Mizaçtan Gölgeye Yolculuk

,

“Bilgin arttıkça, ışığın da artacak, bir gün gelecek ışık olacaksın ve gölgen olmayacak.”

Son dönemde yaşadığımız süreçten dolayı hepimizin alışma süreleri ve oranları birbirinden farklı olarak yeni hayatlarımız uyum sağlamaya çalıştık. Kimimiz mutlu olurken evde kalmaktan, kimimiz de yeter artık demeye başladık. Bir çok yeni konu, eğitim, webinarlar, paylaşımlarla kendimizi bu dönemin içinde akmaya başladık. Bazen takıldık bazen akıntıya bıraktık kendimizi.

Hepimizin süreçleri farklı oldu ve olmaya da devam ediyor. Bu nedenle bu ay ki yazımda daha önceden de bahsettiğim gölgelerimize değinmek istedim.

“Görüşünüz, yalnızca kalpten bakabildiğinizde berraklaşır. Dışarı bakanlar düş kurar, içe bakanlar uyanış yaşar.” der Jung.

Jung’a göre gölge arketipi hayatımızın en eğlenceli, yaratıcı yanıdır. Son derece güdüleyici olmakla birlikte gerçek iç görülerin, yaşamın devamı için gerekli olan hareketlerin kaynağıdır. Gölge özellikle hemcins ebeveynlerimizle olan ilişkilerimizi de etkiler. Jung, bu terimi yaşanmayan ve genellikle sevilmeyen potansiyellerimizin toplamını tanımlamak için de kullanmıştır. Görünürde sahip olmadığımız, ama ne gariptir ki sürekli başkalarında algıladığımız her şey gölgedir. Ne zaman ki incinir, bir türlü anlaşılmadığımızı hisseder veya birisi hatamızı yüzümüze vurduğunda ya da eleştirdiğinde rahatsızlığımızı bastırarak tepki verdiğimizde ve hatta son dönemdeki gibi istemediğimiz bir sürecin içine sıkışmış hissettiğimizde verdiğimiz tepkilerde, işte o gölgemizin bir parçası ile hareket ediyoruz demektir. Gölgemize, sevilmeyen yönümüze dokunulduğu anda ego hemen alarm çalar, tepkiler verir, canı sıkılır ve suratını asar ve tüm suçlamaları, istenmeyen durumları reddeder.

Son dönemlerde adını sık sık duyduğumuz, farklı farklı düzenlenen atölyelerden biri “Kahramanın Yolculuğu” insanın kendisine yaptığı bir yolculuktur. Bu yolu kişisel dönüşüm süreci, olgunlaşma süreci gibi isimlerle de tanımlayabiliriz. Bu yolculukta korku varsa bile, cesaretle davranmak gerekmektedir. Aksi takdirde bu süreç bir yolculuk değil, yalnızca bir kısır döngü olarak kalmaktadır.

Tüm öğretiler bu yolculuklardaki yolu, iyileşme yolu olarak tanımlamaktadır. Bütünlüğümüz için gölge yönlerimiz eksiktir, çünkü biz onları kendimize itiraf etmek istemeyiz ve onlar bizim kusurlarımız, zayıflıklarımız, bağımlılıklarımızın temeli olarak kalırlar. Bizde eksik olan şey sonunda bize sahip olur. Onu unutmamamız için bizi, tekrar tekrar aşağıya sürükleyerek dikkatimizi çekmeye çalışmaktadır. Kadim Mısır öğretisine göre başrahip sayılan firavunun, önemli özelliklerinden biri, gölgesinin olmadığı inancıdır. Firavunun en güçlü olduğu zaman, güneş ışıklarının yeryüzüne tam dik olarak geldiği, her yerin aydınlık, gölgelerin ya da kötülüklerin yok olduğu andır.

