#kalbimlesohbetler

,

#39 İyi bir uykunun sağlıklı kilo verebilmekten, iyi ruh sağlığına kadar birçok etkisi vardır. Uykuya geçmekte zorlanıyor, ya da kesintili, rahatsız uyku deneyimliyorsak, öncelikle atabileceğimiz “3 küçük ve çok önemli adım” şöyle: 1. Early to bed, early to rise / Erken yat, erken kalk. Ayurvedik öğretide, “güneşten önce uyan ve yine güneşten önce uyu” denir. Ancak, modern çağın, büyük şehirlerde yaşayan ve çalışan insanları olarak bunu mümkün olduğunca erken yatıp, yine mümkün olduğunca erken kalkmak şeklinde algılayıp, uygulayabiliriz. Ayurvedik öğretide akşam 21:00-23:00 saatleri arasındaki zaman dilimine Tamas ya da “atalet” enerjisinin hakim olduğu söylenir. Dolayısı ile bu zaman aralığında uykuya geçmek hem daha kolay hem de daha verimli olacaktır, deniyor. 2. Turn off the machines at 20:00 pm / Akşam 20:00den itibaren tüm elektronik alet kullanımını bitir. TV, telefon, bilgisayar vb kapat. Uyku öncesi tüm bedenlerin ( vücut, zihin, ruh, nefes ) uykuya hazırlanabilmesi ve dinlenme moduna geçmesi açısından bu çok önemlidir. Ayurvedik öğreti, akşam 18:00den yatma saatine kadar aile bireyleri ve/ya evcil hayvanlar ile kaliteli zaman geçirmenin, Sattvic yani dinlendirici ve ruhu besleyici ( alfa frekansı ) müzikler dinlenebileceğinin ( illa ki müzik dinlenecekse, çünkü yatmadan önce müzik de normalde önerilmiyor ) ama kaos, kuru gürültü ve şiddet içerikli tüm tetikleyicilerden ( günümüzde buna sosyal medyayı da ekleyebiliriz ) uzak durulması gerektiğinin altını çizer. 3. Oil your feet, the top of your head and the back of your ears / Ilıtılmış susam yağı veya hindistan cevizi yağı ile yatmadan önce ayak tabanlarının, başın tepesinin ve kulak arkalarının ovulması da uyku hormonlarının en etkili şekilde salgılanmasını sağlayacak ve yüksek kalitede bir uykuya öncülük edecektir.  #kalbimlesohbetler

#40 “Bina, sadece evrene kapanmış mekan değildir, bazen bellektir…” diyor Konya, Sahibi Ata Müzesi’ndeki Yadigar’da. Binalarımızı, evlerimizi, ofislerimizi nasıl temiz tutmaya çalışıyorsak, belleklerimizi de öyle temiz, öyle düzenli tutabilmeliyiz. Çoğumuz, her gün, onlarca planlar, projeler yapıyor, geçmiş, şu an ve gelecek çemberinde düşünceler, fikirler içinde, kalabalık, kocaman kafalarla geziyoruz. Bu yüzden her gün bir dakikalığına da olsa “zihinsel bir inzivaya” çekilmek, yani meditasyon yapmak çok önemlidir. Genelde bakıyorum, bir başkasının saçından, ne giydiğine kadar her detaya çok hakimken, kendimize bir o kadar uzak kalıyoruz. Kendimize olan bu uzaklığımız, yabancılığımız hem fiziksel hem de duyusal ve zihinsel bedende de devam ediyor. Dolayısı ile oradan oraya boşuna koşuşturan, hiçbir şey için yeterli vakit ya da enerji bulamayan, tatminsiz ve yorgun insanlara dönüşüyoruz. Mutsuz ve hep beklenti içinde olan… Oysa ki; günde sadece 1-2 dk ayırarak, kendimizle yeniden tanışabilir, kendimizi hatırlayabilir ve “ben mutlu bir insanım” diyebilmek için aslında neye ihtiyacımız olduğunu en doğru şekilde tespit edebiliriz. Bahsettiğim meditasyon çok basit. Tek gereken sessizlik… Tam ve kesilmeyeceğinden emin olduğumuz sessizlik. Kapalı gözlerimizi iki kaşın arasına doğru devirebiliriz. Bu, yaptığımız şeye odaklanmamızı kolaylaştıracaktır. Dik oturun ve ayaklarınızı yere basın. Burundan nefes alırken karnı küçük bir balon gibi şişirin. Nefesi, sanki karşınızda mum varmış ve onu söndürecekmişsiniz gibi dudaklarınızın arasından hafifçe üfleyerek bırakın. Bunu 1-2 dk boyunca yaptıktan sonra, kendinizi hazır hissettiğinizde gözlerinizi yavaşça açın ve gülümseyin. Şifa olsun #kalbimlesohbetler

