2 Temmuz Yengeç Burcunda Güneş ve 17 Temmuz Oğlak Burcunda Ay Tutulması

,

Bu ayki yazımızda biraz daha teknik konulardan bahsedelim istiyorum. Önümüzdeki ay iki önemli tutulma var, tutulmalar ay düğümlerinin transit ettiği burçlarda gerçekleşir, Güneş ve Ay, ay düğümleriyle 18 derecelik orbda yer alıp, yeniay ve dolunay pozisyonlarında bulunduklarında yörüngeleri dünyanın yörüngesi ile hizalanmıştır ve birbirlerinin ışığını belirli ölçülerde keserek tutulma dediğimiz doğa olayına neden olurlar. Bu yüzden tutulmalar aksımız her zaman ay düğümlerinin bulunduğu burçlarda ya da 18 derece yakınlıkta komşu burçlarda gerçekleşebilirler.

Tutulmalar eski dönemlerde kralın ya da kraliçenin ölümüne kadar gidebilecek, toplumu etkileyecek düzeyde önemli olaylarla bağdaştırılırdı. Bugün bizler onları oluşması muhtemel olaylar için en önemli kırılma zamanlarının güçlü birer göstergesi olarak yorumluyoruz. Oluşması zor görünen değişimlerin gerçekleşmesi için beklenmedik olaylarla yüz yüze gelinen ve hatta bireysel haritaların potansiyellerine göre ölümler ve kayıplarla da bağlantılıdırlar.

Güneş tutulması 10 derece Yengeç burcunda gerçekleşiyor. Güneş ve Ay, kuzey düğüm bendinde kavuşuyor, Ankara’ya göre çıkartılmış haritada 5. evde yer alıyorlar. Yükselen Kova burcu ve yöneticisi Satürn 12. evde Oğlak burcunda ve Güney düğüm ile kavuşumda. 12. ev kollektif etkiyi gösteriyor bu evde yer alan Satürn aslıyla uyumlu gerçekleştirilen görev ve sorumlulukların bireysel etkilerin üstünde bir yetenek ile gerçekleşmesini, adeta ilahi destek görmesini anlatır.

Güneş tutulmaları, algıladığımız kadarıyla gündüzün kararması ve gecenin kısa süreliğine hakimiyet kazanması olduğundan eski halklarca korkunç olayların habercisi gibi algılanmıştır. İnsanoğlunun bilinmeze karşı duyduğu korku, ve kontrol sanrısının ortadan kalkması bu inancın temelini oluşturur. Zahiri olanın batıni olanı maskelemesi sınırlı güce ve algıya sahip insanın güvende hissetmesini sağlıyor olabilir pek tabi ki. Böyle bakıldığında tutulmanın gerçekleştiği ev konularında hali hazırda yaşanan karmaşa ve yanılgıların bir son bulması, en azından bu konularla ilgili bir dizi olayın gerçekleşmesini bekleyebiliriz. Kuzey düğüm tarafında gerçekleşecek olması olayların yeni, bilinmeyen nitelikte ruhsal gelişime hizmet edecek deneyimleri içereceğinden bir miktar daha korkuyla karşılanabileceğini gösteriyor. Bu tutulma haritasında ev, aile ve yuva konularını, çocuklar, aşk ve yaratıcılık konularıyla birleştirecek büyük ve köklü değişimlerden bahsedebiliriz. Yükselenin Kova burcunda olması radikal değişimleri gösterir dedik fakat yöneticisi Satürn ün 12. evde güney düğümle ve Pluto ile kavuşum, Güneş-Ay tutulmasına karşıt yaptığını düşünürsek, bu değişimlerin alışmış olunan güvenlik alanı kalıplarını kırmayı gerektireceğini, bazı bitişleri ve vazgeçişleri getireceğini söyleyebiliriz. Uranüs değişimi destekleyen sekstil ve şefkatli Neptün’de üçgen açı veriyor tutulmaya. Sepharial’a göre Yengeç burcunun ikinci dekanında oluşacak bir Güneş tutulması, nehirleri, su kaynaklarını kurutur, kadınlar ve erkekler arasında patlamalara ve tutkulara neden olur. (Güneş ve Ay Tutulmaları, Dünya ya etkileri, Sepharial, ilhan yayınevi, 2000)

Aşağıda 17 Temmuz Ay tutulması haritasını görüyoruz. Ay tutulmaları, dolunay zamanı gerçekleşir, Ay ve Güneş karşıt konumda yer alır ve Dünyanın yörünge düzlemiyle hizalanırlar, böylece ay düğümlerinin de orbunda bulunurlar. Ay tutulmaları olgunlaşmış girişimlerin sonuçlarının ortaya çıkış zamanlarını gösterirler.

Ay tutulması haritasında yükselen rahatına düşkünlüğü, uyum, ahenk, sadelik ve yaşamdan zevk almayı simgeleyen Boğa burcunda fakat köklü değişim, devrim ve dürüstlüğü simgeleyen Uranüs ile tam kavuşum yapıyor ve Güneş tutulmasının köklü değişim temasına tekrar vurgu yapıyor. Güneş tutulmasının derecesine yakın yerleşmiş yöneticisi Venüs önceki tutulmanın getirdiği temayı destekleyen davranışları sorgular nitelikte. Ay`ın tutulduğu konum ise güney düğümle ve 10. evde, değişimlerin toplum önünde görünür hale gelmesini gösteriyor aynı zamanda ASC’nin yücelme yöneticisi. Yerleşim itibariyle de 4-10 aksında olduğundan Yengeç- Oğlak temasını destekliyor ve özünüze, kendi varlığınıza şefkatli olmanız gerektiğini, toplumun getirdiği, başka normlardan kaynaklanan kabukların artık kırılıp geride bırakılması gerektiğini sert bir şekilde hatırlatıyor. Yengeç burcu Ay yönetiminde olduğundan en hassas ve savunmasız olduğumuz, kendimizi zayıf hisssettiğimiz duygusal beslenme alanımızı gösterir. Bu aksta gerçekleşen tutulmalar, hem kendi benliğimizi besleme ile ilgili dersler hem de anne-babamızla ilgili deneyimler getirir. Sepharial e göre Oğlak burcunun bu dekanında gerçekleşen Ay tutulması bir kralın ölümünü ve bir isyanı gösterebilir.

Tutulmaların bizim ve kollektifin en yüksek hayrına gerçekleşmesi dileğiyle güzel bir Temmuz ayı olsun.

Ülgen CURA KARAARSLAN,

ASTROLOG, DİP ASA
İSAR CAP, MAPAİ, OPA ÜYESİ

Katedral

,

Katedralleri oldum olası ataerkil gücün orantısız kullanımıyla özdeşleştiririm. Katedral deyince aklıma çok güçlü yaşlı erkekler, onlara itaat eden her yaş ve cinsiyetten kadın ve erkekler gelir. Ağır kara Satürn enerjisi gibi yani. Üstelik de bunu sadece ait olduğu kültüre ve dine özgü görmem, bütün semavi! Dinleri temsil eden şaşalı yapılar karşısında aynı duyguyu hissederim, kara ağır Satürn, kişinin güçlendiremediği içsel otoritesine karşılık toplumdan gelen, ait olma çabasından gelen dışsal otorite, KOCA KARA SATÜRN! Ataerkilliğin koruyucusu

yeryüzünde semavi dinler olagelmiş yüzyıllardır, her ne kadar kadim dinler ve öğretilerin sembolleri ve kökleriyle özdeşleşmiş gibi görünen bir yapıları varsa da bunlar politik gücü elinde tutma araçlarıdır günümüzde, o öze asla yaklaşılmaz uygulamada. Nasıl ki üretimi kontrol eden ekonomiyi kontrol ediyor, dişil gücü kontrol eden de insanları topyekün kontrol ediyor.

