Frig Yolu

,

Yazarımız Belma Kafadar Karaçam bu ay Hüseyin Sarı ile çok keyifli bir röportaj yaptı. Hüseyin Sarı, Frig Yolu’nu hayata geçiren ekibin bir üyesi. Ve gerçek bir doğa hayranı! İlginizi çekerse diğer tüm gezi, keşif detaylarını, resim ve yorumlarını www.huseyinsari.net.tr adresinden bulabilirsiniz.

Ocak ayında CoachTeam Magazin’de “yemek aşçısı emek” başlıklı yazımda isim vermeden sizden kısaca bahsetmiştim. Oldukça zahmetli, çok emek isteyen ve sevgi olmazsa olmaz bir iş başardığınızı düşündüğüm için, böyle bir röportaj aracılığıyla detaylarını da paylaşmak istedim. Kısaca kendinizi tanıtır mısınız?

Ankara Üniversitesi, Fizik Mühendisliği bölümünde öğretim üyesi ve Frig Yolu’nu hayata geçiren ekibin üyesiyim. Uzun doğa yürüyüşleri yapmak, özellikle kültür yollarını yürümek ve doğayı fotoğraflamak benim için bir tutku; bu amaçla profesyonel iş hayatımın dışında kalan zamanımı doğada geçirmeye özen gösteririm. Bilinen rotaların yanı sıra yeni rotalar keşfetmek beni çok heyecanlandırıyor. Frig Yolu’nun da böyle bir çabanın sonunda gerçekleştiğini söyleyebilirim. Ayrıca ülkemizdeki kültür yollarını çatısı altında barındıran merkezi Antalya’da olan Kültür Rotaları Derneği’nin kurucuları arasında ve YK üyesiyim.

Yaşamınızda ne kadar zamandır doğa ve gezi tutkusu bulunuyor?

Çok klasik bir cevap olacak ama neredeyse kendimi bildim bileli doğanın içindeyim. Çocukken yaz tatillerini Torosların eteklerinde kurulu köyümüzde geçirmiş olmam beni dağların heybetinden küçük yaşlarda etkilenmeme ve köyümüzü çevreleyen dağların zirvelerinde ve arkalarında neler olduğunu merak etmeme sebep oldu sanırım; dağların tetiklediği bu merak etme dürtüsünün profesyonel iş hayatımı da şekillendirdiğini sanıyorum. Ama bunu bir disiplin ve sistematik bir uğraş olarak düşünürsek izcilik ve dağcılığa üniversite yıllarında başladım. Dağcılık hobim daha sonra evirilerek ağırlıklı olarak doğa yürüyüşlerine dönüştü, hala aktif olarak yüksek zirve dağcılığı yapsam da zamanımı daha çok doğa yürüyüşlerine ayırıyor ve bundan büyük bir keyif alıyorum.

Bu tutku keşfetmeye nasıl dönüştü?

Doğa tutkusuna sahip herkesin içinde bir parça keşfetme dürtüsünün de olduğunu düşünüyorum. Doğada yürürken yürüdüğünüz rotanın dışında kalan ve uzaktan bakıp hayran kaldığınız ve “bir dahaki sefere o taraftan yürüyelim” dediğiniz davetkar bir çok yer oluyor. Şayet fiziki kondisyonunuz iyi ise daha çok keşif amaçlı yürüyorsunuz, sanırım bende de öyle gelişti.

Akademik kariyer ile birlikte sürdürmek nasıl oluyor?

Akademik ortam zorlu ve bir o kadar da çekişmeli olmasına rağmen çok esnek bir çalışma zamanı sunuyor; işinizi gittiğiniz yere götürebiliyor, çalışma zamanınızı ve mekanınızı bazen kendiniz ayarlayabiliyorsunuz. Bu esneklik hem iyi hem de, evine iş götürmek istemeyenler için kötü bir durum. Ben, işimin sağladığı bu esnekliği hobilerimle de uyuşturarak iyi yönettiğimi düşünüyorum.

Araştırma, inceleme ve keşfetme konusunda Fizikçi olmanızın bir etkisi var mı, nasıl?

