Kendini Yenmek

,

Bundan birkaç sene sonra bugüne baktığımızda,

içinden geçtiğimiz dönemi daha iyi anlayacağız.

İnsanlık tarihi boyunca neler gelmiş neler geçmiş. Her dönemde bir öğretisi, bir öğreteni ve öğrencisi olmuş insanoğlunun. Aslında öğretmen de öğrenci de kendisi olurken, nedense içine bakmayı değil dışarıdan gelecek yardıma odaklanmış. Karşımıza ne çıkarsa çıksın, zıtlıkların karşısındaki anlayışımızla ve uyumumuzla çözeriz ve ilerleyebiliriz. Bunun adına kendini yenmek diyorum ben.

Kendime yenilecek miyim yoksa kendimi yenecek miyim? İşte bütün mesele burada.

Kendini yenmek ciddi bir iş

Kendini yenmek için kendini tanımalısın.

Her türlü zayıflığın ve her türlü güçlü yanınla temas etmelisin. Duyularından onların sende oluşturduğu duyumlardan ve düşüncelerini nasıl etkilediğinin, onları davranışlarınla nasıl yönlendirdiğinin farkına varmalısın. Bunun için biraz kazımalısın derinin altını, arada kanamalı yara açılmalı, acımalı sonra yavaş yavaş izin vermelisin iyileşmesine, zaman tanımalısın belki biraz beklemeli, hiçbir şey yapmamayı öğrenmelisin. Tepkisel olmaya o kadar alışmışız ki, sadece tepki vermeden gelip geçmesine izin vermek zor geliyor. Karşıdan gelen yumruklar senin canını acıtıyor. Hele bu yumruklar kendin olunca daha da acıyor canın. Neden bu kadar dövüyoruz ki kendimizi… Neden bu kadar nefret ediyor ve sevmiyoruz kendimiz olmayı. Biz diğerlerinden yabancılaşmıyor, kendimizden yabancılaşıyoruz. Gelen duygumuzdan onun getirdiği dürtüden korkuyoruz. O andan itibaren onu ya yok sayarak duyarsızlaştırıyor ve kendimizi kocaman ve yalan bir mutluluğun içine atıyoruz. Ya da onun bizi devirmesine ve yok etmesine izin verircesine hareketsiz kalıp dayak yiyoruz.

Kendini Yenmek Yolunda Neler Yapılmalı?

Yapacağımız tek şey her geleni bir deneyim olarak kabul etmek. Oluşuna izin vermek. Çünkü o oluş bazen sana, bazen diğerlerine senin üzerinden hizmet ediyor. Ona hizmet ederken senin içinden geçmesi senin o parçanı iyileştirmesinden sen kendini iyileştirip onarırken diğerine de fayda oluyorsun. Böylelikle bir ağ gibiyiz. Birbirimize bağlıyız. Kendi bağlarımız ne kadar sağlam, sağlıklı ve güçlüyse diğerlerini taşımamız da o kadar kolay olur. O halde ne olursa olsun her durum ve koşulda gözlemci olarak olana sadece izin verelim. Olanı olduğu gibi algılayıp anlayalım. Kendi içimizde ki programlarımız hemen devreye girecektir. Baktık ki programımızla olan uyumunda bir kopukluk var ve arıza çıkaracak o halde uyumlu olarak olmasını istediğimiz sonuca ulaştıralım kendimizi. Çünkü o anda bile olan geride ve geçmişteki zaman diliminde kalmış. Biz ise bu anda o anı nasıl yaratırsak onu da o ölçüde değiştirebilecek güçteyiz. O halde biriktirme hiçbir şeyi.

Kendini yenmek için şimdi de ol ve kendini şaşırt.

Kendini yönet ki geleceğini ve hayatını yönetesin.

Sen kendini yendiğinde, seneler öncesine gidip baktığında artık sevgiden başka bir şey göremezsin.

Sevgilerimle

 

Öznur Yılmaz Berk

 

Mutluluk

,

Mutluluk da mutsuzluk da bizim seçimimiz olabilir mi?

Hepimiz yaşamlarımızda birçok durumlarla karşı karşıya geliyor, deneyimler yaşıyoruz.

