Öğretilmiş/Öğrenilmiş Çaresizlik

,

On yıl önce artık beni çok rahatsız eden omuz ağrım nedeni ile doktora gitmiştim. Doktorum ile diyaloğumuz şöyle gelişti:

– Şikâyetiniz nedir?

– Sağ omzum ağrıyor.

– Çalışıyor musunuz?

– Evet

– Evli misiniz?

– Evet

– Çocuğunuz var mı?

– Evet

– Araba kullanıyor musunuz?

– Evet

– Bilgisayar kullanıyor musunuz?

– Evet

– Eee, o zaman olur!

İçimden “Kamera şakası mı bu?” diye düşünürken, doktorum ağrı kesici yazdığı reçeteyi bana uzatıyordu bile! Sonrasında “ nasılsa herkeste oluyormuş” diye hiç doktora gitmedim. İki yıl önce sağ omzumun ağrısı yaşam kalitesini epey düşürünce yeniden doktora gittim. Eski MR’ları istedi. Daha önce hiç çektirmediğimi söyleyince epey şaşırdı. İlk kez çektirdiğim MR’da boyun fıtığının sağ kola yaptığı basının bu ağrının sebebi olduğumu öğrendiğimde ise “çaresizliği” de öğrendiğimi anladım. Doktorlarımızı tenzih ederim, kötü doktora denk geldim şeklinde yorumlamak değil elbette niyetim, “ağrı ile yaşamam gerektiğine ikna olma” ile ilgili durumundan bahsediyorum. Bu duyguyu bir şekilde öğreniyoruz.

Öğrenilen çaresizlik, içinde olduğunuz durumu değiştirilemeyeceğine ikna olmanız demektir.

İlginç olan ise bu kavramın yalnızca modern insanlara özgü bir dert olmaması, aynı zamanda hayvanlarda da karşımıza çıkmasıdır. Örneğin tropik büyük balık cinsinden barakuda, geniş bir oda büyüklüğündeki cam havuza konur, yandaki havuzda da küçük balıklar vardır. Yemek için her saldırdığında cam duvarlara çarpan iri balık, yirmi gün sonunda cam duvarlara çarpmadan havuzda yüzmeyi öğrenir. Son aşamada yandaki havuz ile arasındaki bölme kaldırılır ama aynı yerde yüzmeye devam eder. Diğer taraftaki balıkları yiyemeyeceğini öğrendiğinden artık denemeyi bırakmış, kendi alanında yüzmeyi öğrenmiştir.

Pire deneyi ise ilginç gerçekten, elli santim sıçrayan pireyi otuz santimlik kavanoza koyup kapağı kapatılır. Zıpladıkça canı yanan pire kavanoz boyu kadar zıplamayı öğrenir ve çarpmamak içim yirmi dokuz santim sıçrar. Kapak açılıp “özgür” bırakıldığında ise sınırları çoktan belirlenmiş olduğundan kavanozdan dışarı çıkacak kadar zıplamaz.

En çok bilinen örnek ise sirklerde kullanılmak üzere yetiştirilen filler. Doğal yaşam alanından zorla koparılmış her vahşi hayvan gibi filler de özgürlüklerini geri kazanmak için mücadele eder. Peki, o zaman eğitmenler bu devasa hayvanları “evcilleştirmeyi” nasıl başarıyorlar? Bu sorunun cevabı işkencenin bir türevi, yani tam anlamıyla öğretilen çaresizlik. Filler henüz yavruyken “eğitilmeye” başlar ve kalın bir zincirle bir kazığa bağlanırlar. Zincirleri canlarını acıtırken bir taraftan da özgür kalma çabalarını devamlı boşa çıkararak iradelerini kırar. Bu yöntem eski hayvanat bahçelerinde de kullanılmaktaydı. Fillerin yaşadığı alanın etrafına derin bir çukur kazılırdı ve yavru filler adım atarak çıkamaz, büyüdüklerinde ise çıkamayacağını öğrendiği için adımlayıp geçmezdi. Tonlarca ağırlığındaki yetişkin fil, küçükken öğrendiği alanda yaşamını sürdürür ve bu sayede kaderini kabullenmiş olur.

Peki, biz insanlar çaresizliğin, bizden onlarca kat ağır bir devi bile kırabilecek acımasız bir silah olduğunu bilirken nasıl aynı tuzağa kendimiz de düşüyoruz? Demokrasilerde oy vermenin kişiye bir tehdit oluşturmadığı ülkelerde, yüzde elliye kadar düşen katılım oranları bize ne anlatıyor? Peki ya “cam tavan”a çarpan kadınlar? Bu da bir başka yazının konusu olsun.

Kişisel gelişim felsefesinin önemli isimlerinden Jim Rohn “Bulunduğun yer seni memnun etmiyorsa, yerini değiştir. Ağaç değilsin.” diyerek, öğrendiğimiz çaresizlikleri bir kenara bırakabilmenin reçetesini verir.

Öğrenilmiş olması aslında ilk başta böyle bir durumun içinde olmadığınızın da ispatıdır. Koçlukta, danışan ile koç arasında birebir uygulanan birçok teknik ile farkındalık sağlanabilir ve yeniden bireysel çareler bulunabilir. Biz harekete geçmeye karar verdiğimizde!

Sağlık ve huzurla

Nurkan Zaim
Ekonomist, Profesyonel Koç

Nurkan Zaim

Nurkan Zaim

Yazarın Diğer Yazıları