Kendinin Farkındamısın?

,

“Görüşün netleşmesi ancak kalbinin içine baktığın zaman mümkündür.

Dışarı bakan rüya görür, içeri bakan uyanır…”

Carl Gustav Jung

Günlerden bir gün, ormanda oyun oynayan bir grup çocuk, dört nala koşan bir atın kendilerine doğru yaklaşan sesiyle heyecanlanırlar. Uzun yeleli, simsiyah bir at süren, orta yaşlı bir adamın kendilerine doğru geldiğini görürler. Adam yaklaştığında, çocuk merakı ve pervasızlığı ile seslenirler, “hey, nereye gidiyorsun?”. Adam yanıtlar, “bilmiyorum çocuklar, ata sorun…”

Bu minicik öyküdeki at, bilinçaltımızı, koşullu tepkilerimizi, çoğu zaman otomatik pilota emanet ettiğimiz yolculuğumuzu temsil eder. Kendinizin farkında olduğunuzda, at sizi değil, siz atı sürmeye başlarsınız. Zira duygusal zekanın ilk ve belki de en önemli unsuru olan öz farkındalık, öncelikle kendinizi anlamayla ilgilidir.

Öz farkındalık sahibi bir insan, hangi yöne gitmekte olduğunu ve oraya niçin gittiğini bilir. Kendisine ben gerçekten kimim, neler veya kimler beni mutlu ediyor, neler etmiyor, neleri iyi yapıyorum, hangi alanlarda gelişime ihtiyacım var, beni neler harekete geçirir, neler durdurur gibi soruları objektif ve gerçekçi bir bakışla yanıtlayabildiğinde, özünü tanır.

Araştırmalar, kendimizi net bir biçimde görebildiğimizde, özgüvenimizin arttığını gösteriyor. Kendi seçimlerimizde ve başkalarının seçimlerine verdiğimiz tepkilerde daha rasyonel bir yaklaşım geliştiriyor, daha etkin bir iletişim gerçekleştiriyoruz. Değerlerimizi, inançlarımızı, duygularımızı, güçlü ve zayıf yönlerimizi, davranışlarımızı ve bu davranışların diğer insanlar üstündeki etkisini net bir şekilde görebiliyoruz.

Duygusal zekanın farklı unsurları birbirleriyle etkileşiyor. Öz farkındalık, öz yönetimi de beraberinde getiriyor. Diğer insanların bize bakışını anlamaya, kendimizi kıymet verdiklerimizin gözünden de görebilmeye başladığımızda, daha doyurucu ilişkiler kuruyoruz. Nitekim, insan ancak özünü yönetebildiği zaman ilişkilerini yönetebilir. Kendini tanıyabildiği, içindeki her telden çalan sesler korosuna kulak verebildiği, kalbindeki arzunun farkına varabildiği müddetçe mümkünlerin kapısını aralayabilir.

Bu süreç her zaman toz pembe bulutlar ve masmavi rüzgarlarla kaplı bir patikada yürümek değildir. Fırtınanın ortasında, içinin en derinindeki, yüzleşmesi en zor duygularına ve deneyimlerine içsel bir şefkat ve kabullenişle yaklaşabilmek de öz farkındalığın temelindedir. Ancak ve sadece o zaman, her yönüyle kendilik kazanabildiğinde, tüm insanlığına saygı gösterebildiğinde, başkalarına gerçek ve içten bir empati ile yaklaşabilir. Bağlam fark etmeksizin, tüm sosyal yaşamında güven, açıklık ve inanç temellerine dayanan ilişkiler kurabilir.

Düşünün ki dörtnala koşan bir atın üzerinde, saçlarınız rüzgâra, gözleriniz ufka emanet yol alıyorsunuz. Gerçekten kimsiniz siz, nereye gidiyorsunuz?

 

Çiğdem Eren Kiziroğlu, ACC

Profesyonel Koç, Eğitmen