Kendinizin Kaçıncı Versiyonusunuz?

,

Günümüzde teknoloji ve yapay zeka, çoğumuzun artık takip edemeyeceği kadar hızlı bir şekilde gelişirken, tüm bu teknolojilerin kendilerini güncel tutmak ve rekabet avantajı sağlamak için harcamak zorunda oldukları büyük bir enerji, zaman ve maliyet olduğunu da göz ardı etmemek gerekir.

Rekabetler, ihtiyaçlar ve beklentiler nedeniyle, Windows 10’a son dört yılda 8 kez, dünyanın en kararlı işletim sistemlerinden biri olarak kabul edilen IOS işletim sistemine ise, kullanıma geçtiğinden bu yana 12 kez güncellenme yapılmak zorunda kalınmıştır. Her ne kadar bu örnekler, en güncel ve teknolojik olanlar olarak göze çarpsa da, yakın geçmişimize kısa bir göz atarsak daha onlarcasını gözlemlediğimizi ve yaşadığımızı hatırlayabiliriz.

İnsanlığın kendi içindeki değişimi ile, birçok alanda eskiye göre farklı uygulamalar etrafımızı sarmış durumda. Okul öncesi çağlardan başlayalım isterseniz. Şu anki çocuk yetiştirme yöntemleri ile geçmişi bir kıyaslayın. Doğru bildiğimiz birçok şeyin, artık ne kadar hatalı yöntemler olduğunu her yerde savunuyoruz. Peki öğrenim sistemi ve öğretme metotları, meslek seçimleri ve mesleklerin öncelikleri. Ya Endüstriyel devrimler…

Buharlı Makinelerin gücünün tetiklediği 1. Endüstri Devrimi ile başlayan makineleşme süreci;

Montaj hatları ve seri üretim ile özdeşleşen 2. Endüstri Devrimi;

Bilgisayar ve otomasyon önderliğindeki 3. Endüstri Devrimi;

Ve tabi ki günümüzün en önemli konularından biri olan, Sanal Fiziki Sistemler üzerine kurgulanmış, IoT (Nesnelerin İnterneti), Öğrenen Robotlar, Büyük Veri gibi heyecan verici uygulamaları ile Endüstri 4.0.

Her biri, kendi döneminin ihtiyaçları sebepli oluşturulmuş veya geliştirilmiş çözümlerdir.

İnsan gücünden bağımsız makineleşme çabaları, buharlı makinelerin ortaya çıkmasını, büyük taleplerin en verimli yöntemlerle karşılanması için seri imalat süreçlerinin başlaması takip etmiş, sistemlerin otomatikleştirilmesi ve sanallaştırılmasıyla günümüze kadar evrimleşmiştir tüm sanayi süreci.

İhtiyaçların günden güne değiştiği, hatta yıllar öncesiyle kıyaslandığında evrim geçirdiği, her yeniliğin hızla tüketilerek, doyuma erişme süresinin sürekli kısaldığı yeni dünyada ayakta kalabilmenin tek çaresidir, “taleplere hızla cevap verebilmek ve kendini güncel tutabilmek”.

İş hayatında da, özel hayatımızda da durum pek farklı değildir aslında. Ayakta kalabilmek için kendimizi, organizasyonlarımızı ve süreçlerimizi güncel tutmayı başarmak ve buna emek harcamak durumundayız. Başaramazsak ne mi olur? Şu an robotlar yerine, buharlı makineler ile üretim yapmaya çalışsak ne olacaksa o olur. Daha uzun zaman, daha fazla enerji, çok daha yıpratıcı bir süreç ve istenilen verimi almaktan çok uzak bir çıktı.

Kendini ve organizasyonunu güncel tutmanın yeri ve önemi bu kadar belirginken yine de çok zorlanırız yenilenmek için. Çok da doğaldır aslında bu zira kendi elleriyle ve bin bir güçlükle yaptığı çalışmaların, alışkanlıkların artık yenilenmeye muhtaç olduğunu kabullenmek, insanın en zorlandığı konuların başında gelir. Sımsıkı sarılırız emeklerimize ve ritüellerimize çünkü bizim için ilk günkü kadar özel, önemli ve gereklidir onlar. Ayrıca konfor alanımızda kalmayı da sağlamış oluruz bu şekilde.

