Bütünsel Şifa

,

“DNA kayıtlarımızda bulunan şifa, bir kütüphanenin en arkalarındaki tozlu raflarda unutulmuş kitap gibidir.”

Ebru Demirhan
Bedenin Şifa Kapıları

Artık günümüzde sağlıktan bahsedilirken “Bütünsel” yaklaşımdan yola çıkıp şifanın derinliklerine iniliyor. Aslında unutulmuş kadim bilgiler ışığında yeniden gündeme gelen Bütünsel Şifa, hatırlatılmak ve hatırlanmak için son yıllarda gün yüzüne çıkmaya başladı.

Dualite dünyasındaki algımızla hep kutuplaşarak seçmeye ve seçtiklerimizi yaşamaya mahkum edildik. Doğu ve Batı Tıbbı’nın ayrıştırılmasıyla başlayan süreçte bilim alanındaki hızlı gelişmeler Batı Tıp Dünyası’na büyük katkılar sağlarken hızla yayılan bu başarılar medikal sektörün büyük destekçisi oldu. Gittikçe mekanik bir yapılanmayla ele alınan beden sağlığında hiçbirşey kesin değilken herşeyin mümkün olması fazlaca düşündürücüydü. Sonsuz olanaklar evreninde karmaşık insan faktörü ile ve onun için çalışan tıp dünyasının kabul ettiği bir gerçek vardı :

“Hastalık yok, hasta var.”

İşte bu nokta insanın yalnızca fiziksel bedenden oluşmayıp bütününde farklı dinamikler de olduğunun ve bunların her insanda farklı çalışarak aynı hastalıklara sahip insanlarda farklı gelişme ve sonuçlar doğurmasının en basit şekilde anlatımıydı. Anlamadığını reddedip kutuplaşmaya gidenler yavaş yavaş merkeze dönüp insan faktörünü bütünsel / holistik olarak incelediler. Ellerindeki bilimsel zenginliği de işin içine katıp araştırıp sonuçları görünce inanmaya başladılar. Böylece, “Alternatif” diye adlandırdıkları Doğu Tıbbı ve uygulamalarını

“Tamamlayıcı” olarak nitelendirdiler. Peki, nedir bu “Tamamlayıcı” ya da “Holistik” veya “ Bütünsel” dedikleri ?

Önce ruh hastalanır, sonra bedene yansır.

Holistik sözcüğü İngilizce’deki iki sözcüğün hem anlamını hem de fonetik yapısını harmanlayarak oluşmuştur. “whole”, tam, bütün, eksiksiz anlamlarına gelirken “holy” ise kutsal, ilahi, ulvi anlamlarına gelir. Holistik Sağlık veya Holistik Şifa yaklaşımında en önemli olan “denge”dir ve üç temel yapıyı kapsar : Zihinsel Sağlık, Fiziksel Sağlık ve Ruhsal Sağlık. Bu üçü birbirinden ayrı ele alındığında iyileşme geçici olacaktır ve hastalıklar tekrarlanacak, iyileştirilmesi gereken asıl problem değişik rahatsızlıklarla bağıra çağıra kendini göstermeye çalışacaktır. Fiziksel sağlığı Ruhsal sağlık ele alınmadan veya Ruhsal sağlığı Zihinsel sağlık göz ardı edilerek iyileşmeden söz edilemez. Örneğin, psikolojik problemleri olan birinin uzun süredir psikolojik tedavi görmesine rağmen herhangi bir düzelme göstermemesi muhtemelen tiroid bezleriyle ilgili bir sorundan kaynaklanıyordur. Rahatsızlığı boğaz bölgesinde ve endokrin düzeyinde incelerken diğer yandan “Acaba yaşamış olduğu hangi olaylar dizisi onun zihninden inerek dokuz boğumu geçemeyip söyleyemediği ve tam da boğazında düğümlenmiş düşüncelerini hastalık haline getirmiş olabilir?”, diye de düşünmek, konuya yönelik bütünsel bir yaklaşımdır. Endokrin hekimi tiroidleri düzenleyici tedavi uygularken belki psikolog, hastanın duygu durumlarını kendisine göstermekte daha başarılı olacaktır. Bunun yanında zihinsel dinginliği meditasyon yaparken bulacak olan hasta, fiziksel bedenini sevmeyi herhangi bir spor dalıyla öğrenip kendine zaman ayırmayı hak ettiğinin bilincine varacaktır.