Ama yine de Notre Dame’ın hüzünlü hikayesi kalbimize dokunur. Notre Dame Katedrali deyince de aklımıza güzel genç çingene kızı Esmeralda (derin dişil güçleriyle bağlantıya geçmek isteyen özgür ruhlu kadın), onu sonsuza dek sevecek beslenememiş (Güneş, kişilik, kimlik, ego bütünleşmesi zayıf, burada kadının kimliğinin otorite karşısındaki zayıflığını gösteriyor) umutsuz zangoç Quasimodo, Papaz, toplumun kuralları, kadın üstündeki gücü, dişiliği kontrol edebilecek toplum tarafından kurulmuş tüm mekanizmalar gelir. Hepsi de dengesiz erilin kontrolünde! ( Yani Satürn, dışsal otorite, henüz içsel güce temas sağlayacak kadar güçlenememiş içsel otoriteyi, tamamen yöneten yönlendiren.) Hikayenin acıklı sonunu da biliyoruz zaten… Hem de nasıl olmasın, güç dışsal ise ölümle, içsel ise yaşamın kendisiyle özdeşleşir her zaman!!

 

Biraz da haritaya bakalım, yükselen yöneticisinin balık burcunda yücelimde olan Venüs olduğunu görüyoruz. Fakat 6. Evde yerleşmiş, Retro Jüpiter den yani dispozitöründen partil kare, Pluto GAD Satürn kavuşumundan partil sekstili var, haritadaki inançlar, dinler, yüksek dini anlamlar taşıyan yerler ve önemli din adamlarını gösteren evin yöneticisi Merkür balık burcunda Venüs ün yücelme derecesinde, düşük ve zararda. Aynı zamanda 9. Evde yerleşmiş yangın, kaza, kanama gibi olayların göstergesi Mar’s ın da dispozitörü ve qintil açıyla Mars’ı görüyor. Bu zayıf yerleşimli Mars 7. Evin de yöneticisi ve 7. Evde yücelimde bir Güneş görüyoruz, bu evin yücelme yöneticisi olduğu için olayın pek kaza olmadığını düşündürüyor. 9. evin türetilmiş 8. evinde ise Pluto yerleşmiş, ölümü ve dönüşümü, işin sonunu gösteriyor. Ama benim söylemek istediğim konu bu değil. Benim söylemek istediğim Pluto’nun 4. evde yerleşip, Satürn ve GAD ile kavuşup, sanki bu ortamdaki etkili aktör olarak, yumuşak bir açıyla (Pluto çok derin etkili dişil güçleri temsil ediyor) Venüs’ün yanmasına, sembolik olarak dönüşmesine (hatırlayın ateşten sorumlu Mars’ ın düzenleyicisi Merkür, Venüs’ ün yücelme derecesindeydi) katkı sağlıyor. Önceki hafta bir karadelik fotoğrafı çekildi, bu hafta “bizim kadın” anlamına gelen katedral yanıyor, ardından Kudüs’ te Mescid- i Aksa da yangın çıkıyor, bizler de acı çekiyoruz, aslına bakarsanız bakış açılarımıza ayar verme zamanı çoktan gelmiş de geçiyor. Notre Dame ve temsil ettiği anlayış dönüşmeye başladı bile belki de fiziksel olarak dönüşmesi o kadar da acı verici olmayabilir. Bu arada geçen haftalarda katedralin onarılması için toplanan bağışlarla Pasifik Okyanusu tamamen temizlenebilirmiş, ne ilginç olurdu bu paralarla kendi yarattığımız sağlıksız kültürü yeniden yüceltmek yerine, doğa anaya verdiğimiz zararları bir nebze telafi etmeye çalışsaydık.

Hıdırellez, yeniden doğuş bayramınız kutlu olsun…

 

Ülgen CURA KARAARSLAN

DİP ASA, İSAR CAP, MAPAİ

İG studiovenussirius

 

Naylon Çorap Giymek Mi Giymemek Mi ?

,

Venüs kova burcunun son derecelerinde seyrederken gelen esinlenmeyle oldukça ilginç bir farkındalık yaşadım. Naylon çorap giymek bugün dişilikle neredeyse özdeşleşmiş vaziyette, bir kere, en fazla iki kere giyilebilen, yirmi liradan daha ucuza alınamayan bu çoraplar, modern kadının geliştirmesi gereken en elzem maddi manevi adaptasyonlardan biri J nasıl olmasın cinsel olarak görünür olamamak, en temelde soyunu sürdürememekten tutun da animusunuzu yansıtacak figür bulamamaya ve hatta komüniteden dışlanıp hayatta kalamama riskine kadar götürüyor beni derin düşüncelerim J naylon çorap giyme becerisi eşittir zeka haline gelmiş durumda sosyolojik bakış açısıyla.

Venüs kadın, güzellik, aşk, ilişki, zevk gibi temaları sembolize eder. Kova burcu bize devrimci, analitik, özgürlükçü ve hümanist değerleri anlatır. Elbette ki kadınsal bir konuda hümanist bir değer üretme motivasyonu verir bu Venüs konumu. Naylonun patentinin alındığı 16 şubat 1937 tarihini inceleyerek başlayalım isterseniz. Bu haritada da bol miktarda kova ve Uranüs sembolizması var, bakalım başka neler var,


Güneş ve Merkür icatlarla bağdaştırılan kova burcunda, Ay, kova burcunun yöneticisi Uranüs’le kavuşum, boğa burcunda, yücelimde. Boğa burcu Venüs yönetiminde, kadınlar, güzellik, zevk, sefa, bakım ile bağlantılandırılır. Uranüs, Ay orada kadınsal meselelerle ilgili yenilik, devrimsel nitelikte bir değişimin aniden ortaya çıkıp, hızla etkisini yaygınlaştıracağını gösteriyor. Ay ve Uranüs’ün dispozitörü Venüs ise zarar gördüğü koç burcunda, yenilik, ortaya çıkış, başlangıçları temsil eder, ve fakat akrepteki Mars yönetiminde olduğundan aceleci, manipülatif, anlaşmak yerine savaşmayı seçen tarzıyla Venüs’ ün doğasına aykırı, bu yüzden haritada zayıf. Jüpiter’le kesinleşmeye başlamış kare açısı var ve en önemlisi Neptün-Mars ile oluşmuş yod kalıbının apeksinde. Burada abartılı, gerilimli, idealize edilmiş cinsel kimliklerle, zorlanarak uyum göstermeyi, kendi doğasında davranmaktan uzak, anlamıyla bütünleşme bozukluğunu gösterir gibi. Zaman içinde naylon çorabın nasıl bir baş belasına dönüşebileceğinin habercisi gibi adeta J

Haritada büyük kare açı kalıbı var değişken burçlarda. Büyük bir potansiyelin hayata geçirilmesini gösteriyor. Bugün naylon çorap sektörü her koşulda büyümesini sürdürebilen bir yapıda. Kuzey düğüm kalça ve uylukları gösteren yay burcunda. Somutlaştırmanın, inşanın, hayata geçirmenin efendisi Satürn ile yaratımın, hayalgücünün, esrimenin, idealize etmenin ve parlatmanın gezegeni Neptün karşıt açıda, bunlara oğlak burcundan büyük bir ciddiyetle Jüpiter köprü yapıyor, icadın son derece kalıcı, şanslı endüstriyel olarak kıymetli bir malzeme olduğunu kanıtlıyor adeta. Büyük bir tasarımın hayata geçirilmesinin kolay akışına bir köprü de Mars yöneticisi olduğu akrep burcundan geliyor. Neptün Mars açıları idealize edilmiş seksüel imgeler, ideal vücut formları, olanı olduğu gibi seksi bulmama ve değiştirme çabası ile bağlantılı ve ayrıca akrep burcu da dönüşüm, büyülemek, güç, iktidar, temizlemek, arıtmakla ilgili. Satürn ve Pluto ile yaptığı büyük üçgen açı kalıbı ile uzun ömürlü, kolay olmayan ama kalıcı, dönüştürücü, kolay kolay izi silinmeyecek, seksüel, bir yapının hayata geçişini gösteriyor.

