Varoluşsal Zeka

,

Psikologların geliştirdiği Çoklu Zeka Kuramı eğitimciler tarafından benimsenerek, “Ancak tek bir zeka tipi olsaydı, eğitim sistemi adil olurdu” fikri üzerinden geliştirilmiştir.

Konu ilginizi çekerse, Harvard Üniversitesinden Prof.Dr.Howard Gardner tarafından ortaya atılan Çoklu Zeka Kuramı’nı Google ile aratarak bir çok makale okuyabilirsiniz. Gardner, 1983 yılında yazdığı Zihin Çerçeveleri (Frames of Mind) kitabında orijinal yedi zeka alanı tanımlamış; takip eden yıllarda yayınlanan kitaplarında iki zeka alanından daha bahsetmiştir.

Kişisel gelişime ilgi duyanların sık karşılaştığı bir kavram vardır; insan zihni, mutluluk için tasarlanmamıştır, sadece hayata tutunmak için tasarlanmıştır. İşte, Gardner tarafından sekizinci zeka olarak tanımlanan zeka türü, hayatta kalabilmek için gereken zeka, doğa zekasıdır (naturalistic). Elbette günümüz koşullarında doğa zekasını evirilmiş olarak kullanıyoruz. Doğa zekası güçlü olanlar, tüketici bir toplum içerisinde nelerin alınması, hangi ürünlerin alınmaması gerektiği bilen, ekolojik çevreyi ve dünyayı önemseyen kişilerdir. Toprakla uğraşmayı ve hayvanları beslemeyi seven, doğa içinde yaşamını sürdürebilen, hayvanları ve doğal çevredeki diğer parçaları (taşlar, kabuklar, ağaçlar, bulutlar, vb) tanımlayabilme ve sınıflandırabilme yeteneğine sahip, dış dünyayla güçlü bağları bulunan, soyu tükenmekte olan türleri araştırmaktan zevk alan, açık hava sporları yapmayı seven kişilerde doğa zekası güçlüdür, denilmektedir.

Benim ilgimi çeken ise henüz kesinleşmemiş olan son zeka alanı; Gardner ‘ın son on yıldır üzerinde çalıştığı zeka türü (existential), varlıkla ve varoluşa ilişkin büyük sorunlar ile ilgili olduğundan Varoluş Zekası veya Büyük Sorun Zekası veya Varoluşsal Zeka adlarından birini alabilir.
Nedir bu son zeka diye merak edenler için kısa bir açıklama; mantık çerçevesinde inanması zor olup aynı anda ihtiyaç duyulan kavramların anlamlandırılması ve insan zekasına uyumlu bir şekilde sunulması konuları ile ilgilidir.

Konuyu biraz daha açalım; varoluşsal zeka, insan varlığı ile ilgili daha geniş ve derin sorular sorma, sorular açısından düşünme ve metafizik cevapları arama eğilimidir. Hayatın anlamı ve hayatın başlangıcı gibi insanın varoluşu hakkındaki sorulara karşı duyarlılık olarak tanımlanmaktadır; Bize ne olacak? Gelecekte bizi ne bekliyor? Nereden geliyoruz? İnsanlar neden kavga ediyorlar? Neden savaş var? Hayat neden var? Ölüm neden var? Var olmak, ölüm ve gerçekliği sorgulamayı, hayatın anlamının irdelenmesi, doğum – ölüm, başlangıç – sonların nedenleri gibi, mantık yürütmenin zor olduğu ve duyulup hissedilemeyen konularda düşünme ve etkin yorum yapabilme becerisiyle ilgilidir.

Dünyanın yüzyıllar önce neye benzediğini, başka bir gezegende hayat olup olmadığını, ölümden sonra yaşamın olup olmayacağını, başka bir boyutun olup olmadığını, paralel evrenleri, sonsuzluk ve sonsuzluk ötesi olgular üzerine düşünebilen insanların bu zeka alanında güçlü olduğu ileri sürülüyor.
Aynı zamanda, bu zeka türündeki insanların hayatın ve ölümün ötesinde neler olduğu konusunda düşünce yürütebilecek kapasiteye ve duyarlılığa sahip marjinal, en uç noktalara değinen kişiler olabileceği söyleniyor. Varoluşsal zekaya sahip insanlar, diğerlerine göre bu konularda fazlaca düşünüp, günlük yaşantılarını kendi varlık sebepleri hakkında kafa yorarak sürdürürler. Bu düşünceler yaşam ve ölümün nedenlerini ve nasıllarını içerebilir. Birçok insan bu düşünceleri hiç dikkate bile almazken kendi varlıkları ile ilgili insanlar neden doğduğu, hayata nasıl geldiği ve neden öldükleri gibi soruların yanıtlarını keşfetmeye çalışırlar.

Süren araştırmalarda, son zeka alanının meslek türlerinin; evren bilimciler, filozoflar, kuantumcular, fizikçiler, matematikçiler, din adamları, yoga eğitmenleri gibi sonsuz büyüklüğün ve sonsuz küçüklüğün ötesini hayal edebilen meslekler olabileceği üzerinde fikirler öne sürülüyor.

Ruhsal zeka da varoluşsal zekanın bir parçası olarak görülebileceğinden, varoluşsal zeka, ruhsal ve zihinsel deneyimlere sahip olan kişilerde güçlü olduğu varsayımıyla meditasyonda daha yetenekli kişiler olduğu söylenebilir.

Konu epeyce derin, okudukça daha fazlasını öğrenme isteği uyandırıyor. Benim merak ettiğim konu ise; yeni bir zeka alanının nasıl bulunduğudur.

Zeka üzerindeki çalışmaların sonsuz bir süreç olmadığını özellikle vurgulayan Gardner; biyoloji, psikoloji, antropoloji, beyin cerrahisi gibi birçok disiplinden faydalanarak başka zekaların da var olabileceğini üzerinde çalıştıklarını anlatıyor. Aslında beyinde yeni yerler, daha önce kullanıldığını fark edilmeyen bölgeler keşfedilmediğini söylüyor. Bu farklı disiplinlerden gelen bazı kriterlerin hepsi bir noktaya doğru işaret ediyorsa ancak yeni bir zekadan bahsedilebileceğini ve en önemlisi beynin hangi bölgesinde bu bilgilerin işleme konduğunu araştırarak yeni bir zekanın olup olamayacağına karar verildiğini açıklıyor.

Beynin herhangi bir kısmının felsefi ve varlıkla ilgili sorularla uğraştığına dair bir kanıta henüz ulaşılamadığından bu zeka, henüz literatüre girmemiştir. Bir çok kriter yerine getirilmesine rağmen beynin hangi bölgesinde bu bilgilerin işleme konulduğu henüz araştırma aşamasındadır.

Varoluşsal zeka alanında yürütülen çalışmaların sonuçlandırılması beklenirken, zihnimizde yarattığımız ütopyada yönetenlerin sahip olduğunu düşlediğimiz bir zeka türü olduğu aşikardır.

Sağlık ve huzurla,
Nurkan ZAİM
Ekonomist, Profesyonel Koç

Nurkan Zaim

Nurkan Zaim

Yazarın Diğer Yazıları