Gençler ve Olumsuzluk Dili

,

Hiçbir ebeveyn çocuğunun “Ben bunu yapamam” veya “Bu iş bana göre değil”, hatta “Ben o kadar akıllı değilim” dediğini duymak istemez. Olumsuzluk dili, kendi kendine konuşmayla başlar.

Üniversite sınav sonuçlarının açıklanmasının ardından, tercihler de yapıldı ve şimdi bekleme süreci başladı. Çocuklarımızın kendi hayatları için önemli kararlar verdiği bu günlerde acaba gerçekten onların ne kadar kendini bundan sonraki tüm hayatı boyunca temsil edecek mesleği seçmesine alan yaratabildik? Öğrencilerle yaptığım tüm görüşmelerde;

Ailem bu bölümde okumamı istiyor,

Bu meslekte başarılı olabilir miyim bilmiyorum,

Ben şu mesleği istiyorum ama yapamam ki, gibi pek çok söylemle karşılaştım. Sizce çocuklarımızın en büyük eleştirmeni kim? Çocuklarımızın kendisi olduğunu bilmek sizi şaşırtır mı?

Genellikle, duydukları en suçlayıcı şeyler, kendi kafalarının içindeki olumsuz kendi kendine konuşmalardan gelir. Peki bunları nasıl oluşturuyor olabilirler?

Yapılan araştırmalara göre, özellikle aşırı koruyucu ebeveynlerin çocuklarında özgüven yoksunluğu ve yetersizliğine daha sık rastlanmaktadır. Aşırı koruyucu ebeveynler çocuklarına bağımsız hareket etme olanağı sunmayan, ağırlıkla kendi yaşam deneyimleri nedeniyle olayları olumsuz yönü ile gören, çevreyi tehditkar olarak algılayan ebeveynlerdir.

Endişelerle hareket eden aileler “ya yapamazsa, ya kazanamazsa, ya zayıf alırsa, ya üşürse, ya şu olursa, ya bu olursa” derken, bir anda ödevlerini yapan, sıralamalara karar veren, çözüm üretmek zorunda hisseden, çocuğunun sorumluluklarını üstüne alan, sürekli kontrol etme gereği duyan, onun yerine kararlar veren konumda buluverirler kendilerini. Aslında ne kendileri ne çocuklar nefes alamaz haldedir.

Neleri yapmamalıyız ebeveynler olarak?

Çocuklarımız adına karar vermemeliyiz

Karar vermeyi öğrenemeyen çocuklar, gerçek yaşamda sudan çıkmış balığa dönüyorlar. Çocuklar küçük yaşta, yaşına uygun olarak kendi kararlarını kendi vermeyi öğrenmelidir. Onlara “Ayran mı mevye suyu mu? Hangisini içmek istersin, seç.” demek bile ona karar vermeyi öğretmek için attığımız doğru adımlardandır.

Onların yerine getirmesi gereken sorumlulukları almamalıyız

Çoğu aile, çocuğun yapabileceği işleri, onun yerine kendisi yapıyor. 5 yaşında oyuncaklarını toplayamayan çocuktan, büyüyünce derslerini çalışmakta zorlanan, ödevlerini tek başına yapamayan, iş başvurusu için harekete geçmekten ürken gençlere dönüşüyorlar.

Her çocuk aile içinde bir birey olarak, sorumluluk da almalıdır. Küçük paylaşımlar başka güzel şeylere de yol açacaktır.

Çocuklarımızın davranışlarının sonucunda bedeli üstümüze almamalıyız

Alınması gereken sorumluluklar ne kadar gerçekse, o zaman davranışlarının da bir bedelini olduğunu bilmelidirler. Bu sorumluluk almayı öğrenmelerinin de önünü açmaktadır. Burada özellikle altını çizmek istediğim şey ödül ya da cezadan bahsetmediğim. Bu ceza verme şekli değil, hayatın sorumluluğunu almayı öğrenebilmektir. Yemeğini yemeyen çocuk aç kalır. Oyuncağını bilerek kıran çocuk, oyun oynayamaz. Kendi net hedeflerini bilmeyen gençler onlara söylenen mesleği seçer…

Ebeveynler aslında kendisini değerli, önemli ve işe yarar hissetmek için, kurtarıcı rolü üstleniyorlar. Çocuk zor durumda kalınca, aile hemen devreye girip onları kurtarıveriyor. Verilen mesaj da açık oluyor; Sen acizsin, kendi sorunlarını çözemezsin…

Öğrenmelerini ve meraklı olmalarını engellememeliyiz

Aileler çocukların öğrenme aşkını ateşlemektense, ne yazık ki farkında olmadan engelliyorlar. Merak duygularının önünü kapatıyorlar. Çocuklar küçük yaştan itibaren meraklıdırlar ve sürekli soru sorarak öğrenmeye çalışırlar. Oysaki biz yetişkinler onların soru sormalarına izin vermiyor ya da sorularını geçiştiriyoruz.

Her aile çocuklarıyla araştırmaya ve yeni şeyleri merak ederek öğrenmeye teşvik edecek projeler yapmalı ve evde keşfetme ortamı hazırlamalıdır.

Peki bu özgüven yoksunluğu ya da yetersizliğinin üstesinden gelebilmek için ebeveynler olarak bizler neler yapabiliriz?

Öncelikle yaşama ve olaylara dair kendi bakış açımızı gözden geçirmeye çalışmayla başlayabiliriz, çocuklarımıza güvenmeyi öğrenmek ve bunu hissettirebilmek, başka çocukla ve arkadaşlarıyla kıyaslamamak, onlarla konuşurken fark etmeden de olsa başarısızlıkları için kişiliğine yönelik suçlayıcı ve yıkıcı eleştirilerden uzak durmak olabilir diye düşünüyorum.

Kendi ideallerimizi ve standartlarımızı çocuklarımıza dayatmadan… Çünkü onlar bizlerin yapamadıklarımızı yapmakla görevli değildirler.

Çocuklarımızla paylaşarak, konuşarak, birlikte öğrenerek büyüyebilmek dileğiyle…

Ceyda Tezel, MCC

www.optimalkocluk.com.tr

Ceyda Tezel

Ceyda Tezel

Yazarın Diğer Yazıları