Zaman Yolculuğunun Anahtarı

,

“Zaman, hiç göründüğü gibi değildir. Sadece bir yöne akmaz ve gelecek, geçmişle aynı anda var olur.”

Albert Einstein

Ne kadar da yavaş akar kum saatindeki kumlar eğer geçmesini sabırsızlıkla beklerseniz… Üzüldüğünüzde, sıkıldığınızda, kötü hissettiğiniz her an biran önce bitmesini istediğiniz bu zaman dilimi bitmek bilmez. Tam tersi eğer mutluysanız, sevinçli ve neşeliyseniz, o anda olmaktan zevk alıyorsanız kısacık gelen zaman hemen bitiverir. Şair Henry Van Dyke “Ancak sevenler için zaman yoktur.”, derken acaba aslında sevginin ele avuca sığmayan zamanı ancak bu şekilde bükebileceğimizi mi söylemek istemiştir? Belki kendisi bile bunun farkında değildi… Kim bilir?

Eğer Einstein’ın dediği gibi geçmiş, şimdi ve gelecek arasındaki ayrım bir yanılsama ise zamanlarımız arasında yolculuk fikri o kadar da aykırı gelmemeye başlıyor. Çokça filme konu olan bu ‘Zamanda Yolculuk’ düşü ancak zamansızlığı yakaladığımız zaman olabiliyorsa, Henry Van Dyke da bunun Sevgi ile yapılabilecek olabileceğinin ipucunu veriyor olabilir. Şimdi, çok fazla teoriye, uzay bilimine, sonsuz olanaklara ve boyutlara girmeden bu işin içinden nasıl çıkarız diye uzunca düşünüp size Louis Hay örneğini vermeye karar verdim. Böylece, zihinsel anlamda zamanda yolculuk yapıp travmalarla dolu bir geçmişi “şimdi” de kalarak ve yalnızca “sevgi” hissederek yaşadığımız sonsuz olasılıklar evreninde geleceği nasıl şekillendirdiğini anlayabiliriz.

Bugünlerde hepimizin üzerinde en çok çalıştığı konulardan biri de “Affetmek”. Ne kolay söylemesi ama bir o kadar da zor uygulaması. Tüm dünyadaki tüm şifa uygulamalarının başında gelen Affetme çalışmaları ile ilgili çeşitli yollardan bahsedilirken aslında bunun zaman ve mekanla veya kişilerle ilgisi olmadığı anlatılmaya çalışılır.

Biz insanoğlunun anlamadığı şey şudur ki, ağzımızdan çıkan her sözcük, kurduğumuz her cümle kendi geleceğimizi yaratır. Düşüncelerimiz evrene yayılır ve kabul görür. Sonra da bize tecrübe olarak geri döner. Bu kadar basit.”, diye anlatır kendisi. “Nasıl yemek yaparken yaratıyorsanız, hayatınızı da yaratmak sizin elinizde. Bu, anlaması çok basit ama, kabullenmesi o kadar da basit değil tabii. Ancak anlayıp kabul ettiğinizde bir anda kendi kendinize dikkatlice tasarlayarak hayatınızı olmasını istediğiniz gibi şekillendirebiliyorsunuz.”, diyor bir röportajında. Düşüncelerimizin getirisinin sorumluluğunu bütünüyle üstlendiğimiz zaman eminim ki Hay’in dediğine çıkacak yolu bulabileceğiz. Düşündüğümüzün farkında olup düşünürken nasıl hissediyorsak, bununla çizdiğimiz, renklendirip süslediğimiz geleceği kabul etmek durumundayız. Yıllarca süren kötü hayat şartlarının yarattığı bir bakış açısıyla korkunç sayılabilecek bir yaşam sürmüştü Louis Hay. 1926 yılında doğmuş ve çok küçük yaşlarda zor koşullar onu daha sonra milyonları yönlendirecek bir şekle dönüştürebilmek için acımasız darbelerle yontmaya başlamıştı. Kendi cümleleriyle anlattığı birçok röportajda özetlediği hayatından kesitler defalarca çeşitli yerlerde yayınlandı:

“…Annem ve babam ansızın boşandı. Annem, eğitimsiz bir kadındı ve bir hizmetçi olarak çalışmak için gitti. Evlatlık olarak büyütüldüğüm çeşitli evlerde kaldım. Tüm dünyam yıkılmıştı. Güvenebileceğim hiçbir şey ve ellerimden tutacak ve beni sevecek hiç kimse yoktu. Sonunda, annem hizmetçi olarak çalışabileceği ve beni yanına alabileceği bir iş bulmuştu. O ana değin, büyük yara almıştım.

