpmadan havuzda yüzmeyi öğrenir. Son aşamada yandaki havuz ile arasındaki bölme kaldırılır ama aynı yerde yüzmeye devam eder. Diğer taraftaki balıkları yiyemeyeceğini öğrendiğinden artık denemeyi bırakmış, kendi alanında yüzmeyi öğrenmiştir.

Pire deneyi ise ilginç gerçekten, elli santim sıçrayan pireyi otuz santimlik kavanoza koyup kapağı kapatılır. Zıpladıkça canı yanan pire kavanoz boyu kadar zıplamayı öğrenir ve çarpmamak içim yirmi dokuz santim sıçrar. Kapak açılıp “özgür” bırakıldığında ise sınırları çoktan belirlenmiş olduğundan kavanozdan dışarı çıkacak kadar zıplamaz.

En çok bilinen örnek ise sirklerde kullanılmak üzere yetiştirilen filler. Doğal yaşam alanından zorla koparılmış her vahşi hayvan gibi filler de özgürlüklerini geri kazanmak için mücadele eder. Peki, o zaman eğitmenler bu devasa hayvanları “evcilleştirmeyi” nasıl başarıyorlar? Bu sorunun cevabı işkencenin bir türevi, yani tam anlamıyla öğretilen çaresizlik. Filler henüz yavruyken “eğitilmeye” başlar ve kalın bir zincirle bir kazığa bağlanırlar. Zincirleri canlarını acıtırken bir taraftan da özgür kalma çabalarını devamlı boşa çıkararak iradelerini kırar. Bu yöntem eski hayvanat bahçelerinde de kullanılmaktaydı. Fillerin yaşadığı alanın etrafına derin bir çukur kazılırdı ve yavru filler adım atarak çıkamaz, büyüdüklerinde ise çıkamayacağını öğrendiği için adımlayıp geçmezdi. Tonlarca ağırlığındaki yetişkin fil, küçükken öğrendiği alanda yaşamını sürdürür ve bu sayede kaderini kabullenmiş olur.

Peki, biz insanlar çaresizliğin, bizden onlarca kat ağır bir devi bile kırabilecek acımasız bir silah olduğunu bilirken nasıl aynı tuzağa kendimiz de düşüyoruz? Demokrasilerde oy vermenin kişiye bir tehdit oluşturmadığı ülkelerde, yüzde elliye kadar düşen katılım oranları bize ne anlatıyor? Peki ya “cam tavan”a çarpan kadınlar? Bu da bir başka yazının konusu olsun.

Kişisel gelişim felsefesinin önemli isimlerinden Jim Rohn “Bulunduğun yer seni memnun etmiyorsa, yerini değiştir. Ağaç değilsin.” diyerek, öğrendiğimiz çaresizlikleri bir kenara bırakabilmenin reçetesini verir.

Öğrenilmiş olması aslında ilk başta böyle bir durumun içinde olmadığınızın da ispatıdır. Koçlukta, danışan ile koç arasında birebir uygulanan birçok teknik ile farkındalık sağlanabilir ve yeniden bireysel çareler bulunabilir. Biz harekete geçmeye karar verdiğimizde!

Sağlık ve huzurla

Nurkan Zaim
Ekonomist, Profesyonel Koç