#kalbimlesohbetler

,

#70 Geçenlerde dolunay uykusuzluğunu konuştuğumuz bir derste, grubumuzdan @banuyasinn enteresan bir konuya değindi. Okuduğu bir makalede şöyle yazıyormuş: Taş devri insanları, dolunaylı aydınlık gecelerde yırtıcılara yem olmamak için mağara ağzında bekçi- nöbetçi bırakarak uykuya çekilirlermiş. Nöbetçi, az hareket, az sesle geceyi geçirirmiş. Bilinçaltı aktarımları ile günümüze kadar bunun geldiği ve dolunaylı gecelerde koruma içgüdüsüyle uykuya dalamamanın normal olduğu düşünülüyormuş. Yani, biz, dolunayda uykuyu kaybedenler klubü, birer karmik gece bekçisi olabiliriz. Bu durumda ne yapabilirize gelince de, astrolog arkadaşım @astrolojiterzisi Yıldız’ın bir önerisi var. Bir bardak suyu al. Tibet çanağını 5-10 dk kadar çalarken, su seni dinlesin. Sonra suyun yarısını iç, yat. Suyun diğer yarısı ile sabah, elini yüzünü yıka. Ağzını çalkala. Belki yine bekleyeceksin sabahı uyanık gözlerle, ama en azından gerilmeyeceksin. Sakin ve huzurlu yıkanacaksın ay ışığında. Kim bilir kaç yıldır yaptığın/ım/ız gibi… İyi şeyler gelsinler, kötü şeyler gitsinler… #kalbimlesohbetler

#71 İnsanın 3 ruhu vardır. Duygulardan, 3. ruh olan özüt sorumludur. Özüt, hareketi sever. Bu nedenle biri sinirlendiğinde: “çık biraz yürü” denir. ••• Zira hareket yoksa, bedendeki olumsuz duyguları atma olanağı da yoktur. Yeryüzünde yaşayan her canlının bir mizacı vardır. Yani, mutlak bir yeteneği, özelliği ve bu özellikle doğaya katkı sağladığı bir vasfı mevcuttur. Doğada hiçbir varlık, yerinde oturarak yaşamını sürdüremez. ••• Masa başında çalışmak, doğanın yaşam “stiline” uygun olmadığı için bu kişiler her geçen gün duygusal ve fiziksel açıdan daha sorunlu hale gelirler. ••• … bu kişiler doğal yeteneklerinin ne olduğunu bilemezler. Oysa doğal yetenekler kesinlikle bilinmelidir. O kişinin yeryüzüne gelme nedeni anlaşılmalıdır. Yeteneğini bilen kaplan, kafesin kapısının açılmasını beklemez. Kapıyı kırıp çıkar.••• “ (alıntı Asu Mansur / Kham Karak). Benim içimdeki kaplan da tam 14 yıl önce, 8 yıllık çalışma hayatının sonunda, 3 saniyede, kapıları kırmadan belki ama menteşelerini epeyce oynatarak özgürlüğüne kavuşmuştu. Onun kaplan değil “Geyik” olduğunu yıllar sonra idrak ettiğimde, istifamı verdiğim gece, rüyam boyunca sırtında, o orman senin, bu şelale benim, gezdiğim geyik de anlam kazanmıştı. Ölmeden önce ölmeyi, sevmediği işte, sevmediği insanların içinde azar azar ölmekle karıştırmamalı insan. Ölmeden önce ölüşüm, aslında doğuşum olmuştu. Düzenli maaşımı, tatillerimi bırakıp, bir kuru matın üzerine kapaklanmıştım. İkisi arasındaki süre ise rugan babetlerimi çıkarıp çarıklarımı giymem kadar bir zamandı. Bu, kimine göre 14 sene, bana ise 14 saniye gibi idi. Toprak ana, uykusunu aldı. Uyanıyor. Yer artık hiç hasta edecek kadar soğuk olmaz. Her gün 5-10 dk çıplak ayak yürüyün. Mayıs ortasına, sonuna kadar güneş gözlüğü takmayın. Bol su için, oturarak ve yudum yudum. Dışarı çıkın, hareket edin… İlaç niyetine #kalbimlesohbetler

#72 Işıkla birlikte sessizlik gelir, dememişlerdi. Deselerdi, karanlığına tutunmaya devam etmez miydin? Ederdim. Ama şimdi, ışıktan çok beraberinde gelen sessizliği seviyorum. İnsan böyle bir şey… Yaşayıp anlayan türden. Evet… İnsan olduğum kesinleşti:) (Alıntı: Aslı Can / Yolcu #yolcu) Satya, Yoga’nın 5 olmalılarından biridir. Doğruluk, dürüstlük diye tercüme edilebileceği gibi “Hakikat”e de işaret eder. Çağımızın geneline baktığımızda, Satya ya da Hakikat, sanki biraz uzaklarda… Hayaller ya da Aslolan; ne sen varsın, ne de ben, demekken; Hayatlar ya da Var olan; sen yoksun, ben varım, tadında. Kendini anlatmayı çok seven yazılarla dolu şu instagram sayfalarında gezinirken, aklımdan geçen sözcükler içimi daraltırken, yine aklımdan geçen bir şarkı güldürüyor yüzümü. Peki peki anladık, sen neymişsin be abi… Şarkıyı mırıldandıkça ışık yükseliyor tepemden, bu tiyatro gözüme hoş bile görünüyor. En güzel hareketi sen yaptın, peki peki anladık… Artık gülümsemem bayağı bayağı kahkahaya dönüyor. En bilge lafı sen ettin… Üstüne bir de dans etmeye başlıyorum. Hayatın anlamını sen buldun, hem de instagramda… Şarkı bitmeye yaklaşınca, ekran kapandığında, sessizlik nasıl da hoşuma gitmeye başlıyor. Ahha diyorum; işte bu. Huzur… Sessiz sessiz, süssüz püssüz gelip, konuyor yüreğime. Bunca fotoğrafın, kelamın manasızlığı bir anda beliriveriyor ruhumun derininde. İnanmayın burada her gördüğünüze, okuduğunuza. Kendinizi kıyaslayıp, bir de üzmeyin. Hakikat, kalbinin en derininde. Kendine, şu ekrana bakmadan duracağın 1 saat vermekle başla. 1 gün yap onu, belki birkaç gün… Kendi yolunun yolcusu ol. Çünkü senin ruhun, okudukça; ben neden öyle yapamıyorumu sana hissettiren, kendi doğanın güzelliklerini görmeni engelleyen tüm bu yazılardan çok daha yükseğini; bir başkasının ilüzyonunu değil; “kendi hakikatini” hak ediyor. Kendini oku, kendini yücelt, kendini sev. Ama bunu kendine aşık olmakla karıştırma. O, ayrı bir yazı konusu. Hadi, dön kendine. Şimdi ve burada, Tada İma… #kalbimlesohbetler

 

Aslı Can
Yoga Eğitmeni