Naylon çorap deyip geçmeyin, modern hayatın giyim standartlarının başında gelen bu aksesuar, en iyi ihtimalle 2 kez giyilebilen, sonra fırlatıp atılan, dönüştürülmezse çevreye zararlı, pahalı, farkedilmeyen ama önemli bir sarf malzemesidir. Naylon çorabın olmadığını düşünün hayatınızda? Yılda ne kadar para ödediğinizi düşünün, başına gün içinde gelen kazalardan yaşadığınız stresi düşünün, erkek meslektaşlarınızın böyle bir harcama kaleminin olmadığını düşünün, kadın olmak, seksi olmak için buna yapay olarak mecbur bırakıldığınızı düşünün, siz doğduğunuzdan beri bunun zaten olduğunu ve hiç farkında olmadan bu çarka girdiğinizi düşünün, aslında olması gerektiği gibi hiç ısıtmadığını düşünün, koku yaptığını düşünün off gerçekten çok saçma! Naylon çorap giyebilmek için kayda değer bedeller ödüyoruz gerçekten kadınlar olarak!!! Neyse devrimlerin gezegeni Uranüs bu başlangıç haritasındaki yerine dönüş yapıyor artık, belki de miadı dolmuştur kim bilir? J bu bir değişim zamanıdır…

Sevgiyle harika bir Nisan ayı olsun…

 

Ülgen CURA KARAARSLAN

Astroloji Danışmanı, DİP ASA, MAPAİ, İSAR CAP
İG studiovenussirius
venussirius.com.tr

İlişkiler Astrolojisi Üzerine

,

İlişkiler astrolojisi belki de astrolojinin en popüler alanıdır. İnsanlar öncelikle kendini tanımak için astrolojiye ihtiyaç duyarlar ve ilişkiler kendimizi en net gördüğümüz hayat alanıdır. Yani karanlıkta kalan taraflarımızı başkalarına aynalığıyla farkederiz.

İlişkiler astrolojisi diğer bir deyişle sinastri, haritalar arası açıları inceleyerek iki kişinin birbiriyle olan bağlantısının yapısını, enerji akışının kalitesini, geliştirici ya da ket vurucu özelliklerini gösterir. Fakat daha önceki yazılarımda da paylaştığım gibi astrolojik göstergeler her zaman bireysel irade ile bağlantılı olarak aktive olur. Yani hiçbir haritalar arası uyum, en üst düzeyde şaşılacak kadar iyi olanlar da dahil, iki kişinin birlikte olmalarını sağlayamaz. En önemli olan bireysel tercihlerdir. Dolayısıyla astrolojik bir verinin sizi merkezinizden çıkarmasına izin vermemelisiniz.

Bu konuyla ilgisi olanlar muhakkak bilirler, daha önceki bir yazımda kısaca bende açıklamıştım, ikili ilişkilerde en önemli göstergeler Güneş, Ay, Venüs, Mars ve Merkür dür. İlk dört gezegen cinsiyet kimliğimizin ve ruhsal yatkınlıklarımızın ifadesiyle ve Merkür de kafa yapımız ve iletişim becerilerimizle alakalı olarak ilişkilerimizi etkiler. Mesela Venüs- Mars ve Güneş-Ay uyumu olan bir çifti ele alalım, duygusal ve ruhsal olarak uyumlu olmalarına rağmen eğer haritalar arası uyumlu Merkür bağlantıları yoksa muhtemelen birbirlerini anlamakta, iletişim kurmakta güçlük çekeceklerdir. Veya uyumlu ya da uyumsuz Venüs-Mars bağlantısı olan bir çiftin duygusal ve cinsel olarak tatmin oldukları halde Güneş-Ay bağlantıları yoksa bir süre sonra ruhsal olarak doyumlu bir ilişki sürdürmeleri zorlaşabilir.

Bütün bunların yanında soğukluk ve mesafe, otorite, zorlayıcılık daraltma ve kontrol ile anılan Satürn ün uzun evliliklerin ve birlikteliklerin haritalar arası açılarında muhakkak birkaç tane akıcı ve/veya zorlayıcı açısının olduğunu görürüz. Satürn birtakım yapıların oluşup, korunmasında, sürdürülmesinde etkili olacaktır, fakat dozunda gitmek kaydıyla yoksa soğukluk ve aşırı kontrol sebebiyle ilişkiyi donma ve kırılma noktasına da getirebilir. Satürn evliliği sembolize eden terazi burcunun yücelme yöneticisidir. Yani gerçekten istemediğimiz halde sürdürmek zorunda kalmaktan tutun da, harika bir şeyin çok fazla zamana ve sabıra ihtiyaç duymasına, bir çatının somut bir kararla ve bireylerin ikisinin de üstünde bir güçle korunmasına, toplumsal kurallar ve aile kavramına, çocuk gibi annelik gibi aşırı hassas bir yapının (yengeç burcunun tam karşısındaki oğlak burcunun doğal yöneticisidir) en güçlü, en sert, en stabil yapıyla korunabilir olmasına kadar bir sürü sembolizma ile Satürn ün evlilik dostu olduğunu söyleyebiliriz sanırım. Ve onun kolları altında insanlar şefkati, sevgiyi ve aile olmayı öğrenebilirler çünkü o süreyi ilişkiye Satürn tanır. Elbette ki ilişkideki her bir kişinin Ay ve Venüslerinin becerileri oranında 😊

Bu konuda söylenebilecek, yazılabilecek sayısız makaleler olabilir elbette, içerik bakımından detaylandırılabilir, harita örnekleri oluşturulabilir, kompozit (birleşik) haritalardan da bahsedilebilir. Kendimizi insanlarla olan ilişkilerimizde görüyoruz demiştik ya her ilişkiye bir servet, cevher, keşfedilmeyi bekleyen bir yanımız olarak da bakabiliriz kim bilir, belki de yargısız alana geçmemize vesile olabilir bu. Kendimizi görebilmek için aynaya doğru bakmayı öğrenebilmemiz dileğiyle mutlu bir Mart ayı olsun…

 

Esinlenilen Kaynaklar: Relationships and Life Cycles; Stephen Arroyo, Gökyüzü Ortaklıkları Steven & Jodie Forrest

 

Ülgen KARAARSLAN

Astroloji Danışmanı, ASA, MAPAI, ISARCAP
venussirius.com.tr
#studiovenussirius

Batı Astrolojisi Nasıl Bir Bilgidir?

,

Bildiğimiz gibi Batı Astrolojisi ve Hint Astrolojisi (Vedic) arasında süregelen bir çekişme, yanlış anlaşılma, birbirine karıştırılma durumu söz konusu. Ben Vedic astrolog değilim dolayısıyla bu konuda fazla bilgi veremeyeceğim, fakat Batı Astrolojisinin dayandığı bazı temel fenomenleri anlatmaya çalışacağım, bu sayede konunun anlaşılmasına bir ölçüde katkı sağlayabileceğimi düşünüyorum.

Batı astrolojisi, mevsimsel zodyak, Vedic astroloji sidereal (yıldızıl) zodyak kullanır. Mevsimsel zodyak takım yıldızlarla sadece isimlerini kullanmak suretiyle bağlantılıdır oysa Vedic astroloji takımyıldızların gök kubbeye eş zamanlı izdüşümlerini esas alır. Batı astrolojisinde burçların psikolojisi ile takımyıldızların bağlantıları sembolik bir niteliktedir, değişkenlik göstermez ve tropikal döngüler ile bağlantılıdır.