Hikayelerimiz ne kadar birbirinden farklı olsa da yaşanılan duygularımız aynı aslında nefret, üzüntü, çaresizlik karşısında ki acı, kızgınlık, kaybetmek, değersizlik, acizlik pişmanlık, öfke, haksızlık, suçluluk tüm bu duyguları yaşarken bir yandan da mutluluk, sevinç, huzur, özgürlük sevgi ve aşkı da beraberin de yaşayabiliyoruz. Ne var ki şimdi sorsam size muhtemelen hayatınızda yaşadığınız mutlu anların çok az olduğunu söylersiniz. Peki ne oluyor da mutluluğu az, mutsuzluğu daha fazla yaşıyoruz her ikisi de duygu ise ve her ikisini de biz yaşayabiliyorsak ne oluyor bu sistem nasıl işliyor hiç düşündünüz mü?

Başarılı olan bir kimse başarısızlığa odaklandığında neden defalarca her sunduğu proje ret cevabını alıyor, ya da her iş başvurusunda olumsuz sonuçlanıyor. Bazılarımız der ki plak dönüp duruyor ve ben tam oldu dediğimde, aynı şeyi tekrar yaşıyorum. Hepimiz bu kısır döngüyü yaşamışızdır. Hayatımızda hayat ilişkiler bütünü dersek bu ilişkileri beceremediğimizden mi kaynaklanıyor dersiniz…

Şimdi birlikte kendimize bir bakalım, duygularımıza, hislerimize neler var içimizde neler biriktirmişiz bugüne kadar, peki bu biriktirdiğimiz duygular bize ne kazandırmış bir kar zarar tablosu yapsak sanıyorum hepimiz iflas etmiş oluruz. Şimdiye kadar biriktirdiğimiz duygularımız, bize ait olmayan sorumluluklarımız farkında mısınız nasıl ağırlık yapıyor bize. Belki şimdiye kadar yaptığımız tüm şikayetlerin asıl sebebi aslında kendimiz biz başkasına kızdığımız sanırken aslında kendimize kızmışız, başkasına sevmiyorum derken aslında kendimize seni sevmiyorum demişiz. Nefretimiz, öfkemiz aslında hep kendimize… Hayat bir ayna olsa tüm ilişkilerimiz bizi yansıtıyor bunun farkında mısınız… Birilerini ret ederken annemizi, babamızı ret ederken, onlara kızarken kendimizi özümüzü ret ediyoruz aslında.

Tüm duygularımız bizim parçalarımız. İşte bunu fark ettiğimiz anda değişim başlıyor. Hepimiz küçük bir çocuktuk. O zaman dünyaları yaratan, her istediğimizi almamızı bilen, acıktığımızda avazımız çıktığı kadar bağırıp isteğimizi sonunda alan, canımız istemediğinde hayır diyebilen biz değil miydik? Ne oldu neden şimdi hayır demeyi unuttuk hayır demenin kendimize dediğimiz evet olduğunu unuttuk. Acaba biz mi unuttuk, unutturuldu mu? Tartışılır!

Yaşam seçimlerimizden oluşur.

Yaşam seçimlerimizden oluşur buna ne kadar katılıyorsunuz bilmiyorum örnek vermek gerekirse yola çıktınız gideceğiniz yer de belli fakat oraya ne ile gideceğiniz, hangi yoldan, sokaktan gideceğiniz size bağlı sizin kararlarınıza, sizin seçimlerinize öyle değil mi? Peki bu seçimleri neye göre yapıyoruz şimdiye kadar yaşamış olduğumuz deneyim ve tecrübelerimizden öyle değil mi, o deneyimlerin bazıları bizim gözlemimiz bazıları ve bir çoğu aslında sonradan öğrenilmiş veya bize yapıştırılmış kalıplarımızdan gelir. İşte hayatımızın sorumluluklarını almadan ve kabul etmeden, içimizde biriken öfkeler, kızgınlıklarla bir adım öne iki adım geriye gideriz. İstemediğimiz durumlarda defalarca tekrar tekrar buluruz kendimizi. Öyleyse önce sorumluluklarımızı almamız gerekiyor, sonra yaptığımız hatalarımızı, yanlışlarımızı kabul etmek kendimizi olduğumuz gibi sevmek, önce kendimize seni seviyorum diyebilmeliyiz. Her koşulda ve her durumda tıpkı bir bebeğe dediğimiz gibi… İçimizdeki ben’e seni seviyorum, beni affet bugüne kadar seni dikkate almadım, senin sesini duymadığım için senden özür diliyorum demeli ve bizi biz yaptığı için ona teşekkür etmeliyiz. İçimizde bizi oluşturan her parçamızdan özür dilemeli, affetmeli ve teşekkür etmeliyiz. Yaşam bizim sahnelediğimiz bir oyun bu oyunda kendimiz olmayı unutup, çocuk halimizde ki bizi unutup sonradan başkalarından deneyimlediğimiz duygularımızdan özgürleşmeli… Kendimizle barışıp kendi değerlerimizle var olmalı, sevgi ile kabul edip kucaklamalıyız kendimizi.