#41 Her basamağı güzel çiçekler ve taşlarla süslü bir merdiven gibi yaşam yolu. Çiçek gibi zarif, narin ve huzurlu kimi insanlar… Taş gibi sert ve kırıcı bazıları… İkisinden de almış birkaçları. Biraz çiçek, biraz taş… Anladım ki; artık sadece çiçek insanlar istemekteyim etrafımda. Anladım ki; bunun için önce çiçek gibi olmalıyım. Kendi gibi olanları çekiyor insan, kendi gibi olanı yaşıyor. Düşünceler sözcüklere, sözcükler eylemlere, eylemler yaşamlara dönüşüyor. O zaman tam şimdi, bu anda ve burada, önce kendime, sonra sevdiklerime güzel sözcüklerle dolu bir şiir armağan etmeli. Kim bilir belki yaşamlarımız da şiir olur okudukça, yazdıkça. Sinsiliksiz, kurnazlıksız, taşsız, kayasız… Kim bilir? Neticede: ••• “Her şey sende gizli

Yerin seni çektiği kadar ağırsın

Kanatlarının çırpındığı kadar hafif

Kalbinin attığı kadar canlısın

Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç

Sevdiklerin kadar iyisin

Nefret ettiklerin kadar kötü

Ne renk olursa olsun kaşın gözün

Karşındakini gördüğüdür rengin

Yaşadıklarını kâr sayma

Yaşadığın kadar yakınsın sonuna

Ne kadar yaşarsan yaşa

Sevdiğin kadardır ömrün

Gülebildiğin kadar mutlusun

Üzülme, bil ki ağladığın kadar güleceksin

Sakın bitti sanma her şeyi;

Sevdiğin kadar sevileceksin

Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret

Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın

Unutma yağmurun yağdığı kadar ıslaksın

Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak

Kendini yalnız hissettiğin kadar yalnızsın

Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü

Kendini güzel hissettiğin kadar güzel

İşte budur hayat, işte budur yaşamak

Bunu hatırladığın kadar yaşarsın

Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün;

Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun

Çiçek sulandığı kadar güzeldir

Kuşlar ötebildiği kadar sevimli

Bebek ağladığı kadar bebektir

Ve her şeyi öğrendiğin kadar bilirsin

Bunu da öğren;

Sevdiğin kadar sevilirsin…” •••

Şiir: #canyücel #kalbimlesohbetler

#42 ••Sivrisinek, Sivrisinek İnsan ve Uzaklaştırıcı Doğal Tarifler•• Kolektif bilinç, aynalama vb terimleri duyduğumda anlamlı geliyor başta. Mesela, toplumların kolektif bilinç havuzları olduğu ve bu havuza akıttıkları her damlanın o toplumun geleceğinin yapı taşlarını oluşturduğu savı mantıklı gelebiliyor. Ya da hayatımızdaki insanların bize davranma şekillerinin bizim yansımalarımız, aynalarımız olduğu fikrine de sıcak bakabiliyorum. Bazen, bu, düşündüğümüz, barındırdığımız, korktuğumuz ya da direnç gösterdiğimiz bir şey olmasa da negatif bir frekansa taşınabiliyor muyuz ki acaba? Belki… Belki evrenin sivrisinek insan kanunu diye bir şey vardır ve belki orada giriyordur devreye. “Sivrisinek, kendi de dahil hiçbir şeye faydası olmayan, sırf ekosistem bozulduğu için, yani bir bozulma, bozukluk, aksaklık neticesinde ortaya çıkmış bir canlıdır”, demişti permakültür uzmanı bir arkadaşım. İşte bu gibi insanlar da öyle gereksiz, öyle kurtulunması zor, öyle bir talihsizlik ürünü olabilir mi acaba diye düşünülebilir mi? Düşünelim çünkü düşünmek iyi bir şey. Söylenen bir sözü, yazılan bir yazıyı düşünmek… Sorulan bir soruyu düşünerek cevaplamak… Düşünmeden, faydasızca uçup, ilk fırsatta sokacak olan sivrisinek insanların bir özelliği de yoruculukları. Yoruyorlar… Hele bir ikisi bir araya gelmişse, ne anlatsan, ne kadar anlatmaya ve hatta ne kadar anlamaya çalışsan da nafile. Öyle kuvvetli ki vızıltıları; duymuyorlar, anlamıyorlar. E peki ne yapmalı? Şırrak diye duvara mı yapıştırmalı? Yani…Sevmek şart değil ama nefret de etmemeli, tabii. Yok edici kullanmak yerine uzaklaştırmalı. Uzağında tutmalı… Kim bilir belki bir gün yine bir metamorfoz gerçekleşir, dünyaya bir faydaları dokunur olur•• Sivrisinekİnsan Kovucu: Akıl, vicdan, erdem. Karıştırılır. Sivrisinek Kovucu: Bio/organik bebe yağı, okaliptüs yağı ve lavanta yağı. Karıştırılır. #kalbimlesohbetler #kalbimdentarifler #ayurveda

 

Aslı Can
Yoga Eğitmeni