Dünya’nın yörünge eğikliği ve bu eğikliğin sebep olduğu yalpalama hareketi (presesyon) nedeniyle takım yıldızlar ile tropikal zodyak arasında her 72 yılda 1 derecelik bir sapma meydana gelir. Bu sapma yaklaşık olarak 26 bin yılda telafi edilecek bir döngüdür, yani Koç Takım yıldızının 0 derecesi ile 0 derece koç noktası (vernal ekinoks, ilkbahar gün eşitliği) sadece yaklaşık 26 bin yılda bir aynı noktayı gösterir. Bu anlamda batı astrolojisi sembolizması mevsimsel ögelere dayanır. Dünya’nın Güneş çevresinde yaptığı mevsimleri oluşturan yıllık hareketine, kendi çevresinde dönerek yaptığı günlük hareketine ve Ay ile yaptığı aylık (28 günlük) hareketine bağlıdır. Yıllık hareket gerçek anlamda mevsimleri, Ay ile yaptığı hareket kadınsal döngülerin mevsimlerini (doğurganlık döngülerini), günlük hareket ise ışık döngülerinin (biyolojik saat) doğasını verir. Hepsi birlikte incelendiğinde dünya üzerindeki canlılığın ( insanların da dahil olduğu) biyolojik zamanlamasını anlatır. Bu anlamda baktığımızda batı astrolojisi biyolojik zamanlama gerektiren tüm yaşamsal döngülerle sembolik olarak bağlantılıdır. Örnek vermek gerekirse, günlük harekete göre, öğle saati doğmuş birinin güneşinin haritasının tepe noktasında olması ve o kişinin toplum içinde görünür olmasının daha düşük yerleşimli bir Güneş’ e sahip olan diğerlerinden daha kolay olacağı açıktır. Ya da Ay döngüsüne göre bakarsak, ayın ışığı büyürken doğan birinin, küçülürken doğanlara göre daha dışa dönük, şanslı ve çocuksu olacağını söyleyebiliriz.

Batı astrolojisinin sembolizması, hayvanların üreme mevsimleri, kuşların göç mevsimleri, ayıların uyuma mevsimleri ve insanların ekim dikim hasat mevsimleri gibi döngüsel zamanlarıyla örtüşür. Mesela Boğa Burcu sembolizması, bereketlilik, maddecilik, doğurganlık, sahiplenicilik, keyif odaklılık, dokunsallık ve doğal içsel bir saate sahip olmak gibi ilkbahara atfedilebilecek özelliklerdir. Ya da Terazi Burcu’ nu ele alırsak, mevsimiyle olan bağlantısı astroloji bilmeyen biri tarafından ilk bakışta kolayca anlaşılmasa da psikolojik olarak Başak burcu semboliğinden sonra gelen ve Koç burcu semboliğine bir ölçüde dengeleyici karşıtlık yapar niteliktedir. Yani Terazi burcu Koç burcunun varolma, hayatta kalma, egoyu ifade etme dürtüsüne karşılık ilişkide olma, partnerlik becerisi geliştirme, uyum yaratma gibi psikolojik ihtiyaçları karşılamaya yöneliktir. Başak burcunun işe yarama, kendini yaptığı işle var etme motivasyonundan da sonra gelir gelişimsel süreç olarak. Modern zamanlarda burçların sembolizması insanın psikolojik olgunlaşma dönemleri ile dahi örtüşür derecede gelişmiştir, psişenin ihtiyacına cevap verecek şekilde. Şöyle ki günümüzde Astroloji, sosyoloji, psikoloji, antropoloji, istatistik, coğrafya, astronomi gibi bilim ve sosyal bilimleri kullanmaktadır. Insan bilgisinin ve ihtiyaçlarının gelişimiyle uyumlu olarak.

Bu anlamda dikkatli bakıldığında mevsimsel zodyağın paganizm döneminden kalan bilgilerin bir derlenip toplanması, yazıya dökülmesi, sistemlileştirilmesi, öngörü yapmak için kullanılması hali olduğu anlaşılır. Doğa dinlerinde çok dikkat çeken eş zamanlılık kavramına dayanır. Yukarıyı anlamanın aşağıyı da anlamak olduğunu söyler. Doğa dini döneminden kalan yapılara baktığımızda ışığın hareketini ölçmenin ne kadar önemli olduğunu, ve o dönemde insanların hassasiyetle bunu yapmayı bildiklerini şaşırarak görürüz. İnsan bilgisinin doğanın döngülerini anlamak ve onunla uyumlu yaşamayı geliştirmek üzerine şekillendiğini biliyoruz. Bugün astrolojinin bir bilim olarak adlandırılamaması, hala deneysel olarak oldukça katı bir ölçekten geçirilmesinin yanında (multidisipliner yapısından ötürü daha geniş bir perspektiften bakılması gerekirken), aslında dişil bir sanat olmasından, doğanın ritmini, canlılığın ritmini sezmeyi gerektiren bir hassasiyete de ihtiyaç duymasındandır.

Bu bakış açısıyla ilerlediğimizde ekliptik dediğimiz göksel şerite izdüşen takım yıldızların sayısının 12 değil de 13 olmasının, presesyon nedeniyle burçlarla takımyıldızların aynı hizada olmamasının, ya da takımyıldızların açısal büyüklüklerinin eşit olmamasının (burçların herbiri 30 derecedir, fakat takımyıldızlar değişiklik gösterir) tropikal zodyağı etkilemeyeceği ortadadır. Bütün bunlar olurken hala Güneş aynı şekilde doğar, batar, her yıl aynı noktaya geldiğinde yaz başlar, kış başlar, en uzun günler, geceler, ekinokslar, yaşanır. Bahar geldiğine kuzular doğar, çiçekler açar ve insanlar canlanır. Astrolojinin kendimizi tanımamıza araç olduğu gibi doğayı, canlılığı, doğal döngüleri ve o döngülerle bütünlüğümüzü anlamamıza katkı sağladığı açıktır. Hepimizin en yüksek hayrına kullanabilmemiz dileğiyle, mutlu bir Şubat ayı olsun…

 

Ülgen KARAARSLAN

DİP ASA, MAPAİ, İSAR CAP

venussirius.com.tr

Uranüs; Gerçeğe Sadakat, Astroloji Ve Bağlantısızlık

,

Bunların hepsini en sonunda nasıl bağlantılandıracağımı ben bile merak ediyorum şimdi 😊. Uranüs’ten bahsetmeye cesaret ederken onun doğası gereği her şeyi baştan hesaplayamayacağınız ortadadır zaten. O gerçeğe sadakatle ilişkilendirilebilecek en sert yapı, onunla idrak çok hızlı olur, uyumlanılabilirse yüksek hızda farkındalık yaşanır. İşler hesaplandığı gibi gitmez. Topraksal yapısı zayıf, daha çok maddi dünyayı ruhsal alemle hizalamaya çalışan, akıl ve enerji ile maddeyi bağdaştırmaya çalışan bir yapı. Bağlantısızlığı buradan geliyor, aklı madde ile bağlamaya çalışan, maddeyi tam olarak anlayamamış bir yapı, bu anlamda aşırı eril. Devrimci, eşitlikçi, bilim adamı, elektrikli, mantıkçı, dil ve sistem ile alakalı.

Astrolojinin de gezegenidir, ilahi aklın işleyişini anlamamızı sağlayabilecek enerji Uranüsyen, başka bir deyişle eğer bizi oluşturan sistemi anlayacaksak Uranüsümüze ihtiyacımız var. Onunla sistemli düşünüp, başka sistemler yazmaya cüret ederiz. Bir şekilde küstah bir enerji, durduğu yerde durmaz, olduğu hali bilmez, kabul de etmez, varoluşunun üstüne çıkmak, çıkamasa da bir şeyler demek ister. Devrim yapmayı düşünür, eşitlik adalet ister. Programlar yazmayı, sistemler geliştirmeyi, kendi mantığıyla başka bir alt dünya kurmayı düşünür, yazılmış olanı anlamaya kategorize etmeye ve bu anlayışı sınamayı ister. Mantığı basitleştirip saflaştırmayı ister, kendini tanrılarla eşit görür, onlara istedikleri saygıyı göstermez, egoları beslemez. Kendi egosuyla dahi dalga geçer Uranüs. İnsanlar arasında da fazla anlaşılmaz ve dolayısıyla tutarsız görülüp pek de güvenilmez. İnsanların kurtuluşu için kendini feda edebilir, devrim yapmaya çalışırken ölebilir, ama ölmezse de sürgündür yeri, bir devrimci devrim yaptıktan sonra etraftaki en gereksiz kişidir zira. İnsanlara sunduğu güzellikte hiç kısmeti yoktur.