Tanrının bize armağan etmiş olduğu gücümüze sahip çıkarak, mükemmel ve tam olduğumuzu bilerek mükemmelliği dışarıda değil içimizde aramalıyız. Farkında olursak korkularımızdan kendi engellerimizden kurtulur, sınırlarımızı kaldırırsak her yaşadığımız olayda sevgiyi görmeyi başarırsak nasıl ilerlediğimize inanamayacaksınız. Geçmiş yaşandı ve bitti. Şimdi yeniye geçme zamanı ve bu oyunu istediğiniz yaşam oyunumuzun kurallarını siz koyacaksınız.

Şimdi bu andasın ve yaşam seni bekliyor nasıl oynamak istiyorsan rolünü oyna o sana, istediğini vermeye hazır.

Sevgi en büyük silahımız kalpleriniz sımsıcak sevgi ile dolsun.

Sevgi ile kalın.

Öznur Yılmaz Berk
Koç & Eğitmen Yazar

yaşamterzisi
www.narkendinol.com
www.oznuryilmazberk.com

Duyguların izini sür

,

Bir süre ara verdim. Başka işler girdi araya ne yaşarsam gün içinde, farkında olmadan biriktiriyordum. Çünkü her yaşadığım bir duygu hissettiriyordu. Artık öğrenmiştim. Oyun oynamayı… Her gelen hissin nerede olduğuna bakmak, bu duygunun neden, nereden geldiğini sormak, bana ne gösterdiğini ne öğrettiğini bulmaya çalışmak benim oyunum olmuştu.

Siz hiç oynadınız mı bu oyunu?

Hadi şimdi oynayalım ne dersiniz?

Düşünün biraz bugünü nasıl geçirdiniz, neler yaşadınız, kimlerle konuştunuz, yolda, arabada kimlerle karşılaştınız, ya da bugün daha fazla ne ile uğraştınız? Mesela hep bir şeylere yetişmeye çalışmış olabilirsiniz, ya da hep birilerine bir açıklama yapmak zorunda kalmış, kendinizi anlatmaya çalışmış, ya da hiç olayla bir ilginiz olmadığı halde hep sizin dışınızda ki konular dönüp dolaşıp size gelmiş ve sizin yüzünüzden olduğu söylenerek suçlanmış olabilirsiniz. Şaşırırsınız muhtemelen ve anlam veremezsiniz.

Siz hiçbir zaman bir kişiye karşı suçlayıcı konuşmamanıza rağmen size suçlu muamelesinin yapılmasına…

Gerçekten neden böyle olur sizce? Burada bir enerji alışverişi vardır.

Bazen bize ait olmayan enerjilerle dolu oluruz. Bu bizi oldukça yorar. Sıkışıp kalmış hissederiz kendimizi, keyifsiz ve sinirli oluruz. Duyarım bazen, kaçıp gidesim var derler. Her şey çözümsüz, ağır ve zor gelir. Ruhun bir yerlere kaçıp gitmek ister. Zihnin ve bedenin buna izin vermez sonra zaman en büyük ilacın olur.

Ne yaparsan yap ne olacaksa o süreç içinde olur. Zaman durumu yönetmiştir. Ortalama üç gün sonra ne görmen gerekiyorsa, ne duyman gerekiyorsa, ne hissetmen gerekiyorsa yavaş yavaş anlamaya başlarsın teslim olur, akışta olmayı öğrenirsin.

Şimdi size önerim karşılaştığınız her durum için bir dakika durup kendinize dışarıdan bakıp düşünmeniz. Yazmayı sevenler bir kağıt kalem alsınlar o anki duygu, düşüncelerini yazsınlar. Yazdıkça daha netleşecek görülmesi gerekeni görebilecekler. Yazmayı sevmeyenler ise nerde olurlarsa olsunlar sadece bir dakika bedenlerinin dışına çıkabilmeyi başarırlarsa bunu bedeninizden süzülüp dışarıya doğru çıkmak deriz. Çıkabildiğiniz kadar yukarı çıkıp oradan bakmak tıpkı dünyayı uzaydan seyreder gibi bakın kendinize, durumunuza, yaşadığınız olaya, verdiğiniz tepkiye sorun her şey mümkün olsaydı nasıl olurdu, neye ihtiyacınız var?

Nasıl bir kaynağa ihtiyacınız var?

Yaşadığınız bu durum size neyi gösteriyor? Ne demek istiyor?

