#kalbimlesohbetler

,

#30 “Bilmek sanatı, neyi yok sayacağını bilmektir”, demiş Mevlana… Çok düşündüm bu sözünü bir zaman. Sonra yaşadıkça, yaş aldıkça, çok düşünmeme gerek kalmadı. Anlar gibi oldum. En yakınıma alacaklarımı (insan, duygu, düşünce ya da eylem) ya da az ötede tutacaklarımı bildim. Yok saymak lafı başta acıtıyor insanın içini. Yok sayılacak olan bir “kişi” ise ki; bu her zaman böyle olacak diye bir kaide yok, insan, kendi ile epey bir hesaplaşıyor. Ve lakin ne zaman ki; “yok sayma”nın masumiyetini idrak ediyorsun, işte o zaman gönül rahatlığı ile bilmek sanatını icra eder oluyorsun. Arkadan konuşmak, yüz yüze kavgaya tutuşmak, ya da içten içe sinirden kendini yemektense, o kadar masum bir eylem ki yok saymak… Yok saymak, aslında özgür kılmak ve özgür olmak. Hani şu çok meşhur “let go, let god/çık aradan, çıksın yaradan” meselesine denk bir durum diyebiliriz. Yalnız bu lafta olmamalı. Diyelim ki, biriyle aranızda yolunda gitmeyen bir şeyler var. Ve bunu hiçbir şekilde ifade etmek istemiyor ya da buna gerek duymuyorsunuz. İşte o zaman bırakma, aradan çıkma sanatına başlıyorsunuz. Bunu çok güzel bir meditasyonla örnekleyeceğim. Her durum ve her kişi için, -mutlaka ama mutlaka sevgi duygusu ile- yapabilirsiniz. Mümkünse akşam, el ayak çekilip, kendinizle baş başa kaldığınız bir vakit seçin: Gül Meditasyonu (Nilgün hocama sevgilerimle) Ayaklar yere basacak şekilde yatak ucuna ya da koltuğa oturuyoruz. Kapalı gözlerimizin tam karşısına bir gül yerleştiriyoruz (hayal ediyoruz). Güle bütün gün olan biten ne varsa anlatıyoruz. Belki bir durum, bir olay, bir kişiye karşı hislerimiz ya da onunla aramızdaki mesele vb. (Nasıl istersek; konuşarak, zihinden vb.) Sonra ona bizi dinlediği için teşekkür ediyor ve onu bir havai fişek gibi patlatıyoruz. “Aha nassı da patlattım seniii” şeklinde değil asla! Sevgiyle… Bunun, hepiniz için en iyisi olacağını bilmenin huzuru ile. Şükürle, toprağa külleri karışana dek izleyin. Artık hafifsiniz ve de özgür. Her ikiniz de… NAMASTE #kalbimlesohbetler  #positivevibes #pozitifenerji #meditation

#31 Yoga, is the journey of the self, through the self, to the self. BİR ZAMAN/BİR YER… Bilgisayarının başında, boş ekrana bakarak – bomboş bir kafa ile- oturuşunun ikinci ayı ve kırk beşinci dakikası tamamlanmıştı. Bu kadar dolu ve gürültülü bir zihin nasıl olur da birden böylesine sessizleşebilir diye düşündü. Zihin kontrolü üzerine aldığı onlarca eğitim ve bu uğurda harcanmış tonlarca liradan sonra ‘o’ hala ‘patron benim’ diyordu. İsyan, inkar ve diğer tüm basamaklardan geçip tevekkül etti eli mahkum… Makineyi kapatıp yattı. Gün, ışıklarını acımasızca odasına doldurunca yapış yapış olmuş kirpiklerini zar zor aralayıp yatağından kalktı. Bir yandan da söyleniyordu kendi kendine ‘Ne demeye yatak odana krem rengi perde yaptırırsın ki?’ diye. Tekini bulduğu terliği ayağına geçirip banyoya girdi. Aynadaki yansıması ‘Ne bakıyorsun meymenetsiz?’ der gibi dikmişti gözlerini. Saçlarını günlerdir yıkamamış, dişlerini fırçalamamıştı. Zaten şarap, kahve, çay ve alka seltzer dışında bir şey de girmemişti midesine. Her şeyin onun için bitişinin bilmem kaçıncı günüydü ve arsızca yaşamaya devam ediyordu bilmem kaç gündür. Yok, dedi… Dayanamıyorum… Ya öleceksin ya da bir çaresine bakacaksın bu işin. Bu denli mutsuz, daha fazla yaşayamazsın. Salona girdiğinde gözü, akşam bıkkınlıkla kapattığı bilgisayarına takıldı. Kapağına yapıştırdığı yeşil post it’ teki web adresini gördü ve hatırladı. Onu oraya 2 ay, 3 saat ve 45 dakika önce yapıştırmıştı. Hemen bilgisayarını açtı, içinde bir ümit filizlenmeye başlamıştı, belki de hiçbir şey için geç değildi… Hala düzelebilir, tamir olabilir, iyileşebilirdi. Adrese girdi, iletişim bilgilerindeki telefon numarasını çevirdi.  Bir saat sonra bavulu elinde, saçları yıkanmış ve dişleri fırçalanmış olarak evinin kapısından çıktı. Eşikten geçtiği an anlamıştı, henüz her şey bitmemiş olabilirdi. Acılar, sevinçler, kayıplar ve kazanımlar, her şey bitimsizdi. Yolculuklar da öyle… Ve yaşam yolculuklardan ibaretti… #yolcu #kalbimlesohbetler