Beş yaşına geldiğimde, annem yeniden evlendi. Yıllar sonra, bir eve kavuşmam için evlenmiş olduğunu söyledi. Ne yazık ki, kötü sözler sarf eden bir insanla evlenmişti ve hayat her ikimiz için de bir cehenneme dönmüştü. Aynı yıl içerisinde, bir komşunun tecavüzüne uğradım. Bu olay ortaya çıktığında, hatanın bende olduğunu ve aileyi utanca boğduğum söylendi… Bana tecavüz eden kişiye, 16 yıl hapis cezası verildi. Onun serbest bırakılacağı günün korkusuyla yaşadım çünkü onun hapishaneye gitmesine neden olan kötü bir kız olduğum için geri döneceğine ve beni yakalayacağına inanıyordum.

Onlu yaşlarıma adım attığımda, üvey babam beni çok fazla dövmemeye karar verdi; onun yerine benimle yatağa girmeye başlayacaktı. Bu, 15 yaşında evi terk edene kadar süren yeni bir dehşet döngüsü yarattı. O noktada, sevgi için açlık çekiyordum ve kendime duyduğum saygı o kadar azdı ki; genç bir erkek kollarını boynuma dolasa, onunla yatağa girerdim. Kendime değer vermiyordum ki… Ahlak kurallarına nasıl sahip olabileyim?

O tatlı 16 yaşına geldiğimde, bir kız bebeğim vardı. Bebeğimi yeni anne babasına verdiğimde onunla yalnızca beş gün birlikte olabilmiştim…”

Ve sonra 1950 yılında New York’a gidinceye dek Chicago’da getirisi çok az olan ancak geçimini zar zor sağlayabilecek işlerde çalıştı. New York’a gidince modelliğe ve mankenliğe başladı. Bir süre sonra evlendi ancak evliliği başka bir kadın yüzünden sonlandığında kendini artık içinden çıkılmaz bir depresyonda buldu. Kurtuluş yolu olarak kiliseyi seçti ve zamanını kendini iyi hissettiği tek yer olan kilisede geçirip teolojik, bilimsel ve düşünsel çalışmalar yaptı. Kilisesinin papazının onu desteklemesiyle birlikte çeşitli organizasyonlar düzenleyip konuşmacı olarak ve atölye çalışmaları programlayıp psikolojik desteğe ihtiyacı olan kişilerle birlikte çalışmaya başladı. Öyle başarılı oldu ki, fiziksel hastalıkların ruhsal ve psikolojik nedenleri üzerine yaptığı araştırmalar ile birlikte 1984’de tüm dünyayı kasıp kavuran You Can Heal Your Life / Düşünce Gücüyle Tedavi kitabı ortaya çıktı ve şu güne dek 30’dan fazla dile çevrilip 35 milyon üzerinde basıldı.

AIDS hastalığı ile ilgili farkındalığı artırmaya yönelik programlar ve AIDS hastaları ile ilgili gönüllü çalışmalar yaptı. Bu hastalığı anlatmak, hastaların hayatlarındaki olumsuzluklarla mücadele etmelerine yardımcı olup onları toplumda kabul ettirmek için gruplar kurdu. Yıllar geçtikçe daha çok yayılan ünü ve başarıları devam ederken kanser olduğunu öğrendi ve çeşitli yollarla kendini hem fiziksel hem de ruhsal olarak zihinsel yöntemler yardımıyla destekleyerek kanserden kurtulanlardan biri oldu. Kendi deneyimlerinden yola çıkarak insanlara ışık olabilmek adına birçok kitap yazıp kendisi gibi insanlığa hizmet etmek için şifayı ve ruhsal iyileşmeyi bilimsel verilerle ele alıp anlatıp yaymaya çalışan arkadaşlarıyla Hay House adlı yayın evini kurdu. Afrika’daki Aids hastalarına kar amacı gütmeyen bir organizasyon kurarak destek verdi. 90 yaşına dek insanlara yol gösterdi, o yolda yürüyenlere rehberlik edip yolu aydınlattı.

Bir röportajında ona, kanser olduğunda ne hissettiğini sordular. Tüm bu konuştukları ve öğrettiklerini kendisinin uygulayıp kendi kendisini iyileştirerek söylediklerinin doğruluğunu ispatlayabilmek için harika bir fırsat olarak gördüğünü söyledi ve şöyle devam etti :

Eğer bizler akıllıca seçimler yapıp düşüncelerimizi ve yiyeceklerimizi seçebilirsek, harika bir hayatımız olabilir. O yüzden tüm alanlarımızı yani enerji alanlarımızı, yaşadığımız çevresel koşulları, toprağımızı, tarımsal ürünlerimizi, zihnimizi tüm toksik maddelerden, zehirli yapıdan arındırmak gerekir.”, diyor.