Yaşam çemberimizde sağlığımızın dört spektrumu vardır: Fiziksel, Ruhsal, Zihinsel ve Duygusal. Sağlıklı olma durumu da bu 4 yapının birbiriyle harmoni içinde olması ve hepsinin hem kendi içlerinde hem birbirleriyle bir düzende işlemesidir. Herhangi bir hastalık durumunda bu 4’lüden herhangi birindeki işleyiş bozukluğu bütünün ahengini bozar. Bu durum en son da bedene yansır. Farkındalık sırasında da en son bedensel farkındalık geldiği için, hastalık bizim fiziksel bedenimizde oluşmadan önce zaten başka şekillerde bizi uyarmaya çalışmıştır. Ancak günümüz telaşları, bitmeyen işlere yetişme kaygısı ve stresli zamanlar yüzünden kendimizi öylesine bir kenara iteriz ki, gereken önemi kendimize veremeyiz. Oysa ki bize verilen ömür boyunca yalnızca kendi kendimizeyizdir ama yeterince önemsemeyiz bu gerçeği. Bedenimiz koşarken ruhumuz ona yetişme çabası içinde yorgun düşer. O yüzden etrafımıza farklı gözle bakmayı başarabilirsek göreceğimiz , kendimiz de dahil olmak üzere monoton bir kurgu içinde sürekli biryerlere yetişmeye, birşeyler yetiştirmeye çalışan ruhsuz bedenler olacaktır. Kim bilir nerde bıraktık yorulmuş ruhlarımızı… Zamanın yetmediği ve çabuk geçtiği şikayetleri, bir gün içine sığdırmaya kalkıştığımız onca program ve insan, bedenimizi yorar durur. Çeşitli algıları gerçekmişçesine kabul edip susturamadığımız ve hep konuşup bizi yanıltan zihinimizin oyunları ise iç sesimizi o denli bastırır ki bazen düşünüyor olduklarımıza biz bile inanamayız. Kimlere kızarız, neler söylemek isteriz de söyleyemeyiz, ne kadar çok şeye pişmanlık duyarız ve kimleri kimleri affedemeyiz…

Yaşadığımız sürece hayatımıza birçok insan girecek, değişik olaylarla karşılaşacak ve bu süreçte insan olmanın getirisiyle çeşitli duyguları deneyimleyeceğiz. Düşünce yapımız ise tüm bu yolda bizi gerek yanıltıp gerekse haklı çıkartacak ama bize hep oyunlar oynayacak.

Ne çok karmaşa var bu hayatta, değil mi?

Acaba hayat mı karmaşık yoksa insan mı? Belki de hayat her zaman akması gerektiği gibi devam ediyordur; belki de hayat olması gerektiği gibi yerine getiriyordur olayları. Asıl karmaşık olan bizleriz belki de ve hayatı karmaşıklaştıran da kendimiz…

İşin özünde holistik yaklaşım, hastalığın kendisine değil onu yaratan ana nedeni bulmaya ve onu şifalandırmaya odaklanır. Çünkü hastalık bir anda ortaya çıkmadan önce ipuçları vermiştir. Bu yüzden önce insanların ruhları hastalanır sonra bedene yansır. Hiçbir hastalık yoktur ki asıl nedeni zihinsel veya duygusal olmasın. Bunlar psikosomatik nedenlerdir. Çok duymuşuzdur birinden şikayet edenlerin “ Bu beni hasta edecek!”, dediğini. Eder de. Zihninde o kişinin kendisinde bir hastalık yaratacağını düşünüp inanmış, içinde kızgınlık ve öfke duyarak dile getirmiş, sonunda da bedeninin bir yerinde hastalık oluşturmuştur. Olumsuz her tür düşünce uzun süre bizimle kaldığında, bedenimizin enerji alanında, yani auramızda, hasara yol açar ve enerji merkezlerimiz olan çakralarımızda ya tıkanıklık ya da blokaj olarak organlarımızın titreşimini olumsuz olarak değiştir. Sonuçta da hastalıklar bir bir ortaya çıkmaya başlar. İşte bu, zihnin, ruhun ve bedenin birbirinden etkilendiği kısır döngüdür. O yüzden “Ne düşünürseniz o olur.”