Farklı kültürlerin mitolojilerinde yaratıcı tanrı olarak görsek de Uranüs’ü, aslında onun titan torunu Prometheus’tur insanın yaratıcısı olan mitolojik arketip. Prometheus titanlarla tanrıların savaşında tarafsızlığını koruyacak kadar akıllı bir titandır. Fakat savaştan sonra soydaşlarının akıbetini içine sindiremeyip, yaptıklarıyla tanrıların şiddetini üzerine çekmiştir. Yarattığı insanın aşağılanmasına ve zavallı olarak yaşamasına içi elvermediğinden ona tanrılardan çaldığı akıl ateşini vermiş bu yüzden de Zeus tarafından sonsuza dek kartallar tarafından ciğerleri yenecek şekilde kayalara zincirletilmiştir. Mitolojisini okumanızı öneririrm, ilk devrimci, hümanist arketipidir zira onun yapmaya çalıştığı insanın kişisel gücünü eline almasını desteklemekten başka bişey değildir!

Bireysel gelişimimizde ise Uranüs transitleri en büyütücü farkındalık yaratıcı olanlardır diyebiliriz. Önemli transitlerde zihinsel kırılmalar yaşarız ve farkında olmadığımız yönlerimiz ortaya dökülür, dönüştürücü deneyimler ile desteklenir. Transit bittiğinde transit aldığımız gezegen bakımından tamamen farklı biri olmuşuzdur, bu yolumuza devam ederken yaşanan bir tür içsel devrimdir.

Bireysel haritalarda, Uranüs içsel gezegenlerle temas ettiğinde kişiliğin yapısını bir ölçüde soğuk ve mesafeli hale getirir. Gerçek ile bağlantıda olmak adına kişi fazlasıyla sert ve tutarlılık adına acımasız olma eğilimi gösterebilir. Duygusal besleme ve beslenme yeteneğini kısıtlayabilir, maddi dünyanın ihtiyaçlarını anlamakta, ilişkilerini sürdürmekte, yakınlık kurmakta zorlanabilir. Toplumun ahlak anlayışını ve yaşam şeklini olduğu gibi kabul etmediğinden değişimin öncülüğünü yapar. Bu sayede Uranüs enerjisi insan davranışının evrimini, değişimini ve her tür yaşamsal kollektif stil değişikliğini de borçlu olduğumuz yapıdır, bir düşünsenize kim ister hala ortaçağ yaşam şekline bağlı kalarak yaşamayı? Uranüs bu evrimin garantörüdür.

Uranüs astrolojinin, bilimsel düşüncenin, sistemli düşüncenin, saf mantığın, matematiğin, elektriğin ve enerjinin, aklın, idrakın, tutarlılığın gezegeni. Onun varlığı bizim kendimizle hizalanmamızda çok önemli bir adım. Satürn’ün nisbeten şefkatli, sabırlı, babacan, dönüştürücü öğretmen enerjisinden sonra gelen, sert soğuk, kişisellik tanımayan zorlayıcı, kırıcı, gerekirse yıkıcı, ani beklenmedik ama sonuçta bizim kişisel devrimimize hizmet ettiği için çok kıymetli bir gezegensel arketip. İyi ki Uranüs var ve biz bugün özgürce düşünüp, kendimizi tüm farklılıklarımızla ortaya koyma becerisine ve cesaretine sahip olabiliyoruz. İyi ki Uranüs var ve başkalarının farklılıklarını görüp onları olduğu gibi kabul edip, onları da bu dünyanın özgün birer üyesi oldukları için sevebiliyoruz, ne mutlu bize…

Yeni yılımız kutlu olsun, 2019 hepimize özümüze bir adım daha yaklaşma fırsatı olsun, sevgilerimle…

 

Ülgen KARAARSLAN
Astroloji Danışmanı

ASA, MAPAİ, İSAR CAP
venussirius.com.tr

Eşcinselliğe Güzelleme…

,

Ne zamandır eşcinsellik üzerine bir yazı yazmak istiyordum, üstüne Freddie Mercury filmi çıktı, İkizler burcunda dolunay gerçekleşti, Güneş, Jüpiter, Merkür Yay burcuna geçti, kavuşum yaptılar, dergiye yazma günü geldi çattı Astroloji gibi bir deryadan ne yazacağımı bulamamanın şaşkın farkındalığını yaşarken buldum kendimi. Evet konu çok ilginç geliyor bana, savaş çıkmadıysa eğer toplumun en cesur kesiminden bahsediyorum. Şimdi nereden çıktı bu konu demeyin hemen. Yay burcunda oluşan gezegen dizilimi, bizleri diğer insanları, kültürleri, felsefeleri, inançları, yaşayış şekillerini tanımaya ve anlamaya güdülüyor ve ötekileştirdiğimiz, yargıladığımız yapıları anlamamızı kolaylaştırıyor. 😊

Bu konuyu cesaretle ilişkilendirmem kişisel bakış açım olabilir. Eşcinselliğin bununla ne alakası var peki? Kadın olmakla, erkek olmakla, cinsiyet rollerimizle ilgili yaşanan krizleri bir düşünün. Kimse bize ilk görüşte cinsiyetimizi sormaz bununla ilgili çok geniş bir kabul var insan toplumunda. Alt kimliklerin belki de ilki, ‘adın ne? nerelisin?’ den de önce sorulmadan varilan bir karar hakkımızda. Olunması gereken, olunan, olduğumuzu sandığımız kadın ve erkekler ne kadar uyumlu öz varlığımızın yapısıyla ya da ne kadar baskı altında, çarpık? Kendimiz olmaya hiç izin yok ‘erkek gibi kadın maşaallah’ muhakkak duymuşuzdur ya da ‘biraz efemine gibi’ yorumlarını. Hep bunlara biraz alaycı biraz da sorgulayıcı duruma mesafe almaya çalışan, sorular üreten cevaplar veririz farkına varmadan. Aslında benim yapım nasıl? Olması gerektiği gibi mi yoksa bu kulaklarımda zihnimde bilinç altımda yer etmiş bir sürü manasız yargıdan mı işliyorum? Ya da gerçekten bir kadın ya da erkek nasıl olmalı? Bunun bir formülü mü var? muhakkak vardır, doğada olan biten her şeyin bir formülü vardır. Ama bu yazıda bahsi geçen formüller en fazla üreme başarısı, soyunu sürdürme, genlerini aktarma ile ilgili değil, kişinin kendi olduğu kişi olabilme becerisi ile ilgili bir başarı. Bireyleşme ihtiyaç piramidinde en üstte yer alır, her ölümlüye de nasip olmaz. İşte bunca düşünceden geldik eşcinselliğe, birinin hiç kabul görmeyen cinsel kimliğini ifade etmedeki cesareti, onu takındığı anda gelebilecek saldırılardan korunamamayı göze alması, sürekli savunmada bırakılmak bunlar çok ciddi cesaret isteyen günlük yaşam deneyimleri ve başa çıkılabildiği ölçüde de çok yükseltici ödülleri olacaktır diye düşünüyorum.

