Hayatın Harika Dönemleri

,

Dünya hayatı başlıca üç dönemden oluşuyorsa, ben bana göre en güzel olduğunu düşündüğüm iki dönemini çok sevdim. Hayatı verimli ve dolu dolu yaşadığımız bu dönemlerde mutlu olmamış kişi sayısının az olduğunu düşünüyorum. Özgürlüğümüzün en ileri olduğu çağlarda; deniz, toprak, mavi gök, her şey bizimdir. Çok sevdiğim ilk gençlik yıllarında insan güç ve canlılık içinde bir çağlayan gibi hızla büyür gelişir. Şimdilik orta dönemi bir an göz ardı edelim. Hayat boyunca özlenen ve beklenen, tüm yüklerden, sorumluluklardan nispeten kurtulup ufukların aşıldığı diğer dönem son gençlik çağıdır. Olgunluk, zihin huzuru, özgürlük ve sakinliğin hüküm sürdüğü bu dönemin ben de henüz başlarındayım. Hayallerin harika olduğu dönemden gerçeklerin hiç fena olmadığı döneme doğru ilerliyorum.

Hayatın ilk ve son gençlik dönemlerinden daha iyi bir zaman dilimi yoktur. Bu iki gençlik dönem hayatımızın ilk yirmisi ile ellisinden sonraki yıllardır. Özellikle hayat ilk gençlik ve uzun olgunluk dönemlerinden sonra; kendi yolumuzu çizmek ve o yolda mutlu bir yolculuk sürdürmemiz için önümüze beklenmedik fırsatlar çıkarır. Anlamaz kendimizi yok sayarsak eğer, önümüze serilen şansları kaçırmış oluruz. Kaliteli yaşamak isteyen herkes fiziksel, zihinsel, duygusal yeteneklerinin özgürce kullanmasını engelleyen her şeyi yaşamından çıkarmalıdır. İyi yaşam, hayatı sevmek, kendini sevmek ve özen göstermek, insanın kendisiyle, diğer insanlarla ve evrenle barışık olması, yeteneklerimizin zenginliği içinde süren bir hayat kurabilmek son gençlik çağında da mümkündür.

Her yaşın kendine has güzelliği ve derinliği vardır. Ancak ilk yirmi yaşımız bana göre hayatın en güzel yıllarıdır. Çiçek açmanın ve mutlu olmanın mümkün olduğu bir çağdır. Ergenliğin en önemli yeri işgal ettiği, kişiliğin tamamlandığı belirleyici yaştır. Hayatın tatlı yanını gördüğümüz; aynı zamanda kaygılı, hırslı, güçlü olduğumuz, ideallere inandığımız dönemdir. Bu dönem toplumu ve kendini tanıma, keşfetme bakımından olağanüstüdür. Ülkeyi yeniden kurabilme, dünyayı yeniden yapabilme yaşıdır. Bu dönem kuşkusuz, yaratıcılığın, neşenin, gençliğin tüm anları tam olarak deneyimlemesi gereken en iyi yaşam döneminin zirvesini temsil eder. Ünlü Fransız şarkıcı Charles Aznavur’un vurguladığı gibi “gençken hayatın tadı insanın dilinin üstündeki yağmur damlası gibidir”, önemli olan yapılan ve yapılacak her şeyde yağmuru sağanağa çevirmeye çalışmaktır.

Bu iki dönem arasında kalan yetişkinlik/olgunluk zamanları; kısaca insanın kendisi ve belki de başkalarını mutlu etmek için kendini tükettiği yıllardır. Çalışma, çaba, hırs, kariyer dönemidir. İş yaşamında başarılı ve iyi bir seviyeye gelmek; iç mücadele, sevgi ve evlilikte uyum sağlamak için gayret, çocuk sahibi olma, refah ve mutluluğa yöneliş, iş güç sorunu, uyumlu ve pozitif kişiliği sürdürmek. Bu olgunluk dönemi zorludur, büyük çabalar harcanır. 0tuzlu yaşlarda, büyük kararların verildiği, yeterince sorumluluğun alındığı, ebeveynlerden bağımsız, mali özerkliğin elde edildiği, aile kurulduğu dönemdir. Kırklı yaşlar; birikimin ciddileştiği, para kazanmanın doruk noktası ve yatırım zamanıdır. Bunlar dışında kalan bazı kişisel standartlarımızı artırmak için çaba sarf ettiğimiz orta yaşın büyülü köprüsüne geçtiğimiz son gençliğe kadar bizi ulaştıracak geniş zaman dilimidir. Hedefimiz önemli, yük ve sorumluluğumuz ağır, yolumuz uzundur. Bu yaşlar bilinen dünyanın yok olmaya başladığı, az sayıda insanlarla uzun yaşamın istenildiği dönemdir. Daha çok yaşamın ertelendiği, zamanımızın olmadığı, hep gelecek için çalıştığımız, fedakârlık dönemidir, iş için, yakınlarımız için, çocuklarımız için yaşamı ötelediğimiz dönemdir.

