Lusid Olmak

,

Hayatımızın üçte birini uyuyarak geçirdiğimizi biliyor musunuz? Düşünsenize… Bunca yıl yaşadığınızı düşünüyorsunuz ama yaşamış olduğunuz kısım yalnızca üçte iki! Büyük kayıp!

Acaba gerçekten kayıp mı? Yoksa bunu da kazanca dönüştürebilmek mümkün mü?

Nasıl?

Tabii ki farkındalıkla. Bu günlerde ne sık duyulan bir sözcük şu ‘ Farkındalık’ farkında mısınız?’

Farkındalık denen oluş hali aslında içinde bulunduğunuz zaman dilimindeki anda olmayı hedefler. Çok basit geliyor kulağa, öyle değil mi? Hadi o zaman bir farkında olun şimdi şu anın. Derin ve sakin nefes alıp vermeye başlayın ve nefesinizin sesine odaklanın. Saymaya başlayın alıp verdiğiniz nefesi…

Al…Ver… 1

Al…Ver… 2

Aklınıza gelen bir şey, düşünmeye başladığınız bir konu veya zihninizde konuşmaya başladığınız kişi, oyunda yandığınızın göstergesidir. Hadi bakalım, baştan başlayın. 1…2…3… Ne kadar anda kalabiliyorsunuz? Kaç nefes zihninizi susturabiliyorsunuz? Bu çok da önemli bir ayrıntı gibi gelmemiş olabilir size.

Amerika’da Harvard Üniversitesi’nde yapılan çeşitli çalışmalarda çoğu insanın, yaşamlarının yüzde kırk yedisi boyunca farkında ve anda olmadıklarını tespit etmişlerdir. Hayatınızın geri kalan kısmının yaklaşık yarısını bir iş yaparken başka bir şey düşünerek geçiriyoruz ve diğer kalan kısmını da uyuyarak geçirmiş oluyoruz demektir.

En basitinden, yemek yerken yalnızca yemek yiyen kaç kişi var? Ya elimizde bizden bile akıllı olan telefonlar, sosyal medya hesaplarında geziniyoruz, ya arkadaşlarımızla hararetli hararetli ordan burdan konuşup biran önce başka yere yetişmeye çalışıyor veya televizyonda sinir bozan bilmem hangi kanalın haber bültenlerini seyrediyoruz. O zaman yediğimizden, oturduğumuzdan, keyif aldığımızı düşündüğümüz zamandan ne anlıyoruz? Hiçbir şey. Eve gelip ‘ Bugün de bitti…. Zaman nasıl geçiyor anlamıyorum!’ diyorsanız sizi farkındalığa davet ediyorum.

Lüsid ( Berrak) Rüya, hayattaki farkındalığımızı arttıracak en rahat ve geniş zamanlı yer olacaktır. Kimsenin rahatsız etmediği, acelemizin olmadığı ve herkesin vakit ayırabileceği bir evredir uyku ve rüya evresi.

Bu hayatta bilinçli ve farkındalıklı olmanın bir yolu da uyumaktan ve rüya görmekten geçer. Ne hoş geliyor kulağa, öyle değil mi? Aslında bütün iş uyumaya başlamakta. Uykunun rüyaya giden yolculuğundaki katmanları ve rüyada farkındalığı işleyen en güzel film bence Leonardo Di Caprio’nun oynadığı bir Christopher Nolan filmi olan Başlangıç’tır ( Inception-2010 ). İzlemediyseniz önce rüyalar ve katmanları, lüsid (berrak) rüya ve bu konularla ilgili bilgiler edindikten sonra izleyin ki filme ve konusuna haksızlık etmeden yeterince keyif alabilesiniz. Filmde yalnızca rüya görmekle kalmaz karakterler. Rüyaları planlarlar, katmanlarını belirleyip rüya evresinde rüyada olduklarının farkına varırlar; bilinçli olarak rüyalarını yönetirler, tıpkı bir film yönetir gibi. Rüya gördüğünüzün bilincinde olmak ve ‘ Aaa, bu bir rüya olmalı!’ dediğiniz anda herşeyi değiştirebilirsiniz.

Dev dalgalarla ufacık bir teknede okyanusta hayat mücadelesi verirken birden dalgalardan biri tüm korkutucu heybetiyle sizi diplere doğru alabora ediverir. Herşey bir yana, siz sular altında hayat mücadelesi verirken bir anda deniz altında da boğulmadan rahatça nefes aldığınızı farkettiyseniz rüyadasınız demektir. O anda bunun farkına vardığınızda Lusid yani Berrak olmuş olursunuz. Hoşgeldiniz rüyanıza. Şimdi ne isterseniz onu gerçekleştirebilirsiniz. Dalgaya sorun bakalım, hayatınızda neyi sembolize ediyormuş? Denize sorun neyin temsilcisiymiş günlük yaşamınızda? Diplerde karşılaştığınız ölmüş bir yakınınız size ne söylemek istiyormuş? Farkına vardığınız ve Lusid olduğunuz tüm rüyalarınızda herşey sizinle konuşur.