Eminim vardır. Fizikçi olmanın kazandırdığı analitik düşünme yetisi problem çözmede ve doğada yön/yol bulmada ve özellikle de kritik durumlarda karar vermede işe yarıyor. Biliyorsunuz tarih boyunca kullanılan eski ticaret ve göç yollarının seyrine ilişkin bir formül var, belli bir fizik kuralına göre güzergahlar şekilleniyor; eski çağlarda ve hatta günümüzde de insanlar bir yerden başka bir yere en kısa sürede ve en kestirme yoldan ulaşılabilecek güzergahları değil, enerji ve zaman parametrelerini optimize ederek oluşturdukları güzergahları kullanmışlar, özellikle de bu seyahatleri hayvanlarla yaptıkları hatırlanacak olursa bunun ne kadar mantıklı olduğunu düşünebiliriz; bu seçimlerinin arkasında farkında olmasalar da fizik yasaları var! Dolayısıyla kaybolmuş bir antik yolun seyrini bulmada, hesap kitap yapmasam da, almış olduğum fizik eğitiminin etkisinin olduğunu düşünüyorum.

Peki, özellikle bu rotayı izlemek nereden aklınıza geldi?

Frig Vadilerine ( Yazılıkaya’ya) yaptığım bir kültür gezisi sırasında bu coğrafyanın görünenden çok daha fazla doğal, kültürel, jeolojik ve tarihi değerler barındırdığını, bunu keşfetmenin yolunun ise bölgeye araçlarla yapılan kültür gezileri ile değil, araç yollarının dışına çıkıp vadilerin içlerine girip keşfetmekle olduğunu hissettim. Bu amaçla, projeyi gerçekleştirdiğim ekip arkadaşlarımla Frig Vadilerinde kapsamlı ve sistematik bir keşif etkinliğinde bulunduk. Başlangıçta kafamızdaki alan dar ve kısıtlı bir bölgeydi ancak vadileri keşfetmeye başlayınca bunu Frig Vadilerinde toprakları bulunan bütün illere genişletmemiz gerektiğine karar verdik. Vadilerde gizli kalmış bu güzellikleri bir bütün olarak doğaseverlerin de görebilmesini istedik. Yani sadece bilinen anıtlarla, örneğin Yazılıkaya, Aslantaş, Yılantaş ve Maltaş gibi sınırlı yapılarla değil, vadilerin barındırdığı doğal güzellikleri, antik yolları, farklı kültürleri bir bütün olarak görebilmeleri için bir yürüyüş ve bisiklet rotası oluşturduk ve sonuçta da uzunluğu 506 km olan bir kültür yolu ortaya çıktı.

Bu arada eklemeden geçemeyeceğim, bu rehber kitap öyle güzel hazırlanmış ki şimdiye kadar hiç doğa yürüyüşü yapmamış olandan, hayatında sürekli doğa aktiviteleri bulunan tüm gezginlere gerekebilecek, konaklamasından, haritasına, bisiklet yolundan, yoldaki kahvelere varana kadar tüm detayları içeriyor.

Bu yolu oluşturmaya kaç kişiyle başladınız ve ne kadar sürdü?

Frig Yolu’nu oluşturmaya, birlikte doğa yürüyüşleri yaptığım iki arkadaşımla, Songül Sonal ve Naci Beytekin ile birlikte başladık ve projemizi 2013 yılında tamamladık. Frig Vadilerinin keşfi, rotaların oluşturulması ve işaretlenerek uluslararası standartlarda tamamlanması yaklaşık 5 yılımızı aldı. Bu yolun her aşamasını; rotaların keşfi, işaretleme, haritalandırma ve Türkçe ve İngilizce rehber kitapların hazırlanması dahil neredeyse her işi kendimiz amatör bir ruhla yaptığımız için süre biraz uzadı.

Bu süreçte en çok zorlandığınız konular neler oldu?

Geniş bir alana yayılan Frig Vadilerinde rotaların keşfedilmesi ve bu rotaların birbirine, “vadilerin bir bütün olarak görülmesi” düşüncesi çerçevesinde, bağlanması zorlandığımız konulardan biriydi. Bazı yerlerde çok güzel rotalardan birini diğerine tercih etmemiz gerekiyordu, buna karar vermek gerçekten zordu. Bazı yerlerde, seçme işinde çok zorlandığımız durumlarda her “mutlaka görülmesi gerekli” olduğunu düşündüğümüz parkurları da rotaya katıp alternatif rota olarak belirleme yoluna gittik. Bunun yanı sıra zorlandığımız konulardan biri de yöre halkına Frig Yolu fikrini olabildiğince basit bir şekilde anlatmak ve kendimizi onlara kabul ettirmekti. Bunun için hiç üşenmeden rota üstünde karşılaştığımız herkese yaptığımız işi anlatarak bunun bölgede turizmi geliştireceğini ve sonuçta yerel halkın faydasına olacağını anlatmaya çalıştık. Bu konu, bu projede belki bizi zorlayan en zor işti çünkü “kültür yolu” ülkemizde henüz tam olarak anlaşılmış bir kavram olmadığı için yerli halkın bunu hemen anlaması zordu ve onların gözünde hep potansiyel hazine avcısıydık.

