Çocuklarda Duygusal Zeka Gelişimi

,

Genel olarak duygusal zekanın doğuştan değil, deneyimlerle sonradan öğrenildiği ve geliştirildiği kabul edilmektedir. Duyguları tanıma ve okuyabilme becerisi bebeklikten itibaren geliştirilmektedir. Bu nedenle, çocukların yetişkinlik döneminde sıkıntı yaşamaması için bebeklikten itibaren duygusal zekasının geliştirilmesinde ailelere önemli roller düşmektedir.

Uzmanlara göre çocukların bebeklikten itibaren fiziksel ve duygusal ihtiyaçlarının karşılanması duygusal zeka gelişimini olumlu etkilenmektedir. Kendi deneyimizden de bildiğimiz üzere, bebeğin önemsendiğini, değer verildiğini ve güvende olduğunu hissetmesi halinde bulunduğu ortamın güvenli bir yer olduğunu öğrenmesini sağlamaktadır. Çoğu ebeveyn, çocuğuyla ilgilenmek derken tam olarak neyin kastedildiğini anlamakta güçlük çeker ve genellikle fiziksel ihtiyaçlarını gidermeye odaklanır. Bebeğin biyolojik ihtiyaçlarını karşılamaya fazlasıyla odaklanıldığında, zaman ve emeğinin büyük bir kısmı beslenme, temizlik gibi şeylere ayrılınca, maalesef duygusal iletişime yeteri kadar zaman yaratılamaz. Bu konuda İsveç’li doktorumuzun söylediklerini hala çok iyi hatırlıyorum. Anneliğimin ilk dönemlerinde ülkemizde yetişen her anne gibi ben de bebeklerimin kişisel bakımları konusunda çok fazla titizleniyordum. Bunu gören doktorumuz bana ‘bebeklerin ileride onlara ne kadar temiz baktığınızı değil, onlarla ne kadar nitelikli zaman geçirdiğinizi hatırlayacaklar, zamanınızı ve emeğinizi aşırı titizlenme yerine lütfen bebeklerinize huzurla sarılarak, ninni söyleyerek, oynayarak geçirin’ demişti. Bu diyalog evet beni sarsmıştı! bebeklerin duygu dünyasına daha fazla girmemin sağlıklı gelişimleri için gerektiğini de öğretmişti.

Günümüzde bir çok araştırma, kendisine bakan kişilerle sağlıklı duygusal iletişim kuran ve güvenle bağlanan bebeklerin, kendileri ve diğerlerinin duygularını daha iyi algılayabildiklerini, duygularını uygun bir şekilde gösterdiklerini, yetişkinlikte de sosyal ilişkilerinde daha sevilen, güven duyulan ve duyan kişiler olduklarını göstermektedir. Bu açıdan, aile, ilk duygusal derslerin verildiği, duyguların öğrenildiği çok önemli bir okuldur. Aile yaşamı, yakın ilişkilerin potasında, kendimizi nasıl göreceğimizi ve başkalarının hisleri, tepkileri hakkında nasıl düşünmemiz gerektiğini ve tepki verirken seçeneklerimizin ne olduğunu; umutları ve korkuları nasıl ifade edeceğimizi öğretmektedir. Bu tür duygusal dersler sadece ebeveynlerin doğrudan söyledikleri ve yaptıklarıyla değil, kendi aralarındaki iletişim ve duygularını yönetme modeliyle de verilmektedir. Duygusal zeka yaşamın ilerleyen yıllarında gelişmeye devam etse de, çocukluk yıllarında öğrenilen ilk öğeler üzerine inşa edilerek, devam etmektedir. Uzmanlar tarafından, duygusal zekânın önemli olduğunun bilincinde olan ve kendi duygusal zekaları yüksek olan ebeveynlerin bu konuda daha başarılı oldukları belirtilmektedir.

