Kendini Yenmek

,

Bundan birkaç sene sonra bugüne baktığımızda içinden geçtiğimiz dönemi daha iyi anlayacağız.

İnsanlık tarihi boyunca neler gelmiş neler geçmiş. Her dönemde bir öğretisi, bir öğreteni ve öğrencisi olmuş insanoğlunun. Aslında öğretmen de öğrenci de kendisi olurken, nedense içine bakmayı değil dışarıdan  gelecek yardıma odaklanmış. Karşımıza ne çıkarsa çıksın zıtlıkların  karşısındaki anlayışımızla ve uyumumuzla çözeriz ve ilerleyebiliriz. Bunun adına kendini yenmek diyorum ben.

Kendime yenilecek miyim?  Yoksa kendimi yenecek miyim? İşte bütün mesele burada. Kendini yenmek ciddi bir iş. Kendini yenmek için kendini tanımalısın.

Her türlü zayıflığınla, her türlü güçlü yanınla temas etmelisin. Duyularından  onların sende oluşturduğu duyumlardan ve düşüncelerini nasıl etkilediğinin, onları davranışlarınla nasıl yönlendirdiğinin farkına varmalısın.  Bunun için biraz kazımalısın derinin altını, arada kanamalı yara açılmalı, acımalı sonra yavaş yavaş izin vermelisin iyileşmesine, zaman  tanımalısın belki biraz beklemeli, hiçbir şey yapmamayı öğrenmelisin. Tepkisel olmaya o kadar alışmışız ki sadece tepki vermeden gelip geçmesine izin vermek zor geliyor. Karşıdan gelen yumruklar  senin canını acıtıyor. Hele bu yumruklar kendin olunca daha da acıyor canın.

Neden bu kadar dövüyoruz ki kendimizi? Neden bu kadar nefret ediyor ve sevmiyoruz kendimiz olmayı? Biz diğerlerinden yabancılaşmıyor, kendimizden yabancılaşıyoruz. Gelen duygumuzdan onun getirdiği dürtüden korkuyoruz. O andan itibaren onu ya yok sayarak duyarsızlaştırıyor ve kendimizi kocaman ve yalan bir mutluluğun içine atıyoruz ya da onun bizi devirmesine ve yok etmesine izin verircesine hareketsiz kalıp dayak yiyoruz.
Yapacağımız tek şey her geleni bir deneyim olarak kabul etmek. Oluşuna izin vermek. Çünkü o oluş bazen sana bazen diğerlerine senin üzerinden hizmet ediyor. Ona hizmet ederken senin içinden geçmesi, senin o parçanı iyileştirmesine, sen kendini iyileştirip onarırken de diğerine fayda sağlamış oluyorsun. Böylelikle bir ağ gibiyiz. Birbirimize bağlıyız. Kendi bağlarımız ne kadar sağlam, sağlıklı ve güçlüyse diğerlerini taşımamız da o kadar kolay oluyor. O halde ne olursa olsun her durum ve koşulda gözlemci olarak, olana  sadece izin verelim. Olanı olduğu gibi algılayıp anlayalım. Kendi içimizdeki programlarımız hemen devreye girecektir. Baktık ki programımızla olan uyumda bir kopukluk var ve arıza çıkaracak, o halde uyumlu olarak olmasını istediğimiz sonuca ulaştıralım kendimizi. Çünkü o anda bile olan, geride ve geçmişteki zaman diliminde kalmış, biz ise bu anda o anı nasıl yaratırsak onu da o ölçüde değiştirebilecek güçteyiz. O halde biriktirme hiçbir şeyi. Kendini yenmek için, şimdi de o ve kendini şaşırt. Kendini yönet ki geleceğini ve hayatını yönetesin.

Sen kendini yendiğinde, seneler öncesine gidip baktığında artık sevgiden başka bir şey göremezsin.

Tanrı’nın Muhtırası
”Beni dinle. Sana bu dünyayı ve hakimiyeti verdim. Sonra tam potansiyeline ulaşman için, bir kez daha sana elimi verdim.

Evrendeki hiç bir yaratığa bahşedilmeyen güçler verdim.

Sevme gücü verdim.

Sana seçme gücü verdim.

Sana hayal etme gücü verdim.

Sana gülme gücü verdim.

Sana yaratma gücü verdim.

Sana plan yapma gücü verdim.

Sana konuşma gücü verdim.

Sana dua etme gücü verdim.

Seninle gurur duyuyorum. Sen benim en büyük mucizemsin…

Og Mandino, Dünyanın en büyük mucizesi alıntı.

Sevgilerimle,

Öznur Yılmaz Berk
Koç & Eğitmen Yazar

yaşamterzisi
www.narkendinol.com
www.oznuryilmazberk.com