Kültür yolu dediniz, bu kavramı biraz açıklar mısınız?

İnanç, ticaret, göç gibi ortak kültürel değerlerin şekillendirdiği bir veya birden çok güzergahı içeren, ülkemizdeki Yörük yolu gibi ulusal veya İpek Yolu gibi uluslararası uzantılı tarihi yollar Kültür Yolu olarak tanımlanabilir. Tamamı olmasa da varlığı, kalıntıları günümüze kadar gelebilmiş bir kültür yolunun turizme kazandırılması ve günümüz gezginlerinin yolu takip edebilmeleri için bazı düzenlemelerin yapılması gerekmektedir. Yolun uluslararası standartlarda işaretlenmesi, ayrıntılı harita ve GPS verilerinin oluşturulması ve rehber kitabının olması bu düzenlemelerden bazılarıdır. Ülkemizde bu standartlarda farklı temaları içeren 19 kültür yolu bulunmaktadır.

Kitabınızda mutlaka okuyacaklardır ama Frig Yolu ile ilgili de kısa bir tanıtım yapar mısınız?

lkemizdeki kültür yollarından biri olan Frig Yolu, yaklaşık 3000 yıl önce, günümüzde Ankara, Afyonkarahisar, Eskişehir ve Kütahya il sınırlarının kapsadığı bölgede parlak bir medeniyet kurmuş olan Friglerin izlerini günümüz gezginlerinin sürmeleri için oluşturulmuş 506km uzunluğunda, uluslararası standartlarda işaretlenmiş ve her türlü dokümantasyonu yapılmış uzun yürüyüş ve bisiklet yoludur. Frig Yolu üç noktadan başlayarak Frig vadilerine nüfus eder ve Frigler için önemli bir dini merkez olan Yazılıkaya Midas Anıtı’nda birleşir. Frig Yolu’nun teması Frigya’daki antik yollar olsa da, Frig vadilerinin bir bütün olarak görülmesini sağlayan diğer bütün bileşenleri tarih, açık hava anıtları, kültür, doğal güzellikler ve jeolojik oluşumları içerir.

Hiç vazgeçmek istediniz mi? Evetse sizi yeniden motive eden ne oldu?

Olumsuz gelişmeler oldu tabii ama başladıktan sonra vazgeçme gibi bir lüksümüzün olmadığını da çok iyi biliyorduk. Çünkü Frig Yolu’nu projelendirip çalışmaya başlayınca doğaseverler tarafından bu yola ilginin beklediğimizden daha fazla olduğunu, hatta projeyi bitirmeden Frig Yolu’nun bizim önümüzden giderek doğaseverlere mal olduğunu fark etmiştik. Daha yolun işaretlemelerini tamamlamadan bile bir çok kişi yürümek için bizden güzergahla ilgili bilgi istiyor sabırsızlıkla yolun ne zaman tamamlanacağını soruyordu.

Sırada bir projeniz ya da keşif bekleyen bir rotanız bulunuyor mu?

Şu aşamada başka bir projemiz yok, ama fırsat ve kaynak bulabilirsek Frig Yolu’nu Ankara’ya kadar uzatmayı planlıyoruz. Frig Yolu şu anda Friglerin siyasi başkenti Gordion antik kentine kadar geliyor. Ankara da aslında bir Frig yerleşim yeri, eğer yolu Ankara’ya kadar uzatabilirsek belki Ankaralı gezginlerin yola dikkatlerini daha çok çekebiliriz.

Doğa yürüyüşünden keşfe giden yolda hayatınızda neler değişti?

