Hayalleriniz İçin Ne Tür Bir Kahramana İhtiyacınız Var?

,

Danışanım, yaşamı içinde olabilecek olumsuz senaryolara sürekli kafayı taktığını, bunları nasıl ortadan kaldıracağını planlamaktan yaşamın tadını çıkaramadığını söyleyerek gelmişti.

Gerçekten de özellikle son yıllarda el attığı hemen hemen her işte oldukça başarılıydı. Bu başarılarında, şikayetçi olduğunu konunun büyük payı olduğuna inanıyordu. Her şeyi o kadar kusursuz, incelikli ve soruna yer bırakmayacak şekilde yapıyordu ki, başarı geliyordu. İş hayatı, mevcut tarzını ödüllendirmiş ve hatta pekiştirmişti. Tüm başarılarına rağmen geldiği noktada, sürekli düşünen, planlayan, anın tadını çıkarmakta zorlanan, bundan da sıkıntı duyan biri haline dönüşmüştü ve bundan hoşnut değildi.

Seanslarımız ironik başlamıştı: Danışanımla, her şeyi kafaya takma halinin çevresine ve hayatına verdiği sıkıntılarla yönelik kaygıları üzerine konuşuyorduk. Danışanım bir kez daha hep yaptığını yapıp, korku ve kaygılara odaklanıyordu. İlk seanslarımızda kaygı yüzünden kaygı duymak gibi sonu olmayan bir döngüde olduğumuzu fark ettim.

Fark ettiğim bir başka konu da danışanımın odaklandığı tüm bu olumsuzlukların zihnini fazlasıyla işgal ettiği, bu sebeple kafasında olası iyi senaryoları kurmaya yer kalmadığı oldu. 4. Seansımızda ilişkimiz yeterince olgunlaşmıştı. Seansın akışı içinde kendisinden, getirdiği konu ile ilgili olumlu bir gelecek hayali kurmasını istedim. Ve işte danışanım yine önünde neredeyse tek bir olasılık olarak gördüğü geleceği, bugünden yola çıkan bir plan şeklinde anlatmaya başlamıştı. Planına giden yolda nelere dikkat etmesi gerektiğini de hemen arkasına ekliyordu. Hayal kurmak, konfor alanının dışındaydı ve bizim koçluk işimiz de belli ki oradaydı.

Seansımızın detaylarına girmeyeceğim, ama kırılma noktası yaşanan seanslardan biriydi diyebilirim. Danışanım seans bitiminde başladığı noktadan farklı ve sevdiği bir gelecek hayali kurmuş ve onu adeta yaşamıştı. Çıkarken ruh hali neredeyse tamamen değişmişti. Uzun zamandır ilk kez gelecek ile ilgili böylesine net ve yapabileceğine inandığı bir hayali olduğunu söyledi. Bundan sonra her şey farklı olacaktı, kendisi o seanstan bu sihri hissederek, umutla ayrıldı.

O sihir dedi ama ben yine de sihir demek istemiyorum. Çünkü istediğimiz ama yapamadığımız bir şeyi yapmaya başlamak ciddi bir dönüm noktası olsa da tüm sorunlarımızın bitişi değildir. Biz hep yıllarca deneyimlediğimiz eski davranışımıza dönmeye meyilli oluruz. Özellikle korktuğumuzda alışkın olduğumuz halimize otomatik olarak çekiliriz. Konumuz ile ilgili işimizin bittiği yer, her iki düşünme biçimine de kolaylıkla gidebildiğimiz ve istediğimiz zaman işimize yarayan davranışı “seçebildiğimiz” zamandır.

Eğer hep sorunlara odaklanma eğilimindeysek, büyük ihtimalle aile ve arkadaş ilişkilerimizde de bunu yaparız. Dostlarımız ve yakınlarımızla ilişkimizin ilk başladığı zamanki duygularımızın özünü ve hayallerimizi çoğunlukla unutur, iyi şeyleri kanıksar, sıkıntıları dert ediniriz. Ve tabii ki kendimizle ilişkimiz de böyle gider. Kendimizdeki sorun gördüklerimize tahammülümüz azdır, ne yaparsak yapalım içimizde hep daha çoğunu yapmamız gerektiği hissini taşırız. İşte artık mükemmeliyetçilik denen illet üzerimize yapışmıştır. Çağımızın ödüllendirdiği ve her yerde yaşattığı bu kavramı artık içselleştirmişizdir.

Mükemmeliyetçi yaklaşımın, kurumlarda da aldatıcı bir yönü vardır, özellikle sadece hata bulma şeklinde tek yönlü ilerlediğinde… Bir organizasyonda bir uçta vizyon ve hedefler, diğer uçta da zorluk ve engeller yer alır ve her iki taraftaki bilgi de değerlidir. Kurumların hangi tarafa daha çok odaklandığı kültürlerine bağlıdır.

