Hayat Tatilde Güzel

,

Her insan kendine bir iyilik yapmalıdır. Çünkü iyilik başkalarına değil, kendimize yaptığımız şeydir. Geriye düşen dakikalar içinde, yapmış olduğumuz iyilikler hayatımızı inşa eder. O halde insan kendi huzuru, mutluluğu ve sağlığını sürdürmek için geçen zamanını yıldızların düştüğü yerde aramak yerine, en güzel biçimde değerlendirmelidir. Yoğun iş yaşamında durup dinlenmek bilmeden, yağız atlı süvari gibi, oradan oraya koştururken bir mola vermenin, bir nefes almanın, yeni bir şarkı dinlemenin ne kadar iyi olduğunu insan fark etmelidir. İşten ve yaşamdan zevk almanın yollarından biri olan dinlenmek de hepimizin doğal hakkıdır. Sıkıntıları atmak, beyni rahatlatmak, formda ve zinde bir biçimde kendini iyi hissetmek ve yeniden gündelik hayata hazırlanmak için tatilin gücü yadsınamaz.

Mesleği ne olursa olsun, pek çok insan hayatının büyük bir bölümünü işinde geçirir. İşine karşı takındığı üstün çalışma tavrının; günlerinin heyecanlı, coşkulu ve gönül rahatlığı ile geçmesini sağlayacağını sanır. Oysa gündelik hayatın girdabına kapılıp giderken aşırı çalışmayla hayatını tükettiğinin farkında bile değildir. Günlerini birbiri ardına metro/servis-iş-servis-uyku kısır döngüsü içinde devirir. Ya da ev-iş-ev rutini içinde, kimseleri göremeden, hayatın tekrarıyla en güzel zamanların kaybolup, uçup, geçip gittiğinin farkına bile varamaz. Üstelik bu tatlı gibi görünen telaşlar ona hayal kırıklığı, can sıkıntısı ve yorgunluk olarak geri döner.

Yaşam tarzı, beslenme biçimi, düşünce yapısı ve hayat akışımızı değiştirmediğimiz sürece; dinlenmek, tatil yapmak ve en önemli ihtiyacımız olan kendimize zaman ayırmak, en büyük lüksümüz oluverir. Keyif içinde, hayatı dolu dolu yaşamak varken, dinlenme ve tatilin önemini kavrayamıyor sürekli erteliyoruz. Gündelik hayatta her an üzerimizde baskı oluşturan stresin etkisiyle sinirli ve huzursuz biri olduğumuzu, arkadaşlarımızdan, ailemizden uzaklaştığımızı hissedemiyoruz. Her an değişiyor, kendi doğamız ve özgünlüğümüzden, kendi kararlarımızı almaktan uzaklaşıyoruz. Dışardaki hayatla, insanlarla; evde eşlerle, anne-babalarla iletişim kurmakta zorlanıyoruz. Yıllar su gibi akıp giderken biz de yaşamın bitmek bilmeyen telaşları içinde koşuşturup duruyoruz. Zamanla umutlar tükeniyor, aşırı baskı etkisiyle yıprandığımızın farkına varmayacak kadar kaygı ve telaş içinde debelenip duruyoruz. Sonra fiziksel, zihinsel, sosyal ve ruhsal seviyede bütünüyle iyi olma durumundan uzaklaşıp sağlığımızı da kaybediyoruz.

Hayatı öğrenmek makam, mevki, etiket ve unvan sahibi olmakla gerçekleşmez. Sürekli yükselme hırsı, acımasız ve haksız rekabet, yaşama sevincimizin kaybolmasına, olanca mutluluğun yitirilmesine sebep olur. Üstüne üstlük bir de sürmenaja doğru yol aldığımızın farkına varamayız. Çok yoğun çalışma, düzensiz atıştırmalar, çocukları ve aileyi görememek pahasına deli gibi para ve kariyer peşinde koşan insanlar kendileri olmaktan çıkıyor. Gergin, sinirli ve kaygılı bir hal içinde insan yaşayıp gidiyor. Şehir hayatı zaten tam bir keşmekeşten ibaret. Sabah işe gitmek için kapıdan ilk adımımızı attığımız anda, binanın asansöründen tutun gıdım gıdım ilerleyen trafiğe kadar pek çok şey bizi kıskaca almaya başlıyor.

