Mavi gibisin

,

Her Tonun Güzel…

Sen neyi seviyorsun’ diye sordu kadın

‘Anlatması zor’ yoksa güvenmesi mi demek istedi adam… Merak ediyorsanız, ne yazık ki artık başka kıyılarda olan bu adam, sorunun gerçek cevabını hiçbir zaman elime veremeyecekti,

Dur, soluklan… Nefes nefeseyken seni dinleyemem, dedi adam,

BEN ZAMANSIZLIĞI SENİNLE TANIDIM…

Bu soruları cevaplamaktansa, sen gel bana neyi istemediğimi sor küçük kız…30’larınızı geçerken köprüleri yakmışsanız, ne istediğinizi değil de ne istemediğinizin uzun bir listesini çıkartabilirsiniz.

Bir atölye çalışmasındaydım. Nereden bilebilirdim sonrasında hayatımı alt üst edeceğini, denizin rengiyle de ilk defa orada tanıştım. Karşımda iki yeni kavram; bilinç dışı, Freud’un deyişiyle okyanusun karanlık sularındaki kilometre taşım. Diğer tarafta ise mantığı sorgulayan, evrene ilişkin farkındalığı temel alan bilincim. Bilinç dışına çıkarak verdiğim her cevap içimde olup biteni, yakıp külleneni, aslında gözlerimdeki gerçeği yansıtıyordu. Basitçe, istediklerimi “duy” diyordu. Yalın şeylerdi onlar, sıcaklık duygusunun iletilebildiği her şey içinde ağırlığı ile vardı.

O anda Vuslat gözlerini kapadı. Adamın dediğini yaptı ve nefesine bıraktı kendini… Dışındaydı her şeyin, tek istediği sevginin her haliydi, dudaklarından böyle dökülüyordu en azından… Salt değil, en hissedilebilir olanından ancak bu da yetmeyecekti. Davranışa dökülebilir olsun. Sonra mı, alışkanlığa doğru yol alsın…

Gözlerini açıtı usulca, içine akan damlalarla birlikte, istemiyorum artık dedi…

Zaman unutturur, başlangıcını ise siz kendi hikâyelerinizden çokça bilirsiniz. Düşünceler hızlı değişiyor, en azından ben benimkilere yetişemiyorum. Gerçekten ne istediğinizi öğrenmek istiyorsanız kendinizi her şeyin dışında tutun, hatta kendinizin bile… Zihinsel olarak iyi bir odaklanma çalışması ile bu mümkün olabilir. Benim asıl vurgulamak istediğim ise, bunun cevabını bulmanız zaten kolay olan kısmıdır. Pekâlâ, sonrasında istediğinizi elde etmek ve ona ulaşmak için, yaptığınız her eylem; bilinçli, planlı, hedef odaklı ve hatta matematiksel… O sebeple de boşlukta kaybolanlardan biri haline geliriz. Sadece katıksız olanı gözden kaçırdığımız için…

Neden mutluluğu sorgular hale geldik, ya da neden herkes hayatının amacını arar oldu, bunlar sizi sadece çitlerle çevrilmiş olan hayalinizdeki deniz kenarındaki o küçük sevimli eve götürür…

Hadi o zaman bir döngü de ben çeviriyorum, sebep şudur ki ‘Ne istediğimizi hala bilmiyoruz’ ama içinizi ferah tutun; bilinmezliğin keyfini inanın hiçbir şeye değişmezsiniz…

Hikâye dördüncü sayfasından başlamak üzere şöyle devam ediyor. Mavi güvenli limanlara ulaşabilmek için fırtınalı denizlerden geçmiştir. Yorgunluğu ve hırçınlığı sırtına vuran dalgalardandır. Her bakışı sorgular, yara izlerine ise süngüsünü batırır ki kabuk tutmasın ve tuhaf bir huzurla sonunda kendini Derya’ya bırakır.

Güvenmenin ilk adımı güvensizlikten mi geçmelidir. Bu karşı tarafa olan güvensizlik değildir hâlbuki

Atlatamamanın, tekrar devam edememenin, kırılmanın korkusundandır.

Mavi, ‘aynı şeyleri yaşayamam’ der durur her soluk alışında… Kim suçlayabilir ki onu,

Kelimelere dökmenin zorluğundan yakınır, ama gözlerindeki kahverengi derinliğe baktığınızda ‘beni gör’ haykırışına rastlarsınız.

Peki, hepimiz aynı mıyız, Mavi?

ZAMANIN DURDUĞU YERLERDE BİRBİRİMİZE RASTLAMAK DİLEĞİYLE,

MERİ…

Meri

Meri

Yazarın Diğer Yazıları