Tüm bunlara bakıp derin derin nefesler aldığınızda beta düzeyinden alfa düzeyine iner daha sakin ve olumlu düşünmeyi başarabiliriz.

Zihnimiz bize oyun oynarken yaşamla oyun oynamaktan vazgeçmek niye… Zihnimiz bize oyun oynar bunun farkında olursak bu oyuna iyi bir lider olabiliriz.

Yaşamımızın direksiyonunu başkalarına bırakmaz, kendimiz kumanda edebiliriz. Tıpkı sanal bir oyunda kendi seçtiğimiz avatarın kullanıcısı olduğumuz gibi.

Yaşamımın sanatçısı olmak istiyorum diyorsanız zihninizin oyunlarına karşılık vererek onunla oyun arkadaşı olabilirsiniz. Oyun oynarken arkadaşımıza uyum sağladığımız gibi zihnimizin bizde yarattığı duygularımızla uyumlu olmak ve dengemizi kurmak bir sanatçının ruhunun dansı gibi ahenkli ve eğlenceli olur. İşte o zaman keşif başlar ve yaşamdan zevk almaya başlarsınız. Zaman zaman kendimizle dalga geçmeyi de unutmamak gerek

Duygularınızın izini sürmeye devam edin…

Sevgilerimle,

 

Öznur Yılmaz Berk
Koç & Eğitmen Yazar

yaşamterzisi
www.narkendinol.com
www.oznuryilmazberk.com

Kendini Yenmek

,

Bundan birkaç sene sonra bugüne baktığımızda içinden geçtiğimiz dönemi daha iyi anlayacağız.

İnsanlık tarihi boyunca neler gelmiş neler geçmiş. Her dönemde bir öğretisi, bir öğreteni ve öğrencisi olmuş insanoğlunun. Aslında öğretmen de öğrenci de kendisi olurken, nedense içine bakmayı değil dışarıdan  gelecek yardıma odaklanmış. Karşımıza ne çıkarsa çıksın zıtlıkların  karşısındaki anlayışımızla ve uyumumuzla çözeriz ve ilerleyebiliriz. Bunun adına kendini yenmek diyorum ben.

Kendime yenilecek miyim?  Yoksa kendimi yenecek miyim? İşte bütün mesele burada. Kendini yenmek ciddi bir iş. Kendini yenmek için kendini tanımalısın.

Her türlü zayıflığınla, her türlü güçlü yanınla temas etmelisin. Duyularından  onların sende oluşturduğu duyumlardan ve düşüncelerini nasıl etkilediğinin, onları davranışlarınla nasıl yönlendirdiğinin farkına varmalısın.  Bunun için biraz kazımalısın derinin altını, arada kanamalı yara açılmalı, acımalı sonra yavaş yavaş izin vermelisin iyileşmesine, zaman  tanımalısın belki biraz beklemeli, hiçbir şey yapmamayı öğrenmelisin. Tepkisel olmaya o kadar alışmışız ki sadece tepki vermeden gelip geçmesine izin vermek zor geliyor. Karşıdan gelen yumruklar  senin canını acıtıyor. Hele bu yumruklar kendin olunca daha da acıyor canın.

Neden bu kadar dövüyoruz ki kendimizi? Neden bu kadar nefret ediyor ve sevmiyoruz kendimiz olmayı? Biz diğerlerinden yabancılaşmıyor, kendimizden yabancılaşıyoruz. Gelen duygumuzdan onun getirdiği dürtüden korkuyoruz. O andan itibaren onu ya yok sayarak duyarsızlaştırıyor ve kendimizi kocaman ve yalan bir mutluluğun içine atıyoruz ya da onun bizi devirmesine ve yok etmesine izin verircesine hareketsiz kalıp dayak yiyoruz.
Yapacağımız tek şey her geleni bir deneyim olarak kabul etmek. Oluşuna izin vermek. Çünkü o oluş bazen sana bazen diğerlerine senin üzerinden hizmet ediyor. Ona hizmet ederken senin içinden geçmesi, senin o parçanı iyileştirmesine, sen kendini iyileştirip onarırken de diğerine fayda sağlamış oluyorsun. Böylelikle bir ağ gibiyiz. Birbirimize bağlıyız. Kendi bağlarımız ne kadar sağlam, sağlıklı ve güçlüyse diğerlerini taşımamız da o kadar kolay oluyor. O halde ne olursa olsun her durum ve koşulda gözlemci olarak, olana  sadece izin verelim. Olanı olduğu gibi algılayıp anlayalım. Kendi içimizdeki programlarımız hemen devreye girecektir. Baktık ki programımızla olan uyumda bir kopukluk var ve arıza çıkaracak, o halde uyumlu olarak olmasını istediğimiz sonuca ulaştıralım kendimizi. Çünkü o anda bile olan, geride ve geçmişteki zaman diliminde kalmış, biz ise bu anda o anı nasıl yaratırsak onu da o ölçüde değiştirebilecek güçteyiz. O halde biriktirme hiçbir şeyi. Kendini yenmek için, şimdi de o ve kendini şaşırt. Kendini yönet ki geleceğini ve hayatını yönetesin.