Haritalarımızda cinsiyetimizle ve cinsel davranışlarımızla ilgili dört ana gösterge var. Bunlar ilişki kurarken, kurmamayı seçerken ya da ilişkiyi sürdürürken devrede olan arketipik karakterlerimiz. Güneş, Ay, Venüs ve Mars. Bir haritada, Venüs ve Ay benimsenen kimlik ‘kadın’ ise öne çıkar, ‘erkek’ ise Mars ve Güneş ile cinsel kimliğini ifade eder kişi. Peki bu yapıda ifade edilmeyen öteki iki gezegen nereye gider? Onlar hiçbir yere gitmez hep orada dururlar ve bir şekilde ifade bulmayı beklerler. Kimliğin bütünlenmesinde rol almaları gerekir bu iki gezegenin de, yoksa kimlik eksik kalır. Bu noktada doğum haritası danışmanlığı almak konu ile ilgili daha iyi bir anlayış geliştirmekte faydalı olabilir. Bireyin haritasının bütünleşme seviyesi arttıkça da bu iki gezegen kişisel ifadede daha fazla görünür hale gelir. Kısaca, hepimiz kendi ruhsal bütünleşmemiz için cinsel kimliklerimizi entegre etmeye çalışıyoruz, biyolojik olarak görünenin zıttı göstergelerle kendilerini ifade etmeyi öncelikli seçen, zoru seven bu cesur ruhlar hepimiz gibi entegre edilmesi gereken dört gezegene sahipler. Hepimiz aynı tekamül yolundayız bu hayatta ve bazılarımız daha fazla mücadele veriyor…

Sevgi dolu bir Aralık ayı dilerim…

Ülgen KARAARSLAN
Astrolog
DİP ASA, MAPAİ, İSAR CAP
venussirius.com.tr

Jüpiter YAY Burcuna Geçiyor

,

Jüpiter Yay Burcuna geçiyor, muhakkak hepiniz duymuşsunuzdur. Bu göstergeyi sadece Yay Burcu özelinde incelemek yanıltıcı olacağından, Neptün ile yıl boyu tekrarlayacağı açı bakımından ele almayı uygun görüyorum. Bu şekilde incelendiğinde Ay’ın döngüsel hareketiyle, bir ay içinde defalarca tetiklenecek önemli bir enerjiyi de inceleme fırsatı bulmuş olacağız. Balık Burcu’nun klasik ve modern iki yöneticisi kare açı ile birbirlerini görecekler, üstelik ikisi de yönettiği burçlarda çok güçlüler. Balık Burcu, aşkınlık, dini, mistik deneyimler, gündelik hayatın ve materyal dünyanın gerçeklerinden kaçma, başkalarının acılarına duyarlılık, bağımlılıklar, kurban olma, feda etme, merhamet konularıyla ilgilidir (detaylı bilgi edinmek için Balık Burcu ve psikolojik fonksiyonu hakkında okumanızı tavsiye ederim) ve bu dünyada deneyimlenebilecek en aşkın ruhsal hali gösterir. Bu iki yönetici gezegeninin kare açı ile birbirlerini görecek olmaları, 3 kez tam açılı olacak şekilde, bu yılın balıksal temalarla ilgili gerilimli bir yıl olacağının en bariz göstergesidir. Haritanızdaki Balık Burcu deneyimine bağlı olarak karşılayacağınız mistik bir zaman dilimi bizleri bekliyor. Burada eklenmesi gereken bir diğer konu da geçtiğimiz dönemde, Jüpiter Akrep Burcu’ndayken bu deneyimi yumuşak ve şifalandırıcı olarak deneyimlemiştik bu yüzden hepimiz bu enerjiye bir ölçüde aşinayız haritalarımızdaki açılardan bağımsız olarak.

Yay Burcu Jüpiter’in kendi yeridir, orda en güçlü iyimserlik, büyüme, özgürlük, bilgiçlik potansiyelindedir. Davranışlarda hafiflik ve aldırmazlık, düşüncelerde felsefi bir derinlik ve ben bilirimcilik vardır. Her iki burç da aşkınlık ister ve bilgi ile bütünleşme, büyüme ve yükselme ideali vardır. Kare açının vereceği aşırılık ve illüzyon da hesaba katıldığında, kişisel haritadaki ilgili alanlarda gerçeklerden sapma ve kendi kendini kandırma deneyimlenme riskinin olacağını söylememiz gerekir.

Biraz da değişken nitelikten bahsedelim bu noktada, her iki gezegen de değişken burçlarda zira. Değişken nitelik bir elementin başka bir elemente dönüşmeye hazırlandığı bozunma evresini gösterir; element ortaya çıkmış, yükselip doruğa ulaşmış artık bırakıp dönüşme evresine gelmiştir. Başka bir deneyimin ortaya çıkabilmesi için çözünme ve bozulma gereklidir. Psikolojik olarak da korunaklı bir bozunma sürecinden geçiyoruz çünkü Jüpiter ve Neptün ilahi sevgiyi almakla ilgili iki gösterge, biri bizi sevgi, şevk ve sevinçle doldururken diğeri aşkınlık, mistik haller ve zihinsel olarak odaklanamama ile gelen yükselme ve huşu hissi veriyor. Bu ikisinin kare açıyla transitte oluşu başımıza gelen her ne olursa olsun onu rahatlıkla ve istekle kabul edeceğimizi, heyecanlanabileceğimizi, yanlış yorumlayıp akışa kolaylıkla girebileceğimizi ve hayrına inanabileceğimizi, teslim olmaya istekli olabileceğimizi gösterir. Öte yandan kaçırma, yakalayamama, başarısız olmaktan korkma şeklinde de mistik korku deneyimlenebilir.

İnsanların gündelik yaşantılarına yansıyışı aşırı iyimserlik, spiritüel gurur, gerçek dışı idealler ve hayaller, gerçek hayatın zorluklarına katlanamama, vazgeçiş, yaşanan hayatın idealize edilmiş olanla hiç alakası olmadığını zaman zaman fark edip hezeyanlara düşme, sürekli uzak seyahatlere çıkma isteği, düzeni bozma başka aşkın modele geçme yanılgısı, madde bağımlılığı, kaçış için geliştirilmiş tekniklere zarar verici düzeyde sapma (aşırı ibadet, aşırı spor, intihar, okuma, gezme, yeme, alkol, sigara kullanma… ) ve dengelenmesi gereken duygusal yükselişler şeklinde olabilir. Bu süreçte dengeli, mantıklı, sayılı, hesaplı, akli yeme içme, çalışma, eğlenme ve spor rutinleri geliştirmek topraklanmaya en yararlı yöntem olacaktır.

Peki hiç mi iyi tarafı yok? Böylesi zorlukların daima müthiş fırsatlar barındırdığını söyleyebiliriz. Aşkınlık deneyimini sevgiyle yakalama şansı var. Maddi dünyanın kısıtlamalarını terk etmeksizin, onunla barış yaparak ve kabul vererek bir üst seviyeye çıkma, artık kavga etmeme, başkalarına gönüllülükle hizmet etme, sadece varlığı sürdürerek zararsızca yaşama sanatını öğrenme şansı var. Önemli spiritüel öğretmenlerin, ruhsal liderlerin haritalarında bu açı kalıbı görülür zira.

Jüpiter’in giriş anı haritasını da inceleyelim,

Yükselen 0 derece koç, Ay boşlukta gibi görünüyor, ama değil Jüpiter’in kavuşum orbunda. Ay fazı yeniay, ama Ay yanık değil. Aynı anda bitiş ve yeni başlama gösteriyor. ASC yöneticisi 12. evde. Bir süreç bitmiş gibi ama yeni başlama da umut ve şevk de orda. Ay düğümleri Yengeç-Oğlak aksına geçmiş, eski yüksek değer kalıplarını bırakıp öze köklere yönelme var. ‘Gerçekten değerli olan ne?’ sorusunu sormamızı ister gibi. 12. Ev gizli düşmanlara atfedilir. Aslında bizim bilinç dışımızı, bütünleşilmesi gereken alanı gösterir. Gizli düşman kim? O karşımıza herhangi bir zamanda çıkan aslında bizden olan, ama tanımadığımız gölgemizdir. Karşımıza eşimiz, iş ve parasal ortaklıklar yaptığımız kadınlar, bilgili önemli insanlar, annemiz, babamız, mistik öğretmenler, seksi genç kadınlar ve erkekler, öz değerimizi, maddi varlıklarımızı ve öz saygımızı yerle bir edebilecek ruh eşleri gibi çıkabilirler. Bu süreçte bizi destekleyecek olanlar ise ilişkide olduğumuz genç anlayışlı, akıllı, bilgili insanlar ve güçlü otoriter yaşlı kişiler olacaktır.