#32 TEŞEKKÜR ETMEK… Derslerimi öğrencilerimin önünde eğilerek bitiririm. Onlara teşekkür ederek… Birbirimizden şifalanmışızdır çünkü o bir-bir buçuk saat boyunca. Tamam, zaten var olan bilgileri ve enerjileri aktarıyoruz birbirimize. Sadece aracıyız her birimiz. Vs vs. Ama bir sebepten bir araya gelmişiz işte. Bulmuşuz birbirimizi. Karşılıklı emek veriyoruz. Ve emek, sevginin görünür kılınmış halidir. Kimisi bekleyemez bu bir iki dakikalık teşekkür faslını. Avuçlarımız kalplerimizde oturuyorken hepimiz, biraz daha az sabırlı olan/larımız toparlanmaya başlar. Onlar için ders bitmiştir. Oysa… Tüm bir yoga dersinin belki de en besleyici anıdır o teşekkür anı. Karşılıklı şükürlerimizi sunarak, son ve en önemli rötuşu yaparız tüm bedenlerimizde. Kazandığımız pozitif enerjiyi en yüksek seviyeye çıkarırız. Hayatta da bu böyledir aslında. Şükrettikçe artar, çoğalır, zenginleşiriz. Dün 10 yıl önce eğitmenliğini almış, eski bir öğrencimle birlikteydim. TT kursuna başladığında ona bir muse (ilham perisi) vermiştim. Çantasında taşıyormuş hala. Çocuk gibi sevindim görünce. İster ego deyin, ister başka bir şey. Teşekkür etmek de, edilmek de mutlu eder insanı. Şükürü getirir beraberinde. Hafif bir meltem eser tepesinde edenin de, edilenin de. Bir gülümseme yayılır… Önce yüze, sonra güne. O günü, bu günü, şu günü bitmez. Gelmesini beklemeden bu “özel” günlerin, her an teşekkür etmek lazım. Teşekkür ederim… Namaste… #kalbimlesohbetler

#33 Ayurvedik öğreti, kişinin güneşten önce uyanmasını ve gün bitmeden de uyumasını öneriyor. Böylece bu kişi güne çok daha erken, daha dinç ve dinamik başlayacaktır. Ben anladım ki bunu yapmıyorsan, zaten sabahları ilk iş olarak yapılması gereken ayurvedik rituellere – hele bir de buna yoga ve meditasyon ekleyeceksek – vakit kalmıyor. Çünkü; 1.Güneşten önce uyanıyoruz. 2.Mümkünse daha hiç yutkunmadan dilimizi fırçalıyoruz. 3.Oil pullingle ağzı iyice temizliyor(aşağıda). 4.Ve yine mümkünse ev yapımı diş macunumuzla dişleri fırçalıyoruz (o da aşağıda). 5.Sonra geceden başucumuza koyduğumuz bir bardak suyumuzu içiyor (içine yarım limon tıkılabilir) ve 6.Bedeni bir vücut fırçası ile aşağıdan yukarıya doğru fırçalamaya başlıyoruz (karın bölgesine dikkat). 7.Sonra güzel, çabuk bir duş ve 8.Yoga+Meditasyon çalışmasını yaparak güne merhaba diyoruz. TARİF1: Oil pulling/Ağızda yağ çevirme: Sabah uyandığınızda bir kaşık susam veya hindistan cevizi yağını ağızda, her köşesine ulaşacak şekilde 20 dakika çevirme işlemidir. Yağ yutulmamalıdır. 20 dakikanın sonunda tükürdüğünüzde yağdan eser kalmayacak, beyazımsı bir sıvı olacaktır. Eğer hala yağa benziyorsa, ağzınızda yeterince çevirmemişsiniz demektir. Bu hareketle güne başlamak ağızda büyük bir temizlik yapmaktır.Yağı tükürme zamanı geldiğinde lavaboya değil klozete tükürmek daha iyi olacaktır. TARİF2: Ev yapımı diş macunu: Hindistan cevizi yağı, karbonat ve nane karıştırılır. #kalbimdentarifler

 

Aslı Can
Yoga Eğitmeni