Bilinçaltınızın size vermek istediği mesajları alabilmek için de biraz emek harcayıp üzerine çalışma yapmak gerek elbette. Bu zamanda emek vermeden ulaşabileceğiniz tek peynir parçası fare kapanındadır. Bu yüzden rüya çalışmaları yapmak isterseniz burdaki yazılarımdan takip edebilir ve sorularınızı sosyal medya hesaplarından veya email yoluyla iletebilirsiniz.

Uykunuzu ve evrelerini tanımak için oralar bir göz atalım kısaca :

1.Evre Hipnagojik olarak tanımlanan çok hafif bir uykudur. Beyin burda hala Alfa dalgasında olduğu için uyanıklıkla aynıdır. Ancak hipnagojik imgelemler, yani arada gördüğümüz sanrılar bu evreyi uyanıklıktan ayıran unsurdur. Birkaç saniyelik görüntüler gelir ve araba sallandığında başımız düşer düşmez uyanıveriririz ya hani? İşte tam da o evredir. Yoksa uyumuyorduk ki aslında…

  1. Evre Hafif Uyku Evresidir. Bu aşamada rüya görmeyiz. Hipnagojik evreden yani yarı bilinçli halden yavaşça kendimizden geçme haline bürünürüz. Rüya is daha sonra…
  2. Evre is Derin Uyku evresi. Beyin delta dalgalarının tadını çıkartır bu kısımda. En derinlerde uyuyoruzdur. Büyüme hormonu olan melatonin işte bu zaman diliminde salgılanmaya başlanır. Uykunuzun en güzel anında sizi dürterek uyandırdıklarında hiç nerede olduğunuzu anlayamadığınız, bir anda afalladığınız oldu mu? Olduysa işte tam da burda uyandırmışlardır sizi muhtemelen. Bu arada hala rüya yok farkındaysanız. Bir sonraki evreyi bekleyeceksiniz.
  3. Evre ise Rapid Eye Movement denilen, kısa tabiriyle REM olan Hızlı Göz Hareketleri Evresidir. Rüyayı gördüğümüz dilimdir ve beynimiz olabildiğince aktif olmasına rağmen bedenimiz tam tersi felç halindedir. Hatta bazen Karabasan denilen kabuslardan ve uyandığı halde bedenini kıpırdatamadığını söyleyen tanıdıklarınız olmuştur, hatta kendiniz bile deneyimlemişsinizdir. Bilimsel açıklamasının da buna dayandığı söylenir: beyin faaliyetleri öylesine hızlıdır ki, kabus görürken uyanan zihine beden yetişemez. Yani siz zihnen uyanmışsınızdır kabustan ancak beden, zihnin hızına yetişemediğinden uyku modundan yani geçici felç durumundan çıkamaz. O yüzden de farkındalıklı halde kıpırdayamadığınızı, kaldırmaya çalıştığınız kolunuzun tonlarca ağırlıkta olduğunu zannedip panik halinde bağırmaya çalışırsınız. Sesiniz de çıkmaz. Ne fena… Ama öğrendikçe o fenalığı hemen avantajınıza dönüştürmek de elinizde.

Bilir misiniz ki, çoğu insan her gece 90’ar dakikalık dört veya beş uyku döngüsüne girer ve bu evrelerin hepsi REM özelliği taşır. Bunu bir yıllık hesapladığınızda yaklaşık 1800 eder. Ötesini hesaplamışlar ve bir insanın ömrü hayatında yaklaşık olarak 100 bin’den fazla rüya gördüğünü bulmuşlar. Yabana atılır gibi değil bu rakam, ya sizce?

Bunca ciddi araştırma, çıkan sonuçlar ve bulunan rakamlardan biz ukudayken orda biryerlerde ciddi birşeyler olma ihtimalini arttırıyor. Yoksa onca bilim insanı, beden-zihin-ruh bütünlüğü üzerinde çalışan uzmanlar, kadim uygarlıklardan gelen bilgilerin rüya kısımlarıyla ilgili çalışmaları derleyip yeniden anlamlandırmaya neden çalışsınlar ki? Neden rüya çalışmaları yapan merkezler çoğalsın ve rüyada berraklaşma öğretileri yaygınlaşsın ki? Neden uyanıkken çözümleyemediğimiz sıkıntıları orda halletme tekniklerini alan insanlar çoğalsın ki? Değil mi?

Bu yüzden şimdi uykuya yeni bir bakış açısı geliştirelim ve rüyada uyanıp yine de rüyaya devam etme yollarını arayalım birlikte. Önce rüyayı farkedelim ve başlayalım dümeni ele alıp kendimize yolculuk yapmaya…Sonra da bunun hayatımızdaki yansımalarını bekleyip görelim.

Bir sonraki ayda daha da farklı bilgilerle ufak ufak denemelerde bulunup Lusid olmak için püf noktaları vereceğim.

 

O zamana dek iyi uykular, tatlı rüyalar…

 

Elif Taşlıoğlu Dastori