Bu an haritasına ve yıl içindeki açılara bakarak söyleyebileceklerimiz kuşkusuz çok daha fazla olabilir ama konuyu toparlamak gerekirse, Neptün ve Jüpiter’in gerilimli kontağının etkisiyle farkına varmadan çok yüksek farkındalık geliştirebileceğimiz bir yıla giriyoruz, bu süreç dilerim hepimizin en yüksek hayrına olsun, hep birlikte yükselelim insanlık ailesi olarak…

 

Ülgen KARAARSLAN
Astroloji Danışmanı
DİP ASA, MAPAI, ISAR CAP

www.instagram.com/uraniamercury/

4 Element 4 Mizaç

,

Astroloji, hiçbir sınırlama olmaksızın, psikoloji tarafından onaylanmaktadır, çünkü astroloji geçmişin tüm psikoloji bilgisinin özetini temsil etmektedir.

C.G. Jung

The Secret of the Golden Flower üzerine açıklamalarından

Dört element kavramı hiçbirimize yabancı değil, zira pek çok eski metinde, farklı kültürlerin mitolojilerinde, psikolojide, bilim tarihinde, ve teolojide sık sık konu edilir. Dört elementi dünyanın direği, dünyevi alemin varoluş biçimi, yapıtaşı gibi açıklıyor ezoterik metinler. Antik Yunan’da Hippocrates vücut sıvılarını dört elementle izah etmiş ve bunların oranlarındaki bozulmaları ‘hastalık’ diye adlandırmış. Hipocrates’ a göre Ateş elementi ‘sarı öd’, hava elementi ‘kan’, toprak elementi ‘siyah öd’ ve su elementi ‘mukus’ ile ifade ediliyordu. 1700 lerin sonlarına kadar hem mizaç ile hem de hastalıklarla ilişkisi kabul gören dört element daha sonra bir süreliğine rafa kaldırıldı. Burada bahsetmek istediğim dört element bizim günlük yaşantımızda karşımıza çıkan insan mizaçları ile ilgili.

Ateş elementi, choleric, güçlü kolerik diye tabir edilen, dışarıya doğru genişleyen, ısı ve ışık yayan, sabırsız, hevesli, ilham dolu, çocuksu egosal, güçlü, dürüst, coşkulu, neşeli bir mizaçtır. Ateş elementi burçlar koç, aslan ve yay dır. Bu burçlar iradelerini doğrudan kullanmak konusunda oldukça bilinçlidirler ve eril burçlardır. Fakat sabırsız ve nazik olarak vakit kaybedemeyecek kadar aceleci olabildiklerinden bencil ve umursamaz görünmek gibi bir gölge tarafları vardır.

Su elementi, phlegmatic, barışçıl soğukkanlı diye tabir edilen, sakin sezgisel, dişil, somut olmayanın sezgisel olarak farkında olan, duygusal dünyanın içinde kaybolan bir mizaçtır. Çok yüksek sezgisel farkındalığı olduğu halde kaynağını somut olarak bilemediğinden bilgisini ifade etmekte oldukça zorlanan bir yapıdadır. Suyun doğasında da olduğu gibi şekilsiz, her kabın şeklini alabilecek bir yapı gibi uyumlu ve barışçıldır, huzur vermeyi öğrenirse huzur bulur yoksa bilinçdışı farkındalığın verebileceği korkularla mantıksızca savunmacı eğilimde olabilirler. Tıpkı su gibi akışa güvenmeyi öğrenmek onların bilgeleşmelerine ve evrimleşmelerime imkan sağlar. Yengeç, akrep ve balık burçları su burçlarıdır.

Hava elementi, sanguin, popüler optimist mizaç ile ilişkilendirilir. İyimser, zihinsel, yaratıcı, teorisyen, felsefi, nesnel, mantıklı, sosyal ve iletişimcidirler. Yaratımın düşünsel, zihinsel kısmında aktiftirler, insan bilgisinin oluşumu ve korunup aktarılması bu elementle ilişkilidir. Fazla teorik olmakla gerçekçi olmamakla eleştirilirler, aşırıya kaçmaları halinde fanatik ve tuhaf görünürler. Fiziksel dünyanın ihtiyaçlarını anlamakta güçlük çekerler, buna bedenlerinin ihtiyaçlarının farkında olmamak da dahildir (açlık, uyku gibi). Erildir, iradelerini kullanırken bilinçlidirler. Hava burçları, ikizler, terazi, kovadır.

Toprak elementi, melankolik, mükemmeliyetçi mizaç ile ilişkilendirilir. Dayanıklılık, fiziksel dünyanın tam olarak farkında olmak, anda ve mekanda olma bilgisi, pratik mantık, duyular aracılığıyla çevreyi algılama, sabır ve disiplin. Onlar doğuştan para kazanmak, fiziksel ihtiyaçlarını gidermek, hedefine ulaşıncaya kadar sabretmek gibi bilgilere sahiptirler. Onların gölge yanları ise dünyayı sadece maddi ve beş duyu ile yakalanana indirgeme eğilimleridir. Bu onların uzun vadede fazla temkinli donuk bir yapıya bürünmelerine, hayal gücünden yoksun renksiz ve katı bir hayat sürmelerine neden olur. Dar görüşlülük, sınamadıkları yeni bilgilere kapalılık ve bu tür hareketli, canlı ve yaratıcı insanlara şüphe ile yaklaşma eğilimi geliştirirler, halihazırda yarattıkları şeylere aşırı güvenip, bağlanıp, değişime inanmayarak son derece sabit deneyimleri hayatlarına çekip kendi kehanetlerini en çok melankolikler doğrularlar. Boğa, başak ve oğlak toprak gurubu, dişil burçlarıdır. Genellikle kararlarını fiziksel algılarına göre bilinçsizce duyularıyla ve deneyimleriyle alırlar, bu anlamda su gurupları gibi sebeplerini doğrudan ifade etmekte zorlanabilirler.

Bunlar genel olarak Güneş burçlarına bağlı olarak değerlendirebiliriz, etkisi yadsınamaz, fakat bir mizacı belirlerken sadece Güneş burcunun elementini değerlendirmek yeterli değildir, haritada yükselen, yükselen yöneticisi ve konumu, 1. ev ve 1. evde yerleşmiş gezegenler, Ay burcu da çok önemlidir, hatta ortaçağ metinlerinden öğrendiğimiz ve oransal olarak elementleri tam olarak hesaplayabildiğimiz teknikler de vardır ve oldukça kullanışlıdırlar. Bir danışanla çalışırken elementler temelinden hareket ederek , kişinin mizacını dolayısıyla temel ihtiyaçlarını belirleyerek ilerlemek oldukça güvenlidir. Koçluk eğitimlerinin de çok önemli bir parçası olan mizaçlar, Astroloji Harita Danışmanlığında da çok hızlı ve kesin veri sağladığından ilk incelenmesi gereken verilerdendir.

Keyifli, mutlu, huzurlu bir Ekim ayı olsun…

 

Ülgen KARAARSLAN
Astroloji Danışmanı, Öğretmen
Dip.ASA, MAPAI, ISAR CAP

@uraniamercury
@studiovenussirius

Yararlanılan kaynaklar: Astroloji, Psikoloji & Dört Element, Stephen Arroyo, Barış İlhan Yayınevi.

