Korkmaktan Korkmayın Ama…

,

Korku… Herkesin, hayatının bir döneminde hissettiği o temel duygu…

Hiç kimse yoktur ki, hayatının bir anında o kalp çarpıntısını hissetmesin. Hatta daha doğduğu ilk günden itibaren korkmaya başlarmış insanlar. Bilim insanları, bebeklerin dünyaya iki korkuyla birlikte geldiğini söylerler. Düşme korkusu ve yüksek ses… Yani daha doğduğumuz ilk günden itibaren korkuyu tatmaya, onu hayatımızın içinde hissetmeye başlarız. “O halde bu iki korku dışındakiler nasıl hayatımızın içine giriyor?” diye soracak olursanız, şöyle cevaplar çıkacaktır karşımıza: Bazen deneyimlediklerimiz, bazen duyduklarımız, bazen gördüklerimiz ancak çoğu zaman da kurguladıklarımız bizde bu korkuların oluşmasına sebep olur. Şimdi şöyle bir durup düşünseniz ve sorsanız kendinize; “Hem şu içinde bulunduğunuz zamanda, hem de geriye dönük olarak yaşadığınız korkuların kaçı, gerçek tecrübelerinizden miras kalmıştır size?” Sizce tüm korkularınızın yüzde kaçını oluşturur bunlar, yani gerçekten deneyimlemeniz sonucu oluşan korkularınız? Bu zamana kadar yaşadığınız tüm korkuları düşündüğünüzde, bu oranın çok yüksek olmadığını göreceksiniz. Yani aslında gerçekten yaşadığımız şeylerin değil, “ya başıma gelirse” diye düşündüğümüz şeylerin bizi bu kadar büyük stres altına soktuğunu söylememiz çok mümkün. Bu stresin yoğun veya sürekli yaşanması durumunun, başta depresyon ve benzeri psikolojik rahatsızlıklar ile kalp rahatsızlıkları olmak üzere, birçok önemli hastalığa sebep olabildiği bilinmektedir. O halde her şey için bu kadar büyük korku ve endişe duymaya gerek var mı sizce?

Her şey için değil belki, ama bazı şeyler için “evet, gerek var”. Çünkü bu söylemlerimden “hiçbir şeyden korkmayın” yorumunun çıkartılmasını istemem. Özellikle bazı durumlara karşı, belirli dozda korkunun olması hayati açıdan son derece önemlidir. Örneğin bir çoğumuz, küçükken elimizi sıcak bir cisme temas ettirip, yakmışızdır. Nasıl, deneyimle öğrendiğimiz bu korkuya, benzer durumlara düşmemek için ihtiyacımız varsa, daha önce deneyimlemesek de, sağlığımızı tehlikeye sokabilecek bazı konular için de korku duymaya ihtiyacımız vardır. Zira burada duyulan korkular faydalı korkular olup, bizi önemli tehlikelerden korurlar. Bununla birlikte, bazı korkularımız da, riskin doğru analiz edilmemesi sebepli gereksiz veya haddinden fazla olabilir. Bu durumda da, yersiz bir endişeye kapılıp, kendimize zarar verebilir veya karşımıza daha farklı sorunlar çıkartabiliriz.

Size basit birkaç örnekle konuyu daha iyi aktarmaya çalışayım:

  • Yukarıdan başımıza bir şeylerin düşme ihtimali olan bir yerde baret takmak çok önemli ve gereklidir. Peki etrafta herhangi bir tehlike yokken, sürekli kafamıza bir şey düşer diye korkup, düz yolda yürürken baret taksak, ne düşünürsünüz?
  • Ya da belirli bir metrenin altına dalış yapmak istediğimizde, kendimizi korumak ve nefessiz kalmamak için oksijen tüplü dalgıç kıyafeti giymek gerekir. Peki aynı korkuyu denizde boyunuzu aşmayan bir yerde duyup, bu kıyafeti giyip, sığ bir yerde bunlarla yüzmeye çalışmak ne derece mantıklıdır?
  • Veya zaten çok çalıştığınız bir dersin sınavının, ya da tüm detaylarına hakim olduğunuz bir projenin sonuçlarının çok kötü olacağını düşünüp, sürekli bundan endişe duymak ne kadar akılcıdır sizce?

Belirli düzeyde korku ve endişe çok faydalı bile olabilir. Bazı şeylerden korkmak, tedirgin olmak, işimize, sağlığımıza veya çevremize zarar verme ihtimali olduğunu bilmek, almamız gereken tedbirleri yerinde, zamanında almamızı sağlar ve bu da bizi olası risklerden korur. Bu korku ve tedirginlik, bir inşaat alanında korumasız gezinmememizi, iyi yüzme bilmiyorsak kendimizi korumadan çok açılmamamızı, zor ve önemli bir sınav öncesi rehavete kapılmamamızı veya hızla bitirmemiz gereken bir projede dikkatimizin dağılmamasını sağlar.

O halde konu, aslında bir şeyden korkmak veya korkmamak olarak ele alınmamalıdır. Her şeyden korkulabilir. Hatta bazen bazı şeylerden korkmak gereklidir. Burada mühim olan hangi durumda, ne zaman ve ne ölçüde korkmamız gerektiğidir. Şöyle ki;

Şehrin merkezinde gezerken, sizi bir aslanın yeme ihtimalini düşünüp, bundan endişe etmek ve sürekli bunun için tedbirler almaya çalışmak ne kadar sağlıksız bir düşünceyse, Afrika gezisine gittiğinizde sizi gezdiren arabanın devrilmesi sonucu, size doğru hızla gelen bir aslana karşı da hiçbir şey yapmadan “bana bir şey olmaz” düşüncesiyle gezinizi sürdürmeye çalışmak o kadar tehlikelidir.

Yani, Korkmaktan Korkmayın ama korkacağınız şeylerin zamanlamasını ve dozunu iyi ayarlayın ki; “Ne şehirde aslana av olma stresini yaşayın, ne de Afrika’ da aslanın akşam yemeği olun.”

N.Ahmet Genç

N. Ahmet Genç

N. Ahmet Genç

Yazarın Diğer Yazıları