Hayatın Dublörleri

,

Bazen son derece doğal olarak kabullendiğin bir ruh durumuyla; ‘’-Artık beni hiçbir şey şaşırtamaz!’’ diye düşünürsün. Sen bu kadar kendinden eminken, tam da bu anlarda hayat, sana güzel bir oyun oynayıp ‘’-Hadiii canııım yok artık!‘’ dedirtmeyi başarabiliyor.

Hiiiç hafife almamak lazım hayatı! Onun da kurallarını kendi koyduğu bir oyunu, kendine göre öğretme biçimi var. Öyle ki bunları çoğunlukla öngöremiyorsun veya her seferinde yöntemini değiştiriyor sanki!

Pek güzel eğleniyor kendince! Sen de bir parçası oluyorsun el mahkum! Bazen gerçek oyuncu bazen dublör rolü biçerek yeni yöntemini senin üzerinde deniyor… Aslında bunun bir parçası olmak bazen pek de keyifli olabiliyor. Tabi konu senin canını acıtmıyorsa J

Aslında her şey beklentilerimizin ölçüsü ile ilgili sanırım!

Yıllar önce okuduğum bir kitabında Leo Buscaglia;’’Beklentilerinizi sıfıra indirin o zaman çok mutlu olursunuz! Beklenti ne kadar az olursa olsun, elde ettiğiniz şey beklediğinizin altındaysa yine mutsuz olursunuz. Eğer hiçbir şey beklemezseniz, elde ettikleriniz beklentinizden her şekilde fazla olacağı için bu sizi mutlu edecektir’’ benzeri bir şeyler yazmıştı…

Tabi bu arada, belki hiçbir şey beklemiyorum derken bile bunun bir beklenti olmasının paradoksu ile kendimizi de biraz kandırıyor olabiliriz! O da ayrı bir konu.

En çok da yakınlarımızdaki insanlara dönük bu beklentiler!

Tanıyorsunuz seviyorsunuz ve o kadar eminsiniz ki… Böylece tamamen savunmasız bir ilişkide olduğumuzdan, onlardan hiç beklemediğimiz anda ve şekilde gelenler daha çok şaşırtıyor bizi! Hem de çoook…

Cümle kalıpları da buna paralel olarak oluşuveriyor; ‘’-Senden hiç beklemezdim!’’ veya ‘’- Beni çok şaşırttın!’’

İyice düşünüp biraz dışardan bakabilirsen, aslında sorunun sende olduğunu göreceksin. O bir şey yapmadı ki! Çünkü bekleyen sendin, dolayısıyla şaşıran da sen olacaksın elbet!

Hiç güvenmediğin veya sürekli tetikte olduğun bir ilişki düşünelim. Bu kişilerle beraberken sırtını sadece kendi duvarına yasladığından, bir şekilde karşındaki duvar yıkıldığında sen de yıkılmazsın ve savunmasız kalmazsın, hala dimdik ayaktasındır. Yani düşmandan gelenler daha az şaşırtır seni dostuna kıyasla…

Bir de beklentilerimizi besleyenlerden biri olan ‘’senaryo kurma’’ huyumuz yok mu? Neler neler düşünüyoruz kendi kendimize… Gerçek olan ile kurduklarımız arasındaki fark ise bize hayal kırıklığı, mutsuzluk ve şaşkınlık olarak geri dönüyor.

Suratı asık bir tanıdığını gördün diyelim; Gerçek olan tek veri şu ki evet suratı asık… Hepsi bu!

Eee bununla kalıyor mu dersin? ‘’-Bana mı bozuldu? Ne yaptım acaba? Kesin geçen gün söylediğime alındı! Bak ben sormazsam söylemez de… Ay yine eşiyle kavga etmiş sanırım’’, gibi gibi… Kur babam kur! Başkasının hayatı üzere yorumlar yorumlar… Eskileri deşmeler, olmadı bir yakın ile paylaşıp konuyu iyice abartıp yeni hikayeler yazmalar…

Sonra da niye böyle oldu? Sonuç ortada işte; Hiçbir şey olmadı aslında, sen yazdın senaryoyu ve sen yarattın her şeyi. Bir adım sonrasında da kendi yazdığın senaryoya inanıp devamını da getiriyorsun kendi kafanda! Nerede başladığını sen bile hatırlamadan…

Sonra da gelsin mutsuzluklar…

Ne kadar tanıdık değil mi?

Aslında çok zor biliyorum yıllardır böyle düşünmeye alışmış bir beyni yeniden formatlamak ama tercih yine ve her zaman olduğu gibi bize kalıyor!

Gereksiz yere üzülmek mi, yoksa yorumsuz yalın gerçekler ile yetinip sonunu beklemek mi?

Sonuç olarak beklentiler en aza indirilebilir ve senaryo kurmaktan vazgeçilebilirse; O zaman zor şaşırtır işte hayat da insanlar da olaylar da!

O zaman sen kendi senaryonun başrol oyuncusu olurken, hayat kendine başka bir dublör aramaya gider…

 

Sevgiyle kalın!

Belma Kafadar KARAÇAM
Profesyonel Koç