Astroloji, Gelişimsel Evreler ve Astropsikoloji

,

Konu kişisel gelişim, koçluk ya da insan psikolojisi olunca çoğumuzun aklına astroloji gelmiyor. Bu cümleyi ‘doğal olarak’ diye bitiremedim çünkü öyle değil bugün astrolojinin bana göre en kullanışlı alanlarından biri ‘Astropsikoloji’ dir. Astropsikoloji, astrolojinin, doğumdan itibaren gezegen transitlerini ve burçların psikolojik ihtiyaçlarını, psikolojik gelişimsel evrelerle açıklayan bir alanı. Hem horoskopu hem de insanı gelişebilen, evrimleşen yapılar olarak değerlendirir ve haritalardaki gezegensel ilişkilerin bireydeki entegrasyon seviyesine ve bu seviyeyi yükseltmeye vurgu yapar.

Astropsikolojinin bize öğrettiği en önemli konu bireydeki gelişimsel dönemlerin bir şekilde transit gezegen döngüleriyle örtüşmesidir bunun en basit örneği bir çocuğun ilkokula başlaması döneminin haritasındaki ilk Satürn karesine denk gelmesidir. Evet tam 7 yaşında transit Satürn natal Satürne kare yapar ve çocuk otorite ile karşılaşır, yeni bir şekil almaya zorlanır ve bu yeni şey daraltıcıdır, sorumluluklar yüklenir ve öğretmen hayatına girer. Bu çocuğun yaşadığı ilk ciddi krizdir, alışıldık davranış modellerini bırakmaya zorlanır, başarıyla atlatılması için çoğunlukla desteğe ihtiyaç duyulur. Ya da Jüpiter in transitlerinin yıllık olarak çocuğa yansıması da buna örnek olarak verilebilir. Tek yaşlarda çocuklar daha uyumlu ve etraflarına karşı duyarlıyken, çift yaşlarında çok daha fazla kendilerine güvenen, asi, hırçın ve egosantrik olurlar. Bildiğiniz gibi Jüpiter her yıl bir burç geçer ve haritada ortalama 30 derece ilerler yani bir yaşındaki çocuğun Jüpiteri natal jüpitere aversiyon açısı yapıp onu desteklemezken ertesi yıl 60 lık (sekstil) açı yaparak çocuğu destekler, şımartır, özgüvenini artırır ve çocuk daha dediğim dedik olma cesareti bulur. Bu 3 yaşında kare açı ile çocuğa içsel sürtüşme yaratırken 4 yaşında üçgen açı ile destekleyerek yine özgüveni tavan bir problem makinası çocukla karşılaşırız. Örnekler bu şekilde çoğaltılabilir fakat bazılarınız şimdi ergenlik dönemini merak ediyor olabilir hemen söyleyeyim, 12 yaş ben dünyayı kurtarırım, siz hiç bişey bilmiyorsunuz gibi söylemlerin başlangıcı olarak ilk Jüpiter dönüşüdür, daha ne desin çocuk iki Jüpiterli bir birey olarak 😊

Gelişimsel evrelerin burçların psikolojik ihtiyaçlaryla nasıl bağlantılandrıldığını örneklememiz gerekirse benim en sevdiğim örnkler Başak, Terazi ve Akrep burçlarıyla ilişkili olanlardır. Şöyle ki Başak evresi 19- 26 yaş arasını kapsar ve kişinin iş hayatına atılıp küçük detaylarla oyalanarak tablonun bütününü hiç görmeksizin deli gibi çalışıp faydalı olmaya ve işini öğrenmeye, hizmet etmeye çalıştığı evredir. Yetişkinliğin acemiliği. Bütüncül olarak bakıldığında en çok çalışılan ve en az kazanılan, en az ne yapıldığının anlaşıldığı evredir. Terazi evresi 27-35 yaş arasında evlenip , ilişkide denge kurmakla ilgili derslerin bolca deneyimlendiği evredir. Bu evrede kişi hayatındaki herkesi idare eder ve ilişkisinin sürmesi için çabalar, neredeyse başka hiçbir yolu yokmuşcasına fedakarlık yapma eğiliminde olur. Bu evlilik ve sosyal ilişkiler meselesi başarılmalıdır zira. Fakat yaş 36 civarına geldiğinde kişi birden niye bu kadar çabalayıp bu kadar az doyum sağladığını sorgulamaya başlar. Akrep evresi sinsice başlamıştır, eşine, yakınlarına, annesine ya da mantıksız dayatmaları olan herkese rest çekecek gücü kendinde bulmaya başlar. Daha derin cinsellik ve gerçek yakınlık ihtiyacı duyar ve bunu hayata geçirmek için atılması gereken adımları atmaktan çekinmez. Gerçekten olmayan herşeye her duyguya açıkça meydan okur… Ebeveynler kaybedilir, ölümle yüzleşilir. Bu evrede eğer cesaretsizce davranırsa bir sonraki evreye geçemez ve gerçek dönüşüm ve büyüme şansını kaçırır. Hemen hemen herkes bunu hissettiğinden görünürde sağlam ama özünde zayıf olabilecek tepkiler verilir hayata karşı, motosiklet almak, eşinden ayrılmak ya da evlilik dışı ilişkiye girmek gibi, gerçekten acılı süreçle yüzleşilmeden kaçamak şekilde yapıldığında kişi büyüyemeyerek bir sonraki evrede yaşlanmaya başlar ve durumun yüzeyselliği anlaşılır. Bu evrelerin her biri bir iki yaş önce yada sonra deneyimlenebilir yada iki evre içiçe geçmiş olarak bir süre birlikte yaşanabilir. Mesela okulunu bitirmeden iş hayatına atılan biri Başak evresini 14- 15 yaşında deneyimlemeye başlayabilir, ya da başka biri daha geç bitirebilir.

Özellikle akrep evresi gerçek bir ikinci ergenlik evresi gibi deneyimlenir. Bu evrenin 9 yıllık süresince çok önemli gezegen transitleri eşzamanlı olarak yaşanır. Bu evrenin kalitesi, kişinin bu sert transitlere verdiği cevaplar ve kendi haritasındaki gezegensel kombinasyonları entegre etme seviyesi ile iilişkili olarak değişkenlik gösterse de başarılmış olması ile olmaması arasındaki fark bir sonraki evreden çıkarken hızla yaşlanma ya da sözüne danışılan örnek yetişkin modeli olması arasındaki farkla kendini gösterecektir.

Gelişimsel astroloji bireysel gelişim sürecimizle bebeklikten yaşlılığa bağlantılandırılan gezegensel döngülerini açıklar. Yukarda verdiğim örnekler çoğaltılabilir ve her yaş dönemine yayılabilir. Modern Astrolojinin en kullanışlı ve doğruluğu sınanmış alanlarından biridir. Kişisel gelişim ve kendini tanıma sürecinde kullanılabilecek pek çok bilgiyi bir seans gibi bir sürede sunan son derece gelişmiş bir araçtır. Danışanın kendini tanımasını ya da en azından o evredeki ruh halinin farkına varmasını sağlamak için kullanılabilir. Ister doğum haritası ister yaşam koçluğu danışmanlığı yapılıyor olsun danışanı doğru tahlil etmek çok kıymetlidir. Bu anlamda astropsikoloji bilgisi bize kısa yoldan rehberlik eder. Astropsikoloji, Astrolojinin bir süreci, olayı, durumu öngörebilmesini değil, onun birey tarafından deneyimleniyor olmasını önemser. Bu anlamda da astrolojinin uygulamasıyla da en danışan odaklı alanıdır ve koçluk ile doğrudan bağlantılandırılabilir.

Astrolojiyi ve her güzel bilgiyi insanlığın aydınlanması ve yükselmesi için daha fazla kullanabilmemiz dileğiyle, mutlu bir Eylül ayı olsun…

Sevgiler,

 

Ülgen CURA KARAARSLAN
Astrolog
Dip.ASA, ISAR CAP
www.instagram.com/uraniamercury/