Keşif, bilinen bir rotadan yürümekten daha fazlasını, içinde birçok belirsizlikleri barındırdığı için sadece fiziksel olarak değil zihnen de güçlü olmayı gerektiriyor. Keşif, belli bir birikimin verdiği güvenle kişinin cesaret ve yaratıcılığını sınadığı bir etkinliğe dönüşüyor; kişinin kazanımı ise elde edinilen tecrübenin yanı sıra kendine güven duygusunun güçlenmesi. Frig Yolu projesinden çok önce, daha önce hiç yürümediğim ama benim için çok anlamlı olan bir yürüyüşü tek başıma yapmıştım. Hemen söyleyeyim, tek başına yürümek veya dağa çıkmak hiçbir zaman önerilmez, sadece ekstrem durumlarda bunu yapmalısınız. Yürüyüş, köyümden de geçeceğim Adıyaman Nemrut’ tan başlayıp Elazığ’a kadar olan yaklaşık 4 günlük bir yürüyüşü içeriyordu. Yürüyeceğim bu rotayı küçükken köyde geçirdiğim zamanlarda hep izlerdim ve bana buralar heybetli ve bir o kadar da gizemiyle peri masallarındaki ulaşılmaz dağları hatırlatırdı. Doğa yürüyüş tecrübemin yeterli olduğunu düşündüğümde bu dağları tek başıma yürüyebileceğime inandım. İçimde, yürüyeceğim yolun bilinmezliğinin verdiği bir korku vardı ama bir o kadar da heyecan verici bir yürüyüş olacaktı benim için. Kafamda planladığım bu rotayı yürüdüm; yürürken korktuğum, fiziksel olarak acı çektiğim anlar oldu ama yolculuk sonrası müthiş bir özgüven içindeydim; kazandığım bu tecrübe ile artık dünyanın her yerinde tek başıma yürüyüş yapabilirdim.

Yürüyüşlerde yalnız olduğunuzda, doğal seslerin içindeyken kendinizi dinleyip daha önce fark etmediğiniz yanlarınızı gördüğünüz oldu mu?

Şehir hayatının yarattığı ve şehirde yaşarken farkında olmadığımız fon gürültüsünün ne kadar çok olduğunu kendinizi doğaya attığınızda fark edersiniz; bu gürültüden kurtulmuş olmak sizi müthiş rahatlatır ve duyularınızı güçlendirerek daha çok doğa ile bütünleşmenizi sağlar. Doğaya odaklanarak kısa süreli de olsa, sanki şehir hayatından çok uzun bir süredir uzak kalmışsınız hissine kapılırsınız, çünkü doğada bulunmak, şehirde kafanızı meşgul eden birçok ufak tefek sorunların üzerine sifon etkisi yapar. Bir doğa etkinliğinden dönünce fiziksel olarak çok yorgun dönmüş olsam bile ruhumun daha dingin, davranışlarımda daha pozitif, yüzümün daha güleç ve daha hoşgörülü olduğumu fark ediyorum, ama maalesef bu çok uzun sürmüyor!

Buradan yola çıkarak, fiziksel yolculuk ve kendine olan yolculuk arasında benzeyen ve ayrılan yönler var mıdır, doğrudan bir bağ kurabilir miyiz?

Doğa insanın hem fiziksel hem de fiziki limitlerini yoklar, kendinizi doğada çaresiz hissettiğiniz anlar oluyor. Bu gibi durumlarda nelerin yaşamınızda önemli ve nelerin öncelikli olması gerektiğini sorguluyorsunuz. Aynı zamanda neleri yapabilecek kapasitede de olduğunuzu anlıyorsunuz.

Doğa yürüyüşüne başlamak isteyenlere tavsiyeleriniz nelerdir?

Doğa yürüyüşüne başlamak isteyen ama bunu sürekli öteleyen insanların bu işi bazen gözlerinde çok büyüttüklerini düşünüyorum. Her şeyden önce nereden başlayacaklarını, ne tür malzemeler almaları gerektiği konusunda tereddüt yaşayanlar olabiliyor. Bu işi yapmaya hevesli kişilere tavsiyem öncelikle yaşadıkları bölgede doğa yürüyüşü yapan grupları bulmaları ve onların etkinliklerine katılmaları; bunu yapınca zaten kafalarında büyütmüş oldukları birçok problemi de çözmüş olacaklardır. Doğa yürüyüşleri ile ilgili bana yöneltilen ortak bir soru da doğada yürümenin, kamp yapmanın güvenli olup olmadığıdır. Bu sorularda “güvenliği” tehdit ettiği düşünülen şey ise yaban hayvanlarıdır. Doğa yürüyüşçülerinin çoğu bilir ki yaban hayatı güvenliği tehdit sıralamasında belki de en son sırada gelir. Nedeni de genellikle yaban hayvanlarının insanları görür görmez hemen uzaklaşmaları, çünkü insan onlar için çok daha büyük bir tehdit. Hayvanlar, sadece çok özel durumlarda tehlike oluşturabilirler, o da tehdit edildiklerini hissettikleri anlarda. Hep deriz şehir hayatı daha tehlikelidir diye.

‘’Ağaç yaşken eğilir’’ den yola çıkarsak; Bir çocuğa doğa sevgisi nasıl verilir?

