İstemek?

,

Bir dolu isteğimiz var. Ev, araba, para, kariyer, dünyayı gezmek, yaşadığımız şehri değiştirmek, sağlıklı olmak, sevmek, sevilmek, güven, anlaşılmak… Hepsinin ortak paydası iyi hissetmek, mutlu olmak…

“O evi, arabayı çok istiyorum ama o kadar parayı nereden bulurum? “

“Aşk istiyorum ama ilişkilerim hep aynı çıkmazla sonlanıyor.”

İstediklerimizi gerçekten istiyor muyuz acaba? Bir şey istemenin yolu “aslında çok istiyorum ama…” düşüncesinden mi geçer?

Yürekten, bütün olarak, zihnen, kalben, bedenen istediğiniz ve gerçekleşmiş bir şeyi hayal edin şimdi.

Hepimiz yaşamışızdır, hani aklınızdan çok sevdiğiniz yemek geçer, akşam annenize uğrarsınız ve bir bakarsınız anneniz o burnunuza kokan yemeği yapmış.

Nasıl oluyor?

Çok sıkıntıdasınız. Boşa koysanız dolmuyor, doluya koysanız almıyor. Bin türlü çözüm yolu düşünüyorsunuz hiç biri uymuyor. Son anda bir bakıyorsunuz hiç aklınıza gelmeyen bir yoldan çözülüveriyor.

Nasıl mı oluyor?

İşte o anlarda sadece istiyorsunuz. Bazen bir an, bazen son an. Sadece istiyorsunuz ve oluyor. İşte o oluş anları istediğiniz şeyi yüreğinizin taa içinden istediğiniz ve nasıl olacağına dair şüphe duymadığınız anlardır. Öyle çok istiyorsunuzdur ki… İsteğinizin gerçekleşmesinden başka bir şeye odaklanmazsınız. Olacak ya da olacak.

Kim yapıyor? Kim yaratıyor?

higgs-boson

Fotoğraf: Higgs Bozonu Işıması

SİZ! Hepimizin içinde aynı güç var. Adına ne derseniz deyin; “yaratım gücü”, “tanrı parçacığı – hiçliğe kütle kazandıran higgs bozonu”. Aslında hepimiz “hiçlikten” kütle kazandık ve “hiçliğe” kütle kazandırma gücüne sahibiz. Bu var oluşumuzun bir gerçeği. Her an yaratım halindeyiz.

Sonsuz olasılıklar evreninde neyin olmayacağını nereden bilebiliriz ki ya da nasıl olacağını bilmemiz gerekiyor mu? İstediğimiz bir şeyin nasıl olması gerektiğine karar vermeli miyiz? Yoksa elimizden geleni yapıp, olmayanı neden olmuyor diye zorlamayarak var olana uyum mu sağlamalıyız?

Bir tanrı düşünün ki evren(ler)i yaratmış, içine bizleri koymuş (biz bizi biliyoruz), içimize de kendinden bir nefes vermiş, sonra zorluklar yaratmış serpiştirmiş etrafımıza. “İstesinler de olmasın” demiş, “ben de onların bu çırpınışlarını yukardan seyredeyim.” Olabilir mi sizce? Veya evren deyin adına, bir evren ki öylesine dengede… Her ölçü tamı tamına. Ölçü her şaştığında dönüp dolaşıp aranan şey denge değil midir? Neden kendini sabote etsin ki evren?

İstediklerimizin gerçekleşmesi bizi mutlu edecekse bizden başka engelimiz yoktur.

İsteklerimizi gerçeğimiz yapmak adına, sürekli olarak onların nasıl olacağına, neden olacağına ya da olmayacağına dair düşünerek kendimizi sabote ediyor olabilir miyiz? Bildiğimiz, bulduğumuz bir yolla oldurmak için çabalarken karşımıza çıkan belki de daha kolay alternatifleri kaçırıyor muyuz?

En iyisini biz biliriz. Bizim aklımıza göre olmalı her şey. Kendi evrenimize saplandığımız zamanlardır o anlar. Oysa dışarıda kocaman, işleyen, sonsuz seçeneğe sahip bir evren vardır. Nereden bilebiliriz oradaki seçeneklerden birinin bizim bulduğumuzdan daha iyi olmayacağını? Bir bırakabilsek, güvenebilsek, belki o bizden daha akıllıdır… Zaten akışa bıraktığımızda en hızlı sonucu almaz mıyız? Bütünü görmez miyiz? Sol beynin analitiğinden çıkıp sağ beynin holistiğine geçmez miyiz?

Tüm evren titreşim halindedir. Bizler de sürekli olarak titreşim yayarız. Yaydığımız titreşimler duygularımıza göre belirlenir. Dilimizin söylediğine değil yüreğimizin hissettiğine göre elektromanyetik dalgalar üretiriz. Her elektromanyetik dalganın bir frekansı vardır. Elektromanyetik dalga çekim kuvveti demektir yani her frekans bir çekim oluşturur ve kendi elektromanyetik dalgamıza, frekansımıza uygun frekansları çekeriz. Frekansımız ne kadar yüksekse o kadar enerji doluyuzdur, motivasyonumuz o kadar yüksektir. Moralimiz bozuk olduğunda ise frekansımız düşüktür, “modum düşük” deriz ya, işte o.

Yani biz ne kadar “çok istiyorum” desek de aslolan kalbimizdeki duygudur. Her zaman içinizdeki sesin dediği olur, hep doğru söyler ya da söylediğini yaratır o da doğrumuz olur… Evren isteklerinizi iyi veya kötü diye ayırmaz. Ne istiyorsanız onu verir size. Kötü bir şey yaşadığınızda emin olun siz yarattınız. İyi bakın, derinlerde bir yerlerde bulacaksınız yarattığınız anı.

Kalbinizi dinleyin, duygunuzu yönetirseniz gerçeğinizi yönetirsiniz. Nasıl mı? Örneğin güne gülümseyerek, sahip olduklarınıza şükrederek, bu güne kadar başardıklarınızı fark ederek başlayabilirsiniz. Frekansınızı en hızlı yükselten şey gülümsemektir.

Şencan Yılmazhan Gültutan
Profesyonel Koç