Ellili yıllar, insanın kendisinin ve yaşamın gerçek anlamda farkına vardığı, olgunlaşmanın doruklarına doğru yolculuğa çıktığı bir yol ayrımıdır. İnsan buralarda hayatı daha iyi anlar ve tüm güzelliğini keşfeder. Her basamakta yaşamın, olayların, karşısına çıkan insanları tanıyarak yaşamı özümsediği ve birikimlerini harcayarak hayatı bir anlamda yudum yudum içmenin zevkine vardığı yaşlardır. İnsanı harika ve karmaşık yapan düşüncelere erişip, değerini bilip mutlu yaşantının uygulamasını yaptığı dönem, hayatta ince ayarların yapıldığı, yaşanacak en mutlu yıllar son gençlik çağıdır. Daha çok aile ve sosyal çevre ile bütünleşme ve onlarla yaşamın çok değerli olduğunun anlaşıldığı dönemdir. İnsanın önünde ne kadar ömür varsa onun en güzel yaşanmasının iple çekildiği olgun yaşlardır. Beklentilerin sınırlı olduğu, başkalarını mutlu etmek için kişinin kendini tüketme anlarının bittiği dönemdir. Sahip olduğumuz ve çok hoşlandığımız şeyleri harcama, kullanma zamanıdır. Olduğumuz kişilerin ve sahip olduklarımızın değerini bildiğimiz anlar toplamıdır. Mutluluğu ötelemeyen dakikaların yığıldığı zamandır. Kimileri için, küçük bir sahil kasabasına taşınıp, işi gücü bırakıp, kendini bahçeye çiçeklere vererek, yaşamı bir sanata dönüştürme, sıkı ve güvenilir bir sosyal çevre ile birikimlerini paylaşma ve hayatı anlamlı hale getirmektir.

Üçüncü dönem, C. Pavese’nin ifade ettiği gibi; hayatın, yaşantı aramak ԁeğil, kendimizi aramak olduğunu anladığımız dönemidir. Farklı bakışlarla üzgün ve karanlık gözlerle bakmaktan ziyade güzellikleri görüp, sevgi ile her nefesimizden haz alarak yaşamak, yeni bir yaşamın, yaşama sanatının anahtarı olarak görebilsek, kendi gerçeğimizi, içimizdeki “yaşama sevinci” cevherini keşfedebiliriz. Emeklilik ile çok ileri yaşlarda hissedilen kırılganlık ve muhtaç olma durumu olan dördüncü yaş arasındaki bu dönemde asıl insanı korkutan; etraftan kopmak, hiçbir şeye katkıda bulunmayan özlemli, yaşlı insana dönüşmektir. Esasen bu dönemde, insan sahip olduklarının tadını çıkarmayı iyice öğrenmiş, çoğunlukla, ayrılık ve hasret gibi hayatın acımasız şeylerini aşmıştır. Tecrübelerimiz ve hayatımızda inşa ettiğimiz yaşanmışlıklarımız bizi daha cesur yola çıkmaya hazır hale getirmiştir. Bu dönemin huzurevinde değil, evde huzuru bulduğumuz dönem olduğunun farkına varmalıyız. Hayatın sevgiyle dolu bir dönem olması; onu yeni bir gözle görmemize, düşünce ve beslenme yapımızı gözden geçirmemize bağlıdır. Bizi yorgun kılanın hayat değil, taşıdığımız maskeler olduğunu fark edip onlardan sıyrılmalıyız.

Son gençlik döneminin daha sonraki yılları ise; sevgimizi, ilgimizi, yığdıklarımızı ölçülü harcayıp bizimle olanlarla paylaşarak, hayatın büyük bereket ve zenginliğine ulaşma dönemidir. Dileyelim! Bu dönemde, en iyi duygularımız bizimle yola devam etsin. Hayatın kötü yönlerini göz ardı edelim. Olumsuzlukları çoktan bir kenara bırakalım. Güzellikler hayatımızın öncüsü olsun. Mutluluk günümüzün başladığı ve bittiği yuvamızda yeşersin. Yaşama sevincimiz zirvede, hayat bir zevk kaynağı olarak bize yüzünü dönmüş olsun. Küskünlük, pişmanlık ve öfke duygularımızı bir öpücük yollar gibi avucumuzun içinden ötelere doğru üfleyelim. Hayatımıza anlam, coşku, umut katalım. Affedelim, hayatla barışıp mutluluğun kaynağına yönelelim. Denizin sesinde rahatlayalım, güzel müziklerle mest olalım, yılların yorgunluğundan arınıp ağır yükümüzden kurtulup tüy gibi hafifleyelim. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın bir şiirinde belirttiği gibi; rüzgârda uçuşan tüy bile bizim kadar hafif olmasın…

Her ne olursa olsun hayat her an yaşamaya değer, sevmek her çağda güzeldir. Yaşadığımıza, sevgiyi paylaştığımıza, yolları tükettiğimize, dağları aştığımıza, şehirleri gezdiğimize badem ağaçlarının bembeyaz çiçekleri, yol kenarlarında kızıllaşan gelinciklerin tozları, samanyolu, yıldızlar şahit olsun! Yaşadıkça savrulmamak için, yaş almanın tekdüze günlerinin yavanlığından anlık günlük sürelerle sıyrılmak için hayatı mutluluk hazinesinde biriktirdiğimize akşamların dar vakitleri değil, geniş zamanları şahit olsun! Son dönemin sonlarına uzanmak değil zor olan, güçlük insanın o süreçte yalnız kalmasıdır. Hayatın toplama dönemlerini çoktan aştığımız bu son gençlik çağı; gönülden dağıtma dönemine katıldığımız, gereksiz eşyalardan arındığımız, ruhumuzun en hoş olduğu farkındalığın tılsımına eriştiğimiz Nirvana bölümü olsun!

Olacaksa, sevgi, aşk, kardeşlik, dostluk olsun…

Ali AKÇA