Keşke Anlamasaydım…

,

Her Mayıs ayında, “Anneler Günü” konusu da gündeme yerleşiverir.

Ben de, her seferinde annemin sözlerini hatırlarım.

TV karşısında anonsları gördükçe çok kızardı ve ‘’- Ne gerek var bu kadar abartmaya! Olan var, olmayan var. Niye başkalarını da düşünmez ki bu insanlar, bu kadar gözüne gözüne sokulmaz ki !’’ derdi.

Anlamazdım…

Çok küçükken, anne ve babasını aynı anda kaybetmiş, bir can dostum vardı. Lise yıllarındaydık, çok severdik birbirimizi, hala da severiz. O da anneme katılır; “-Evet hiç gerek yok bunlara”, derdi; İkisi birbirini anlardı!

Ben anlamazdım…

Annem de, kendi annesini çok küçükken kaybetmiş. Arada, küçücük bir mendili saklı bohçasından, gizlice çıkarıp, koklardı! Gözleri dolu dolu, bıraksa hüzün ve özlem saklı damlaları şelale oluverecek gibi… Bu gizli buluşmaların birinde bana yakalandığında söylemişti, annesine ait olduğunu!

Bir mendil 20 yıl sonra da hala kokar mıydı?

Anlamazdım,

Ne zaman ki; gitti erkenden, ne zaman ki; son giydiklerini dolabıma saklayıp, koklamaya başladım, ben de, o zaman ANLADIM!

Keşke anlamasaydım 🙁

İçim acıyor denir ya, gerçekten acıyor içinde bir yer. Burnumun direği sızlıyor derler bir de… Evet, bildiğin acı acı sızlıyor işte… Tamda orada; o keskin, yakıcı, inatçı acıyı deli gibi hissediyorsun.

Duyguların böylesi fiziksel formata dönüşmesi, mantık kurallarını, zorlasa da, orada öylece duruyor, acıyor, hem de çok acıtıyor!

Nisan ayında doğum günü, Mayısta sevmediği anneler günü derken, hiç gitmeyen özlemi, geldi çöreklendi içime yine annemin…

Yazmadan duramadım; Hani yazılarımın birinde; “- paylaştıkça artık sadece sana ait olmuyor yazdıkların” demiştim ya… İşte şimdi de bunları okuyacak olanlara açtım en hassas yanımı 🙁

Sizin de kayıplarınız olmuştur, illaki…

Olmasın, hele zamansız hiç olmasın! Kayıplara karışmadan, uzaklaşmadan yaşayın sevgilerinizi…

“Tadını çıkarın”, “kıymetini bilin”, lafları filan etmeyeceğim. Sonundaki acıyı hiç bir şey değiştirmiyor! Biriktirin diyorum sadece, gittiğinde kalacaklar olsun bolca…

Öyle anı olsun filan diye değil, normal yaşamın içindekileri, bilerek, hissederek, görerek, dokunarak, duyarak, koklayarak, kaydedin belleğinize! Farkında olun, onun/onların/o anların!

Sadece bir an, gözlerinizi kapatıp ne düşündüğünüzü izleyince anlayacaksınız zaten… Bedenin burada, aklın birden fazla yerde olmasıyla, aynı anda ve aynı yerde olmasının farkını!

Sadece, o anda hem beynin, hem bedenin, hem de ruhunla orada ol yeter! Anın tadını sevdiğinle çıkarmaya çalış yeter, tüm o yaşananlar, anılar şeklinde birikecektir zaten…

Genelde, rutin yaşamın içinde akıverenlerin tersine, en çok olumsuz anlarda yoğunlaştığımızdan mı nedir, görece kötü olanları daha mı fazla hatırlıyoruz acaba?

Şimdi, izin verin sakin/dingin/olumlu anlar, o anlardaki duygular da yer etsin anı belleğinizde…

Güzel gülüşler, birlikte izlenen filmler, dizlere vurula vurula atılan kahkahalar, küçük didişmeler, her bir çiçekte mola verilen, uzuun uzuun yürüyüşler, kış da olsa çıplak ayak denize dalmalar, taa eskilerden anlatılan anılar, içinde sevgi olan, güneş olan bakışlar! “-Daha çok erken, güneş bile batmadı, nereye gidiyorsun” demeler, birlikte yapılan bir resim, ekilen bir fide, bir yemek kokusu!

Tam da burnunun direği sızladığında, sana iyi gelecek her ne varsa, çıkar gelir o zaman, anılarla dolu o hazine sandığından!

“-Gidenler, onlardan bahsedilmediğinde gerçekten giderlermiş”, derler ya, evet inanıyorum ben!

Keşke ANLAMASAYDIM demeden önce! Gitmeden, göndermeden önce sandığınızı doldurun onlara dair ne varsa…

İnanın çok işinize yarayacak!

İşte o zaman, siz de anlayacaksınız!

Sevdiklerinizle, sevgiyle kalın

 

Belma Kafadar Karaçam
Profesyonel Koç