Miras

,

Büyüklerinden kalan en kıymetli miras nedir diye sorsalar, ki sormazlar da senin anlatasın vardır işte…

Morgun biraz yukarısında bir bankta oturuyoruz 4 kuzen, insan öyle zamanlarda nereye nasıl sığıyorsa öyle sığışıvermişiz. Dedemi bekliyoruz, son yolculuk için hazırlıyorlar, az önce son kez görmek için yanına girmiştik bir kaç kişi bir çeşit veda.. Böyle bekleyişleri tuhaf bulmuşumdur oldum olası; üzgünsün, bekliyorsun, e insansın sonuçta aklına olur olmaz şeyler geliyor, ekonominin gidişatından konuşurken, saçma bir espriye gülerken buluyorsun kendini, ‘başınız sağolsun’ diyerek ortama yeni gelenle sıfırlanıp taziye moduna geçebiliyorsun yeniden ve sonra tekrar aklına olur olmaz şeyler gelmeye devam ediyor. Herkes “normal” hayatına dönünceye kadar bu arafta olma hali devam ediyor böylece.

Bile bile canını sıkmak istediğimden değil de bir an aklıma geldi, döndüm kuzene; “biliyorsun değil mi? Bir gün birimiz diğerinin cenazesine gelecek!” dedim. Çocukluğumuz birlikte geçmiş, ciğerini biliriz birbirimizin, yerinden kalkışına, ters ters bakışına, farkında olmadan benden uzaklaşmaya çalışmasına “manyak mısın kızım sen?!” deyişine şaşırmadım. O da bana alışıktır aslında durup durup bir şey söyleyişime de insan kendinin ya da en yakınlarının cenazesini düşünmek istemezken, benim ki biraz kombo etkisinde oldu galiba ama biz dedemizin torunlarıydık sonuçta; birinin sıkıntısı olduğunda çözmeye çalışan, elinden geleni yapan, çaresiz kaldığında uzaklara dalıp kendi kendine düşünen, hiç ölmeyecek gibi yaşayan, kendi mezarını alıp çocuklarına hadi benim yazlığı bir ziyaret edelim deyip kendince onları ölümüne hazırlayan, kendisi dünyada yokken çocuklarının üzülme ihtimaline şimdiden çözüm bulmaya çalışan, kimilerine göre de dünya yansa hasırı yanmaz bir adamın torunlarıydık. Kurduğum cümle çok da tuhaf karşılanmamalıydı.

Kuzenim bana dik dik bakmaya ve farkında olmadan ayağa kalkarak benden uzaklaşmaya devam ederken, ona göre pislik yapmaya devam ediyordum; “yani aynı anda ölmezsek tabii… eşek değiliz heralde birbirimizin cenazesine gideriz”.

“Ne bileyim kızım, dünyanın binbir türlü hali var” diyerek gelemeyeceği cenazenin özürünü düşünüyordu ki pek uzun sürmedi. “Nerden geliyor böyle şeyler aklına? Şimdi bunu mu düşünücez? ” Şimdi değil de ne zaman düşünecektik? Morgun önünde doların önlenemez yükselişinden bahsetmek neden daha normal gelir? Ölümlü olduğumuzu kabul edersek hemen oracıkta başımıza bişey gelecekmiş gibi neden bu korku? Hepimizin ölüm, ayrılık, hazırlıksız kopmakla ilgili travmalarımız vardı elbet, o sebeple çok istemeyiz bunları hatırlamayı da sanki biraz da ne hayatı gerçekten yaşamaya ne de ölümü kabul etmeye cesaretimiz vardı! O yüzden o kopuşlara hiç hazır olunamaz, konuşulamaz ya da hatırlanmak istenmez. Dedemin hazırlıklı oluşu; dolu dolu yaşamış olmasından, keşkelerinin iyi kilerinden az olmasındandı belki de, ve tabii anı yaşayabilmesi dile kolay 94 yıl. Bir maşallahınızı alırdı

Peki ya eşyadan kopmak.dedemin evinde eşyalarını topluyoruz, bir kaç gün sonra en çok kıyafet kalıyor geriye, hepimiz eve gidince fazlalıklardan kurtulmaya karar verdik 15782678. kez ama bu sefer bizden sonrakilere eziyet olmasın diye..

Dedemin çok fazla eski kıyafeti yoktu içim ferahladı, giyinmeyi severdi, 90 yaşında mahallenin yakışıklı delikanlısı rolüne girmesi için bir gömlek ya da şapka yeterdi. Sevdiği şeyleri yapardı, sevdiği insanlarla paylaşırdı sevdiklerini, keşke diyeceği bir şey kalmamış gibiydi, son valizini hazırlarken onu özleyecek olmanın dışında bir üzüntüm yoktu.

“Siz çok ağlarsınız kızım, ağlamayın! Bana ölüm düğün bayram!” derdi kızlarına, her gözyaşına minik bir tebessüm miras bırakmış meğer.

Bir tek valizini hazırlayamamıştı işte. Kıyıp atamadığı kenarları bantlı ile ne yolculuklar yapmıştı kimbilir, delikanlı zamanlarının yoldaşıydı belki, henüz kocaman bir ailesi yokken, küçük bir çocukken yollara düştüğünde yanındaydı belki de. Dedemin valizine kıyafetlerini yerleştirirken, yolculuklarımızı düşündüm, koşturmacalarımızı; hayatı ıskalaya ıskalaya, sözde yaşayışımızı, ardımda ne kalır diye dönüp bakmadan kaçışlarmızı, ölümden korkan, hayata yabancı arafta kalışlarımızı.

.
Hüznün, yasın, kederin, sevginin, paylaşmanın, üretmenin, yaratıcılığın, öfkenin, acının, coşkunun, eğlencenin..yani hayatın tam içinden geçen, ardında keşkeler yerine dolu dolu anlar, miraslar bırakan yaşamlarımız olsun. Tek derdimiz son valizi hazırlayamamak olsun.

Bu dünyanın maddesine ait ne varsa sıyrılıp giderken,geriye kalanlar sadece bu anlar, anılar hafızalarda bıraktığımız gerçek mirasımız olacak. Anıları hafızamda, sesi kulağımda çınlayan miras “yaşa kızım; hayatı doya doya, korkmadan, çekinmeden, paylaş, mutlu ol, kendine iyi bak, sağlığının kıymetini bil ki sevdiklerini de mutlu edebilesin, hata yapmaktan korkma, istediğini söyle, peşinden git, vazgeçme, kaç yaşında ne durumda olursan ol hayal etmekten ve istemekten, hayattan keyif almaktan, gülmekten sakın vazgeçme..”

Sevgi ve şükranla..

Keyifli yolculuklar Dedem’e..

hepimize..

Demet Ulus
www.demetulus.com

Demet Ulus

Demet Ulus

Yazarın Diğer Yazıları