Bütünsellikle hayatını değiştiren kişiler çoğunlukla bir hastalığın zorluklarıyla mücadele etmiş veya hayatında büyük acılar ve travmalar yaşamış olan kişilerdir. Onların farkı, hastalıklarını kendilerindeki sorunlu alanları düzeltmek için bir şans olarak görmeleriyle başlar. İşte böylece holistik şifalanma başlamış olur; kişi kendini şifaya açarak zihinsel, ruhsal, duygusal ve bedensel olarak yeniden yapılandırma çalışmasına başlar.

Yoga, meditasyon, reiki, akupunktur, ayurveda, homeopati, çeşitli enerji çalışmaları, zihinsel terapiler, masaj uygulamaları, ve diğer doğal terapiler de tamamlayıcı uygulamalar olarak tıbbi tedaviye destek vermektedir. T.C Sağlık Bakanlığı’nın “Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulamaları Dairesi” oluşturulmuş olup bu konuda sertifikalı birçok eğitim vermektedir. Bazı üniversitelerin tıp fakültelerindeki çeşitli bölümlerde farlı enerji uygulamalarını da içeren seçmeli dersler başlatıldı. İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü Müdürü Prof. Erkan Topuz’un bu konuda verdiği destekleyici söylemler gerek yazılı basında gerekse televizyonda sıklıkla tekrarlanıyor.

“ Hastalarımıza tıbbi tedavinin yanı sıra meditasyon, yoga reiki gibi yöntemleri de öneriyoruz. Ayrıca resim yapmalarını, dans etmelerini, müzik dinlemelerini de öneriyorum.Yoga,meditasyon uygulamaları tedavi edici değildir ancak hastanın direncini artırıp, onu daha güçlü kıldığı için çok önemlidir.Dolayısıyla bu tür spiritüel uygulamalar hastalığın iyileşme sürecini olumlu etkiliyor ve hastanın hastanede kalış süresini kısaltıyor.

İlaç, ameliyat ya da radyoterapi her şey demek değildir. Bu tür uygulamalar hastanın psikolojik durumun düzeltip hayata bağlanmasında son derece etkili oluyor. Hasta kendisini daha güçlü hissediyor, ağrılara ve acılara daha kolay katlanıyor.

Bütün bunlar da bizim işimizi kolaylaştırıyor, çünkü karşınızda zor bir hastalıkla mücadele eden bir insan var ve onun psikolojik yapısı, gücü ve genel durumu sizin işinize de yansıyor. Bu yöntemler, hastada bir arınma sağlıyor. Meditasyon ve yoganın yanı sıra bu etkiyi dualar ve inanç tedavileri ile de görebiliyoruz. Dünyada bir çok yerde özellikle kanser gibi, koroner hastalıklar gibi kronik hastalıklarda hastalara bu yöntemler önerilir. Örneğin, katoliklerin yaptığı dua çalışmaları vardır. Kalp damar hastaları üzerinde yapılan bu dua çalışmaları hastanın ruhi durumunu düzeltiyor, endorfin hormonunun açığa çıkmasına neden oluyor, hastayı hayata bağlıyor ve yapılan tedavinin daha başarılı olmasını sağlıyor.”

Sporu hayatında önemli bir yere koymuş ve uzun yıllar boyunca ağır egzersizler yapan bir arkadaşım, hayatındaki stresle başa çıkma yolunu bu şekilde bulmuş. Gittiği spor salonunda Meditasyon yapan grupla ilgili

“Bana sanki yalnızca oturup hiçbirşey yapmıyorlarmış gibi geldi.”, dediğinde çok gülmüştüm. “Doğru”, dedim. Sonra ona dönüp sordum : “Peki sen en son ne zaman yalnızca oturdun ve hiçbir şey yapmadan hiçbirşey düşünmedin?” Uzun uzun bana baktı ve “Hiç hatırlamıyorum, biliyor musun?”, dedi. Güldük.

Peki ya siz en son ne zaman yalnızca oturup hiçbirşey düşünmediniz?

Elif Taşlıoğlu Dastori

Elif Taşlıoğlu Dastori

Elif Taşlıoğlu Dastori

Yazarın Diğer Yazıları