Ve yazımın başında bahsettiğim işin anahtarı olan Sevgi, burda devreye giriyor. Herşey ilk önce kendimizi sevmekle başlıyor. Çocukluğundan bu yana geçirdiği tüm kötü tecrübeleri zihinsel ve ruhsal alanından bunca yıl temizlemesine rağmen kalan tortuları da “Affetme Çalışmaları ve Olumlamalar” yardımıyla dönüştürüp yıllarca ruhuna bu dünyada hizmet eden bedenini de refleksoloji, ayurvedik detokslar, yoga, meditasyon ve beden zihin ruh dengesini sağlayan farklı aktivitelerle dengeye getirip sağlamlaştırarak kansere karşı zafer kazandı.

Affetmek eyleminin affettiği kişi ve olayla değil aslında insanın kendisiyle ilgili olduğunun anlaşılması, bedene yansıyacak şifayı hızlandıran bir düşüncedir. Bebekliğimiz ve çocukluğumuz kendimizi severek geçerken büyüdükçe çevresel faktörlerin, aile ve toplumun etkisiyle hep bir olumsuzluk ve yetersizlik duygularıyla yavaş yavaş kendimizi sevip kabullenme hissimiz yok olmaya ve yargıya dönüşmeye başlar. Kendimizi yargıladıkça başkalarını da yargılama hakkına da sahip olduğumuzu düşünerek her fırsatta yargılama eyleminin kölesi haline gelir ve tüm zihinsel ve duygusal alanımızı kirletip farlı hastalıkların bedenimizde oluşmasına zemin hazırlarız.

“Hayat sizi seviyor. Eğer siz kendinizi sevmezseniz önünüze çektiğiniz bu duvarla hayatın size ulaşmasını bekleyemezsiniz.”, derken, hayatında kendisi için yapmış olduğu en büyük çalışmanın kanserle mücadelesi zamanında çocukluğu ve ailesi başta olmak üzere geçmişiyle ilgili affetme çalışmaları olduğunu söyler. İnsanlara öğretilmesi gereken en önemli unsurun ise kendilerini sevmeyi öğrenmeleri ve suçluluk duygularından arınmaları olduğunu söyler. Ancak kendisini kabullenip yargılamayı bırakan ve kendisini sevmeye başlayanlarda hayat kalitesi artarak bedensel iyileşme de gerçekleşecektir. Eğer kendiniz dahil olmak üzere, birilerini affedemiyorsanız, bedeninizi kendi alanınızda yaratmış olduğunuz zehirli alan yavaş yavaş çürütecektir.

Amerika’daki bir üniversitede bu söylemi destekleyici bir araştırma sonucu, kalp krizlerinin tüm fizyolojik fonksiyonlarıyla ilgili sebeplerinin arkasında “çözülmemiş kalp kırıklıkları”nın olduğu ortaya çıkmış. Sonuçta, kalbinizi kıran her ne varsa, bunu affetmek için elinizden geleni yapmazsanız, kalp krizi dahil olmak üzere bedeniniz kendi kendini yok etmek için birçok hastalığı bedeninize karşı silah olarak kullanacaktır. Böylece seçtiğiniz düşünce tarzı yoluyla geçmişte yaşadığınız her travmatik olaya vereceğiniz tepki, gelecekte sizin hayatınızda büyük rol oynayacaktır. Zaman yalnızca “Şimdi”den oluşmaktadır. Geçmiş yaşanmış ve bitmiştir; gelecek ise henüz yaşanmamıştır. Geçmişe ait yaşananların yargısı düşünce sisteminde değiştirilebilir. Düşünceyi değiştirdiğinizde duygu da değişecektir. Olumlu değişimi gerçekten istiyorsak, şu anda düşündüğümüz her düşüncenin geleceğimizi yarattığına inanıp tutunabildiğimiz tek an “şimdi” den çalışmaya başlamak en uygunu olacaktır. Bunu da ancak kendinizi gerçekten sevmeye karar verdiğinizde ve bu sevgiyi hak ettiğinize inandığınızda yapmaya başlayacaksınız.

Sonuç olarak en başta anlatmak istediğim de buydu: Zaman çizelgesindeki Şimdide, kendimize yargısız Sevgi duyabilirsek, Geçmişte her ne olmuşsa, koşulsuzca Affetmeyi seçersek işte o zaman Geleceğimizi elimizde bir sihirli değnek tutuyormuşçasına mucizevi şekilde değiştirebiliriz. Zaman yolculuğu yapabilmek için anahtarı bulduk sanırım. Şimdi onu kullanmak herkesin kendisine kalıyor.

Anahtarı kullanacak olanlarla bu yolda görüşebilmek üzere..

Bu Bayram herkesin önce kendisini sonra diğerlerini affedeceği bir bayram olmasını diliyorum.

Sevgilerimle.

Elif Taşlıoğlu Dastori

Elif Taşlıoğlu Dastori

Elif Taşlıoğlu Dastori

Yazarın Diğer Yazıları