Sen kendini yendiğinde, seneler öncesine gidip baktığında artık sevgiden başka bir şey göremezsin.

Tanrı’nın Muhtırası
”Beni dinle. Sana bu dünyayı ve hakimiyeti verdim. Sonra tam potansiyeline ulaşman için, bir kez daha sana elimi verdim.

Evrendeki hiç bir yaratığa bahşedilmeyen güçler verdim.

Sevme gücü verdim.

Sana seçme gücü verdim.

Sana hayal etme gücü verdim.

Sana gülme gücü verdim.

Sana yaratma gücü verdim.

Sana plan yapma gücü verdim.

Sana konuşma gücü verdim.

Sana dua etme gücü verdim.

Seninle gurur duyuyorum. Sen benim en büyük mucizemsin…

Og Mandino, Dünyanın en büyük mucizesi alıntı.

Sevgilerimle,

Öznur Yılmaz Berk
Koç & Eğitmen Yazar

yaşamterzisi
www.narkendinol.com
www.oznuryilmazberk.com

Sınav

,

Merhaba,

Büyük bir sınav maratonu “YGS” daha geride kaldı. Türkiye ‘de  öğrenciler heyecanlı, aileler heyecanlı. Ne güzel. Heyecan güzel eğer doğru yönetilebiliyorsak. O da bir duyum . Bir duygu durumu diğerleri gibi…

Yıllardan beri bu ülkede hep sınava giriyor insanlar. Okul ve eğitim sistemi çoktan seçmeli. Sistem gereği  başarı ve gelecek  onun başarı veya başarısızlıkla ölçülmesine dayalı maalesef.

Bu ülkede yaşıyorsak bunun dışında kalabilmemiz pek mümkün değil elbette. Sisteme uyum sağlamalı çünkü bizi hedeflerimize ve hayallerimize taşıyan bir köprü o sadece. Bu yüzden kendimizi kaygıya ,korkuya ve endişeye sürüklemeye hiç gerek yok. Hepimiz gibi bende geçtim  gençlik yıllarımda o süreçlerden,  neden korktuğumu ve heyecanlandığımı sorgulamadan dışarıdan gelen algıyı hiç filtre etmeden almış olmamdan dolayı  sınavın ilk dakikalarında gelen tuvalet ihtiyacımla kendi potansiyelimin önüne kaygı ve korkumun geçmesine izin vermiştim bile. İşte şimdi bunun için bu çağrım. Heyecanlanmak çok normal hatta faydalı fakat kıvamında olmalı. Bunun için zihninizin gücünü kullanmanızı öneriyorum. Çünkü duygu durumunu dışarıdan aldığımız uyaranlarla yaratırız .

Siz kendi iç sesinizle beraber olun. Önce kendinizi yanınıza alın. Kendi bilgilerinizi  ve kendi farkındalığınızı. Çalışabildiğiniz kadar karşınıza çıkan soruların cevaplarının o cevap anahtarında olduğu bilgisine odaklanın. Bunun için ihtiyacınız berrak bir zihne ve yaratıcılığa ihtiyacınız var. Kaygı ve korku zihninizde ki bilgileri bloke eder . Onların önüne geçer ve sizi kilitler. Çözüm için zihniniz yapamıyorum değil nasıl yapabilirim sorusuna yanıt verir. Unutmayın içinizde bir bilge var. Onunla çalışmaya kendinizi açarsanız onun yardımını alırsınız. Ancak o yardıma siz kendinizin farkında olduğunda ve kontrol sizde olduğunda gelir. Aslında biliyor musunuz ?

Tüm yaşam boyu bu böyledir. Çünkü asıl sınav yaşamda ki sizin onunla kurduğunuz uyumdadır. Varoluşunuza izin verdiğiniz ve kendiniz ol’ma yolunda ilerledikçe size hep bir sınav verir. Zihninizle ve kalbinizle uyumlu olmanız ve kendi otantik durumunuzu ortaya çıkarmak için. İşte bugün eğitimde yapılan bu sınav keyifli yaşam yolculuğunuzda ki duraklardan bir tanesi… Şimdi alın kendinizi yanınıza korkusuzca, cesaretle yürüyün. Kendiniz olun, kendinize güvenin yeter.

