Dinliyorsun, peki duyuyor musun?

,

Sıklıkla duyar olduk, iletişimde dinlemenin ne kadar önemli olduğunu. Dinleme seviyelerinden bahsediyoruz bolca. Karşımızdaki kişiyi anlaşıldığını hissettirecek şekilde,– empatik – dinlemek gerekir diyoruz.

Dinlerken eğer sadece iki kulağımızdan giren sesleri zihnimizle duyuyorsak, bu bizi çok da empatik dinlemeye götürmez. Ve bu bizi başarılı bir koç olma yolunda da ilerletmez. Eğer kalbim ve hatta sezgilerim – içgüdülerim devrede değilse, yalnızca mantıklı bir şekilde söyleneni duymak olur benim için dinlemek. Oysa bu üç unsur; zihnim, kalbim ve içgüdülerim işbirliği içinde olduğu zaman kendimi tamamen karşımdaki kişiye, danışanıma adamış bir şekilde, ona tam olarak anlaşıldığını hissettirerek dinlemek mümkün olur. Zihnim açık, berrak; kalbim şefkatli, merhametli; sezgilerim cesur olduğunda, yalnızca karşımdaki kişiyi değil, kendimi de dinlemem değişecektir… Ve ancak o zaman danışanlarımı da gerçekten duymaya başlayabilirim.

Eğer birini ‘açık, berrak bir zihinle’ dinlersem, anlattığı durumu çerçeveleyen varsayımlarını ve inanç sistemlerini de duyabilirim. Sahip olduğu inançlarını destekleyecek şekilde her şeyi akla yatkın hale getirme şeklini ya da ortaya koyduğu mantıkta yer alan boşlukları duymam da ancak berrak bir zihinle dinlediğimde mümkündür.

Açık bir kalple, kalbimde şefkatle dinlediğimde karşımdaki kişiyi; onun gerçekten ne istediğini, onu en çok neyin kokuttuğunu, kendisi ya da başkalarıyla ilgili hayal kırıklıklarını duymaya başlarım. Duyguları duyulur hale gelir, kendi önüne koyduğu engellerin merkezinde neyin yer aldığını anlamak kolaylaşır. Şefkatle dinlediğimde bu beni zayıf ya da kırılgan yapmaz, tam tersine güçlendirir.

Tüm bunlara sezgilerimi de kattığımda, karşımdaki kişinin, danışanımın ilerlemesinin önünde duran şeyin ne olduğunu artık duyuyorumdur. Korkularını ve endişelerini duyarım. Harekete geçmek için neye ihtiyaç duyduğunu duyarım. Kendini özgürleştirmek adına, farklı davranmak ya da düşünmek için neyi bırakması gerektiğini duyarım.

Ve zihnimle, kalbimle, sezgilerimle duyduklarımı dikkate alarak sorduğum sorular, onun zihninde ve kalbinde kendini duymasına olanak sağlayacaktır. O zaman düşünmeye başlayacak, o zaman belki düşünceleri ve belki davranışları değişime açık hale gelecektir.

Tüm bunlar için ilk önce kendimi bu üçlü eşliğinde dinlemeye ve duymaya başlamalıyım diye düşünüyorum. Ve bana kalırsa bunun için ilk adım, pek çok kereler yazılarımda yer alan ‘öz farkındalığı geliştirecek çalışmalar’ olacaktır. Kendinle çalış, kendini dinle, kendini duy… Sonra bir bakmışsın insanları gerçekten duyabiliyorsun…

Ebru Oğuş, PCC
Profesyonel Koç, Koç Eğitmeni

www.optimalkocluk.com.tr

Ebru Oğuş

Ebru Oğuş

Yazarın Diğer Yazıları