Sessiz Sinema

,

Çocukluğumda en sevdiğim oyunlardan biriydi sessiz sinema! Birçok hareketin simgelediği adlar olduğundan iyi de oynardık; rakip takım için zorlayıcı bir film ismi bulduğumuzda ise kıs kıs gülerek izlerdik anlatıcının şekilden şekile girmesini. Filmi anlatan oyuncunun konuşmasının kesinlikle yasak olduğu oyun, anlatıcının film adının kaç sözcükten oluştuğunu parmakları ile göstermesi ile başlar. Hemen ardından yerli yabancı ayrımı gelir. Anlatan başparmağı ile yerli film ise aşağı doğru tamam işareti yapar, yabancı film ise yukarı doğru…

İşte ben de sizlere bu ayki yazımda bir yerli bir de yabancı film tavsiye etmek istiyorum.

İlki yeni sayılabilecek bir Türk filmi; Kelebekler, senaristi ve yönetmeni Tolga Karaçelik. Henüz geçtiğimiz yıl vizyona giren ve Sundance Film Festivali’nde Büyük Jüri Ödülü’nü kazanan ilk yerli yapımımız.

Otuz yıl sonra babalarından gelen bir telefonla bir araya gelen iki ağabey ve kız kardeşlerinin koptukları mekâna dönüşleri, babalarının öldüğünü ve vasiyetini öğrenmeleri, anneleriyle geçen çocuklukları… Tam olarak annelerinin neler yaşadığı izleyiciye bırakılsa da ağır travma yaşandığı ve ailenin parçalandığı gerçekliği içinde işlenmiş. Kardeşlerin aslında yetişkin birer birey olarak birbirlerini hiç tanımamaları, yaşanan olaylara verdikleri tepkiler ve gün ışığına çıkan karmaşık bir geçmiş olarak özetlenebilir bu sıra dışı film. Anlatım ve görsellik olarak ise özellikle köye kelebeklerin geldiği bölüm oldukça başarılı, başrollerde Tolga Tekin, Tuğçe Altuğ ve Bartu Küçükçağlayan var. Ucuz şakalar ve durum komedilerinin modern yerli sinema için tek alternatif olmadığını anımsatır nitelikte bambaşka bir film Kelebekler. İzleyen herkesin kendine dair bulacakları olduğuna ve hüzün/neşe eşiğinin aslında ne kadar da ince ama derin bir çizgi olduğunu bir kez daha fark edeceğine eminim.

İkincisi ise yabancı; 1989 yapımı dilimize Aşkın Gücü olarak çevrilmiş (What Dreams May Come). Orijinal adında olduğu gibi, iyi ya da kötü, hayaller gerçek olabilir üzerine romantik bir görsel şölen. Robin Williams başrolde mücadeleci ve büyük bir ego ile asla pes etmeyen bir aile babası rolünde. Çocuklarını işi yüzünden okula bırakamayan eşini, evlatlarının kaybına yol açan trafik kazası sonucunda çektiği vicdan azabı ile delirmenin eşiğinden kurtarıp sevdiği kadını hayata bağlamayı başarmış bir adam… Film ise kendisinin de bir trafik kazasında ölmesi üzerine başlıyor.

Çekildiği yılın teknolojisini zorlayan inanılmaz sinematografi ile uçsuz bucaksız ve rengârenk bir cennet… Öbür dünyada herkesin hayal edebildiğini yapabildiği kendi evreni var, olabildiğince çılgınca ve korkutucu bir özgürlük… Her birey dünyada olduğundan çok farklı görüntüye sahip olabiliyor. Örneğin oğlu babasının değer verdiği ve asistanlığını yaptığı ilk doktor görüntüsüne sahip olabiliyor. İzlerken aklınıza takılan soruların yanıtları akış içerisinde yanıtlanıyor;

“Neden kendimizden farklı kişiler olmayı seçiyoruz cennette?” Paketin önemi yok dense de asıl neden, sahip olduğumuz otorite figürleri; öğretmeninin, babanın kim olduğu senin gerçekte kim olduğunu etkilediğidir.

Birçok beylik gelebilecek diyalog içerse de güzel bir anlatımı var. “İyi insanlar kendilerini affedemedikleri için cehenneme giderler.” Ruh eşiniz “kendimi affedemem belki ama seni affedebilirim ” derse kimseye beylik gelmez!

Çocukları ardından kocasını da kaybeden ve dünyada yalnız kalarak bu sefer pes eden eşi, yaşamına son vererek cehennem tarafına gidiyor. Öldüğün zaman yok olursun fikrine sahip olan karısının gerçekliğine karışır ise geri dönüşü olmayacağını bilen kocası, cehenneme rehber eşliğinde eşini bulmaya gidiyor. Betimlemeler çok güzel gençliklerinde dans dersi için ısrar eden kadın kocasından ret yanıtı alınca “insanların suratlarından oluşan bir denizin içinde kayboluyorum sanki” demiş ve bu onun cehennemi olmuş. Filmdeki sınırsız hayal gücü ile cehennem de görsel şölenden payını almış.

Hastalığı yüzünden 2014 de intihar eden Robin Williams yirmi beş yıl önceki rolünü anımsıyor muydu acaba?

Gerçekten de hepimiz bazen kazandığımızda kaybediyoruz.

Hepimiz beraber yaşlanabilir miyiz cennette? Yeniden dünyaya dönebilmek, farklı seçimler yapmak, tekrar denemek, yeniden doğmak ve yine ruh eşini bulmak mümkün mü? Filmde epey soru soruluyor ve sanırım izleyici kedi inancı doğrultusunda yanıtlarını buluyor.

Gerçek, beynimizde gerçek olandır. Belki de dedikleri gibi “…koca bir insan ömrü cennette sadece bir kalp atışıdır.”

Sağlık ve huzurla

Nurkan ZAİM

Ekonomist, Eğitim Koçu

Nurkan Zaim

Nurkan Zaim

Yazarın Diğer Yazıları