Ayna Ayna

,

“Herkes kendi yolculuğunun sırrını kendi aynasına sırlar. İnsan kendine tuttuğu aynayla yolunu bulur. Ayna, yüzümüzün uğultusudur…”

Murathan Mungan

Murathan Mungan’ın eşsiz lezzetteki birçok başka öyküsü, romanı, şiiri, denemesi bir yana, Üç Aynalı Kırk Oda’nın ikinci öyküsü olan Aynalı Pastane’si bir yanadır… Mungan, ayna metaforunu döndüre çevire, içine okuru da ala ala, tadına doyulmaz lezzette kullanır.

Ayna gerçekten de farkındalık kapısını açarken kullanabileceğimiz basit ama büyülü bir anahtardır. Aynanın günlük yaşantımızda ve kültürümüzde olduğu kadar, kendimizle ve başkalarıyla ilişkilerimizde ve elbette koçlukta izleri vardır. Üstüne okumaktan, atölyelerde ve eğitimlerde söz etmekten keyif aldığım, ayna bağlantılı sosyal psikoloji kuramlarından birisi, Ayna Benlik kuramıdır.

Ayna Benlik, Amerikalı hümanist sosyolog Charles Horton Cooley’in 1900’lerin başında ortaya attığı bir kuram. Bireyin benlik algısının, diğer insanların onu algılayışından yansıyarak oluştuğu düşüncesini savunuyor. Sosyal etkileşim içinde çoğumuz kimi zaman, “diğerlerinin gözünde neysem oyum” diye düşünmeye meyledebiliyoruz. Yani temel noktası, davranışlarımızı belirleyen şeyin; kendimize ilişkin algımız kadar, başkalarının bize ilişkin fikirleri ve beklentileri olması…

Benlik duygumuz, hayat boyu karşılaştığımız ve özellikle çocukluk döneminden itibaren algıladığımız her tepki ile, adeta bir mozaik gibi şekilleniyor. Biz büyürken bizimle nasıl konuşulduysa, bize nasıl davranıldıysa, yetişkin olduğumuzda biz de kendimize, hatta büyük olasılıkla ailemize, aynı şekilde muamele ediyoruz.

Sevginin esirgendiği, çatışmaların çok olduğu bir ortamda büyürsek, yetişkinliğimizdeki iç sesimiz de büyük ihtimalle “sevilmeye layık değilsin” şeklinde otomatik düşünceler içerebilir. Zedelenmiş özgüvenimiz bizi içten içe yaşam boyu yaralayabilir. Tam tersi durumda, sevginin ve güvenin açıkça sunulduğu, çocuğun yeteneklerinin ve geliştirebileceği yönlerinin kendisine içtenlikle, yargılanmadan, etiketlenmeden söylendiği bir ortam söz konusuysa, tahmin edebileceğimiz gibi, resim bambaşka olur. Üstelik her şey iki uçta olmak zorunda da değildir. Dışarıdan bakınca büyük olasılıkla “normal” görünen, sevginin var olduğu, söylendiği, ama koşullara, karşılaştırmalara bağlandığı aile dinamiklerine sıklıkla rastlanır. Benzer şekilde, küçüklüğümüzden bu yana, kişisel ve kolektif bilinçaltımıza kodlanmış bazı kalıplar; “elalem ne der”ler, “kızlar gülmez, erkekler ağlamaz”lar, bizi maalesef çok uzun yıllar baskı altında tutabilir.

Ancak, kendimizle çalışmayı göze alır, tüm bunların farkında ve bilincinde olursak, aynı sosyal aynalar çok faydalı da olabilir. Her gün, her etkileşimde, kıymet verdiklerimizin bize tuttuğu aynalar, eğer görebilirsek, kimliğimize, ilişkilerimize dair büyük ipuçları taşır.

Kapsamlı bir içebakış edinebilmek ve gelişmek, güçlü yönlerimiz, yeteneklerimiz, değerlerimiz kadar; hatalarımızı, eksikliklerimizi, incinebilir yerlerimizi de açık bir kalple görebilmektir. Kendi aynanla barışmak, olanı olduğu gibi kabul etmektir.

Aynalı Pastane’de, Muştik’in Aliye’ye söylediği gibi belki de;

“Sen farkında olmasan da bunca zaman içinde ayna öğretmiştir sana öğreteceğini. Kendini aynaya bırak sen! Aynanın yollarına, zamanlarına, maceralarına güven!”

Sevgiyle kalın.

Çiğdem Eren Kiziroğlu, ACC

Profesyonel Koç, Eğitmen

Çiğdem Eren Kiziroğlu

Çiğdem Eren Kiziroğlu

Yazarın Diğer Yazıları