Genç Liderlerle Yol Almak

,

‘’Çocuklarınızın üzerinde etki bırakmak istiyorsanız,

önce kendi hayatınız üzerindeki etkinin nasıl olduğuna bakmalısınız’’

C.T

Okulların tatile girmesiyle öğrenciler yeni düzenlerine ayak uydurma sürecini hızlıca atlatıp, derslerden, sınavlardan, sınav kaygılarından biraz nefes alarak tatilin tadını çıkarmaya başladılar.

Acaba aileler ne hissediyor şu günlerde?

Birden bire değişen uyku saatleri, yemek yeme düzenleri ve bilgisayar başında geçen saatler… Tüm kontrolü kaybettiğini hissedebilir ebeveynler doğal olarak, bununla birlikte biraz özgürlük de çocukların hakkı diye düşünüyorum…

Bu dönemde çalıştığım ailelerde, özellikle ebeveyn iseler, çocukları kaç yaşında olursa olsun, çocuklarının kendisi için hep en doğru sonuçlara ulaşacak şekilde davranması en temel hedeflerden. Durum böyle olunca da sürekli etrafa direktifler veren ama büyük kısmı boşa giden ebeveynler oluveriyoruz. Çünkü çocuklar için şu anda ders bitti uzun bir teneffüs zamanı…

Bu dönemde çocukların özgürlüğe, ebeveynlerin de biraz daha sakince kalabilmeye ihtiyacı var.

Danimarka kültürünün bir parçası olan hygge (hooga) “samimi ve konforlu bir şekilde bir arada olmak” anlamına geliyor. Ne kadar basit ve yalın… Herkesin bu süre boyunca, bir akşam yemeği ya da barbekü partisi olsun, şikayet etmeden, böbürlenmeden, olumsuz ya da tartışmalı konuları gündeme getirmeden, dram ve acının olmadığı bir alan yaratmaya çalıştığı, önceden planlanmamış şekilde zamanın, anın tadını çıkarmak. Geçmişten gelen hikayeler anlatmak, oyunlar oynamak ve herkese yardım etmek hygge’nin bir parçasıdır. Temelinde basit şeylerden keyif almak var. Mesela evde mumları yakıp, güzel bir kahveyle günü paylaşmak, pencerenin içine oturup dışarıyı seyretmek ve bence en değerlisi de aile ve arkadaşlarla egolardan arınmış, kimsenin iğneleyici sözler söylemediği, birbirini gereksiz yere eleştirmediği, sürekli bir şeylerden şikâyet etmediği huzurlu ve gerçek bir bağ kurabilmek… Aslında okurken bazı şeyler çok da tanıdık değil mi? Bizim geçmişten gelen kültürümüzde de yok mu; birlikte zamanın, anın keyfini sevdiğin kişilerle, ailenle gerçek ve sahici paylaşmak, tüm farklı kimliklerini bırakarak, sadece öz kimliğinle orada olabilmek, büyüklerin hikayelerini dinlemek, pencerede oturup annenin yeni yaptığı anne kurabiyelerinin o mis gibi kokusunu içine çekerek arkadaşınla paylaşmak…

O zaman bize farklıymış gibi gelen ne olabilir?

Buna ister hayat deyin, ister hayatın getirdikleri… Anın tadını çıkarmayı unutarak, çocuklarımızla onlara sürekli emirler vermeden iletişim kurmayı bir kenara bırakarak, zorluklar içinde kendimizi sıkıştırmamız aslında…

Elbette onların en iyisine sahip olmasını istiyoruz, kendi yapamadıklarımızın onların hayatında eksik kalmaması için uğraşıyoruz da kaçırdığımız neler olabilir? Onları gerçekten dinlemekle başlamak kulağa güzel gelebilir mesela…

Bir koç gibi dinleme ile bir ebeveyn olarak dinleme ne kadar çok benziyor. Koç dinlerken, danışanının hayatını ve yaptığı seçimleri anlamak için ve bu seçimlerin hayatında bir denge kurmaya onu nasıl yaklaştırdığı ya da uzaklaştırdığının farkındalığı ile dinler. Ebeveyn olarak dinlerken aynı titizlikle ve özenle dinlediğimizde, çocuklarımızın daha açık ve net olduğunu fark ederiz, ihtiyaçlarını duyabiliriz, aslında bize söylemek istediklerini anlayabiliriz.

Dinleme, gözlemleme, uyum…

Temel amaç aslında; gerçek iletişim ve böylece gençlerin kendi hayatlarının lideri olabilmesi için gerekli ortamlara alan açmak. Merkeziyetçi olmayan, paylaşımcı, hayal gücü yüksek, toplumsal faydayı amaçlayan kendi hayatının ve sorumluluklarının liderliğini üstlenen gençler.

Haydi onlarla yol alabilmek için önce kendi yolculuğumuza ışık tutmaya…

Sevgiyle

Ceyda Tezel, MCC

www.optimalkocluk.com.tr

Ceyda Tezel

Ceyda Tezel

Yazarın Diğer Yazıları