Sevgilerimle,

Öznur Yılmaz Berk
Koç & Eğitmen Yazar

yaşamterzisi
www.narkendinol.com
www.oznuryilmazberk.com

“Sen düşünceden ibaretsin. Geriye et ve kemiksin. Gül düşünür, gülistan olursun. Diken düşünür, dikenlik olursun.” MEVLANA

,

Ne güzel bir söz. Biz hala bunu anlamaya çalışıyoruz. Bugün kişisel gelişim eğitimlerinde, bu konu ile ilgili okuduğunuz birçok kitapta düşüncelerin gücünden bahsedildiğini biliyorsunuz. Birileri bir yerlerde bir şeyler söyler, o sözler titreşim halinde yayılır ve içinde taşıdığı sihirli tozlara göre gider yolunu bulur.

Yeni bir yıla girerken kendimize söz verelim. Söylediklerimizin sorumluluğunu alma sözü olsun. Eğer söylediklerimizden sorumlu olduğumuzun bilincinde olursak sanırım olumlama olarak kullanmamızı gereken anlamlar doğal olarak cümleler haline gelir. Bu cümleler bize yeni olumlu düşünceler oluşturur olumlu hislere dönüşür, yeni kodlar ve olumlu şemalar ile yaratımlar yaparak, doğal bir iyileşme ve düzelme süreci içersinde büyümemizi sağlar. Yazının başında ki Mevlana’nın sözü bunu çok güzel açıklamış.

Sen fark et her durum ve koşulda algın ve anlamlandırman, sözcükler olarak çıkar ve titreşim yayar. Sen nasıl bakarsan o olur. Gülü görmek istiyorsan gülü gör ki gülistan olsun her şey. Eğer gülü isterken dikeni düşünürsen dikenlik olur her şey.

Bu o kadar çok ki hayatımızda sevgilimize, eşimize veya çocuğumuzla ilişkilerimizde korku ve kaygı o kadar büyür ki endişeye dönüşür ve aslında arzu etmediğimiz düşünce bizi birden kaplayarak istemediğimiz sözcükleri sarf ederken buluruz kendimizi. Öfkeli ve stresli bir hal içinde anı yaşamak yerine, ya geçmiş deneyimlerimizin bizde yarattığı korku içinde ya da geleceğin belirsizliğin kaygısı içersinde oluveririz. İşte sadece bunun için bile önemlidir. An’ın farkındalığı. An’da yaratım vardır. An’da yüksek titreşim vardır. Sen onunla uyumlanırsan yaratırsın. İstediğin her şeyi yaratma kudret senin içinde tanrısallığın sana bunu vermiştir. Halbuki sen yaşamın boyunca bunu fark etmeden devamlı yanlış sokaklarda dolaşıp durursun. O halde var mısın bu yeni yılda arık kendini yanına almaya ve tüm yaşam sorumluluğunla birlikte Kendin ol’maya. Bunun için önce gözlemci olarak başla. Kendini gözlemle. Önce düşüncelerini gözlemle, sonra sende yarattığı hisleri ve sonrasında bunların nasıl kelimelere ve sözcüklere döküldüklerini fark et. Yakaladığın her şeyden keyif al. Sakın bastırma duygunu o senin bir parçan. Fark et bu duygu bugününe hizmet ediyor mu? Kime ait? Onun yerine ne istiyorsun? Hemen istediğin halini koy. Harika değil mi? Çocuk gibi oyna. Zihninin sana oyun yapmasına izin verme. Sen ona oyun oyna J

Bu keyifli oyunu oynamaya başladığında her şey çok farklı görünecek sana.

2017 senin oyun senen olsun.

Sevgilerimle,

 

Öznur Yılmaz BERK
Profesyonel Koç ve Eğitmen
www.oznuryilmazberk.com

Her Gün Şikâyet Etmek Yerine Bir Oyun Buldum

,

oznuryilmazberkHer yaşadığım bir duygu hissettiriyordu. Artık öğrenmiştim. Oyun oynamayı… Her gelen hissin nerede olduğuna bakmak, bu duygunun neden, nereden geldiğini sormak, bana ne gösterdiğini ne öğrettiğini bulmaya çalışmak benim oyunum olmuştu.

Siz hiç oynadınız mı bu oyunu ? Hadi şimdi oynayalım ne dersiniz?

