Kırmızı

,

Sevgili Sevda,

Sana geçmiş zamandan yazıyorum. Kırmızı’yı merak etmişsin, anlatmak istiyorum.

Az rastlanan durumlar dışında, her kız çocuğunun kırmızı rugan iskarpin ayakkabı hayali olmuştur. Ben de kırmızı ayakkabı uğruna; ayaklarımda kemik çıkıntısı olsa da hayalinden hiç vazgeçmedim. Belki de en saf, en basit hayaldi bu….

Rugan Kırmızı ile okula başlamak, ne büyük mutluluktu benim için…

Sanırım o zaman başladı Kırmızı’ya olan tutkum.

Herkes tarafından fark edilen, iç çekerek seyredilen, üzeri tozlanınca ellerimle temizlediğim ayakkabılarım, nasıl da canımı yakıyordu…

Olsun …

Bunu ben istememiş miydim? Hayalini kurmamış mıydım? Olmasa da oldurmamış mıydım?

Canımı acıtsa da onlar benim arzularım değil miydi?

Evet, evet öyleydi…

O zaman arzularıma sahip çıkmalıydım.

Kırmızı; benim için hayallerin başlangıcıydı. Bundan sonrada hayallerimin rengi olacaktı. Her zaman yaşayan canlı kalmaya çalışan, mücadelenin rengi hafızamda yerini almıştı. Kırmızı’ya hayranlığım sanırım bir çift iskarpin ayakkabı ile başlamıştı.

Kırmızı tüm zamanlarda hayran olunan bir renk değil miydi?

Günümüzde ve hatta geçmiş uygarlıklarda tutkunun, aşkın, cesaretin rengi olmamış mıydı?

Nasılda yüksekti enerjisi…

Baş döndürücülüğü…

Peşinden sürükleyiciliği de senin olsun.

Kırmızı; çocukta rugan iskarpin ayakkabı, kadında şık topuk ve ruj, direnişte sembol olmuş kırmızı elbiseydi.

Türk için bayrak, yaşam için kalp, hayat için başlangıçtı.

Savaşta vatan için dökülen kan, gelincikte naiflikti.

Liderlikti, hasretti, görünür olmaktı, ateşti ateş….

Ateş her şeyi dönüştürendi…

Kırmızı benim adımdı, aşktı, sevdaydı…

Yaşamdaki canlılığı ile zamanı unutturandı.

 

Sevda’dan Sevda’ya…

 

Sevda Özdemir