Jung’a göre benliğe ulaşma yolunda kişi ilk önce kendi gölgesi ile yüzleşmelidir. Kişinin gölgesi ile yüzleşmesi cesaretin ilk adımı diye nitelenir. Kimileri için bu kişiliğin karanlık yüzü ile karşılaşmak çok rahatsızlık vericidir. Zaten bu işi yapmamızın sebebi de budur, çünkü bu kabullenemediğimiz duyguları dışarı yansıtırız. Kendi duygularımızı sahiplenip, gölgemizi yansıtmaktan kurtulmanın en büyük kazancı dünyayı daha berrak görmeye başlamaktır. Bir bilincimiz bir de bilinçdışımız, bir eril bir de dişil yanımız vardır. Yolculuğun amacı da bütün olabilmek ve her iki yönü de yaşayabilmek ve uzlaştırabilmektir.

Yolculuk içe doğru başlar. Kendi cehennemine inerek, kendi ejderhasını tanımayan, iyi ve kötü yönleri ile bütünleşmeyen, gölgelerini yani eksik yanlarını fark etmeyen yolcu ya da şövalye yolculuğa çıkamaz. Kendini bilmek, tanımak, aramak, ne aradığını bilmek, anlamak, farkına varmak, eyleme geçmek ve kendini gerçekleştirmek gereklidir. Aynayı önce kendimize tutmak önce kendi içine bakmak gerekliliğindendir. Çoğumuzda gördüğümüzden hoşlanmayacağımız için bu yolculuğa baştan çıkmaz ya da gördüğümüzü görmezden gelebiliriz. “Yolculuk sırasında yenmemiz gerekli olan sembolik “ejderha” henüz kendimizi ondan özgürleştiremediğimiz içsel bir kontrol otoritesi, güçlü bir ebeveyn imgesi, yüzeysel bağımlılıklarımız da olabilir.

“Kahramanlar yolculuğa çıkar, ejderhalarla yüzleşir ve kendi gerçek benliklerinin hazinesini keşfederler. Bu görev esnasında kendilerini çok yalnız hissetseler de, maceranın sonundaki ödülleri bir birlik duygusu olur. Yaşam içerisindeki ölümle her yüzleşmemizde ejderhayla yüzleşiriz. Ve yaşamamaya karşı yaşamayı tercih edip kim olduğumuzu keşfetmenin derinliğine her ilerleyişimizde ejderhayı alt eder, kendimize yeni bir yaşam getiririz. Yolculuğa çıkma ihtiyacı nesillerin doğasında vardır.” Carol Pearson

Aslında kısaca, hayattaki en büyük başarı kişinin kendi kendisi ile baş edebilmesi, kendine söz geçirebilmesidir.

Jung şöyle der: “Bütün mükemmellik demek değil, tam olmaktır.”

Gölge hakkında bir şey bilmiyor olmak onun var olmadığı ya da etkin olmadığı anlamına gelmez. Kendini tanımak gölgeni de tanımaktır. Onu görmezden gelmek anlamlı değildir. Onu öldürmek değil, onu ehlileştirerek bütünleşmek ve kendine her yönü ile hakim olmaktır. Kendini bilmek, kendini tanımaktır.

Bizi bir yapan yap-bozdaki parçaları iyi oturtmak gerekmektedir. En temelde çekirdekteki doğuşumuzla birlikte getirdiğimiz mizacımız ve üstüne ördüğümüz kişiliğimizi ve karakterimizi tanımlayan yaşanmışlıklarımızın yansıması, gölgelerimizi bilmek ve çalışmaya başlamak…

Hepimizin ufak tefek pişmanlıkları olabilir. Sadece pişmanlıkları her an ödememiz gereken bedeller haline getirmek yerine, yanlışlarımızın aslında iç dengemizin bir parçası olduğunu görebilmek oldukça değerlidir. Gecenin gündüze kavuşmasını izlemek ve yok saymadan karanlıkta yürüyebilmek…

Önemli olan ideal olmaya çalışmaktan öte, kendimiz gibi olmak olduğu fikrini kabullenmeye çalışmaktır…

Ceyda Tezel, MCC

Aile Danışmanı, Koç Eğitmen

Ceyda Tezel

Ceyda Tezel

Yazarın Diğer Yazıları