Geleceği Yetiştirmek, Geleceğe Yetişmek

,

Geleceği yetiştirme sorumluluğu olan eğitimciler geleceğe yetişmeye çalışıyor günümüzde. Bilim ve teknoloji o kadar hızla değişiyor ve gelişiyor ki gelecekte olabilecekleri ve geleceğin getireceklerini şaşkınlıkla izliyoruz. Yapay zeka, sanal gerçeklik, robotik cerrahi ve daha neler neler. Çok hızlı ve baş döndürücü gelişmelerin içinden geçiyoruz. Gelecek çok hızla geliyor ve zaman daha hızla akıyor.

Geçenlerde okuduğum bir yazıda gelecek nesillerde aranacak özellikler sıralanmıştı. Bu özellikler arasında “eleştirel düşünme, problem çözme, duygusal zeka, değerlendirme ve karar verme” gibi özellikler yer alıyordu. İlk sırada ise “yaratıcılık ve farklı düşünebilme” vardı. Doğduğumuzda hepimizde bol miktarda bulunan bu özellik ve bu özelliğin geliştirilmesi her geçen gün daha da önemli hale geldi. Geleceğin yetiştirilmesinde katkıda bulunmaya çalışan bir eğitimci olarak “Sorgulayan, eleştiren, düşüncelerini “acaba çok mu saçma olur, kim ne der” demeden rahatça ifade edebilen, bunları tartışabilen, savunabilen, sorunu görebilen ona çözüm üretebilen, merakı, öğrenme hevesi ve sorduğu soruları geçiştirilmeyen” bir gençliğin eğitimine katkıda bulunmamız bekleniyor bizden anladığım kadarıyla. Peki ama nasıl? Bütün bu özelliklerle öğrenciyi bezemeden ve onlardan beklentilerimizi belirlemeden önce eğitimciler olarak hatırlamamamız gereken bazı konular olduğunu düşünüyorum.

Dile kolay tam yirmi yıldır geleceğin eğitiminde deneyimleniyorum, geleceği yetiştirmeye katkıda bulunmaya çalışıyorum. Bu sürecin en eşsiz en güzel yönlerinden biri de öğretirken öğrenmek. Geleceği yetiştirme deneyimlerimde onlardan öğrendiklerimi birer hatırlatıcı olarak paylaşmak istiyorum bu yazımda. Bana bu yazıyı yazdıracak deneyimleri kazandıran sevgili öğrencilerime bir kez daha teşekkür ederek…

  • Öncelikle siz de insansınız öğrenci de insan. Kimse kimsenin üstü altı yanı sağı solu ya da bir organı değil. İşte tam da bu nedenle önce saygı ve anlayış.
  • Hangi düzeyde olursa olsun eğitimciyi severseniz eğitilebiliyorsunuz. Bu kavramın ilkokulda kaldığını savunanlar ya da yetişkinin öğrenmeye hazır olarak geldiğini istese de istemese de öğrenmek zorunda olduğunu savunanlar vardır elbet. Bence değil. Bence eğitimci ve eğitilen arasında bir köprü kurulmalı. Mesela derse ilk girdiğinizde bir gülümseme veya bir espri ile bu köprünün temelini atabilirsiniz. Güler yüzlülük veya bir espri değerini düşürmez bildiklerinizin.
  • Eğitimciyseniz eğer, kendinizi geliştirmek, zenginleştirmek, dönüşümün ve değişimin farkında olmak zorundasınız. Neden mi? Öncelikle bilginin, duygunun, deneyimin, becerinin geçişini sağlayacak olan köprüyü kurmanıza yardımcı olur. Köprü sağlam oldukça; geçiş sağlam geçen de çok olur. Neden mi? Çünkü dünya dönüyor. Her dönem yeni bir kuşak ekleniyor. Matematik problemlerinde üç bilinmeyenli denklemlerin kahramanları olan X, Y ve Z karşınıza kuşak problemi olarak çıktığında dönüşümünüz çözümünüz olur.
  • Okula girerken, derse girerken iki şeyi kapının dışında bırakmalısınız. Birincisi gündelik işlerinizle ilgili sorunlarınız ikincisi ise egonuz. Bazen içimden geçen şu ki; keşke o egoları gösterebilecek aynalar olsa da insanlar sabah evlerinden çıktıklarında saçlarını kıyafetlerini kontrol ettikten sonra egolarının büyüklüğünden rahatsız olarak şöyle onları derleyip toplayıp çantalarının bir gözüne sıkıştırsalar. Lazım olduğunda o gözden alır tekrar kullanırlar. Aynı zamanda da birileri kulaklarına sessizce ve incitmeden “Bak canım sen ve yaptıkların çok kıymetli bununla birlikte her şeyi de sen bilemezsin, bilemeyebilirsin, bilememe hakkın da var” dese. Bunu onlar anlayana kadar binlerce kez tekrar etse. Çünkü her şeyi bildiğinizi düşünerek egonuzla birlikte anlattığınız, sorgulatmadığınız, düşündürtmediğiniz dersler var ya işte onlar altları çizilen notlardan, süresi bitsin diye bakılan saatlerden bir adım öteye gitmiyor.
  • Anlattığınıza inanmıyorsanız anlattığınızı uygulamıyorsanız durumu hiç saklamaya çalışmayın çünkü saklanmıyor. Belli oluyor, anlaşılıyor, dürüst gelmiyor, öğretici olmuyor. Karşılığı sadece not ve geçme/kalma kaygısı oluyor. Oysa ki çok daha fazlası var eğitimin içinde. Derslerinizde hayatlara nasıl dokunulması gerektiğini anlatırken onların hayatlarına da dokunmuyorsanız o ders amacına ulaşmıyor.
  • Ulaşılabilir olun. Söyleyeceğiniz bir güzel bir sözün, ayıracağınız bir dakikanın, kuracağınız bir göz temasının neleri değiştirebileceğini, kimini uçurumun eşiğinden aldığını, kimine bir ivme kattığını deneyimleme şansınızı kaçırmayın.
  • Her nesil kendinden bir öncekini, sistemi, eğitimi, eğitimciyi ve olanı biteni türlü nedenlerle eleştirilebiliyor. Şikayet etmek ve eleştirmek en kolayı en faydasızı en enerji tüketeni. Tercihiniz bu değilse o zaman Gandhi’ nin söylediği gibi “ Görmek istediğiniz değişikliğin kendisi olun”.
  • Son hatırlatıcım da sevin…

 

Handan Boztepe