İyilik Rüzgârıyla Şifa Bulmak

,

Gül alırlar gül satarlar

Gülden terazi tutarlar

Gülü gül ile tartarlar

Yunus Emre

Geçen ayki yazımızda, Adam Grant’ın popüler kitabı Almak ve Vermek’in[1] izini sürerek, iyilikseverlerin (vericiler) iş ve hayat başarısının bencillerden (alıcılar) genel olarak daha yüksek olduğunu, ancak vericiler içerisinde, başarı merdivenlerinin en altında kalanların da bulunduğuna dikkat çekmiştik.

Sözkonusu yazımızda da belirttiğimiz gibi, vericiler, yardımlaşarak, işbirliği yaparak, insanları etkileyip potansiyellerine erişmelerine destek olarak, çevrelerinde (bizim deyimimizle) bir iyilik rüzgarı estirirler. Bu ise onlara işbirliğine hazır geniş bir çevre kazandırır ki, bu da başarı merdivenlerinin en tepesinde bu insanların yer almasının nedenini açıklar. Bu rüzgar iledir ki, bulundukları ortamın toplam verimliliğini ve en önemlisi “paylaşılacak pastayı büyüttükleri” için, yavaş yavaş dost ve müttefik kazanıp, işbirliği ve verimlilik temelli networklerini oluştururlar.

Pekiyi, başarılı vericileri başarısızlardan ayıran faktörlerin nedir?

Adam Grant, yaptığı araştırmalar sonucunda, yardımlaşma konusundaki tutumlarına göre insanları dört gruba ayırmış. Bunu netleştirmek için biraz görselleştirip bir tabloya aktaralım. Zira, aradığımız soruya verilebilecek cevabın önemlice bir kısmı burada gizli.

Tablodan da anlaşılacağı üzere, bu dört grup:

– Kendi çıkarını da başkalarının çıkarını pek düşünmeyenler, yani duyarsızlar,

– Başkalarının çıkarına duyarsız, kendi çıkarlarına çok duyarlı olan benciller,

– Başkalarının çıkarına çok duyarlı, kendi çıkarlarına az duyarlı insanlar; Bunlar, başkaları için kendilerini feda eden özverili vericiler, ve

– Hem başkalarının çıkarı, hem de kendi çıkarlarına duyarlı ötekiciler, yani başarılı

Bizim odağımızdakiler son iki grup, yani vericiler. Zira, önceki yazımızda da belirttiğimiz gibi başarı merdivenlerin en altında da en üstünde de vericiler var. Bu sınıflama bize, vericilerin neden hem en başarılı, hem de başarısızlar grubunu oluşturduğunun bazı ipuçlarını veriyor:

a- Kendi çıkarını geri plana iterek başkalarını önceleyenler bir süre sonra tükeniyor ve verimsizleşiyorlar. Bu grupta iyi niyetli ama şanssız olanlar ise, hep veren ama iyilik yaptıkları insanların hayatlarına kattıklarının olumlu sonuçlarını görme fırsatı olmayanlar, zira bu grup tükenmişlik sendromuyla daha fazla yüz yüzeler. Bu grupta özellikle öğretmenler (hayatın hızlı akışı, mezun ettikleri öğrencilerle bağlarını çoğunlukla kesiyor) ve acılarına tanık oldukları, ama iyileşmiş hallerine pek tanık olamadıkları insanlara yardım eden sağlık çalışanları. Oysa, vericiler için en değerli şey (çoğu zaman kendi çıkarlarından da fazla) insanların hayatına bir değer katmak. İleride değineceğimiz üzere bu, yaptıkları iyiliğin de kendilerine “sağlık ve mutluluk” olarak döndüğü nokta çünkü. (Müsaadenizle, burada küçük bir parantezle öğretmenlerim Mustafa Gizligider, Nebahat Seyhan, Şükrü Akpınar ve daha birçok değerli insanları minnet ve şükranla anmak istiyorum. Hiç de tükenmişlik sendromu yaşamış görünmüyorlardı. Belki öğrencilerine ne kadar değerli katkılar yaptıklarını bizzat görme şansları olmuştur. Artık daha iyi biliyorum ki, iyilikseverler için en değerli ödül de işte bunu görebilmek.)

