Resilience – Duygusal Dayanıklılık

,

Resilience – Duygusal Dayanıklılık, üzerinde bilimsel araştırmalar ve çok sayıda çalışma yapılan önemli bir konu olarak karşımıza çıkıyor. Koşullardan bağımsız bir şekilde yaşamını sürdürebilme ve gelişmeye devam edebilme yeteneği yüksek olan kişiler ‘duygusal olarak dayanıklı’ diye tanımlanıyor. Yaşamda karşılaşılan küçük büyük çeşitli sorunlar, sevilen birinin kaybı, ekonomik sıkıntılar, iflas ya da hastalık gibi çok zor bir durumla karşı karşıya kalındığında bu durumun içinden nasıl geçtiğimiz ya da yaşamda bizim için en önemli olan her ne ise onunla ilgili bir şeyler yapmaya devam edip etmediğimiz duygusal dayanıklılığımızın bir parçası.

Duygusal dayanıklılık doğal olarak yaşamımızda stresli durumlarda ihtiyaç duyduğumuz çok temel bir yetkinlik. Stres evrensel bir olgu ve yaşamda kaçınılmaz… Karşılaştığımız herhangi bir stres kaynağı karşısında ne şekilde davrandığımız ‘duygusal olarak ne kadar dayanıklı olduğumuzun’ bir göstergesi oluyor.

Stres kaçınılmazdır derken öncelikle şundan bahsetmek gerekir ki, bazı durumlarda stres son derece zararlı olabiliyorken, bazen faydalı olduğu durumlarda vardır. Önemli olan maruz kalınan stresin miktarıdır aslında. Yaşamsal faaliyetlerimize devam etmek ya da kurduğumuz hayaller, koyduğumuz hedefler peşinde koşabiliyor olmak için bir miktar strese – kaygıya ihtiyaç duymaktayız elbet. Ancak duygusal dayanıklılığı konuşurken, özellikle üzerinde durduğumuz ihtiyaç duyulan miktarın üzerindeki stres durumlarında duygusal dayanıklılığımızın ne hale geldiğidir.

Bu noktada stresi tanımlamak gerekirse, Stanford Üniversitesi’nde profesör olan Robert Sapolsky’e kulak verebiliriz. Prof. Sapolsky stresi şu şekilde tanımlıyor: “Kişinin homeostatik dengesini bozan her şey strestir.” Homeostatik denge, her şeyin ideal durumda olma hali: ideal vücut sıcaklığı, ideal glükoz seviyesi, ideal kan basıncı vs. İşte herhangi bir stres kaynağı neticesinde bu dengenin bozulma halinde kolaylıkla strese girebiliyoruz. Hatta bazen stres kaynağının gerçek olmasına bile gerek kalmadan, bazı şeylerin olabileceğini düşünmek bile kişinin strese girmesine neden olabiliyor.

Hele ki stres yaşamımızda kronik bir hal aldıysa; fiziksel sağlığımızı, net düşünebilme, rasyonel karar alma becerimizi, zihinsel sağlığımızı tehdit eder ve davranışlarımız kendi kontrolümüzden çıkmaya başlayabilir. Bu nedenle stresle başa çıkabiliyor olmak yaşam kalitemizi doğrudan etkileyen çok önemli bir unsurdur.

Stres halinde vücutta neler olup bitiyor acaba? İlk olarak beynimizin limbik sisteminde yer alan amigdala [duygularımızın anlamlandırıldığı merkez] aktive oluyor. Eğer büyük bir stres kaynağına maruz kalınmışsa, amigdala otonom sinir sistemine bir sinyal gönderiyor ve sempatik sinir sistemi harekete geçiyor. Kalp atışı hızlanıyor, avuç içleri terliyor, nefesimiz kesiliyor… İşte bu durumda ihtiyacımız olan şey parasempatik sinir sisteminin devreye girmesi: yani sakinleşmeyi, gevşemeyi, rahatlamayı sağlayan tarafımıza ihtiyacımız var. Otonom sinir sisteminde sempatik sinir sistemini gaz pedalı, parasempatik sinir sistemini de frenler olarak tanımlayabiliriz. Yani gaza basmış bir araba tehlikeli bir şekilde hızlanırken birilerinin frene basması gerekli!

Peki, bunları neden bilmemiz gerekiyor? Konu şu ki, eğer ‘resilient’ yani ‘duygusal olarak dayanıklı’ biri olmak istiyorsak, frene nasıl basacağımızı yani parasempatik sinir sistemimizi harekete geçirerek sempatik sinir sistemimizi nasıl sessizleştireceğimizi bilmeye ihtiyacımız var. Bunu yapabiliyor olduğumuzda kendimizi duygusal dayanıklı bir kişi olarak tanımlayabiliriz.

Duygusal dayanıklılık sonradan edinilebilir, geliştirilebilir bir yetkinliktir. Farkındalıkla, bilinçli yapılan çalışmalarla, öğrenmeye açık olmakla, kişinin kendi yaşam rutinine bilerek dahil ettiği belirli seçimler/alışkanlıklarla edinilebilir.

Yapılan araştırmalar gösteriyor ki, duygusal dayanıklılığı artırmak için şu alanlarda çalışmak son derece verimli sonuçlar sağlamakta:

– Kişisel değerlerimizin ne olduğunu bilmek ve bu değerlerle örtüşen bir yaşam sürmek

– Pozitif duyguları çoğaltmak, geliştirmek

– Negatif duygularla başa çıkmayı öğrenmek

– Pozitif rol modeller edinmek ve onlarla çalışmak

– Mindfulness temelli egzersizler yapmak

İlerleyen yazılarımda bunlarla ilgili olarak neler yapılabileceğini birlikte araştıracağız.

Belki 2020 yılı bizim için duygusal dayanıklılığımızı yeşerttiğimiz, geliştirdiğimiz bir yıl olur. Herkese iyi seneler dilerim…

Ebru Oğuş, PCC

www.optimalkocluk.com.tr

Ebru Oğuş

Ebru Oğuş

Yazarın Diğer Yazıları