Zaman ve Enerji…

,

Zaman ve enerji… Hayatımızdaki en önemli kavramlardan ikisi… Bir şeylerin veya birilerinin uğruna harcadığımız ve asla geri alamayacağımız, her gün yeni kartların dağıtıldığı “hayat oyununda” elimizde yalnızca iki adet bulunan jokerler gibidirler. Doğru yerde kullanıldığında harikalar yaratarak oyunu kazandıran, yanlış yerde kullanıldığında ise hatalı tercihler uğruna kaybedilen bir oyunun, heba edilmiş olan hazineleri…

Peki bu kadar kıymetli bu iki unsuru harcarken yeteri kadar hassas davranıyor muyuz sizce? İnsanoğlunun çok başarılı olduğunu söyleyemeyeceğimiz bu konunun, vahşi doğada bir uzmanı olduğu kesin. Pumalar…

Doğadaki dengeye, ustalığa, uzmanlaşmaya ve mükemmelliğe her gün hayran kalmamak mümkün değil. Birçok bitki ve hayvanın gösterdiği bazı davranışlar var ki, biz insanlardan çok daha öte ve hesaplı.

Bunlardan bir tanesi de Pumalar. Pumaları keskin bakışlı, güçlü, yırtıcı bir kedigiller üyesi olarak biliriz. Fakat avlanma taktikleri öyle özeldir ki, hayatımızın her alanında kullanabileceğimiz bir ders niteliğinde diyebilirim.

Pumalar bir avın peşinden koşmaya başladığında, avın büyüklüğüne göre elde edeceği enerjiyi hesaplamaya başlar. Bir yandan da avın peşinden koşma süresiyle orantılı olarak kendi harcadığı enerjiye odaklanır. Avlanma koşusu başladığı anda tüm av süresini, yani koşu zamanını bu hesaba dayandırır. Bir Puma, eğer harcadığı enerji, avını yakalaması ve yemesi durumunda kazanacağı enerjiden küçükse avının peşinden koşmayı bırakır. Avını yakalaması durumunda kazanacağı enerji halen daha fazlaysa koşmaya devam eder. Yani bir Puma’ nın bir tavşan ile bir ceylan avlamak için harcadığı süre aynı değildir. Ceylanı yakalamak için çok daha uzun süre koşmaya devam etme kararı verdiği halde, tavşan için belirli bir süre sonunda koşmayı durdurur çünkü o andan itibaren tavşanı yakalasa bile, kazanacağı enerjiden daha fazlasını kaybetmeye başlayacağını bilir.

Pumalar’ ın yaptığının tam tersine odaklanan kişiler için kullanılan deyimin adı “Aptal Puma Sendromu”dur. Peki biz kendi hayatlarımızda bu hesabı ne kadar yapıyoruz sizce? Aslında bu durumu iki şekilde değerlendirmek gerekir düşüncesindeyim. Öncelikle Ceylandan başlayalım isterseniz. Yani yorulmadan, bıkmadan, usanmadan ve son ana kadar peşinden koşmamız gerekenlerden. Elbette tarihte birçok örneği vardır bu konunun:

Mesela Henry Ford; Ford Motor şirketini kurduktan sonra tam beş kez batırmıştır ancak sonrasında yeniden kurmuş ve şirketi şu an bulunduğu konuma ulaştırmıştır.

Ya da Walt Disney; Bir gazete editörünün, kendisini “hayal gücünün gelişmediği ve iyi fikirleri olmadığı” için işten çıkartmasına aldırmadan, amacı için uğraşmaya devam ederek bu noktaya gelmeyi başarmıştır.

Soichiro Honda’ yı da bu listeye eklemek lazım sanırım zira Honda, Toyota Motor Şirketi’ne mühendislik başvurusu yaptığında reddedilerek uzun süre işsiz kalmıştı. Daha sonra evde kendi motosikletini üretmeye başlayarak yola çıktığı serüveninin bugün ne noktada olduğunu hepimiz biliyoruz.

Tüm bu hikayelerin ortak noktalarından biri, aynı iç görü aslında. POTANSİYELİ GÖRÜP, VAZGEÇMİYORLAR.

Bunlar ceylanı görüp, getireceği enerjiye inananların, uzun soluklu av koşularına verilebilecek örnekler. Peki avın büyüklüğünün farkında olmayıp, koşuyu erken bırakanlar olmamış mıdır sizce? Bunlara da birkaç çarpıcı örnek vermek isterim:

Star Wars’un yapımcısı George Lucas, filmin çekimi için geren bütçeyi bulabilmek üzere çeşitli yerlerle birçok görüşmeler yapmıştır. Bunlardan özellikle Fox’la yaptığı görüşmeler halen konuşulmaktadır. Fox, filmin başarısız olacağını düşünmesinden dolayı filme yalnızca 350.000 dolar bütçe ayırmıştır. Paraya ihtiyacı olan Lucas, Star Wars markasının lisans haklarını kendi elinde tutma koşuluyla anlaşmayı kabul etmiştir. Fox’ un, bu maddi desteği esirgeyerek, sinema tarihine damgasını vuran ve elde ettiği ürün satışlarıyla da bambaşka bir noktaya ulaşan Star Wars’tan 20 milyar dolar kaybettiği konuşuluyor.

Apple’ın hissedarlarından Ronald Wayne, ortaklarının acemiliğinden korkarak şirketin başarısız olacağını düşünmüş ve elinde olan %10 hisseyi satmıştır. 1.500 dolara satmış olduğu hisselerin bugünkü değeri 35 milyar dolara ulaşmıştır.

1997 yılında Yahoo’ nun yeni palazlanan Google’ı satın alıp, konuyu kapatma şansı vardı. Hem de sadece 1 milyon dolar gibi bir rakama. Google’ın bugünkü piyasa değeri yaklaşık 400 milyar dolar… O dönem bu satın almaya yanaşılmadı çünkü Google düz bir arama motoruydu, Yahoo ise bir portaldı.

Tüm bu örnekler büyük avın peşinden koşma veya vazgeçme kararı veren insanların/şirketlerin hikayeleri. Bir de tüm hayatını, enerjisini, zamanını, küçük bir tavşan peşinden koşarak geçiren ve her şeyini tüketenler var elbette. Yani Aptal Puma Sendromu’ na kapılanlar. Onların hikayelerini çok duyamamamızın sebebi, tüm sınırlı kaynaklarını, küçük faydalar peşinde heba etmeleri sebeplidir.

Peki siz, şu an kendinizi değerlendirdiğinizde, enerjinizin ve zamanınızın ne kadarını yüksek fayda getirecek işlere, ne kadarını ise küçük işlere harcadığınızı düşünüyorsunuz? Peşinden koştuğunuz hedefleri, günlerinizi verdiğiniz projeleri veya tüm mesainizi harcadığınız işleri sıraladığınızda, fayda-maliyet analizi sonucu karşınıza çıkan tabloda artıda mısınız? Olmadığınızı düşünüyorsanız, zamanınızı ve enerjinizi harcadığınız işlerin listesini yeniden gözden geçirip, farklı bir öncelik sırası vermenin vakti gelmiştir belki de. Çünkü siz tüm kaynaklarınızı, tavşanın peşinden koşup harcarken, bir sonraki büyük hedefiniz, ceylan için yeteri kadar gücünüz ve zamanınız kalmayabilir.

N.Ahmet Genç

N. Ahmet Genç

N. Ahmet Genç

Yazarın Diğer Yazıları