b- Hem kendi çıkarına hem de başkalarının çıkarına duyarlı vericiler (ötekiciler) ise hem mutlu hem de başarılı grubu oluşturuyor. Bir yandan yaptıkları iyiliğin olumlu manevi karşılığını (sağlık ve mutluluk) olarak alırken, tükenmişliğe ve bencillerin istismarına da uğramıyorlar.

Bu son husus üzerinde biraz durmalıyız. Zira, bu gruptakiler de iyilik yapmaya özverili vericiler kadar, hatta onlardan daha fazla önem veriyor. Ancak bunlar, iyilik yaparken bencillerin istismarına uğramamayı da, en optimum vericilik stratejisini oluşturmayı da başarmış bir grup. Zira, bu grup şaşırtıcı biçimde benciller kadar özgüven ve hırsa sahip. Bill Gates’in deyimiyle, “insan doğasının iki büyük gücü, bencillik ve başkalarını gözetmek!”.

Bencillik ve başkalarını gözetmenin aynı amaç uğruna birleştirilmesine şaşırdınız mı?

Kanadalı psikologlar Jeremy Frimer ve Larry Walker, Yardımsever Kanadalı Ödülü (Caring Canadian Award) sahipleri ile ilgili yaptıkları anket ve araştırma sonucunda, bu ödüllü inanların yaşam felsefesinde sözkonusu iki hususa (bencillik ve başkalarına yardım) birlikte vurgu yaptıklarını ortaya koymuşlar.

İlk bakışta şaşırtıcı gelen bu türden bulgular, iyilikseverlerin/vericilerin her şeye rağmen iyilikten asla vazgeçmediklerini, kendi hayat başarıları konusunda alıcılar kadar da hırslı olduklarını ortaya koyuyor. Zira bu insanlar etraflarında iyilik rüzgarı estirmenin başarı ve mutluluğu birlikte getirdiğini keşfetmiş ve iyiliğin değerini anlayıp içselleştirmiş, hayata değer katmaya önem veren insanlar. Bu yüzdendir ki, onlara göre iyilik, en az başarı odaklı işler kadar ciddiyetle yapılacak işlerdir. Bu nedenle, gerektiğinde istismarcılara karşı rahatlık ve özgüvenle hayır demesini öğrenmişlerdir. İlk başlarda uğradıkları istismar, başkalarına yardım ederken kendi işlerini ihmal etmeleri v.b. nedenlerle başarı yolunda geride kalsalar da, iyiliği ilkesel bir çerçevede ele almayı öğrendiklerinde kendi özgün farklarını ortaya koyup iyilik rüzgarı estirebilmektedir. (Kitapta bu insanların istismara uğramdan iyilik yapma stratejileri hakkında geniş bir bölüm bulacaksınız).

Bu insanların, gerektiğinde, kolaylıkla hayır diyebilmelerinin sırrı da bize göre basit: İyilik bu insanlar için ilkesel bir tutum ve içselleştirilmiş bir yaşam felsefesi; özverili vericilerde olduğu gibi gerektiğinde bile hayır diyememekten kaynaklanan bir zaaf değil! Bu önemli fark, iyilik yapmak için onlara,

– en doğru zamanı, yani işlerini aksatacak kadar rastgele değil, belirli ve en uygun bir zamanı,

– en doğru kişileri, yani yardım isteyen ama bunu sorumsuzluk veya istismar amacıyla yapmayan dürüst insanları,

– en doğru yöntemi, yani balık vermeyi değil balık tutmayı öğreten tutumu,

bulup uygulama güdüsü vermektedir.

