En Çok Bildiğimiz Şey Üzerine

,

“ Her bildiğini söyleme, her söylediğini bil …”

Clavdius

Niçin Anlaşamıyoruz? Ya da aynı şeyleri söylediğimiz halde, aynı anlamda buluşamıyoruz? Bunun pek çok nedeni olabilir, ama NLP’de bir iletişim modeli vardır. Bu modelin hemen altında “ Harita arazinin kendisi değildir” yazar. Yani senin kafanda oluşturduğun her neyse karşındaki gerçek nesne, varlık, dünya, evren aslında o değildir. Bu ne demek diyorsunuz gibi hissediyorum açıklayım. Öncelikle her birimiz dünyadaki evrendeki olup biteni, kısacası her şeyi beş duyum (duymak, görmek, koklamak, dokunmak, tatmak) aracıyla alıyoruz. İnsanın dış dünyadaki her bilgiyi ki bu milyarlarcadır, zihnine hemen alması, anlamlandırması mümkün değildir. İşin ilginç yanı anlamlandıramadığımız bir şeye tepki veremiyoruz. Peki ne yapıyoruz, bilginin birazını silerek, birazını daha önceki bilgilerimize benzetip genelleyerek ya da anlamını dönüştürüp çarpıtarak kayıt ediyoruz. Bu kayıt işinde duyu organlarının sağlıklı olup olmadığı, kişinin mizacı, yetişme tarzı aldığı eğitim, kişilik özellikleri, kültürü, yaşı, cinsiyeti, inançları, değerleri, milliyeti, sosyal çevresi, rolleri vs. pek çok şey devreye girer.

Bu bilgileri kafamızda oluştururken geçen süreç ve az önce belirttiğim işlemler, tabi ki onları biriyle paylaşırken de bize özgü olanı dışarı aktarma özelliklerimize bağlı olarak iletişimimizi şekillendirecektir. Yani, dili kullanma becerilerim, fizyolojik ya da aksan olarak diksiyon özelliklerim, değerlerim inançlarım, bilinçli-bilinçsiz yaptığım bilgi kayıpları, aktardığım bağlam, karşımdakiyle ilgili yaşanmışlıklarım, tutumlarım kısacası daha burada sayamadığım pek çok şey paylaşımımı etkiliyor. Hal böyle olunca benim içimde oluşturduğum dünyayı karşı tarafta oluşturmak istesem de istemesem de tam anlamıyla oluşturamıyorum. Karşımdakinin de aynı şeyler yaşaması nedeniyle anlaşıyoruz ya da anlaşamıyoruz. Burada bir kural daha devreye giriyor “ İletişimin karşındakinin anladığı kadardır” . Ne demek oluyor bu? Sürekli olarak yaptığımız oluşturduğumuz her şeyden sorumluyuz demek oluyor. Karşımızdakinin zihninde oluşturduğumuz her ne ise onu gerçekten oluşturmak isteyip istemediğimizi anlamamız gerekiyor.

Bu iki temel ilkenin özeti; birincisi ne kadar uğraşırsan uğraş kafanda oluşturduğun şey ile gerçeklik farklıdır ve dünyaya gelmiş insan sayısı kadar yaratılmış gerçeklik vardır. yüzde yüz anlamak, anlaşılmak mümkün değil ancak bu yolda çabalamak, bilmek, farkında olmak iletişimimizi güçlendirir. İkincisi ise sorumluluğunu almadan kurduğun iletişim, yani hedefini, sebebini, sonucunu hesap etmeden kurduğun ifadeler, cümleler hiç beklemediğin sonuçlar doğurabilir. Ben bunu dememiştim, yok yanlış anlamışsın, bunu yapmak istememiştim demen bir şey ifade etmez. Karşı taraftakine gerçekten iletmek istediğin şeyin doğru bir şekilde anlaşılıp anlaşılmadığının sorumluluğu da senindir. Tabi gerçek niyetin anlaşılmak ise…

Buraya kadar bilerek ya da bilmeden yaşadığımız bir süreçten bahsettik, ancak bundan sonrasında bilinçli olarak çatışmayı köpürtecek, ilişkilerde öteki, beriki, siz, biz durumuna taşıyacak özelliklerimizden de bahsetmeliyiz. Yani kasten sözün anlamını ya da kavramların anlamını yok ederek, çarpıtarak karşı taraftakini mat etmeye çalışmak ta bir iletişim tarzıdır.

