#kalbimlesohbetler

,

 ac-y3#6 Her yoga dersimin sonunda şükrederim gördüğüm manzaranın güzelliğine. Benim manzaralı yoga odamın penceresi sessiz zihinlere, telaşsız nefeslere bakar. Bir de hafifçe gülümseyen yüzlere… Titrek bir mum alevine, kadim bilgilerle dolu sayfalara. Dışarıda nasıl bir derdimiz, nasıl bir kalp yangınımız olursa olsun… Yoga zamanı, bizler için muhteşem manzarası olan bir odada olmak gibidir. Kayboluruz o manzarada, yok oluruz… “Hiç” oluruz… Hiçlik kolay mı kalbim? Belki bazen… Manzaralı bir odada iken… #kalbimlesohbetler

#7 Su gibi olmadan sufîyim diyene inanılır mı? Camdan gözünü, arkasındaki geceden kara özünü görmüşsen bir de. Sevgi gibi olmadan aşktan meşkten bahsedilir mi? Bıçaktan keskin sözünü duymuşsan bir de. Ben ben diyende Zen bulunur mu? Zenginliği parada pulda sanmışsa bir de… Olmaz değil mi kalbim? Olur gibi olur ancak. Olmuş gibi. Sen yine de bu göl gibi ol, sessiz sessiz konuş. Bu göl gibi sessiz sessiz bekle. “Yaratanın dili sessizliktir, geri kalansa sadece zavallı çevirilerdir.” Sus kalbim. #hayatakarken #kalbimlesohbetler

#8 Yazın gidişine iç çekip, sonbahara iç dökerken; “canım” dedi. Öylesine bir canımdı, bir tanıdığa hatta yoldan geçen birine söylenir gibi belki ama gülümsetti. Çatık kaşları açtırdı, kırışmış alnı düzeltti. Dudağın iki yanında zamanla oluşan iki küçük paranteze benzer yaşanmışlık çizgisi vardır çoğu 35 yaş üstü yüzde. Derler ki kederden… Bence deneyimlerden. Çok düşünüp sızlanınca, daha doğrusu cızz ederek sızlayınca kapa parantez, su serpilip ferahlayınca, ya da bir tek “canım”da aç parantez. Canım demeli arada, öylesine de olsa. Değil mi kalbim? #kalbimlesohbetler

#9 Geçmiş hesaplarını daha tam kapatamadığım bir konuda arkadaşımla konuşurken, benim küçük prensim Asya (sabah bunu gördüğünde; Annnne! Ne prensi, ben oğlan mıyım yaa? diye coşacak. Ben de ona, mânâda “Küçük Prens”in cinsiyetsizliği üzerine uzun bir konuşma yapacağım 500. kez… Neyse…) şöyle dedi: “Annnne (kızınca böyle 4 n’li), bu iş artık geçmişte kaldı. Bırak artık… Geçti!” Arkadaşımla birbirimize bakıp, biraz utanarak biraz eğlenerek güldük. O an aşk’la, bir kez daha fark ettim, Asya’nın cıvıldayan sesini, parlayan gözlerini, gülümsemesini. Kafamızın içinde yükselen, geçmişe dair, gri siyah monologlar, bizi yaşlandıran şeylerin başında geliyor gibi. Bedenimizi, kalbimizi, ruhumuzu ve de aklımızı eskitiyorlar. Geçmişin tatlı deneyimlerini nasıl ki cebimize atıp, her yere taşıyoruz beraberimizde; acılarından kalan yaşam derslerini de diğer cebe atıp taşırken bugünde ve yarında, faydasız karanlıklarını dünde bırakmak gerek. Bu yaşanmışlıklarla olgunlaşmış ama taze kalmış olmak. Avokado gibi (Evet, biraz acıktım). Ya da bir çocuk gibi. Neşe, güç ve yaşam dolu bir halde, an’da kalmak. Paulo Coelho’nun harika sözlerindeki gibi yapmak gerek galiba: “Eğer bir gün yolunuzu kaybederseniz, bir çocuğun gözlerinin içine bakın. Çünkü bir çocuğun bir yetişkine her zaman öğretebileceği üç şey vardır; 1. Nedensiz yere mutlu olmak… 2. Her zaman meşgul olabilecek bir uğraş bulmak… 3. Elde etmek istediği şey için var gücüyle savaşmak.” Kolay mı kalbim? Denemeden bilemezsin. Şimdi hemen bir kağıt al eline. Üç başlık aç: 1. Mutluluk Kaynaklarım (en az bir tane yaz, hiç yok diyorsan; bu yazıyı ve daha nicelerini okuyabilmeni sağlayan “gözlerini” yaz) 2. Yapmak istediklerim 3. İkiyi gerçekleştirmek için yapabileceklerim… Düşünceden yazıya, yazıdan eyleme geç. Evrenin, bütünün ve kendinin hayrına… Hadi başla… #kalbimlesohbetler

#10 Çarpılmak, gerçek aşkı engelleyen ve o kişinin gerçekte kim olduğunu tamamıyla yok sayıp bizim için ne anlam ifade ettiği ile ilgili kurduğumuz bir fanteziden ibarettir. Çoğunlukla başkalarını anladığımız veya sevdiğimiz için değil, kendimizi hissettiğimiz acılardan uzaklaştırmak için birilerine “çarpılırız”. Ancak gerçekten kendimizi anlayıp sevdiğimizde, başkalarına da gerçek sevgi duyabiliriz. Bazen boş hissederiz, bir şeylerin büyük eksikliğini duyarız. Sebebini anlayamayız, çok belirsizdir. Ama yine de bu boşluk çok güçlüdür. Sürekli olarak iyi bir şeyler olmasını bekleriz, daha az yalnız hissetmemizi sağlayacak şeyler, daha az boş hissetmemizi sağlayacak şeyler. Kendimizi ve hayatı anlama arzusu çok kuvvetlidir. Sevme ve sevilme arzusu da çok kuvvetlidir. Sevmeye ve sevilmeye hazırızdır ve bu çok doğaldır. Ama boş hissettiğimiz için, sevgimizi yansıtacak bir obje ararız. Bazen kendimizi anlayacak fırsatımız olmamıştır, ama objeyi bulmuşuzdur. Tüm istek ve arzularımızın o kişi tarafından gerçekleştirilemeyeceğini fark edince de, yine boş hissetmeye başlarız. Bir şey bulmak isteriz, ama ne aradığımızı bilemeyiz. Hepimizde sürekli bir istek ve beklenti vardır, hep daha iyi bir şeylerin olmasını bekleriz. Bu yüzden e-mail hesabımızı veya sosyal medyayı defalarca kontrol ederiz. Derin bir ilişkide, partnerinizle aranızda bir sınır yoktur. Siz o’sunuzdur, o da siz. Sizin acınız onun acısıdır. Mutluluk ve acı artık kişisel meseleler değildir. Artık “Bu senin problemin.” gibi bir şey hissedemezsiniz. Ben demedim #thichnhathanh dedi, #adele söyledi #hello #kalbimlesohbetler

Aslı Can
Yoga Eğitmeni