İyilik yapmak bu insanlar için neden bu kadar önemli?

Başta bahsettiğimiz işbirliğine dayalı çevre (network) ve verimlilik etkisinin dışında, iyiliğin “mutluluk etkisi” ve hayata muazzam bir anlam katma potansiyeli sözkonusu çünkü. Vericilerin iyilik yapmayı vazgeçilmez bir ilkesel tutum ve içselleştirilmiş bir yaşam felsefesi yapmalarının temel nedeni de bize göre işte bu.

Verimliği ve paylaşılacak pastayı nasıl büyüttükleri konusu bu yazıya sığamayacak kadar geniş bir konu, bunun için Grant’ın kitabını okumanızı özellikle öneririm. Biz burada, bu iki etkiyi en kolay yaşayıp gözlemleyebileceğiniz ortam olarak gönüllülük hareketleri ve hayırseverlik girişimlerini örnek vermekle yetinelim. Bunlar, en rekabetçi toplumlar olarak bildiğimiz Batı’da bile hızla yaygınlaşan ve değeri her ortamda dile getirilen olgulardan biri. O kadar ki, Forbes ve The Economist gibi iş dünyasına hitap eden medya organlarında bile gönüllülük ve (internette artık küresel bir rüzgar haline gelen) “Her Fırsatta İyilik” (Random Act of Kindness) konulu haber, yorum ve bloglara rastlanıyor.

Bunlardan birinde, Forbes’a yazan Kathleen Taylor-Gadsby[2], bir gönüllük deneyiminin kendisi için liderlik ve iş hayatına dair çok önemli üç katkısının olduğunu vurguluyor:

– Esneklik: Aynı imkan ve malzemelerle, sayısı sürekli değişen insanlara hizmet edip, misyonu aynı titizlikle sürdürebilmek,

– bunun sonucunda gelişen problem çözme yeteneği ve inisiyatif alabilme becerisi,

– aynı insancıl değerleri önemseyen insanlarla çalışmanın getirdiği kendiliğinden gelişen güçlü sosyal bağların verdiği huzur ve mutluluk.

Harvard Health’de yayınlanan bir makalede[3] ise sözkonusu mutluluk etkisinin insanlarca maaşlarına yapılacak yüklü artışlarından bile değerli görüldüğünü ortaya koyan bir araştırmaya yer verilmiş.

Kısacası gönüllü sosyal hizmetler hem yeni dostlar ve çevre kazandırıp sosyalleşmenizi, insan ilişkilerinizde daha başarılı olmanızı, hem de kariyerinizde daha başarılı olmanızı sağlar.

Ayrıntıları bu yazıya sığmayacak kadar geniş olan iyilik yapmanın ruh ve beden sağlığına faydalarını ise kısaca oksitosin, dopamin, seratonin gibi “mutluluk hormonlarını” artırıp, stres hormonu kortizolü düşürerek sağlık ve mutluluk vermesi olarak özetleyebiliriz. İşte bu yüzden iyilik yapmak doğal bir anti depresan, sakinleştirici, tansiyon düşürücü, kalp dostu ve hatta bir ağrı kesici işlevi görür.

Daha önemlisi de iyilik yapılan kişiye sevilip değer verildiğini hissettirmesi, iyilik yapanın da özdeğer algısını yükseltmesi ve ortamda sevgiyi mayalaması ile hayata huzur ve anlam katması değil mi?

İyilik, nezaket ve sevgiyle kalın.

 

Mehmet MURAT
Profesyonel Koç

 


 

[1] Adam Grant. Vermek ve Almak: Başarı İçin Devrimsel Bir Yaklaşım. Modus Kitap, 3. Baskı, 2017.

[2] https://www.forbes.com/sites/forbescoachescouncil/2017/10/16/volunteering-a-formula-for-help-and-happiness

[3] https://www.helpguide.org/articles/healthy-living/volunteering-and-its-surprising-benefits.htm