Düşünün biraz bu günü nasıl geçirdiniz, neler yaşadınız, kimlerle konuştunuz, yolda, arabada kimlerle karşılaştınız, ya da bu gün daha fazla ne ile uğraştınız? Mesela hep bir şeylere yetişmeye çalışmış olabilirsiniz, yada hep birilerine bir açıklama yapmak zorunda kalmış, kendinizi anlatmaya çalışmış, yada hiç olayla bir ilginiz olmadığı halde hep sizin dışınızda ki konular dönüp dolaşıp size gelmiş ve sizin yüzünüzden olduğu söylenerek suçlanmış olabilirsiniz. Şaşırırsınız, muhtemelen anlam veremezsiniz, hiçbir zaman bir kişiye karşı suçlayıcı konuşmamanıza rağmen size suçlu muamelesinin yapılmasına…

Gerçekten neden böyle olur sizce?

Burada bir enerji alışverişi vardır. 

Bazen bize ait olmayan enerjilerle dolu oluruz. Bu bizi oldukça yorar. Sıkışıp kalmış hissederiz kendimizi, keyifsiz ve sinirli oluruz. Sizi duyar gibi oldum. Bazen, kaçıp gidesim var derler. Her şey çözümsüz, ağır ve zor gelir. Ruhun bir yerlere kaçıp gitmek ister. Zihnin ve bedenin buna izin vermez sonra zaman en büyük ilacın olur. Ne yaparsan yap ne olacaksa o süreç içinde olur. Zaman durumu yönetmiştir. Ortalama üç gün sonra ne görmen gerekiyorsa, ne duyman gerekiyorsa, ne hissetmen gerekiyorsa yavaş yavaş anlamaya başlarsın teslim olur, akışta olmayı öğrenirsin.

Şimdi size önerim karşılaştığınız her durum için bir dakika durup kendinize dışarıdan bakıp düşünmeniz. Yazmayı sevenler bir kağıt kalem alsınlar o anki duygu, düşüncelerini yazsınlar. Yazdıkça daha netleşecek görülmesi gerekeni görebilecekler. Yazmayı sevmeyenler ise nerde olurlarsa olsunlar sadece bir dakika bedenlerinin dışına çıkabilmeyi başarırlarsa bunu Nlp dilinde bedeninizden süzülüp dışarıya doğru çıkmak deriz. Çıkabildiğiniz kadar yukarı çıkıp oradan bakmak tıpkı dünyayı uzaydan seyreder gibi bakın kendinize, durumunuza, yaşadığınız olaya verdiğiniz tepkiye sorun her şey mümkün olsaydı nasıl olurdu, neye ihtiyacınız var. Nasıl bir kaynağa ihtiyacınız var? Yaşadığınız bu durum size neyi gösteriyor? Ne demek istiyor?

Bu karşılaştığın durum seninle mi, onunla mı, diğerleri ile mi ilgili?

Tüm bunlara bakıp derin derin nefesler aldığınızda titreşiminiz Beta düzeyinden Alfa düzeyine iner daha sakin ve olumlu düşünmeyi başarabiliriz.

ZİHNİMİZ BİZE OYUN OYNARKEN YAŞAMLA OYUN OYNAMAKTAN VAZGEÇMEK NİYE… Zihnimiz bize oyun oynar bunun farkında olursak bu oyuna iyi bir lider olabiliriz. Yaşamımızın direksiyonunu başkalarına bırakmaz, kendimiz kumanda edebiliriz.

Tıpkı sanal bir oyunda kendi seçtiğimiz avatarın kullanıcısı olduğumuz gibi.

Sevgiyle

 

Öznur Yılmaz BERK
Profesyonel Koç ve Eğitmen
www.oznuryilmazberk.com

Amacın Olmalı! Bilerek Değil, Yaparak İlerlemelisin…

,

Amacının ne olduğunu bil. Oraya nasıl varacağını bilmek için tarifini iyice öğren.

oyb-y

Buda’nın yıllarca öğrencisi olan bir adam, hayatında hiçbir değişiklik olmamasından şikayet eder. Buda’nın aydınlanma üzerine konuşmalarını yıllarca her gün dinlemesine rağmen, hala aydınlanamamıştır. Meditasyonun nasıl yapıldığını dinleyerek öğrenmiştir ama uygulamak konusunda pek başarılı değildir. Bir akşam cesaretini toplayıp, Buda’ya yaklaşır. “Yüce Bilge” der, “Yıllardır öğretilerini takip ediyorum. Aydınlanmaya giden yolu öğrenmeye çalıştım ama hayatımda hiçbir değişiklik olmadı.’’