Bazı dağcı ve doğasever arkadaşlarım, doğa yürüyüşlerini ve kamp hayatını çok sevdikleri için bu alışkanlıklarını haklı olarak çocuklarına da aşılamak istiyor, çocuklarını kendileri ile doğaya çıkıp çadırda kalmaları için zorluyorlar. Bu çocuklarda bazen geri tepebiliyor ve henüz alışmaya hazır olmadığı bir davranışı yapmaya zorlanması ileri zamanlarda bile doğadan uzak kalmasına neden oluyor. Onun için ailelerin bu alıştırma sürecini kademe kademe, çocukları zorlamadan ve mantıklı bir şekilde yapmaları gerektiğini düşünüyorum.

Çocuklarla ilgili bir projeniz var mı? Yapmak ister misiniz?

Şu anda şekillenmiş bir projemiz yok ama Frig Vadilerinde çocuklar için çok şey yapılabilir. Bölge birçok efsaneye ev sahipliği yaptığı için projelerin geliştirilme potansiyeli de bulunuyor.

Sözlü sınavlarda sanırım en sevilmeyeni, en çok bildiğin konuyu anlat sorusudur, şimdi bende siz olsaydınız kendinize ne sorardınız desem?

Zor bir soru, çünkü cevabını kendimin de bilmeyeceği bir soru bulmam gerekiyor. Soru/istek karışımı olarak: Friglerin zamanında bu coğrafyada yaşamayı isteyip istemeyeceğimi sorabilirdim ve buna cevabım büyük bir hevesle “evet” olurdu.

Mutlaka çok fazla vardır ama okuyucularımızın yüzünde bir gülümseme ile tamamlamak için yaşadığınız ilginç bir anıyı paylaşır mısınız?

Uzun süre Frig Vadilerde dolaşıp ilginç anılar biriktirmemek ne mümkün. Ama size anlatmak istediğim ineklerle olan ilginç bir anımız.

Frig Yolu’nu işaretleme aşamasında bir vadi (Zahran Vadisi) içinde güzergahı işaretlemek için uygun, doğal bir nesne bulmaya çalışıyorduk. Bir hayli arandıktan sonra çok güzel, tam da işaret yapılası özellikte yamaca serpiştirilmiş düzgün taş parçalarını görünce çok sevindik ve hemen işaretleme yapmak için hazırlıklara koyulduk. Tam da boyaları sürüyorduk ki birden, vadi tabanında otlayan ineklerin böğürerek sürü halinde üstümüze doğru geldiklerini fark ettik. İlk kez ineklerin organize bir şekilde böğürdüğünü ve birlikte hareket ettiğini görmüştüm. Çok geçmeden ineklerin kolektif hareketini ve bu düzgün taşların sırrını da anladık; meğer işaret yapmaya hazırlandığımız bu taşlar ineklere tuz yalattıkları taşlarmış; inekler de bizim taşlara tuz koyacağımızı zannederek büyük bir iştahla üzerimize doğru gelmeye başlamışlar. Yaklaşık bir saat inekleri buradan uzaklaştırmak için uğraştık. Nihayet inekler eski otladıkları alana geri dönünce biz de gizlendiğimiz yerden çıktık, tabii boyaları yalamasınlar diye bu taşlara işaret yapmadık. Köyde ineklerin arasında büyümüş, hatta onlara çobanlık etmiş biri olarak hayatımda hiç görmediğim bir özelliklerini Frig Yolu’nu işaretlerken öğrenmiş oldum.

Katıldığınız, zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederiz, eklemek istedikleriniz var mı?

İlginizden ve Frig Yolu’nu okuyucularınıza tanıtma gayret ve isteğinizden dolayı ekibim adına ben teşekkür ederim. Frig Vadileri gerçekten gizemli ve kendine özgü birçok farklı güzellikleri barındıran muhteşem bir coğrafya. Renkli kimlikleri ile dünyaca bilinen birçok efsaneye konu olmuş Friglerin açık hava müzesine dönüştürdükleri bu coğrafya hemen yakınımızda, büyük şehirlerden çok kolay bir şekilde ulaşılabilir. Hafta sonlarında şehrin karmaşasından kurtulup kendimizi Frig Vadilerine atabilir, bu gizemli vadilerde yaklaşık 3000 yıl önce parlak bir uygarlık kurmuş olan Friglerin ayak izlerini takip edilebiliriz; hazır bize rehberlik edecek işaretli Frig Yolu da varken…

 

Belma Kafadar KARAÇAM
Profesyonel Koç