İşyerlerinde ise inanılmaz ve kirli bir rekabet ortamı var. Görünürde herkes güya arkadaşlar ve birbirine yardımcı oluyorlar. Ancak aslında hissettirmeden herkes birbirini eziyor, insan kendisine kurulan tuzaklarla gizli bir savaşı çok şiddetli biçimde sürdürüyor. Bu durum çok sıkıcı hiç zevk vermiyor. Ancak yıllarını aynı iş yerine vermiş, belirli yaşa ve kıdeme gelmiş insanlar o maaşı alabilmek için o işe gitmek zorundalar.

Dinlenmenin de çalışmak kadar hayatımızdaki etkisini bir görebilsek. Hayatımızda, işimizde, ilişkilerimizde, daha yaratıcı olmak için dinlenmeye geçmek kadar değerli başka ne olabilir? Ofisinizde dağ gibi yükselen işlere bakıp kendinizi bunaltmamın hiçbir anlamı yoktur. Gün içerisinde ara ara durmak işlerinizi yaymak daha rahatlamanıza, işleri daha kolay halletmenize yardımcı olur. Ruhsal olarak sizi hafifletirken, zihninizi boşaltmanıza yardımcı olup bir bıçağın bilenmesi gibi keskinleştirir.

Dinlenme aynı zamanda sağlıklı bir iletişimi de sağlar. Çünkü zihni yatışmış ve bedenen dinlenmiş bir kişi karşısındakiyle rahat iletişime geçer. Bu hem dinlemeyi sağlarken aynı zamanda karşısındaki kişinin kendisini sağlıklı bir biçimde dinlemesine de olanak verir. Ayrıca dinlenme beynin daha kolay algılamasını ve bilgileri sentezleyebilmesini kolaylaştırır. Çoğu buluş dinlenme esnasındayken gerçekleşmiştir. Örneğin; Einstein ve Newton buluşlarını dinlenirken sonuçlandırmışlardır.

İnsan hayatında hızla ilerleyen rutin akışı değiştirip, gün içinde, akşamları ve hafta sonları kendisi için küçük bile olsa dinlenme, yürüme fırsatı oluşturabilmelidir. Uzun süreli olmasa da yılda üç-dört kez tatile çıkıp, farklı şehirleri görüp, bir an olsun durup dinlenmeli, dışarıda var olan hayatın güzelliklerini tadıp yaşamalıdır. “Yolculuk bizi kendimize getirir.” derken Albert Camus, yolculuğun aynı zamanda iç dünyamızda da gerçekleştiğini ifade etmiştir. Şems-i Tebrizi iç yolculuğun ne denli önemli olduğunu belirten şu enfes sözleri söylemiştir: “Çıktığın her yolculuğu kendi içine bir seyahat olarak düşün. Kendi içine yolculuk eden kişi sonunda arzı dolaşır.” Yolculuk insanın yüreğinin ucuna konan bir kuş gibi insanı hafifletir. Her yolculuk sınırsız enerjiyle yeni ufuklara açılan kanatlardır.

Şöyle düşlesek. Bir sabah kızıllığında, Ege’nin doğasıyla kuşatılmış Bodrum’un yüksek çam ağaçlarının arasında bazen tırmanarak sonra inişe geçerek ilerleyen asfalt, dar ve dönemeçli yolda ilerliyoruz. Tarihi dokusu, göz alıcı denizi ile koyları gözümüzden akıyor. Deniz ve gök mavinin her tonunu içi içe geçtiği bir atmosferi bize sunuyor. Mis kokulu çam ve zeytin ağaçlarından oluşan orman ile zamansızlığın hüküm sürdüğü cennet kıyılarında gibiyiz. Doğanın bu güzel noktasında küçük küçük koylara, yarımadalara kurulan özenle dekore edilmiş ince beyaz kumdan oluşan plajlarda dolaşıyoruz. Harika güneşin altında meltem esintisini hissetmenin, berrak sularda yüzmenin, şezlonglarda kitap okumanın zevkini yaşıyor; tüm geçmiş yükümüzü, biriken stresimizi atıyoruz. Doğa tutkumuz, insan sevgimiz, yaşama sevincimiz çoğalıyor. İstersek bu düş mükemmel biçimde gerçekleşir.