Buda, ‘’Peki ne soracaksın?’’ der. ‘’Yıllar boyu birçok insanın seni dinlemeye geldiğini gördüm. Kimi dinlemeye devam etti, kimi bir sure kalıp gitti. Rahipler, rahibeler, fakirler, zenginler, erkekler, kadınlar, çocuklar seni dinledi. Bazıları amaçlarına ulaşmış görünüyordu. İç huzuruna kavuştukları belli oluyordu. Başkalarıyla ilgileniyorlardı, neşeli ve canlıydılar. Ama çoğu için geçerli değil. Çoğu insan sana geldiği ilk günden pek farklı değil. Hatta bazılarının yaşam koşulları daha kötüye bile gitti. Büyük bir bilgesin sen. İnsanlarla ilgileniyorsun. Gücünü onlara yardım etmek için niye kullanıyorsun? Onlara büyük amaca ulaşmaları için niye yardım etmiyorsun?”

Buda’nın yüz ifadesi şefkat doluydu ama verdiği yanıt konuyla hiç ilgili görünmüyordu. Adam Buda’nın soruyu anlamadığını düşündü. “Evin nerede?” diye sordu Buda. Adam evinin bulunduğu kasabanın ismini söyledi. Ama birkaç yıldır evinde uzakta olduğunu, iş aramak için farklı bir kasabada yaşadığını anlattı. “Peki, evine bazen gidiyor musun?” diye sordu Buda. “Elimden geldiğince sıkça gidiyorum.” dedi adam. “Ailem orada yaşıyor, birlikte büyüdüğüm arkadaşlarım orada, evleneceğimi düşündüğüm kız arkadaşım orada.”
“Oraya sıkça gittiğine göre yolu çok iyi biliyor olmalısın” dedi Buda. “Avucumun içi gibi bilirim” dedi adam. ‘’Yolu bu kadar iyi biliyorsan, oraya nasıl gideceğini soran birine yolu net ve doğru biçimde tarif edebilir misin?” diye sordu Buda. “Bana oraya nasıl gidileceğini soran herkese en iyi tarifi daima veririm” dedi genç adam. ‘’Peki, sana yolu soran herkesin oraya gittiğini düşünüyor musun ?” diye sordu Buda. “Tabii ki hayır” dedi adam. “Bazıları soruyor ama daha sonra gitmeye zaman bulamıyor. Ya da gitmekten vazgeçiyorlar. Bazıları da daha sonra gideceklerini söylüyorlar.” “Peki, gideceklerini söyleyenlerin kaçı kasabaya varıyor?” “Kasabaya giden yol zorlu bir yol. Bazıları yarı yoldan dönüyor. Bazıları epey yol aldıkları halde daha fazla dayanamayıp geri dönüyor. Sadece kasabaya gitmeyi amaç edinenler kasabaya varıyor” diye yanıtladı genç adam.  “O zaman ikimiz de benzer bir deneyim yaşıyoruz” dedi Buda. “İnsanlar bana geliyor. Çünkü yolu çok iyi bildiğimi düşünüyorlar. Onlara yolu anlatmamı istiyorlar. Dinlemekten keyif alıyorlar. Ama hepsi yola çıkmayı seçmiyor. Ya da yolun tamamını yürümek istemiyor. Bu nedenle de büyük amaca herkese herkes ulaşamıyor. Tıpkı senin gibi, ben de herkese yolu net bir şekilde anlatıyorum. Ama onları ittirerek ya da sırtımda taşıyarak oraya götüremem. Söyleyebileceğim tek şey, yolu kendim yürüdüğüm için bu yolculukla ilgili deneyimlerimi onlarla paylaşmak. Bu benim deneyimim. Deneyimlerimi seninle de başkalarıyla da zevkle paylaşırım. Ama daha fazlasını yapamam.”

Sen de amacına ulaşmak istiyorsan, yolda kendin yürümelisin. Amacının ne olduğunu bil.
Oraya nasıl varacağını bilmek için tarifini iyice öğren. Yolda yürüyecek olan sensin. Yolu başkaları senin adına yürüyemez. Amacına ulaşmak için bilmek yetmez, bildiklerini uygulamak gerekir. Amaçlarımız doğrultusunda attığımız her somut adım, bize hayatımızın kontrolünün elimizde olduğu duygusunu verir bizi güçlendirir.

Sevgiyle kalın.

 

Öznur Yılmaz BERK
Profesyonel Koç ve Eğitmen
www.narkendinol.com