Kalp ve Aklın Manzaraları…

,

Genel olarak her yılbaşı yaklaştığında hayatımızın muhasebesini yapmaya başlarız. Aslında aynı şirketlerin yaptığı gibi kendimize hedefler koyup bu hedeflere ulaşmak için kararlar alırız. Şirketler çalışanlarına, alınan bu eğitimlerle ve seminerlerle “nasıl daha iyi olunur”, “nasıl daha proaktif oluruz” başlıklarına yeni teknikler, yeni farkındalıklar kazandırmayı amaçlar. Tüm bu çalışmalarda hedef yapılan işlerin +1 olması adınadır.

Peki ya kendi hayatımız?

Çalıştığımız işte +1 için gösterdiğimiz çabayı kendi hayatımız için ne kadar gösteriyoruz?

Aslında iş hayatında öğrendiğimiz teknikleri özel hayatımızda da uygulamak yabana atılacak bir fikir değildir. Bence iş hayatımızla özel hayatımızın birçok benzerlikleri var ve öğrendiğimiz şeyleri kendi hayatımızda da uygulayabiliriz…

Genelde birçoğumuz iyi bir hayatı, sahip olduklarımızla ve elde ettiklerimizle ölçmekteyiz. Bu anlamda hayatlarımızın ölçütünü de aslında sadece maddi kazançları ölçen bir tartı olarak görmekteyiz.

Maddi kazançlar elbette önemlidir ama hayattaki başarının tek ölçütü maddi kazançlar değildir diye düşünüyorum. Araştırmalara göre, insana mutluluk veren şeyler, öğrenmek, sorumluluk almak, üretmek, başkalarının yaşamına katkıda bulunmak ve bu yaptıklarından ötürü takdir görmek olarak gruplandırılmış ve bu değerleri daha sürekli ve bilinçli bir şekilde hayatımıza sokabilmemiz için öncelikle bir “hayat yönetim stratejisi” geliştirmemiz önerilmektedir.

Tüm bunların içinde işte kendini farketmek, kendini bulmak…

Bu ay içinde gerçekleştirdiğimiz bir eğitimde, aslında koçluğu destekleyen daha derine inen bir çalışmada şunu gözlemledim ki; kaçırdığımız çok önemli bir nokta var… Hep çevremizle uğraşırken; Dur… Kafanı kaldır… Derin bir nefes al… Ve kalpten bak…

Kendi içine bak!

Bu öyle hep duyduğumuz dur kendini fark et. Bakalım ne hissediyorsun gibi değil.

Daha derine… Daha içine…

Bizi yöneten olumsuz duygular ile hayatımıza bakarsak, eksikliğin titreşimini yaratırız ve yüksek yaratıcı vizyonumuza bloklar oluşturmuş oluruz. Kendi daha derin düşünce alanlarımıza girmek cesaret yolculuğudur. Çünkü olumsuz duygularımızın iyileşmesi, kendi merkezimizi bulmamızı sağlayacak zorlu bir mücadeledir. Aklını kullan elbet, zihnin sana yol göstersin ve kalbin de ışık olsun bu yolculukta…

Bu yolculuğa adım adım bakacak olursak, nereden başlamak lazım?

Bunun için Harvard Üniversitesi profesörü Clayton Christesen’in, bir araştırmadan faydalanarak şöyle gidebilir adımlar.

ilk olarak “hayatımızda gerçekten önemli olan şeylerin” bilincine varmamızı söylüyor. Bunun için de değerlerimizin ve ilkelerimizin farkına varmamızın şart olduğunun altını çiziyor. Eğer değerlerimizin neler olduğunu bilir ve tercihlerimizi bu değerlere göre yapabilirsek sadece zamanımızı değil, bütün hayatımızı daha anlamlı yönetebiliriz. Pek çoğumuz başkalarının ya da koşulların bir zorunluluk olarak karşımıza çıkardığı acil işlerle uğraşmaktan kendi “önemsediğimiz” işlere zaman ayıramıyorsak neyin önemli olduğuna karar veremediğimiz içindir.

Bizim için hayatta nelerin değerli olduğunu saptamak başlangıç noktası olabilir.

Diğer konu “kaynaklarımızı anlamlı bir şekilde hayatımıza dahil edebilmektir.” Hedeflerimize varmak için belirlediğimiz yolculuk aslında kaynaklarımıza bağlıdır. Sahip olduğumuz kaynaklar maddi ve manevi tüm kaynaklar. Tüm cebimizdekileri masaya dökmek aslında. Sağlığımız, enerjimiz, zamanımız, yeteneklerimiz, deneyimlerimiz, cesaretimiz, bilgimiz, düş gücümüz, dostlarımız, ailemiz ve hayallerimiz olabilir…

Ve bir diğer önemli nokta, bir “kültür yaratmanın önemi.” Hayatımıza hâkim olan kültürün bizi hayallerimize ne kadar yakınlaştırıp ne kadar uzaklaştırdığını düşünmek…

Aslına bakarsanız hepimizin hayatı, aldığımız kararların ve yaptığımız tercihlerin toplamından ibarettir. Nasıl insan olduğumuz, nasıl hayat yaşadığımız bugüne kadar yaptığımız tercihlerden başka bir şey değildir.

Başka bir adım olarak “değerlerimizle uyum içinde yaşamanın”, en az değerlerimizi belirlemek kadar önemli olduğudur.

Ve tabii “alçak gönüllü olmak.” Birçoğumuz farkında olmadan sürekli egomuza yenik düşüyoruz. Bu sadece kendimizi beğenme ya da yaptıklarımızı abartma gibi dışarıya yansımıyor, belki de daha kötüsü başka insanları değersiz görmemize ve onları hafife almamıza da yol açıyor olabilmektedir.

Hayat bize sürekli yeni öğrenme fırsatları sunmaktadır. Bizler bu fırsatları kullanabildiğimiz ölçüde gelişir ve olgunlaşırız.

Yeni bir seneye başlarken sadece yeni kararlar almamız değil, asıl belki de yapmamız gereken hayatımızın anlamını, hedeflerini, bu hedeflere gidecek yolları, kendi değerlerimizi belirlemeye başlarken ruh, beden ve zihin bütünlüğümüzü sağlayabilmektir…

Bu süreçte belki de unutmamamız gereken bir nokta da, gerçek zenginliğin önce kendi hayatımızda, sonra da çevremizdekilerin hayatlarında yarattığımız olumlu farklar olabilmesidir.

Mutlu yıllar

Ceyda Tezel

Aile Danışmanı – Profesyonel Koç
www.optimalkocluk.com.tr