Bazı yerlerde sorunlar konuşulmaz, böylece önlem alınamaz veya alternatif yollar geliştirilemez. Bunun sonucunda vizyon ve hedef konuşmaları inandırıcılığını yitirmiş, ruhsuz hayaller olarak kalır.

Bazı yerlerde ise o kadar çok sorun konuşulur ki başka hiçbir şeye odaklanılamaz. Kurum içinde adeta sorunların hangi amaca yönelik çözüldüğü unutulur, hayat günü kurtarma kıvamındaki tatsız bir mücadeleye dönüşür. Hedefler de bu arada elimizin arasından kayıp gider. Kurumun yöneticileri çoğunlukla nerede yanlış olduğunu anlayamaz, hataları aramaya devam eder.

Olumlu olmak zor mu?

Polyanna masalı ve mutlu sonlu Türk filmleri ile büyümüş olsak da aslında olumlu düşünmek, aşağıdaki 4 sebepten ötürü çok da kolay değildir:

  • Evrimsel olarak negatif uyaranlar, beynimiz tarafından tehdit olarak algılanır ve bir an önce çözülmeleri gerekir.
  • Pozitif uyaranlara günlük hayatımızda daha sık rastlarız, bu sebeple onları kolaylıkla normalleştiririz.
  • Olumsuz bir uyaran, adaptasyon gerektirdiği için değişiklik anlamına gelir, epey enerjimizi alır.
  • Son olarak olumlu bir konu her şeyin iyi gideceğini garanti etmez, ama olumsuz tek bir konu kötü gitmesine yol açabilir.

Yani olumlu düşünmeye özellikle odaklanmazsak, olumsuzluklar her yeri kaplar.

İsteğimiz, bunları görmezden geldiğimiz bir Polyannacılık oyunu değildir; ama her şeyin farkında olarak gelişime yönelik pozitif bir duruşa sahip olmaktır. Pozitif psikoloji alanında çalışanlar, bu duruşa bir isim bulmuşlar: PsyCap – yani “psikolojik sermaye”. Psikolojik sermayenin temel taşları olarak tanımlanan 4 boyut, bu kavramın ne olduğu konusunda epey fikir veriyor. Bu 4 boyut, İngilizcedeki HERO (hope, efficacy, resilience, optimism) kelimesi ile tanımlanıyor: Umut, önündeki işe yönelik “yapabilirim” inancı, duygusal esneklik, iyimserlik. HERO, İngilizcede kahraman anlamını taşıyor.

Araştırmalara göre PsyCap’in yüksek olması, yaşamdan aldığımız doyumu ve mutluluğumuzu artırıyor.

Önce kişilere yönelik kazanımlara bakalım: 2013 yılındaki bir araştırmaya göre PsyCap ile vücut kitle indeksi, kolesterol seviyeleri gibi sağlık göstergelerinin olumlu yönde bağlantısı var.

Bunun yanı sıra PsyCap yükseldikçe ilişkilerimize daha çok yatırım yapıyor, sağlam ve doyurucu yakınlıklar, dostluklar kurabiliyoruz. 2015 de Amerikan askerleri üzerinde yapılan araştırmada ise PsyCap arttıkça ruh sağlığının iyiye gittiği ve madde bağımlılığının azaldığı görülmüş.

Kurumsal alana da benzer bir durum söz konusu: Farklı kurum ve kültürlerden 12.000 çalışanla yapılan bir araştırmaya göre duygusal sermayenin yüksek olması, çalışan tavrında ve performansında belirleyici bir faktör olarak ortaya konmuş.

Şimdi kendinize sorun ve dürüstçe cevap verin: kendinizle, yakınlarınızla, yönettiğiniz ekiple veya kurumla ilgili kaygılarınızın, şikayetlerinizin, korkularınızın arkasında nasıl bir hayal var? Öyle ya, bir korku varsa, mutlaka arkasında bir arzu veya hayal vardır. O hayali hala hatırlıyor musunuz? Hayallerinizi kaybetmeden onlara odaklı yaşamak ister misiniz? İşte bunun yolu 4 boyuta eğilerek psikolojik sermayenizi artırmak!

Herkese güzel ve olumlu günler diliyorum…

Hande Arıkan

Bu yazıdaki PsyCap kavramı ve araştırmalar, aşağıdaki makaleden alınmıştır:

https://www.annualreviews.org/doi/full/10.1146/annurev-orgpsych-032516-113324

Yazıdaki koçluk hikayesinde isim verilmese de söz konusu danışanın izni alınmıştır.

Hizmetlerimi ve tüm yazılarımı ve görmek için web sitemi ziyaret edebilirsiniz.