Hey Dinliyor Musun?

,

Dinleme sanatı; Duyu organlarımızdan biriyle gerçekleştirilen eylemin bilinçli ya da bilinçsiz halde icra edilmesinin sanat olarak adlandırılması garip değil mi?

Kelimeye muzip bir gözle bakınca da dinle değil de, sanki dinle ME dermiş gibi 🙂

Bizde söz dinleyip, gerçekten dinlemiyoruz ya da dinleyemiyoruz gibi geliyor bana…

Yıllardan beri severek DİNLEDİĞİM, Simon & Garfunkel, The sound of silence parçasında söylediği gibi; “people hearing without listening…”

Sadece duyuyoruz bazen, öyle zor geliyor ki dinlemek…

Geçenlerde birisi bir şeyler anlatmaya başladı. Konu da ilginç aslında ama birden içimden “-Hadi, tamam, eee sonuç” nidaları atarken buldum kendimi. Sabrımız yetmiyor hızlı bilgi çağındayız ya(?) Zaten, engelleyemediğim bir önyargı ile başlamıştım “- Ne demek istiyor, bu konu ile ne katabilir bana?” diye bir sıfır geriden geliyordum. Bir de anlaşılamadım kaygısıyla lafı uzatmaya başlamaz mı?! Amanın Einstein’ın görecelik kavramı geldi oturdu oraya ve zaman geçmek bilmedi…

Biraz ilerledikçe,”-A ne güzel anlatıyor, ne güzel örnekler buluyor, bu basit ve bilindik konuları nasıl da farklı yorumluyor” demeye başladım ve zamanı takmaz oldum. Daha sonra da ilk düşündüklerimden dolayı epey bir ayıpladım kendimi!

Kaldı ki her zaman iyi bir dinleyici olmakla kendimle gurur duyarım.

Neymiş efendim, empatik dinlemeler, etkin dinlemeler, koçluk seviyesinde dinlemeler, şu anda hangi seviyedesin acaba toparlanma vakti mi, filan derken… Neyse ki bu konuda gereksiz bir çaba içinde olduğumu fark edip, kendime “-Günlük yaşamdaki kullanımı başka, profesyonel kullanımı başka, bu ikisini karıştırma” dedim…

Dinleme konusunda hep sıkıntı var tamam! Çünkü benim lafım önemli, ben en çok bilenim, sen giderken dönüyordum, bu konuda benden iyisi yoktur, en önemli benim derdim, senin ki de dert mi, çok çalıştım ben bunları öğrenmek için, gibi gibi düşünerek bir konuşuruz bir konuşuruz ki sorma gitsin… Böylece dinlemeye vakit de enerji de kalmaz…

Aslında, dinleme eyleminin hakkıyla yapılmamasında her zaman tek suçlu dinleyen taraf değil! Peki, kabul konu ilgi alanında olmalı, farklı ve çekici olmalı, en önemlisi merak uyandırmalı ki çekim alanına girip dinleyebilesin! Bununla beraber, konuşan da önemli, hep kendimize yüklenmeyelim. Anlatmak var, anlatmak var! Aynı konu aynı cümlelerle bile olsa farklı tarzda anlatıldığında ilgi oranı tartışmasız değişecektir. Böylece anlatanın hiç mi kabahati yok canım, dinletmesini bilsin o da 🙂 diyesi geliyor insanın!

Şaka bir yana, en fazla kimler konuşur dikkat ettiniz mi? Çocuklar, öğrenmek paylaşmak torbasını doldurmak ben de varım çabasıyla bi gayret konuşurken, yaşlılar da torbasını boşaltmak, giderken yanımda götüremem ki belki birine bir küpe olur, ne zorluklarla yükledim ben onu bilir misin çabasıyla, bir gayret konuşuyorlar. Bence de en çok onlar hak ediyor en güzel dinlenilmeyi… Yola çıkışı ve yolu tamamlayışı anlayabilmek, ikisi arası köprüyü kurabilmek ve de bu köprüyü sapasağlam yapıp hem kendin hem sevdiklerini bu köprüden gönül rahatlığıyla geçirebilmek için…

Güzel dinlemek de bence inanılmaz bir iç eğitim, iç denetim gerektiriyor, uzun bir çaba ve emek istiyor en başta da inatçı bir niyet olması gerekiyor. Sanırım bu eyleme SANAT denmesinin nedeni budur!

Kıssadan hisse anlaşılmak istiyorsan, güzel anlatacaksın, anlamak istiyorsan güzel dinleyeceksin hepsi bu!

Ses kaydı koyma şansım olmadığından dinletebildim mi bilmem ama umarım sonuna kadar okutabilmişimdir 🙂

Sevgiyle kalın…

 

Belma Kafadar KARAÇAM
Profesyonel Koç