Bu bağlamda, çocukların duygusal zekalarının geliştirilmesi için etkili bir yöntemin de sağlıklı iletişim kurmak olduğunu düşünüyorum. Sağlıklı iletişimde dinleme çok önemli yer tutmaktadır. Dinleme öylesine değil, çocuğa odaklanarak empatik olarak yapılmalıdır. Özellikle temsil sistemi işitsel olan çocukların ilgili bir şekilde dinlenmesi; herhangi birşeyle ilgilenmeden, göz teması kurularak, cesaretlendirilerek, duygu ve düşüncelerini ifade etmesi sağlanmalıdır. Ebeveyn olarak gerektiğinde görüş ve önerilerimizi de belirtip, konuşmasına devam etmesi için yüreklendirilmeli, onu anladığımızı beden dilimizle göstermeli ve çeşitli sorularla da duygularını derinleştirmesine yardımcı olunmalıdır. Bu şekilde dinlenen çocuklar önemsendiğini hissedeceği gibi duygu ve düşüncelerini de geliştirebileceklerdir.

Çocuklarının duygusal zeka gelişimde etkili olabilecek diğer bir yöntem aile içinde duyguların belirtilmesine, adlandırılmasına izin vermektir. Kendi duygularının ayırımında olamayan kişi, karşısındakilerin duygularını algılamakta ve de adlandırmakta zorlanır. Bu nedenle öncelikle ebeveyn olarak kendi duygularımızın farkında olmalı ve uygun bir şekilde ifade etmeliyiz. Aile içerisinde olumlu veya olumsuz duyguların dışa vurumu, ifade edilme yöntemi, paylaşılması çok önemli olduğu gibi çocuklara duygunun normalleştirilmesini ve uygun bir şekilde ifade etmesini de öğretmektedir. Çocukların duygularını fark ederek, aşırı serbest veya kontrolcü davranmadan, duygularının farkına varmasına yardımcı olabiliriz ve duygusal gelişimlerini destekleyebiliriz.

Çocukların duygusal zekasını geliştirmek için diğer önemli etken öz güvenin sağlanmasıdır. Çocuklarımıza sevgimizi göstermek, kendi yetenek ve becerilerin farkına varmasını sağlayacak şekilde özgür bırakmak, aile içinde yaşlarına uygun belli görev ve sorumluluk vermek öz güveninin gelişiminde yardımcı olacaktır. Ayrıca, çocukları karar süreçlerine dahi etmek, tercih şansı vermek, tercihlerinin sonuçlarıyla tek başına yüzleşmesini sağlamak duygu ve düşünce yönetimini geliştirecektir. Çocuklara, uygun hedef belirlemek, doğru zamanlarda doğru kararlar verebilmek, yaratıcı düşünmek gibi hayati önem taşıyan becerilerin de kazandırılabilmesi, duygularını tanıması ve bu duyguların doğurduğu sonuçları fark etmesini, duygusal zekasının gelişimde etkili olacaktır.

Sonuç olarak yapılan birçok çalışmada; duyguların farkında olmanın, ayırt edilebilmenin, dürtüleri kontrol edebilmenin; empati, paylaşma ve yardımlaşma gibi sosyal davranışlarla ilgili olduğu kaydedilmektedir. Bu anlamda duygusal zekası yüksek olan kişilerin, gerek sosyal gerekse akademik yaşamda daha başarılı ve mutlu, psikolojik olarak da daha sağlıklı ve güçlü oldukları kanıtlanmıştır. Ayrıca, duygusal zekası düşük olan bireylerin daha fazla uyumsuz, kavgacı ve agresif oldukları, akademik başarılarının da düşük olduğu belirtilmektedir.

Kısacası bizim gerçekte kim olduğumuzu hissettiren, aile ve sosyal çevreye bağlayan, aşkı, hüznü, acıyı, sevinci yaşatan, hedefimize yönelmemizi sağlayan duygularımızdır. Bu nedenle çocuklarımızı yakından tanımak ve duygusal ihtiyaçlarının neler olduğunu bilmek, karşılanmasına yardımcı olmak ebeveyn olarak sorumluluğumuzdur. Böylelikle öz güvenleri yüksek, kendi yetenek ve ilgilerinin farkında olan, doğru kararlar alabilen, kendisi ve çevresiyle barışık, üretken, uyumlu, sorumluluk sahibi, başarılı ve mutlu bireyler yetiştirmiş oluruz. Kalp atıyor zaten, marifet ritmi değiştirmekte…

Makbule KÜÇÜKSÖZEN DOĞAN
Ekonomist, Profesyonel Öğrenci ve Yaşam Koçu