Özel hayatımızda durum biraz daha kolaydır. Kendimiz ile ilgili konularda daha esnek ve yeniliğe daha açık olabiliriz. Bu sayede de daha sık ve yoğun bir güncelleme içinde olma çabamız daha fazladır. (farkında olmasak bile) Örneğin bundan 20 yıl önceki gibi beslenmiyoruz, ya da 20 yıl önceki gibi sporlar yapmıyoruz. Hobilerimiz artık tamamen farklı. Giyim tarzımız, eğlence tarzımız ve çevremizdekiler…Hepsini sürekli güncelleyerek buraya taşımışız ve güncellemeye devam edeceğiz. Çünkü güncellenmediğinde rahatsızlık duyarız ve değişimin temel çıkış noktası rahatsızlıktır. Bir şeyden rahatsız olmaz isek onu değiştirme ihtiyacı da duymayız. Hayatımızda ihtiyaç olduğu halde güncellemediğimiz her konu, zamanı geldiğinde bizi rahatsız eder ve hemen aksiyon alma ihtiyacı duyarız. İş hayatında da durum pek farklı değildir ancak sürece dair yaptıklarımız öncelikle etki alanımıza dokunacağı için rahatsızlığın etkilerinin bize yansıması bir faz farkıyla olur. Bu da bizim güncellenme ihtiyacımızı ve kararımızı ötelememize sebep olabilir.

Değişmezsek, paradigmalarımızdan kurtulmazsak ve konfor alanımızda kalmaya çalışırsak ne olur peki sizce?

Kurallarımız etrafımızdaki duvarlar, paradigmalarımız ise ayağımızdaki prangalara dönüşür. Bu kural duvarları ve paradigma prangaları, hem bizim ilerlememizi engeller, hem de dışarıyı görmemizi. Sınırlı bir görüş açısı ve kendi oluşturduğumuz kısıtlar içinde ilerlemeye çalışırız ancak ne hayat, ne de rekabet bizim güncellenmemizi bekler. Çünkü dışarıda nehir hızla akmaya devam edecek ve yalnızca kendisi kadar hızlı ve çevik olabilenler akıntıya kapılmadan ilerlemelerini sürdürebileceklerdir.

“Peki şu an bir güncellemeye ihtiyacımız var mı?” sorusu gelecektir aklımıza. Elbette var. Çevremizdeki her şey, her gün irili ufaklı değişimlere uğrarken bizim de bunlara bir şekilde ayak uydurmaya çalıştığımız gerçeği, hep önümüzdedir zaten. Buradaki konu, tüm bu değişim ihtiyaçlarının ne kadarına enerji, zaman ve emek harcadığımız ve ne kadarını gerçekleştirebildiğimiz ile ilgilidir.

Değişim, hayatımızın her alanında kaçınılmaz ve kabullenmemiz gereken bir olgu ise o halde kendimizi bu yeni durumlara uygun şekilde konumlandırmak ve geliştirmek de, yine peşimizi hiç bırakmayacak bir zorunluluktur. Değişim, hızla akan, çok güçlü bir nehirdir. Gelişim ise üzerinde oturduğumuz bot. Değişim nehrinin gücünü kullanmak sizlere kalmış. Ya Gelişim botu ile hızla bitiş çizgisine doğru ilerlersiniz, ya da bottan inip nehrin gücünün sizi savurmasını beklersiniz.

Dünyamız, her sabah uyandığımızda bizim için yenilikler ve sürprizler hazırlar. Yapmamız gereken tek şey bunun farkında olarak kabullenmek ve kendimizi yeni ihtiyaçlara uygun şekilde, hızla güncelleyerek bu değişimlerin keyfini çıkartmaktır.

Bunun içindir ki; Her sabah uyandığımızda bir şeylerin değiştiğini bilip, kendimizin yeni güncellemelerini yapmak, açmak istediğimiz başarı kapılarının en önemli anahtarlarından biridir.

Şimdi kendinize sorabilirsiniz; Siz kendinizin kaçıncı versiyonusunuz ve en son güncellemenizi ne zaman yaptınız?

N. Ahmet Genç

N. Ahmet Genç

N. Ahmet Genç

Yazarın Diğer Yazıları