Beyaz badanalı evlerle kucaklaşan mor begonviller. Son zamanların en gözde sayfiye kentleri. Doğanın ve coğrafyanın göz kamaştırıcı güzellikler ve büyüleyici köşeleriyle dolu bölgeler. Uzun ve güzel bir kumsalı olan, ufuk çizgisine kadar uzanan denizi pırıl pırıl. Dağlar sırt sırta göklere yükseliyor. Bulutlar, dağlarda öbek öbek gölge oluşturuyor. Bir atlas gibi mavi gök kubbe. Sahil dalgaların oluşturduğu köpüklerle süsleniyor. İşte bu hayal, sonrasında yapılacak yolculuklar, bu geziler insanı nasıl da mutlu kılar.

Açık denizlerden gün ne güzel doğar. Masmavi denize, yeşilin her tonuna, huzura davet eden şirin beyaz evlere, sahil keyfine, ruhumuzun dinginleşmesi tatil ve dinlenmenin gücüne hem de sık sık öylesine ihtiyacımız var. İnsan işini aşkla severek yapmak istiyorsa, belirli periyodlarla enerji ve güç toplamak zorundadır. Yoldasınız, geleceğin endişelerinden uzak, farkındalık pencereniz açık, kulağınızda o meşhur Bodrum Bodrum şarkısının sözleri yüreğimize değiyor:

Nasıl anlatsam, nerden başlasam

Duygu, biraz duygu

Bütün isteğim buydu

Biraz deniz, biraz uyku

Bütün isteğim buydu.

Bir deniz manzarasına dağların tepesinden sakince ve uzun uzun bakmak, ona soluksuzca koşmanın keyfi, dallarda kuşların huzurlu sesleri, yollarda hayatın gerçekleri bir hazine gibi değerlidir. Önünde sonsuz bir yol, aldığın her nefes haz verir, her kalp atışı evrenin kalbinin atışı kıymetlidir. Uzayıp giden yolda durup çınar ağaçlarının gölgesinde küçük bir masada “Çay, süt mısır” satan köylü bir öğrencinin demlediği çaydan birkaç bardak içmek bilsen onu ne kadar mutlu ediyor. Bir iyilik yaptığı için, tercih edildiği için öyle mutlu oluyor ki, gözlerinin içindeki parlaklığın sıcaklığını hissedeceksin. Sokrates belki de bunu “mutluluğun sırrı daha çok olanı aramakta değil, daha az olanın tadını çıkarmakta saklıdır.” diye ifade ediyor.

Kendini sevmeye, kendini değerli bulmaya, kendine zaman ayırmaya alışamadığı bu dünyada; güzel düşünmeye, iyimser olmaya keşke her insanın yeterince vakti olsa. İşte bu yüzden insan huzur bulmak istiyorsa, mutlaka arada bir mola vermek gerekir. Eşsiz koylar, güzel hava, plajlar, lezzetli yemekler, tarih, güneş ve yıldızlar seni bekliyor olacak. Bu yolculuklarda mavinin ve yeşilin büyülü aşkını keşfedeceksin. Kıyıların muhteşem çekiciliğini, dağların arkasına inen tatlı günbatımını görmenin ne kadar haşmetli ve doyumsuz olduğunu düşlemekten de öte, dalıp içine yaşayacaksın. Öyleyse hadi dilediğince yaşa, karşında seni bekliyor şimdiki zaman…

Zira, yorgundur yaşamadığı geçmiş günlere yanan; ne mutlu hayatı ıskalamadan yaşayan,

 

Ali AKÇA