“ bam teline dokunmak, yangına körükle gitmek, yarasını kanatmak vs. gibi.” Karşıdakinin söylediklerini bilinçli olarak çarpıtmak, silmek ya da genellemelerde bulunmak bazen önemli bir maharetmiş gibi algılanmaktadır. Hatta sevgi, aşk, mutluluk, ilişki gibi her kes tarafından bir çırpıda ifade edilebilecek kelimeler kadar biraz birikim gerektiren medeniyet, gelişme, hukuk, hak, ilericilik, gericilik vs. kavramlar da bilerek kasıtlı olarak, çarpıtılarak tartışmalarla anlam kayıplarına uğratılıyor. Bu bireysel çatışma ve kargaşalara sebep olabilirken dilimizi, kültürümüzü körelterek kavramların asıl anlamını bilmek yerine kendimizin oluşturduğu anlam içinde düşünmemize, anlam daralmasına da neden olabiliyor. Toplumsal olarak yansıması giderek birbirimizden uzaklaşmamıza, aramızdaki çatlakların daha da derinleşmesi şeklinde görülüyor. Neticede konuşacak üç beş kişiyle üç beş kelimeye sıkışıp kalıyoruz. Böylece dilimiz daralırken, zihnimizi, dünyamızı, yaratıcılığımız da kısıtlanmasına ve daralmasına sebep oluyoruz.

Bu bağlamda; ne söylediğimize, nerede, ne zaman nasıl söylediğimize, bunun nasıl anlaşılacağına dikkat etmek kişiler arası, toplumsal ilişki ve iletişimde çok çok önemlidir. Asırlar öncesinden Yunus Emre’nin dediği gibi;

Sözü bilen kişinin, yüzünü ak ede bir söz.
Sözü pişirip diyenin işini sağ ede bir söz.
Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı.
Söz ola ağulu aşı, bal ile yağ ede bir söz.

Kişi bile söz demini, Demeye sözün kemini
Bu cihan cehennemini, Sekiz cennet ede bir söz
Yunus şimdi söz yatından, söyle sözü gayetinden
Pek sakın o sah katından, Seni ırak ede bir söz.

O zaman ne yapmalı;

1. Özellikle bir konu üzerine, bir kavram üzerine konuşuyor ya da yazıyorsak bunun aslını astarını bilmek, genel geçer her kes tarafından kabullenilmiş yanını doğru bir şekilde öğrenmek gerekiyor. Karşıdaki ne anlar, anlayabilir diye düşünmekte fayda var.

2. Bir kavram üzerine konuşuyor ya da yazıyorsak gerekirse kelimenin anlamını, kökenini, kültürümüzdeki kullanım şekilleri vs. iyi araştırmak gerekiyor.

3. Bilmediğimiz, özümsemediğimiz bir konuda konuşmak sadece ortaya karışık bir durum yaratacaktır. Bilmediğini bilmenin yüksek farkındalığını anlamak gerekiyor.

4. Her kes tarafından farklı yorumlanacak konularda daha dikkatli olmak gerek, sana göre farklı bana göre farklı yorumlayabiliriz bu da tartışmaları kaçınılmaz yapar. Özellikle inançlar, kutsallar konusunda hassas olmak gerekir.

5. Ak ya da kara kadar ortada farklı tonlarında olabileceği mümkün, olasılıklar dünyasında yaşıyoruz. O zaman ya o ya da bu tarzı bizi doğru noktalara götürmüyor, bunu iyi anlamak lazım,

Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz. Ne söylediğini bilmeden söylemen sadece seni ilgilendirmiyor, toplumsal olarak dilimizi, kültürümüzü, medeniyetimizi de ilgilendiriyor. O zaman konuştuklarımızı, ben söyledim gitti şeklinde ifade etmek yerine çok daha dikkatli olmalıyız.

Sevgilerimle;

Mehmet İşgüzar PCC

NLP Master P. Psikolojik Danışman


Kaynak: Sinan Canan, “ Kimsenin Bilmeyeceği Şeyler”, Nefes Yayıncılık, 2019

Mehmet İşgüzar

Mehmet İşgüzar

Yazarın Diğer Yazıları